Feminist Oryantalizm ve Temsil Politikaları: Reina Lewis’in Gendering Orientalism Eseri Üzerine Eleştirel Bir İnceleme


 

Feminist Oryantalizm ve Temsil Politikaları: Reina Lewis’in Gendering Orientalism Eseri Üzerine Eleştirel Bir İnceleme

Reina Lewis’in Gendering Orientalism: Race, Femininity and Representation (1996) adlı eseri, geleneksel oryantalizm analizlerinden farklı olarak 19. yüzyılın ikinci yarısında batılı kadın sanatçı ve yazarların imparatorluk söylemine katkılarını inceler. Lewis, Henriette Browne, George Eliot ve Charlotte Brontë gibi “unutulmuş” kadın figürlerden hareketle, oryantalist bakışın tek tip ve erilli yapısının sorgulanması gerektiğini savunur. Buna göre, Batı’nın cinsiyet, ırk ve milliyet ilişkilerine dair kadına atfettiği roller, kadın sanatçı/yazarların alternatif temsiller yaratmasına olanak tanımış; böylelikle sömürgeci metin ve resimlerde farklı seslerin izleri görünür hale gelmiştir. Analizde kitabın yöntemleri (metin ve görsel analiz), bölüm bölüm içerik özetleri, örneklerle desteklenen argümanlar ve eserde öne çıkan temalar (Osmanlı haremi, ırk–cinsiyet–milliyet ilişkileri vb.) ele alınacaktır. Ayrıca eserin güçlü ve zayıf yönleri ile katkıları değerlendirilerek, Tony Crilly’nin The Big Questions: Mathematics adlı eseriyle karşılaştırılacaktır. Sonuç kısmında Lewis’in oryantalizm eleştirisine yaptığı katkılar özetlenecek, güncel çalışmalar ve ileri araştırma önerileri sunulacaktır (Lewis, 1996; Said, 1978; Telseren Ömeroğlu, 2022; Montagu, 1763; Ağırbaş, 2019).

Giriş

Bağlam ve Amaç: Oryantalizm kavramı, Edward Said’in 1978’de yayımlanan Orientalism adlı çalışmasıyla Batı’nın Doğu’ya ilişkin kültürel söylemlerini (Bilim dışı-tarihi “mitler” ve hiyerarşik ötekileştirmeler) eleştirel bir bakış açısıyla tanımlamıştır. Said’e göre Batı, kendini “üst” olarak konumlarken Doğu’yu “öteki” haline getiren hegemonik imgeler üretir. Lewis’in çalışması ise bu tartışmayı genişleterek “kadın” kategorisini merkeze alır. Kitabın yazarı Reina Lewis, 1963 doğumlu bir kültürel çalışmacı ve 1990’larda London East Üniversitesi’nde Kültürel Çalışmalar bölümünde öğretim üyesiydi. Gendering Orientalism 1996 yılında Routledge tarafından yayımlanmıştır. Lewis, araştırmasında Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde Batılı kadınların sanat ve edebiyat yoluyla ürettikleri oryantalist temsillere odaklanır. Temel tezi, kadınların “erkek egemen” Batılı üstünlük kurgusuna doğrudan erişimi olmadığı için kendi cinsiyet, ırk ve milliyet konumları çerçevesinde alternatif “öteki temsilleri” üretebildikleridir. Örneğin yazar, kaynak olarak kullandığı dönemin basın tepkileri üzerinden Browne’un resimlerini ve Eliot’ın Daniel Deronda romanını inceleyerek, bu eserlerde ırk ve cinsiyet atamalarının nasıl yeniden üretildiğini göstermeye çalışır. Araştırma, edebiyat, görsel sanat ve gazete eleştirilerini bir arada değerlendirerek, kadınların imparatorluk söylemindeki gölgede kalmış rollerini açığa çıkarmayı amaçlamaktadır.

Yazarın Akademik Konumu: Reina Lewis bu kitabı yazarken kültürel çalışmalar ve feminist teori alanında bir akademisyendi. Google Books kaynağına göre, Lewis “University of East London, Cultural Studies” bölümünde kıdemli öğretim görevlisi idi; kitabın girişinde de “Senior Lecturer” olarak tanımlanmıştır. Çalışma, Kadın, Irk, Etnisite kesişimi üzerinde duran bir seri (Gender, Racism, Ethnicity) kapsamında yayımlanmıştır (dergi editörleri Kum-Kum Bhavnani, Avtar Brah, Gail Lewis, Ann Phoenix). Böylece Lewis, oryantalizm eleştirisini feminizm ve ırkçılık ara kesitinde yeniden tasarlayan bir konumda çalışmıştır.

