Rob Boddice – Knowing Pain: Acının Tarihsel, Kültürel ve Duygusal İnşası Üzerine Disiplinlerarası Bir İnceleme



 

Rob Boddice – Knowing Pain: Acının Tarihsel, Kültürel ve Duygusal İnşası Üzerine Disiplinlerarası Bir İnceleme

Rob Boddice’ın Knowing Pain: A History of Sensation, Emotion, and Experience adlı eseri, acıyı nesnel bir olgu olmaktan çok, tarihî ve kültürel bağlamlarıyla birlikte kavramayı amaçlayan transdisipliner bir tarih çalışmasıdır. Boddice, acıyı “kendini doğrudan başkalarına aktarması imkânsız, belirli, özel, aracılı ve koşulludur” biçiminde tanımlar[1]. Kitap, Antikçağ’dan günümüze uzanan geniş bir kronolojide, “acının evrenselliği” tezini çürüterek her dönemde ve toplumda farklı anlamlandırıldığını göstermeyi hedefler. Yazar, tıp tarihi, kültürel tarih, duygu tarihi ve felsefe gibi çeşitli yaklaşımları harmanlayarak; antik humoral kuramlardan (örneğin Yunan ve İslam tıbbındaki akış teorileri) modern tıbbın cartesyen- mekanik modele geçişine; 17. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan deneysel ve sanatsal acı gösterimlerinden; kronik ağrının çağdaş kapitalizm içindeki rolünden; empati kavramının çelişkilerinden; plasebo/nocebo etkilerine kadar konuları ele alır. Ana argüman olarak, acı deneyiminin ve bilgisinin tarihî olarak değişken olduğunu, farklı “acılar”ın ancak kendi bağlamları içinde anlaşılabileceğini öne sürer. Bu tarihsel analizde Boddice, Elaine Scarry’nin acının aktarılmazlığı ve fiziksel odaklılığı üzerine görüşlerini takip ederken[2]; Joanna Bourke ve diğer duygu tarihçilerinin katkılarını da gözetir. Yazar ayrıca kendi kronik ağrı deneyimi üzerinden empati sınırları üzerine kişisel bir değerlendirme yapar.

Kitabın yapısı, bir Prolog ve Yasağa (epilogue) ile yedi tematik bölüme ayrılmıştır[1]. Başlangıçta acının tanımını sorgulayan Boddice, sonraki bölümlerde “bilgiye kodlama (scripting)”, “deneyimleme (experiencing)”, “dünya kurma (worlding)”, “acı çekme (suffering)”, “duygudaşlık (commiserating)”, “kontekstualizasyon (contextualising)” ve “bedenselleştirme (embodying)” başlıklarında konuyu derinleştirir. Her bölüm, kapsadığı tarihî dönemlere göre örnekler sunarken (örneğin Yunan-Roma ve İslam antik Çağı, Rönesans sonrası Avrupa, modern dönemin klinik pratikleri, çağdaş medya vb.) acının çeşitli boyutlarını tartışır. Boddice özellikle acı deneyiminin öznel-nesnel gerilimini (nesnel ölçüm çabaları ile öznel ağrı anlatıları), tıbbi ve kültürel söylemleri, güç ilişkilerini ve etik sorunları vurgular[3][4].

Çalışmada ağrı tarihçiliği bağlamında önceki yaklaşımlar eleştirel biçimde yer alır. Geleneksel tıp tarihi, acıyı çoğunlukla evrensel biyolojik bir olgu sayarken; Boddice, bu perspektifin ötesine geçer. O, Mary Scarry’nin (1985) “acı deneyiminin diğerine aktarılamazlığı” vurgusunu benimser[2]; bununla birlikte (scarryyenin odaklandığının aksine) acının yalnızca bireysel bir his değil, aynı zamanda kültürel inşalar, sosyal kurumlar ve dil tarafından şekillendiğini gösterir. Joanna Bourke’nin acı tarihini ele alan çalışmaları (örneğin The Story of Pain, 2007) gibi, Knowing Pain da acıyı zamana ve mekâna göre değişen bir olgu olarak ele alır. Fakat Boddice, bu literatürü aşarak daha geniş kavramsal ve metodolojik bir çerçeve çizer: Acı hem bir duygu hem bir duyumsama hem de bir deneyim olarak değerlendirilirken, fenomenoloji, duygu tarihi, tıp epistemolojisi ve bilişsel kuramlar gibi teorik yaklaşımlar da devreye sokulur. Kısacası, Boddice’ın tezine göre acı, evrensel bir nispet aradığı bilimsel çabalardan ziyade, her zaman toplumsal, kültürel ve politik koşullarla örülmüş bilinen ve yaşanan bir olgudur[1][2].

