Lars Iyer’in Nietzsche Banliyöde Romanının İncelemesi
Türkçesi: Şilan Oğurlu
Yayıma Hazırlayan: Damla Yıldırım
Kapak Tasarımı: Geray Gencer
Sayfa Düzeni: Semih Büyükkurt
1. Baskı, Ocak 2026
ISBN: 978-625-6896-35-2
408 s. / 2. Hamur / Ciltsiz / 13,5 x 19,5
Lars Iyer’in Nietzsche Banliyöde
Romanının İncelemesi
Romanın Kısa Özeti: Olay Örgüsü, Karakterler, Bağlam
Lars Iyer’in Nietzsche and the Burbs (Türkçesiyle Nietzsche
Banliyöde) adlı romanı, İngiltere’nin Berkshire bölgesindeki banliyö kenti
Wokingham’da geçen bir lise son sınıf hikâyesidir. Anlatıcı Chandra, okulun
“dörtlü çetesi”nde yer alan bir Hint kökenli öğrencidir. Okula yeni katılan,
özel okuldan gelen zeki ama karamsar bir genç, defterine iri harflerle
“NIHILISM” (“Nihilizm”) yazdığı için ona Nietzsche lakabı takılır. Chandra ve
arkadaşları Paula, Art ve Merv (ve bazen Tana gibi diğerleri), alışılmışın
dışında entelektüel ilgileri nedeniyle çevrelerinde “boşluğa karşı uç
oluşumlar” veya “kara delikler” olarak görülürler[1][2]. Nietzsche’nin gruba katılmasıyla ekip, varoluşsal sorgulamalarını
pekiştirmek için bir “Dostoyevski Kitap Kulübü” kurar ve hızla kendi “Nietzsche
ve Banliyöler” adlı death metal grubunu oluşturur. Okul çıkışı ders çalışma
seansları, grup provaları, gece gezmeleri, “The Idiot” kulübü toplantıları gibi
tekrarlanan rutinler romanın omurgasını oluşturur[3][1]. Zaman çizelgesi, son on haftayı kapsayan haftalık bölümlerle
düzenlenmiştir[1][4]. Öykü ilerledikçe, Nietzsche karakterinin (asıl adı hiç açıklanmayan
yeni öğrenci) akıl sağlığı ile mücadeleleri gündeme gelir; gerçek hikâyede de
Nietzsche’nin bir akıl hastanesine yatışı bu dönemde gerçekleşir. Örneğin bir
sahnede Nietzsche süpermarkette şarküteri bölümünde çalışırken görülür;
Chandra, “Nasıl oluyordu bu? Neslinin en parlak beyni buraya gelip satay
koyuyor?” diye şaşırır[5]. Roman boyunca büyük bir olay örgüsü olmasa da, sınavlar ve lisenin
bitişi gibi bitiş çizgileri arka planda belirir. Iyer, daha çok karakterlerin
fikir çatışmalarına, kara mizah dolu gözlemlerine ve duygusal anlara odaklanır.
Örneğin Criticism (The Stinging Fly) dergisi, romanı “hüzünlü ama komik bir
büyüme hikâyesi” olarak tanımlar ve öğrencilerin rutin sınav dönemi son on
haftasının içsel yaşamını ayrıntılı biçimde yansıttığını belirtir[1][3]. Genel olarak, Nietzsche Banliyöde, lise son sınıf
öğrencilerinin günlük yaşantısı ve entelektüel arayışlarını –ödevler, grup
çalışmaları, gece buluşmaları– bir araya getirerek, sıradan bir banliyö
ortamında geçen felsefi bir gençlik romanı sunar.
Banliyö Gençliği ve Kimlik İnşası: Sosyal Gerçeklik ve Bireysel Boşluk
Roman, tipik bir İngiliz banliyö kasabası olan Wokingham’da geçer.
Kahramanlar kendilerini «ışıklar içinde yol gösteren», sıradanlıktan kaçmaya
çalışan dışlanmış gençler olarak tanımlarlar. Romanın ders kitabı niteliğinde
bir “erken-yetişkinlik” hikâyesi olarak nitelendiren eleştiriler, karakterlerin
kendilerine özgü bir kimlik inşa süreci içinde olduklarını vurgular.