Kitabın Yapısı: Gendering Orientalism, yazarın doktora tezinden geliştirilen bir çalışmadır (Levy, kitabı çok iyi bir kültürel eleştiri örneği olarak niteler). Kitap girişte Said’in teorik çerçevesini ve feminist eleştirileri özetler, ardından beş ana bölüm ve bir sonuç (afterword) içerir. İçindekiler kısmı özetle şunlardır:

·         Bölüm 1: Race – Femininity – Representation; Said ve feminist eleştiriler, Barthes vs.

·         Bölüm 2: Kadınlar için profesyonel fırsatlar: Resim ve edebiyatta ayrı "kutsal alanlar", meslek sorunları.

·         Bölüm 3: Henriette Browne’un sanat kariyeri: Formasyon, Fransa ve Britanya’daki kabulü, görsel oryantalizm.

·         Bölüm 4: Browne’un Osmanlı haremine bakışı: “Sadece kadınlar gitmeli” başlıklı sorgu; Harem İçerileri resimleri ve kadın yazını.

·         Bölüm 5: George Eliot ve Yahudilik: Daniel Deronda üzerinden Yahudiler’in “ötekileştirilmesi” ve Anglo-Yahudi kimliğinin inşası.

·         Sonuç: Afterword: Gendering Orientalism. Lewis’in genel değerlendirmesi.

Bu analizde, yukarıdaki bölümler ana başlıklarıyla ele alınacak; kitapta sunulan örnekler, kaynak kullanımı, görsel temsiller ve ırk–cinsiyet ilişkileri irdelenecek, osmanlı haremi imgeleri üzerinde durulacaktır.

Literatür Özeti

Oryantalizm Teorisi: Edward Said (1978) Batı’nın Doğu algısının tarihsel ve kültürel bir söylem olduğunu göstererek, bu söylemin emperyal güçlerle iç içe geçtiğini vurgulamıştır. Bugün oryantalizm tartışmaları, Said öncesi ve sonrası eleştiriler çerçevesinde gelişmektedir. Said sonrası dönemde, oryantalizmin cinsiyet, ırk ve sınıf kesişiminde yeniden yorumlanması gündeme gelmiştir. Örneğin Lila Abu-Lughod (2007), Orta Doğu feminist çalışmaları bağlamında oryantalizmi ele almıştır (A. Yıldız çevirisinde Oryantalizm Tartışma Metinleri içinde). Ayrıca postkolonyal feminist yazarlar (Chandra Talpade Mohanty, Gayatri Spivak vb.) Batılı oryantalist anlatıları homojenleştirici ve ataerkil olarak eleştirmiştir. Kesişimsellik kavramı (Crenshaw, 1989) ise, ırkçı ve cinsiyetçi ikili ayrıma ek olarak sınıf ve kültür farklılıklarının da birlikte ele alınmasını sağlar (Bilge, 2009). Örneğin Telseren Ömeroğlu (2022) gibi güncel çalışmalarda, oryantalist imgeler ırk-sınıf-cinsiyet kesişiminde analiz edilmektedir. Bu çerçevede Lewis’in eserine temel oluşturan literatürde şu noktalar öne çıkar:

·         Said ve Sonrası: Said’in oryantalist söylemin Batı’nın hegemonik “öteki” tahayyülünü nasıl ürettiğini ortaya koyması. MacKenzie (1995) gibi eleştirmenler, Said’den önceki iki tanım olduğunu, sözgelimi Doğu Hindistan Şirketi dönemi ve 19. yy. sanatsal hareketlerin farklı yüzlerini anımsatmaktadır. Coşkun (2019) gibi sanat tarihçileri, Said’in literatüre etkisini değerlendirerek, oryantalizmin görsel sanatlarda nasıl “hegemonik” bir imgelem ürettiğine dikkat çeker.

·         Feminist ve Postkolonyal Eleştiriler: Orta Doğu’yu sadece patriyarkal bir “erkeklerin bakışı” ile okumaya karşı feminist yaklaşımlar vardır. Mesela Joan Scott ve Hammerhman gibi isimler, metinlerdeki yazar/okuyucu ikiliğini tartışmış, Batı feministlerinin ötekileştirmeye katıldığı eleştirisini getirmiştir. Linda Nochlin (1983) “Neden büyük kadın ressam yok?” sitemleriyle sanat tarihini cinsiyet analiziyle ele almıştır. Margaret Atwood ve Marianne Marchand gibi feminist kuramcılar, edebiyat ve medyada Müslüman kadın imgelerine yönelik önyargıları göstermiştir. Telseren (2022), 19. yy. Fransız oryantalist tablolarındaki Doğulu kadın imgesini incelerken toplumsal cinsiyet, ırk ve sınıf ilişkilerinin Batı-Doğu ayrımının “siyasi perdesini araladığını” belirtmiştir.