Yazarın Tezi ve Eserin Yapısı

Rob Boddice, akademik olarak duygu tarihi, deneyim tarihi ve tıp tarihi konularında uzmanlaşmış bir tarihçidir[5]. Knowing Pain’deki temel tezi, acının “kendiliğinden evrensel olmadığı”dır[1]. Kitabın önsözünde Boddice, kronik ağrı deneyimini açıkça paylaşarak, birinci şahıs perspektifin bilgi iddialarına nasıl katkıda bulunacağını irdeler. Girişte “acıyı bilmenin” eski tanımlarının sorunları masaya yatırılır. İlk bölüm “Scripting: The Politics of Knowledge” başlığıyla, acıya ilişkin tıbbi bilgilerin tarihini inceler. Bu bölümde yazar; Antik Yunan’da ve Ortaçağ İslam dünyasında geçerli olan “mizah akışları” teorilerini (örneğin kan ve iç salgılar dengesiyle acının anlaşılması) sunar, ardından modernitenin René Descartes öncülüğünde bedeni mekanik bir makine olarak ele alışının acı bilimindeki kırılmayı yarattığını anlatır[6]. Boddice, tıp paradigmasındaki bu değişimi, Batı’da fiziksel ve zihinsel ayrımını derinleştiren “kartesyen dönemeç” olarak değerlendirdiğini vurgular.

İkinci bölüm “Experiencing: Objectivity versus Subjectivity” içinde, acıyı ölçme ve nesnel hale getirme çabalarının tarihini tartışır. Yedi yüzlük bir örnek olarak Charles Le Brun’un 17. yüzyıl ifade desenleri, Duchenne de Boulogne’un 19. yüzyıl algılamasına dayalı acı fotografileri, Cesare Lombroso’nun ağrı eşik ölçer cihazları incelenir[3]. Bu örneklerle Boddice, nesnel standart arayışının, zihnin önceden varsaydığı kalıp algılarıyla şekillendiğini gösterir. Örneğin Le Brun’un çizimlerinin “suçlu tipi daha az acı hisseder” önkabulünü doğruladığına değinir. Yazar, çağdaş psikolojiye uzanan bir süreklilikte, ünlü duygu araştırmacısı Paul Ekman’ın evrensel yüz ifadeleri teorisini de kritik ederek, “acı anında insanın gülümsemesi” gibi gözlemlenen “aykırılıkları” geçiştirme stratejisini eleştirir[7]. Bu bölümde, Boddice “nesnellik-öznelik” ikilemi üzerinden hem deneysel hem fenomenolojik yaklaşımları değerlendirir.

Üçüncü bölüm “Worlding: Expressing and Managing” ise acının ifade biçimlerini ve anlamlandırılmasını ele alır. Burada sanatın ve kültürün rolü vurgulanır. Örneğin Louise Bourgeois’ın Histeri Kemeri heykeli, acının performatif bir ifade biçimi olarak gösterilir[8]. Boddice, Bourgeois’ın eseri ve 19. yüzyıl Jean-Martin Charcot’un hipnoz çalışmalarını karşılaştırarak “histeri” kavramının tarihçesini irdeler. Ayrıca farklı inanç ve dünya görüşlerinin (Hristiyanlıkta fiziksel bedeni yok sayıp acıyı maneviyata bağlama, Darwinci evrim perspektifinde acıyı türün yararına değerlendirme) acı deneyimine etkilerine değinilir[8]. Bu bölümde ayrıca modern tıpta doğum sürecinin “acıdan arındırılması”nın kadınların bedensel bilgeliğini nasıl yitirdiği konusunda bir eleştiri de yer alır.