Örneğin Stinging Fly incelemesi, karakterleri “maskarası kaçmış lise
öğrencileri” olarak nitelendirip onların aslında çağdışı “zinadan, trendilerden
ve sürekli telefonuna bakan sürülerden” oluşan kalabalığa karşı “iki kaş çatmış
bir bando” teşkil ettiğini belirtir[1]. Kendilerini “nihilizm okuyucuları” ve “dahi muzipler” olarak gören bu
gençler, sosyal çevrelerindeki boşluk ve tekdüzeliği entelektüel
yaratıcılıkla doldurmaya çalışır. Romanda, Wokingham’ın İngiliz banliyösünün
temsili olarak tanımlandığı pasif bir alan algısı öne çıkar; kahramanlar,
burayı yüksek yoğunluktaki yaratıcılığı ve felsefeyi tohumu olarak görürler[6].
Karakterler sınıf, köken ya da popülerlik açısından da parodiktir:
Mesela hikâyede entelektüel Paula ve zengin kız Tana ile sıradan çocuk Merv
birbirleriyle mukayese edilir. Yazarın röportajında belirttiği gibi, “açık
geeking” (ödlek zeki çocuk) ile “çağdaş sofistike” (preppy çocuk) arasındaki
eski üstünlük çatışması, iş piyasasındaki sömürü ve ekolojik felaket ortak
kaygılarıyla anlamsızlaşır[7]. Iyer’in dediği gibi, hem geek (ödlek) hem de preppy (orta sınıf
ayrıcalıklı) genç; her ikisi de kendilerini “döngüsel bir felakete” hazırlanan,
sömürücü bir iş piyasasıyla karşı karşıya bulur[7]. Bu nedenle kahramanlar, gruplaşarak kendilerine ayrıcalıklı bir statü
vermeye çalışır: Örneğin hepsi bir araya gelip kendilerini “ürkütücü zeka”ya
(rogue intelligence) sahip olduğu için ayrıcalıklı gören bir çete olarak
tanımlar[1]. Bu benlik oluşturma, bir bakıma sosyal gerçekliğin ironik bir
yansımasıdır. Grup üyeleri, sıradan banliyö yaşantısına baş kaldırarak bir tür
“aydınlanmış azınlık” kimliği edindiklerini düşünür. Yine de, roman boyunca
mağdur konumları ve içsel boşlukları da vurgulanır. Karakterler, toplumsal
beklentilere yabancı, aşırı farkındalığa sahip bireylerdir. Örneğin Rotka
makalesinde ifade edildiği gibi Iyer, “fazla bilinç, fazla ironi, fazla
farkındalık” taşıyan gençlerin yaşadığı “tuhaf sıkışmayı” gösterir; banliyöde
bile dünyayla baş etmek için felsefeyi bir araç olarak kullanırlar[8]. Bununla birlikte büyük bir anlamsızlık duygusu da eşlik eder: NY
Times editörü Michael Grynbaum, romanı “çocukluğun hüzünlü sona erdiğinin
kusursuz bir betimlemesi” olarak tanımlar[9]. Bu yorum, gençlerin kimlik oluşum sürecindeki boşluğu ve kaygıyı
vurgular. Sonuçta Nietzsche Banliyöde gençlerin kendilerini
anlamlandırma çabalarını, toplumsal normlara karşı edilgen bir başkaldırı ve
varoluşsal yalnızlık üzerinden ele alır.
Nihilizm ve Varoluşsal Krizler: Nietzsche Felsefesinin Gençler
Üzerindeki Yansıması
Romanın en belirgin temalarından biri nihilizmdir. Kahramanlar sık sık
Nietzsche’nin felsefesiyle özdeşleşen karanlık düşünceleri tartışır. Örneğin
karakterlerden biri defterine “NIHILISM” yazmış, diğeri Dostoyevski kitapları
okurken nihilizmden bahseder. Publishers Weekly de grubun “nihilizm ve
death metal” ile içli dışlı olduğunu not eder: Hepsi “ölüm metal grubu ve
etimolojik nihilizme” adanmıştır[10]. Yine de, bu nihilistik edalar çoğu kez ironiyle bezenmiştir. Rain
Taxi incelemesinde Parker, romanda nihilizmin sürekli tekrarlandığını vurgular:
Bir sahnede anlatıcı “İlginç geliyor,” derken Nietzsche “İlginç değil. Yıkıcı.”
diye karşılık verir[11]. Parker’a göre genç Nietzsche, adeta “banliyö filozofu” olarak
konumlanır; eğer banliyölerde nihilizmi yenebilirseniz her yerde yenebilirsiniz
der gibidir[12]. Ancak Parker, “bu Nietzsche bile nihilizmden kurtulamıyorsa, ironik
kopuk gençler çetesi için ne umut olabilir ki?” diye sorar[12].