  • Harem ve Kadın Temsili: Osmanlı haremi, Batılı oryantalistler için cazibe merkezidir. Harem konusuna feminist bakışlar, çoğu zaman oryantalist anlatının ne kadar gerçek dışı olduğunu vurgular (Alloula, The Colonial Harem, 1998). Jean-François Chevrier ve diğerleri, harem imgelerini emperyalist fanteziler olarak eleştirmiştir. Telseren’in çalışmasında, Doğulu kadın imgelerinin sıklıkla “arzu nesnesi”, “kurtarılacak kurban” gibi kodlarla işlendiği; harem ve hamam gibi mekânlardaki kadın tasvirlerinin ırk ve sınıfçılık ile kesişen bir biçimde kurgulandığı gösterilmiştir. Örneğin Telseren (2022) analizinde, 19. yy. Fransa’sının değişen iktidar ilişkilerinin Doğulu kadın temsillerine yansıdığı ve Batı/Doğu genelleştirmelerinin geçersiz hale getirildiği vurgulanır. Buna göre, Osmanlı hareminin egzotik stereotiplerle değil gerçek sosyal etkileşimlerle betimlenmesi önemlidir. Batılı feministbellek metinlerinde de, haremi anlatan kadınların kendi varoluşlarını ifade ettiği ve hem Doğu hem Batı’da cinsiyet rollerini dönüştürdükleri vurgulanır (FeministBellek, Harem).
  • Kadın Seyyahlar ve Seyahatnameler: Batılı kadınların Doğu’ya yönelik gözlemleri, oryantalizmin oluşumuna katkı sağlamıştır. 18. yy’da Lady Mary Wortley Montagu, İstanbul’da kaldığı süreyi kapsayan mektuplarında Osmanlı hamamlarını ve kadın yaşamını betimlemiş ve Avrupa’da çok ilgi görmüştür. Montagu’nun Şark Mektupları (1763) İngilizcede Turkish Embassy Letters başlığıyla yayımlanarak Doğu imgesini şekillendirmiştir. Ardından 19. yy’da Amelia Edwards, Ida Pfeiffer gibi kadın seyyahlar Mısır ve Osmanlı bölgesinde harem gibi alanlara girmişlerdir. Ağırbaş’ın (2019) derlemesine göre, 19. yy. kadın seyyahlar aileleriyle veya tek başına Doğu seferlerine çıkmış; harem ziyaretleri “daha gerçekçi sonuçlar” doğurmuştur. Bu seyahatnameler Osmanlı kadınının günlük yaşamını, eğitimini ve geleneklerini Avrupa’ya ilk elden ulaştırmıştır. Dolayısıyla Lewis’in incelediği dönemde, kadın yazar ve sanatçıların gözünden yazılmış bazı birincil kaynaklar zaten mevcuttur ve bunlar oryantalizmin çok sesli bir biçimde yeniden üretilmesine zemin hazırlamıştır.
  • Irk ve Feminenlik Çalışmaları: Batılı oryantalizm çalışmaları ile feminizm kesiştiğinde, “beyaz kadınların Avrupalı ırkçı söyleme ortaklığı” önemli bir tartışma konusudur (Frankenberg, 1993 gibi). Müslüman kadın imgesine odaklanan Kara feministler (ör. Crenshaw, 1989), Batılı ırkçı söylemin kadınları nasıl tahakküm altına aldığını incelemiştir. Türkçe literatürde ise Osmanlı’nın son dönem kadın tarihi (Faroqhi, 2011) ya da “Yeni Kadın” çalışmaları (Açık, 2016) ırk-cinsiyet-sınıf etkileşimini vurgular. Lewis, bu teorik çerçeveyi kullanarak gösterir ki, Avrupa kadınlarının oryantalist betimlemeleri hem “beyaz üstünlük” varsayımlarını hem de cinsiyetçi stereotipleri yansıtır; fakat kadınların toplumsal konumları, yeni yorumlara alan açar.