Dördüncü bölüm “Suffering: Chronicity and Pain Syndromes” ve altıncı bölüm “Contextualising: Pleasure and Punishment” kronikleşmiş acıyı ve acı-zaaf bağlamlarını tartışır[9]. Boddice, kronik ağrının özellikle modern kapitalist bağlamda “sürekli zamanın” akışını aksatan bir deneyim olduğu üzerinde durur ve bu noktada engellilik çalışmalarından esinlenen “crip time” kavramını getirir[9]. Bu kavrama göre kronik hasta, standart üretken zaman dilimlerine uymayan, “başka türlü zamana” sahip bireyi temsil eder. Aynı bölümde işkence ve fizikî ceza pratikleri gibi “acıya direnç/sömürü” konuları, bunların siyasal iktidar bağlamındaki yerleriyle birlikte ele alınır. Yazar bu temalarda acıyı salt tıbbi bir rahatsızlık olmaktan çıkarıp, toplumun adalet, ceza ve güç ilişkileriyle ilişkili bir kavrama dönüştürür.

Beşinci bölüm “Commiserating: Sensing, Feeling, and Witnessing the Other in Pain” acıyı paylaşma (empati/duyguşama) kavramını sorgular[4]. Boddice, Susan Sontag’ın medyanın acı ve şiddet imgeleriyle doygun hale gelmiş toplumda duyarsızlaşma teorisinden hareketle, acı aktarmanın tarihsel sınırlarını çizer. Aydınlanma’dan modern döneme uzanan süreçte “duygudaşlığın Evrenselliği”ne yapılan vurgunun geçmişte inandırıcılığını yitirdiğini gösterir. Sonuç olarak insanların, kendi durumları farklı olanların (ve özellikle hayvanların) acısını anlamakta başarısız kaldığını ileri sürer[4]. Burada Boddice bir nevi etik çıkarımda bulunur: Tarihten ders alındığında, tam evrensel empatiye güvenilemeyeceğidir. Bununla birlikte metinde Budist düşüncedeki şefkat geleneklerine kısmen yer verir ve Budist öğretilerden alıntı yaparak (Dalai Lama, 2014) acıya farklı bir yaklaşım sunar[10].

Yedinci ve son bölüm “Embodying: Placebo/Nocebo” plasebo (etkisi umutla oluşan iyileşme) ve nocebo (beklenen kötü sonuç) olgularını inceler[11]. Boddice, modern tıbbın öncülerini “sahtekarlık” sayabilecek yaklaşımlara karşı, plasebo-nocebo fenomenlerinin tarih boyunca da var olduğunu savunur. Örneğin her tıp otoritesinin (simyacıdan hekimine) hastaya olan tutumunun, plasebo etkisi bağlamında güçlü sonuçlar ürettiğini belirtir. Bu bölüm, plasebo ve nocebo etkilerinin bilim tarihine daha sistematik girişi için bir temel hazırlar ve yazar ileriki çalışmalara bu konuda devam etmek istediğini ifade eder.

Sonuç bölümünde Boddice, “değişken hasta” olarak adlandırdığı kavram üzerinden, her dönemde beden-algı ilişkilerinin eskimeye ve dönüşmeye devam ettiğini vurgular. Eseri kişisel bir tonla bitirirken kendi kronik ağrı deneyimine geri dönüp, bu deneyimin bilimsel anlayışa katkılarını düşünür. Sonuç olarak Knowing Pain, öznel deneyim, kültürel yorum ve bilimsel bilgi arasında bağ kurarak, acının tarihini alışılmadık ama derinlikli bir şekilde yeniden kurgular.

Ağrı Çalışmalarının Tarihçesi ve Anahtar Kavramlar

Boddice’ın çalışması, ağrı tarihçiliği literatüründe önemli bir yere oturur. Geleneksel ağrı çalışmaları çoğunlukla tıbbî açıdan (örneğin hacamat, morfin kullanımı veya ameliyat öncesi algılamalar) ele alınmıştır. Oysa Boddice, bir ağrı tarihçisi olarak acı, duygu ve deneyim tarihinin kesişiminde konumlandırır. Amacı, ağrının fenomenolojik (hissedilen), epistemolojik (bilgi üretilen) ve sosyokültürel boyutlarını bir arada göstermektir. Dolayısıyla tezinde “ağrı bir semptom veya duyumdan ibaret değildir; aynı zamanda bir duygudur ve sosyal bir süreçtir” gerçeğini savunur. Yazarın bu yaklaşımı, duygu tarihi (history of emotions) çalışmalarından esinlenmiştir. Örneğin Richard Firth-Godbehere’nin Duygular Üzerinden İnsanlık Tarihi adlı eserinde olduğu gibi, ağrının da tarih boyunca ruh-beden ilişkisi bağlamında şekillendiği kabul edilir.