Gençlerin sorgulamaları, Nietzsche filozofunun üslubunu hem ciddiye
alıp hem ironize eder. Stinging Fly incelemesine göre Nietzsche karakterinin
Nietzsche ile hayat benzerlikleri vardır (kız arkadaşıyla yaşadığı karmaşa,
kardeş ilişkisi vb.), ama genç Nietzsche “hayaletimsi” bir figür olarak kalır
ve gerçekte grubun hep uzak bir düşünce deneyi nesnesidir[13]. Bu figür, umutsuzluğun ve ümidin bir arada dolandığı “pesimizm”
duygusunu simgeler. Paula isimli arkadaşının ona “kötülük beni güçlendirir”
gibi özlü sözler de söylemesi ironiktir (çünkü bunlar gerçek Nietzsche’nin
sözleridir)[14]. Ayrıca romanda hem karakterler hem anlatıcı Tanrı’nın ölümü, tarihin
sonu gibi üst düzey Nietzscheci görüşleri alaycı biçimde tekrar eder. Örneğin
Chandra bir sahnede “Böyle evler ne demek? Hiç büyük bir ruh onları
imgelememiş” diye Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt’ünden dizeler
okuyarak gençlik içindeki nihilist umudu dile getirir[15].
Bununla birlikte, karakterler nihai olarak nihilizme direnç ve umut da
gösterirler. Publishers Weekly’nin belirttiği gibi “nihilist
kahramanlar”, katı bir karamsarlığa rağmen “lisede genç olmanın samimi
coşkusunu” da keşfeder[16]. Yani aşk, arkadaşlık, müzik ve gelecek kaygıları onları zaman zaman
düz çıkmazlara sürüklerken, gençliğin geçiciliğinin şefkatli bir tasviri de
eşlik eder. Bu açıdan roman Nietzsche felsefesinin gençler üzerindeki
yansımasını, yani nihilizme saplanma ile ona direnme arasında gidip gelen
karmaşık bir denge olarak sunar. Sonuçta felsefi fikirler (boşluk, varoluş
gibi) sık sık tartışılsa da bu fikirler kahramanların hayatlarını kökten
değiştirmez; Robson’a göre roman fikirlerle “hayatın inşasında hiçbir kayda
değer etki” yaratmaz[17]. Bu da Nietzsche’nin de savunduğu bir paradoksu yansıtır: anlam
çöktüyse düşünmeye devam etmek zorunda olmak. Rotka analizinde vurgulandığı
üzere Iyer, bu noktada anlam arayışının bir erdem değil “neredeyse kaçınılmaz
talihsizlik” olduğunu sorgular[8]. Böylece Nietzsche Banliyöde, gençleri nihilizmin etkisiyle
düşünmeye zorlayarak, varoluşsal krizleri ve farkındalık sancılarını irdeler.
Müzik, Metal Estetiği ve Gençlik Ritüelleri
Romanın önemli motiflerinden biri müziktir. Kahramanlar “Nietzsche ve
Banliyöler” adlı bir death metal/doom metal grubu kurar. Melville House
tanıtımında belirtildiği gibi, grup “medeniyet değerlerinden memnun olmayan”,
onların deyişiyle “hayatın büsbütün sonrasında” yeni bir müzik yaratmayı
amaçlayan gençlerden oluşur[16][18]. Grup, işte evleri (müzik odaları) olan ve sınav stresiyle boğuşan bu
gençlerin sosyal ritüeli haline gelir. Örneğin Publishers Weekly’ye göre bu
grup onların hem çıkış yolu hem tutkudur; grubun solisti olarak yeni gelen
“Nietzsche” müziğin epik ruhunu yansıtır[16]. Şarkılar “hayatın ötesinden gelen müzik” olarak tanımlanır ve hatta
gazetede yer alan bir alıntıda “tüm yaşama dair her şeyi” ifade etmesi
gerektiği söylenir[19][20].