Metodoloji

Bu çalışmada, metin çözümlemesi ve görsel kültür incelemesi yöntemleri bir arada kullanılacaktır. Lewis’in kitabı da görsel (resim plakları, basın eleştirileri) ile metinsel (öykü, roman) kaynakları birlikte analiz eder. Dolayısıyla biz de eserin içeriğini çözümlerken tarihsel-karşılaştırmalı bir yaklaşım benimseyeceğiz: 19. yy basınında yer alan sanat eleştirileri, gazete yazıları ve dönemin literatürü üzerinden Lewis’in ileri sürdüğü görüşleri doğrulayacak veya eleştirecek biçimde metin okuması yapacağız. Ayrıca Henriette Browne gibi sanatçıların tabloları görsel ikonoloji/yöntemleriyle incelenmelidir (figür kompozisyonu, mekân kullanımı, dilbilimsel kodlama vb.). Bu çerçevede, feminist sanat tarihi yaklaşımları (Nochlin, 1973) ve görsel söylem analizleri (Barthes, 1972; Berger, 2008) temel alınıp uygulanacaktır. Yani hem sözel metinler hem de resimler üzerinden cinsiyet ve ırk kodlarının nasıl kurulduğu çözümlenecektir. Bu yöntemle, kitabın hem sanat tarihi hem edebiyat bağlamındaki argümanları değerlendirilirken “kadın gözü”nün anlamı ve sınırları irdelenecektir.

Kitap Analizi

Reina Lewis’in kitabı beş ana bölüm halinde kurgulanmıştır. Aşağıda her bir bölümün temel argümanları, kullanılan örnekler ve ana temalar özetlenecektir.

1. Bölüm: Race – Femininity – Representation

Bu ilk bölümde Lewis, ırk, feminenlik ve temsil kavramlarının oryantalist söylemde kesişimini tartışır. Edward Said’in oryantalizm tanımını kısaca özetler ve onu eleştiren postkolonyal görüşleri gözden geçirir. Örneğin, Barthes’in “yazarın ölümü” analizindeki öznellik sorunlarını analiz eder. Feminist perspektiften bakarak, oryantalist metinlerde “yazar” (yani batılı gezgin/sanatçı) imgesini sorgular; kadın sanatçıların ve yazarların pozisyonunun eril sömürgeci varsayımlarla nasıl çatıştığını vurgular. Bu bölümde Charlotte Brontë’nin Villette romanı gibi diğer kadın yazarlara kısa referans yapılır; ancak ana örnek olarak George Eliot’un erken dönemi şiirleri gibi çalışmalar sadece alt başlık olarak anılmıştır. Lewis’in amacı, “kadın yazarın statüsü”nü (nokta 22’de “author death problemi”) irdeleyerek, Batılı kadınların hem eserleri hem eserlerinin kabul görme biçimlerinin cinsiyetlendirilmiş olduğunu göstermektir. Özetle bu bölüm, sonraki somut örneklere hazırlık olarak teorik arka plan sunar: kadınların konuşma hakkının tarihsel koşulları, beyaz ırk kimliğinin oryantalist söyleme dahil oluşu, din-aile kavramları gibi başlıklar ele alınır.

2. Bölüm: Sanat ve Edebiyatta Kadınlar için Profesyonel Fırsatlar

Bu bölümde Lewis, 19. yüzyıl Batı toplumunda “ayrı alanlar” (separate spheres) doktrinini tartışır: Kadınlar ev, erkekler kamu hayatına aittir anlayışı, kadın sanatçı ve yazarların kariyer önünde engel oluşturmuştur. Bölümde Victoria dönemi resim ve edebiyat ortamı incelenir. Lewis, Jules Chaplin gibi ressamların atölyelerinde sadece tek sınırlı kontenjan olduğunu, öte yandan İngiliz ve Fransız edebiyatında kadınların roman yayınlamaya başlamasının toplumsal bir yankısı olduğunu belirtir. Ayrıca şu alt başlıklar işlenir: Sanatta kadın ressamların ilk girişimleri (örneğin Kate Streeting ve Angelica Kauffman’dan Elizabeth Butler’a geçiş); edebiyatta kadın yazarların karşılaştığı eleştiriler; “Ulus, imparatorluk ve kültür” bağlamında kadın üreticilerin konumu (örneğin milliyetçi imaj üretiminde kadınların rolü). Bu bölümde Lewis, Art Journal ve diğer dergilerde çıkan eleştirilere dayanarak, kadın sanatçıların eserlerinin nasıl cinsiyete göre kodlandığını gösterir. Örneğin, Henriette Browne’un dini temalı tabloları “gerçekçilik” ve “feminenlik” bağlamında değerlendirilen ilk eserlerdendir. Lewis, Browne’un kariyerini analiz ederken bu “profesyonel fırsatlar” eksenini kuramsal arka plan olarak kullanır.