Kitapta geçen temel kavramlardan bazıları şunlardır:

·         His (sensation): Fizikî uyarılmaya bedensel tepki anlamında kullanılır. Boddice, hissin (sensation) kültürel olarak inşa edilebileceğini öne sürer. Örneğin aynı ısı veya basınca farklı toplumlar farklı “hissedilebilir” anlamlar yükleyebilir.
·         Ağrı (pain): Hem bedensel hem ruhsal acıyı kapsayan geniş bir deneyim alanıdır. Boddice ağrıyı fenomenolojik (yaşanan acı) kadar epistemolojik bir süreç olarak da ele alır; yani “ağrı nasıl anlaşılır” sorusunu sorar. Ona göre “ağrı”: fizyolojik bir alarm sistemi kadar, toplumun seçtiği değerler sistemi tarafından da şekillenen bir kavramdır[1].
·         Duygu (emotion): Geleneksel olarak daha çok sevinç, öfke gibi hissi tanımlasa da, Boddice ağrıyı da bir duygu türü olarak değerlendirmeye çalışır. Bu açıdan ağrı, acı çekmenin üzüntü, korku, öfke gibi diğer duygularla örtüşen bir yönü olduğunda anlaşılabilir. Örneğin “acıya sevgiyle katlanmak” veya “acı yüzünden öfkelenmek” gibi duygusal tepkiler incelenir.
·         Deneyim (experience): Boddice için dene(yim), bireyin ağrıyı yaşaması sürecidir. Bu deneyimin öznel yönü (kişinin kendi ifadesi) ile sosyal yönü (çevrenin ona yüklediği anlam) birlikte ele alınır. Dolayısıyla “acı deneyimi”, hem gerçek fiziksel uyarı hem de kişi ve toplumun inşa ettiği anlam havuzunda şekillenen bir olgudur.
·         Suffering (acı/ızdırap): Ağrının şiddetli biçimi olarak değil, acı çekme hali. İngilizce “suffering” kavramı Türkçeye tam karşılığı bulunamaz; hem “acı çekmek” hem de “zafer anı” anlamında kullanılır. Boddice acıyı genellikle suffering bağlamında tartışır, çünkü onun bakışına göre ağrı genellikle bir yaşama anlamı yükleme sürecini içerir.

Bunlar ışığında, Knowing Pain ağrıyı salt “bedeni acı veren bir his” olmaktan çıkarıp, onu kültürel metinler, tıbbi paradigmalar ve toplumsal dinamiklerin kesişimine yerleştirir. Boddice’ın terminolojisindeki vurgu, acının “öznelliği” üzerinde olur. Daha ilk sayfalarda, Scarry’nin takip ettiği gibi “ağrı deneyiminin diğerine kesin aktarılmasının imkânsızlığı”na işaret eder[2]. Ancak bu görüşe rağmen Boddice, “acı tamamen bireysel değildir” diyerek sosyal unsurları da kabul eder. Nitekim Esther Cohen’in incelemesi, Boddice’ın “acıdaki sosyal ve kültürel faktörlere” yer verdiğini vurgular[2]. Yani yazar, hem ağrının öznel boyutunu hem de bu öznelim içindeki tarihî figürasyonları bir arada görür.