Iyer, grubu ve çalmayı betimlerken rock/metale özgü unsurları canlı
tutar. Ronik bir stil olarak “kapalı alan metal müzik” (drone/doom metal)
kullanılır; Vol. 1 Brooklyn röportajında romanın gezici metaforu olarak “yavaş
ve derinden giden doom metal” performanslarının anlatıldığı vurgulanır[18]. Gerçekten de Roman boyunca prova sahneleri sıkça yer alır. Stinging
Fly incelemesi, grubun bir üyesinin gitarının “lider enstrüman değil, bir
doku, bir örgü parçası” olduğunu belirtir[4]; bu bile müziğin sertliği ile deneyselliği arasındaki özgün yaklaşımı
gösterir. Öte yandan, gruba dair ritüeller de toplumsal kimliklerinin
parçasıdır: Grup üyeleri, iki zengin kız arkadaşı (Tana ve Noelle ile) ot
oturarak esrar içer, lise çıkışında sokak partilerine gider ve “The Idiot”
romanı üzerine kulüp toplantıları yapar[3]. Yine Iyer’in müzikal göndermeleri arasındadır: Kitapta Joy Division
ya da Manchester alt kültürü hissiyatını çağrıştıran öğeler de bulunur; yazar,
bir röportajında karakterlerin sahnedeki varlığının Ian Curtis’i andırdığını
belirtir[21].
Müzik ve gençlik ritüelleri yalnızca hikâyenin atmosferini
zenginleştirmekle kalmaz, tematik işlev de görür. Grup, banliyö monotonluğundan
kurtuluş umudu ve kimlik aracı olarak kullanılır. Mesela romanda bir sahnede
gitar amplifikatörleri açıldığında Chandra, “Kuvvetlerin toplandığını, bir
şeylerin başlayacağını hissediyor” der; ama bu ani coşkuyu “aslında bir şeyi
gerçekten çalmamızla mahvedeceğimizi” düşünerek karşıladığını itiraf eder[22]. Bu diyalog, müziğin hem potansiyel hem boşluk üstüne bir alegori
olarak işlendiğini gösterir. Ayrıca Stinging Fly incelemesine göre müzik
“sonsuz bir gel-git içinde eriyen başlangıçlar” gibi yorumlanır; grup
şarkılarını “hiç bitmeyen geleyim” “coming but never actually coming” gibi
imgeyle açıklar (s. 32)[20]. Böylece müzik, gençliğin geçiciliğiyle yüzleşmenin ve alternatif bir
yaşam vizyonu kurmanın sembolü haline gelir. Kısacası, Nietzsche Banliyöde’de
metal müzik estetiği sadece arka plan değil, gençlerin dünyasını biçimlendiren
merkezi bir unsurdur.
Lars Iyer’in Anlatı Dili: Mizah, İroni, Karanlık Tonlar
Lars Iyer’in anlatı dili romanın ayırt edici özelliklerindendir. Eser
büyük ölçüde diyalog ağırlıklıdır ve betimlemeler minimaldir; Rain Taxi
incelemesine göre roman “minimal anlatımla, bir romana göre çokça diyalog
içeren, daha çok oyunmuşçasına” bir biçimdedir[23]. Karakterlerin konuşmaları, sıradışı mizahi üslup ve karanlık ironiyle
doludur. Eleştirmenler, dilde Martin Amisvari abartı ve tekrarların sıkça
kullanıldığına dikkat çeker. Guardian yazarı Leo Robson, eser için “Amis
gibidir” derken örnek olarak kâğıt üstündeki kısa cümlelerin iç içe kopyalanıp
tekrarlanmasını gösterir: “Beden eğitimi soyunma odalarında onur yoktu. İnsan
hakları yoktu. Cenevre Sözleşmesi bile geçerli değildi” gibi abartılı cümleleri
sıralar[24]. Ardından “Herkes herkesle sikişiyor, ama kimse bizi sikişmiyor” veya
“Wokingham umutsuzluğunuza karşı size gülüyor; umutsuzluğunuzda size iyi günler
diler” gibi karamsar mizah içeren cümleler sıralanır[24]. Bu tarz tekrarlı vurgular, dilin yoğun mizahını ve aşırı duygu
durumunu yansıtır.
Romanın ironisi, doğrudan felsefi referanslarla da katmanlanır.