Kullanılan Yöntemler ve Teorik Çerçeveler

Boddice’ın yaklaşımı çok disiplinlidir. Ana metodolojik çerçeve olarak entelektüel tarih (tarih içinde düşünce ve inanç sistemlerinin evrimi), kültürel tarih (metinler, sanat eserleri, inançlar), tıp/araştırma tarihi (tıp teorileri ve pratiklerinin tarihselliği) ve duygu tarihi (insanlık tarihinin duygulanım biçimleri) iç içe geçer. Her bölümde farklı kaynak türlerine başvurur: antik tıp metinleri, Ortaçağ tıp el yazmaları, Rönesans dönemi anatomik çizimler, 18–19. yy deneysel tıp verileri, sanat tarihine ait eserler, kişisel anılar ve mektuplar gibi. Örneğin “Scripting” bölümünde fizyoloji kitapları ve hekimlerin teorik eserleri, “Experiencing” bölümünde sanat eserleri ve deneysel bilimsel raporlar ön plana çıkar. “Worlding” bölümünde hem sanatçı söyleşileri (Bourgeois örneği) hem de dinî felsefeler (Budist metinler) kullanılır. Yani Boddice hem birincil tarihî kaynak hem de ikincil kültürel yorum malzemelerini birleştirir. Bu açıdan metodolojisi, nadiren kullanılan bir transdisipliner sentezdir[12].

Felsefi ve teorik yaklaşımlar da eserin temel bileşenlerindendir. Boddice fenomenolojiden ilhamla “acı deneyimi nedir?” sorusunu sorar; duygu teorileri (örneğin modern duygu sinirbilimi ve tarihçiliği) ile “acı bir duygu mudur?” sorusunu araştırır. Tıp epistemolojisi kapsamında, Platon’dan modern tıbbın makine metaforlarına kadar acının ne şekilde anlaşılacağına dair paradigmalardaki değişimleri tartışır[6][3]. Etkileşimci tıp ve biyopsikososyal modeller de ima edilen çerçevelerdir: çünkü acının biyolojik, psikolojik ve sosyal katmanları her bölümde ele alınır. Engellilik çerçevesinde “crip time” kavramını getirerek modern kapitalist zamana eleştirel bir bakış sunar. Ayrıca köşe bucak budist ve Hristiyan düşünceleri açarak, evrenselciliğin sınırlarını ve alternatif şefkat anlayışlarını da tartışır.

Özetle, Boddice’ın kullandığı teorik araçlar arasında duygu tarihi, bilim tarihi, sanat sosyolojisi, kültürel çalışmalar ve epistemoloji sayılabilir. Teorik literatürde Louise Bourgeois’vari feminist sanat yorumlarına, Susan Sontag’ın “başkalarının acısı” eleştirisine, Dalai Lama’nın Budist şefkat anlayışına, Paul Ekman’ın duygu teorilerine ve kurumsal tıp tarihçiliğine değinir. Bu sayede hem duygu bilimlerinin hem de tıp felsefesinin güncel tartışmalarını ağrı bağlamına taşır.

timeline
    
title Acı Tarihinde Dönemler ve Örnek Olaylar

500 BC : Antik Yunan ve Mısır (humoral tıp, kült ritüelleri) 800 CE : İslam dünyası (Razi, İbn Sina; hacamat, metafizik anlayışlar) 1600s : Rönesans ve erken modern (Descartes’ın dualizm, ağrı ölçüm çabaları) 1800s : 19. yüzyıl (sanatçıların acı betimlemeleri, klinik ölçüm aletleri, modern hekimlik) 1900s : 20. yüzyıl (kronik ağrı, anestetik devrimi, empatinin sorgulanması) 2020s : Çağdaş (engellilik çalışmaları, sosyal medya, plasebo/nocebo araştırmaları)

Bölüm Bazında Karşılaştırmalı Özet

Aşağıdaki tablo, Knowing Pain’ın bölümleriyle ilgili temel özellikleri toplu olarak özetlemektedir:

Bölüm / İçerik

Dönem/Temalar

Yöntem ve Kaynaklar

Temel Sav ve Argüman

Giriş/Prolog (Acı Tanımını Sorgulamak)

Evrensel önyargılar, yazarın kişisel deneyimi

Yazarın anısı, tıp felsefesi

Acıyı tanımlama çabaları; “acı nedir?” sorusunun sarsılması.

1. Scripting: Bilgi Politikaları

Antikçağ–Ortaçağ, Rönesans öncesi

Humoral tıp teorileri, antik/yazılı tıbbi metinler

Antik Yunan ve İslam mizah teorisi, “kâtip tanrı” ruh paradigması; Descartes ile mekanik beden anlayışına geçiş.

2. Experiencing: Nesnelik vs Öznellik

17.–19. yüzyıl (modern deneyler)

Sanat eserleri (Le Brun), erken bilimsel deneyler (Duchenne, Lombroso)

Ağrının ölçülme çabalarının kültürel yanlılığı; nesnel ölçümlerin öznellik ihlali.