Karakterlerin felsefi tartışmalardaki söylemleri çoğu zaman hem düşünceyi
yüceltir hem de küçümser bir tavır sergiler. Örneğin Paula’nın Nietzsche’ye
“kendini yardım gurusu gibi” bulan ve “Öldürmeyen şey güçlendirir” diye alay
eden yorumları, aslında direkt Nietzsche alıntısıdır; bu, nihilizmin artık
klişeleştiğine dair ince bir hicivdir[14]. Yine Rotka analizinde belirtildiği üzere Iyer, “ironi ile felsefeyi,
gündelik hayatı entelektüel gerilimle ustalıkla kaynaştırır”; bu anlatım
biçiminde “fazla bilinç, fazla ironi, fazla farkındalık” ön plana çıkar[8]. Bu nedenle roman bölük pörçük küçük görüşler patlaması gibi ilerler;
karakterler koşa koşa bilgelik söylemleri arasında gezinirken, okuyucu hem
gülümser hem de düşündüklerinin absürtlüğüne şahit olur.
Dil örüntülerinde araya sık sık karanlık bir ton serpilmiştir. Gruptaki
karakterler sıklıkla sosyal hayata dair umutsuz ifadeler kullanır; Guardian
eleştirmeni Robson, adeta bir öğrenci mizahıyla “kimse bizi sevmiyor”,
“Wokingham nefretimizi umursamıyor” türü cümleleri taşlayan bir dili “cynical
and sad” (cynik ve hüzünlü) bulur[25][24]. Stinging Fly’da Gallix, anlatıcı Chandra’yı Adrian Mole tarzı
bir “nihilist Adrian Mole” olarak tanımlar[4]. Bu benzetmeler, anlatı dilindeki bohem atmosferi ve karanlık mizahı
özetler. Yine eleştirilerde “hüzünlü ama çok eğlenceli” (hilarious but
bittersweet) bir üsluptan söz edilir[1]. Öte yandan dörtlünün felsefi cümleleri telaffuz ederkenki ciddiyeti
ile bu cümleleri sorgulayıp küçümserkenki gülünç tutum arasındaki çatışma,
metnin kara tonunu besler. Özetle, Iyer’in dili zekice bir ironiyle
bezenmiş, sisli bir mizah taşır; geniş bilgi birikimi ile sıradan diyalogları
harmanlayarak gençlerin iç dünyasını canlı ve kendine özgü bir dille yansıtır[8][24].
Romanın Eleştirilerdeki Yeri ve Çağdaş Edebiyat/Felsefe Kesişimi
Nietzsche Banliyöde, eleştirmenlerce
genellikle “düşünce romanı” veya “fikri roman” kategorisine yerleştirilir.
Iyer’in bir felsefe akademisyeni geçmişi olduğu için roman, çağdaş felsefi
kuramlardan yoğun biçimde beslenir. Pek çok inceleme, romanı Wittgenstein Jr.
ve Iyer’ın diğer eserleriyle bir çizgide değerlendirir. Örneğin Guardian’dan
Leo Robson, eseri Julian Barnes’ın The Sense of an Ending romanıyla
karşılaştırır; her ikisi de liseli öğrencilerin varoluşçu nihilizmle alayını
konu alır[26]. Yayınevi Melville House’un tanıtımındaki eleştiriler arasında “punk
rock ve felsefe buluşuyor” türü yorumlar bulunur[27]; NPR da romanı “sosyal açıdan dışlanmış gençlere övgü dolu bir marş”
olarak nitelendirir[9]. TLS (Times Literary Supplement) ve Sunday Times gibi ciddi edebiyat
platformları da eseri “entellektüel yaşam üzerine eğlenceli ve duygu yüklü bir
hiciv” olarak değerlendirmiştir[28]. Bu yorumlar romanı çağdaş gençlik edebiyatı ile Felsefe tartışmaları
arasında bir köprüye yerleştirir.