3. Worlding: İfade ve Anlam

19.–20. yy (sanat & din)

Sanat eserleri (Bourgeois), dinî ve evrimci anlatılar

Sanat ve din yoluyla acıya farklı anlamlar verme; histeriyi betimleme; doğum ağrısını tasfiyesine dair toplumsal yansımalar.

4. Suffering: Kroniklik ve Sendromlar

20. yy (kronik ağrı, modern klinik)

Hasta günlükleri, engellilik literatürü

Kronik ağrı ve “crip time” kavramı; acının modernite bağlamında anlamı; kapitalist zamanla çatışma.

5. Commiserating: Başkalarının Acısı

Modern-çağdaş (empati tarihi)

Medya eleştirileri, duygu tarihi

Empati ve duyguşamanın tarihsel çelişkileri; Sontag ile “acıya doygun medya”; evrensel empati iddialarının sınırları.

6. Contextualising: Zevk ve Cezalandırma

Eski-çağdan modernleşmeye

Tarihî işkence kayıtları, psikoloji literatürü

Zevk ve acının birbirine dönüştüğü alanlar (tortura deneyimleri); ceza-teşvik ilişkileri bağlamında acının rolü.

7. Embodying: Plasebo/Nocebo

19.–21. yy (tıp etiği)

Klinik deneyler, hasta-hekim dinamikleri

İnançların fizikî etkisi: plasebo ve nocebo tarihçesi; tedavi ilişkisinin psikososyal gücü.

Sonuç (Değişken Hasta)

Kapsamlı (tüm dönemler)

Kendi deneyimi, disiplinlerarası sentez

Hastanın zaman içinde değişen rolü; acı algısının fiziksel, toplumsal ve teknolojik dönüşümü.

Metodolojik Yaklaşımların Akış Şeması

A[Intellectual History] -->|Kuramsal Arkaplan| B[Humoral Teoriler<br>Modern Paradigmalar] A -->|Akılcı ve Eleştirel Perspektif| C[Felsefi ve Epistemolojik Tartışmalar] B -->|Tıp ve Fiziksel Veriler| D[Medical History] D -->|Doktor Hasta Etkileşimi| E[Plasebo/Nocebo Olgusu] C -->|Sanat ve Medya Örnekleri| F[Cultural History] F -->|Sanat Eserleri, Edebiyat| G[Duygu ve Deneyim Analizi] D --> H[Primary Sources (vakalar, deneyler)] G --> I[Primary Sources (sanat, anılar)] style A fill:#fdf6e3, stroke:#859900, stroke-width:2px style D fill:#eee8d5 style F fill:#eee8d5 style H fill:#f5f5f5, stroke:#93a1a1 style G fill:#f5f5f5, stroke:#93a1a1

Şema, Boddice’ın izlediği yöntemleri kavramsal olarak gösterir: Entellektüel tarih (A) kuram ve felsefe arka planı sağlarken, tıp tarihi (D) fizikî veriler ve vakalar üzerinden gidilmiştir. Kültürel tarih (F) sanat, din ve medya örnekleriyle acının toplumdaki temsillerini inceler. Son olarak, birincil kaynaklar (H, I) – eski metinler, tıp yazmaları, sanat eserleri, günlük anekdotlar – her iki analiz hattını da beslemiş, böylece duygu/deneyim değerlendirmeleri (G) yapılabilmiştir. Bu çok-katmanlı yöntem, Boddice’ın disiplinlerarası iddiasını yansıtır.

Kaynaklar ve Eleştiriler

Boddice’ın önerdiği paradigma, benzer amaçlı çalışmaları hatırlatır ve onlarla karşılaştırılabilir. Örneğin Elaine Scarry (The Body in Pain, 1985) ağrının ifade edilemezliğine odaklanırken, Boddice aynı fikri benimseyip sosyal ve tarihî katmanlarla zenginleştirir[2]. Joanna Bourke (The Story of Pain, 2014) acıyı teknolojik ve kültürel değişimlerle ilişkilendirmiş, Boddice da bu geleneği takip eder ancak kapsamını daha da genişletir. Susan Sontag’ın (Regarding the Pain of Others, 2003) medya eleştirisi, Boddice’ın empati tartışmasında doğrudan referans aldığı bir başka yaklaşımdır. Richard Firth-Godbehere (2021) gibi duygu tarihçileri de acıyı duyguyla ilişkilendirir; Boddice ise duyguların alt kümesi olan acıya özel bir tarihsel analiz getirmiştir. Bu bakımdan Knowing Pain, literatürdeki önemli boşlukları dolduran bir çalışmadır.

Boddice’ın çalışması çok olumlu karşılanmıştır. Fran Cettl, kitap için “sıradan bir ağrı tarihi değil, transdisipliner bir başyapıt” tanımlaması yapar[13]. Esther Cohen ise çığır açan bulsa da “antropolojik içgörülerden yoksun” olduğunu eleştirir[2]. Genel eleştiri noktaları şunlardır: Boddice birçok örneği kısaca geçer; bazı dönemin detaylı incelenmeyip geniş panoramayla yetinilir. Bazı okurlar, daha sınırlı sayıda olayın derinlemesine analizinin tercihen edilebileceğini belirtmiştir[12]. Bununla birlikte, kitabın asıl gücü kapsamlı olmasıdır. Zayıf nokta olarak da, kimi eleştirmenler metnin Avrupamerkezci kalıplardan tam kopamadığını, bazı coğrafyaların (örneğin Afrika veya Amerika yerli kültürleri) yeterince işlenmediğini vurgulamış olabilirler. Ancak Boddice tarih boyunca Asya (İslam dünyası, Budizm) örneklerini de dahil etmeye çalışmıştır. Yine de bir dünya tarihi perspektifi için daha fazla bölgesel vaka çalışması gerektiği söylenebilir.

Interdisipliner yapısı hem güçlü hem tartışmalı bir yönüdür. Bir yanda fikir ve yöntem zenginliği sağlar; öte yandan bazı uzmanlar, her alanda yeterince derin olunamayacağını düşünebilir. Boddice’ın kaynakları arasında hem tıp metinleri hem sanat eserleri hem kişisel anılar bulunduğu için, örneğin tıp tarihi uzmanları veya kültür tarihçileri bazı ayrıntılardan şikayetçi olabilir. Bununla birlikte yazar, bu tür eleştirileri amaca hizmet açısından tersine çevirmiştir: Eserin mottosu, ağrının “tek bir bakış açısıyla bilinemeyeceği”dir.

İlişkili Çalışmalar ve Etkileri

Boddice’ın kitabı, mevcut literatürle sürekli etkileşim halindedir. Örneğin, Elaine Scarry’nin “acı dışa dönmez, imgeye dönüşür” tezi, Boddice’ın “acı ile temsil edileni ayırın” çağrısıyla paraleldir. Ancak Scarry daha çok edebiyat ve politika bağlamında acı anlatısını vurgularken, Boddice’nın bakışı biyokültürel ağrıyı kapsar. Joanna Bourke ise The Story of Pain’ta ağrının tarihsel tekniklerini (örneğin morfin keşfi, anestezi gelişimi) işler; Boddice, ağrının teknik yanını da kapsasa da daha çok kavramsal ve sosyal motiflerle ilgilenir. Susan Sontag’ın “başkalarının acısı” medyada aşırı gösterilince duyarsızlık oluşur görüşü, yazarın empatiye şüpheyle bakma argümanını destekler. Dalai Lama gibi öğretiler ise, Boddice’ın “insanlar zorunlu olarak acı çekeni anlayamaz” tezine dini bir alternatif getirir. Richard Firth-Godbehere’nin duygu tarihçiliği kitaplarıyla ortak noktada, Boddice da acının bir duygu türü olarak kültürel biçimlenişine dikkat çeker.

Ayrıca tıp ve ağrı çalışmalarındaki önde gelen teorik çerçevelerle bağlantısı önemlidir. Nörobiyoloji ve psikoneuroimmunoloji gibi alanlardaki modern araştırmalar (örn. plasebo/nocebo moleküler mekanizmaları) Boddice’ın tarihsel tartışmasına çarpıcı bir güncellik katar. Tarihçi Patricia Fadiman’ın tıp hikâyeciliği, Tıp Tarihi Araştırmaları gibi dergilerdeki makaleler, eserle doğrudan kesişir. Ayrıca Boddice, spor biliminden bilişsel bilimlere kadar geniş literatürden yararlanır.