Eleştirmenler genellikle Iyer’ın başarısını mizahi üslubunda ve
duygusal derinliğinde görür. Publishers Weekly karakterlerin çoğu kez
aşırı zeki olduğunu, ama okurun onların kırılganlığına karşı sempati
besleyeceğini yazar[29]. Benzer şekilde Robson, uzun ve bazen gereksiz detaylı görülen
yapısına rağmen eserin fikir örgüsünü övüp “yeni bir filozof kim olursa”
meseleyine eğildiğini belirtir[17][30]. Öte yandan bazı eleştiriler romandaki tekrarçı üslup ve ayrıntı
yoğunluğuna dikkat çeker; Robson romanın The Sense of an Ending’e
kıyasla “neredeyse iki kat daha uzun” olduğunu ve “retorik aşırılıklar”
barındırdığını eleştirmiştir[30].
Bununla birlikte, genelde romanın edebiyat/felsefe kesişimi
noktasındaki orijinalliği vurgulanır. Eleştiriler, Nietzsche Banliyöde’yi
“fikirler romanı” olarak niteler[31]; zaten yayınevi Morning Star da “tipik bir büyüme hikâyesi ama içinde
romanın adını taşıyan bir metal grubu barındıran fikirler romanı” demiştir.
Iyer’ın yazıları ve söyleşileri, eserin entelektüel katmanlarını da destekler.
Örneğin Gallix’in Stinging Fly’daki incelemesi, romanın Terim süreleriyle
(haftalık bölümler) bir çeşit günlük görünümü kazandığını, anlatıcı Chandra’yı
“nihilist Adrian Mole” olarak tarif ederek ironik bir epik yarattığını vurgular[4]. Bu tarz analizler, romanın felsefi söylemle edebi anlatıyı harmanlama
başarısını öne çıkarır.
Sonuç olarak, Nietzsche Banliyöde,
çağdaş edebiyat eleştirisinde genellikle felsefi espriler barındıran karanlık
komedi olarak anılır. Roman, gençlik edebiyatında sık karşılaşılmayan bir
ağırlıkla Nietzscheci düşüncelere odaklanırken, aynı zamanda popüler kültüre
(müzik, okul yaşamı) dair canlı ayrıntılar içerir. Eleştirilerde hem “orijinal”
ve “dürüst” bir anlatımla över, hem de “fazla uzun” ve “entonasyonu yoğun”
eleştirileri alır[30][9]. Genel olarak Iyer’ın bu eseri, Batı edebiyatında “fikri roman”
geleneğini gençlik bağlamına taşıması bakımından özgün bir yere sahiptir.
Kaynakça (APA 7)
Iyer, L. (2019). Nietzsche and the Burbs. Melville House.
Gallix, A. (2020, April 9). Nietzsche and the Burbs [Book review]. The
Stinging Fly.
Parker, S. F. (2020, Summer). Nietzsche and the Burbs [Book review]. Rain
Taxi Review of Books.
Publishers Weekly. (2019, September 10). Nietzsche and the Burbs
(Review). Publishers Weekly.
Robson, L. (2020, January 3). Nietzsche and the Burbs review – deadpan
philosophical comedy. The Guardian.
Vol.1 Brooklyn. (2020, January 27). “Music Felt For Us, Was Ecstatic For
Us”: An Interview with Lars Iyer. Vol.1 Brooklyn.
[Rotka]. (2026, January 30). Lars Iyer’ın Nietzsche Banliyöde adlı
yeni romanında betimlemelerin yerini fikirler alıyor. Rotka.
[1]
[3]
[4]
[5]
[13]
[14]
[15]
[20]
[22]
Nietzsche And The Burbs – The Stinging Fly
https://stingingfly.org/review/nietzsche-and-the-burbs/
[2]
[10]
[16]
[19]
[29]
Nietzsche and the Burbs by Lars Iyer
http://www.publishersweekly.com/9781612198125
[6]
[17]
[24]
[26]
[30]
Nietzsche and the Burbs review – deadpan philosophical comedy | Fiction | The
Guardian
[7]
[18]
[21]
“Music Felt For Us, Was Ecstatic For Us”: An Interview With Lars Iyer – Vol. 1
Brooklyn
https://www.vol1brooklyn.com/2020/01/27/lars-iyer-interview/
[8]
Lars Iyer'ın Nietzsche Banliyöde adlı yeni romanında betimlemelerin yerini
fikirler, sahnelerin yerini konuşmalar, anlatının yeriniyse sürekli geri dönen
bir varoluş sorusu alıyor - Rotka
[9]
[27]
[28]
[31]
Nietzsche and the Burbs
https://mhpbooks.com/books/nietzsche-and-the-burbs

Leave a Comment