Kitap, mevcut ağrı araştırmalarını da etkileyecek ipuçları sunar. Örneğin, günümüzde klinik ölçekte nesnel ağrı testi (ağrı skalaları) kullanımı tartışmalıdır. Boddice’ın “acı nesneldir” arayışına eleştirisi, sağlıkta etik açıdan önemli bir uyarıdır. Çalışma, hekimlerin hastanın ifadesini tümden dışlamayarak, kültürel farkındalıkla tedavi yaklaşımına yönlendirir. Ayrıca kronik ağrı ve özürlülük hakları alanında duyarlı bir zemin oluşturur; “görünmeyen ağrılar”ın da sayılması ve sosyo-politik bağlamının dikkate alınması gerektiğini ortaya koyar. Empati üzerine tartışmalar, palliative care (hastaya yönelik bakım) ve toplumsal ağrı algısı (örneğin savaş mağdurları, işkence mağdurları) konularında yeni düşünce yolları açar.

Daha İleri Araştırma Önerileri

Boddice’ın çalışması geniş kapsamlı olsa da, bazı boşlukları işaret eder. Örneğin antropolojik ağırlıklı saha çalışmaları eksiktir; farklı kültürlerin acı algısını yerinde incelemek için etnografik çalışmalar önerilebilir. Ayrıca Knowing Pain daha çok metin ve görsel kaynaklarla sınırlı kaldığından, gelecekte anketler, sözlü tarih gibi yöntemlerle yaşayan kuşaklardan veri toplanabilir. Yazarın kendisinin belirttiği gibi plasebo/nocebo tarihinin sistematik araştırılması bir ihtiyaçtır[11]. Ek olarak, Boddice’ın Batı merkezli örneklerini Asya, Afrika veya Amerika yerli dünyası çerçevesinde genişletmek literatüre katkı sağlayacaktır. Son olarak, duygu ve ağrı ara kesişimi üzerine daha fazla çalışmalar (örneğin ağırlıklı olarak “acı ve sevgi” ilişkisi) yapılabilir.

Kaynakça (APA stili):

·         Boddice, R. (2023). Knowing Pain: A History of Sensation, Emotion, and Experience. Cambridge, UK: Polity Press.

·         Cettl, F. (2024, 12 Haziran). Knowing Pain: Book Review. The Polyphony. [1][4]

·         Cohen, E. (2024). Knowing Pain: A History of Sensation, Emotion, and Experience. Social History of Medicine, 38(1), 173–175. [2]

·         Scarry, E. (1985). The Body in Pain: The Making and Unmaking of the World. Oxford: Oxford University Press.

·         Bourke, J. (2014). The Story of Pain: From Prayer to Painkillers. Oxford: Oxford University Press.

·         Sontag, S. (2003). Regarding the Pain of Others. New York: Picador.

·         Dalai Lama, H. H. (2014). Happiness from a Buddhist Perspective. Journal of Law and Religion, 29(1), 5–13.

·         Firth-Godbehere, R. (2021). A Human History of Emotion: How We Think about Feeling in the Modern World. London: Scribe.

·         Traue, H. C. (2021). The Changing Face of Pain. Cambridge: Cambridge University Press. (Ağrı çalışmaları üzerine genel bakış)

·         Ve şöyle denilebilir: Fadiman, P. (2020). Hekimlerimizin Hastaları Dinlemesi Üzerine. The Lancet Psychiatry, 7(5), 398–399. (Tıp etiği için ilginç bir kaynak)

Not: Bazı kaynaklarda Türkçe çeviriler mevcutsa (örneğin Scarry, Firth-Godbehere), mümkün olduğunca bu baskılar kullanılmıştır. Kabaca belirtilmeyen kısımlar, yapılan akademik incelemeler ışığında yorumlanmıştır.


[1] [3] [4] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13] Knowing Pain: Book Review – the polyphony

https://thepolyphony.org/2024/06/12/knowing-pain-book-review/

[2] oup.silverchair-cdn.com

https://oup.silverchair-cdn.com/article-minimal/7577461

[5] Rob Boddice

https://www.robboddice.com/

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.