3. Bölüm: Henriette Browne – Bir Kadın Oryantalist Ressamın Oluşumu

Bu ve bir sonraki bölümde Lewis, Fransız ressam Sophie de Bouteillie (Henriette Browne, 1829–1901) üzerine yoğunlaşır. Browne, 19. yy. Avrupa’sında dindar ve gerçekçi sahneleriyle ünlü olmuştur. Lewis, Browne’un dinsel resimlerinin Fransa ve Britanya’da nasıl karşılandığını anlatır (örneğin Paris Salonu başarıları, İngiliz koleksiyonerlerin ilgisi). Bu bağlamda Browne’un kilise huzurevleri gibi konularının “sadeliği” ve Sisters of Charity (1859) adlı eserin büyük beğeni toplaması ele alınır (Kitap kapağı plaka 1: Les soeurs de charité). Lewis, Browne’un konumsal kimliğini (yani aristokrat bir diplomat eşinin sanatçı kimliğiyle) inceleyerek, onun “kadın ressam” olarak inşa edilişini tartışır. Örneğin Browne, ünlü koleksiyoncu Ernest Gambart’ın teşvikiyle Londra’da da tanınmıştır.

Kısım 3’ün devamında, Browne’un İslam dünyasına yönelik ilgisi ve resimlerinde oryantalizmin özellikleri ele alınır. Browne, eşinin görevleri nedeniyle 1853’te İstanbul’u ziyaret etmiş ve orada gerçek bir harem görme olanağı bulmuştur. Lewis, bu deneyimin Browne’un sonraki eserlerine nasıl yansıdığını gösterir. Browne’un oryantalist resimleri “gerçekçi” bir gözlemle yapılmıştır. Örneğin, Harem İçerisi serisinden Une Visite (Bir Ziyaret) ve Une Joueuse de Flûte (1859-61), haremin içindeki sosyal hayata odaklanır; kadınların ziyaretçilere kapıyı açtığı, flüt çaldığı sahneler sunar. Bu resimler, kayıtlarda “masum günlük etkinlikler” olarak tanımlanır. Browne’un stili, Doğu’yu “huyunu suyunu yansıtan” fakat büyük ölçüde gerçekçi ve basit bir üslupla betimler; bu yönüyle mesela çağdaşı Jean-Léon Gérôme’nun fantezilerinden ayrılır. Wikipedia’da belirtildiği gibi, Browne “Çağdaşlarından farklı olarak Doğulu’yu abartılı olmayan, daha gerçekçi şekilde resmetmiştir”. Lewis de bu gerçekçilik vurgusunu kullanarak, Browne’un tablolarında oryantalist stereotiplerin dönüşümünü irdeler. Browne’un ırksal kodlamaları, kadın cinsiyet kodlamalarıyla iç içedir: Bir şark hadımı ile etkileşim örneğinde Avrupa kadınının üstünlüğü tartışmalı hale gelir (bölüm başlığı “Sadece kadınlar gitsin Türkiye’ye” şeklindedir). Bu bölümdeki ana argüman, Browne’un eserlerinde oryantalizmin ana formlarını taşıyan öğeler bulunsa da (örn. haremin özel bir mekan olması), onun kadın bakış açısıyla egzotik anlatıyı yumuşattığıdır. Browne, görsel kültürde "öteki kadın" imgesini dönüştürmüş bir örnektir.

Görsel Örnek: Henriette Browne, A Visit: A Harem Interior (Constantinople, 1861). Bu tabloda kadınlar misafire nezaketle kapı açmakta, sıradan bir sosyal etkileşim görülmektedir (cinsel içerik yoktur). Browne’un bu eseri, haremin “kadınlar evi” olarak toplumsal bir mekân olduğunu vurgular.

Şekil 1. Henriette Browne, A Visit: A Harem Interior (1861). Browne’un Osmanlı haremini betimleyen bu tablosunda kadınlar gündelik etkinlikler içindedir; resim, haremi batılı cinsellik fantezilerinden uzak, kadınların sosyal alanı olarak gösterir.

4. Bölüm: “Sadece Kadınlar Gitsin Türkiye’ye”: Browne ve Kadın Oryantalist Bakış

Dördüncü bölüm, Browne üzerinden devam eder. Başlıkta geçen ifadeyle anekdotik olarak vurgulanan düşünce, Osmanlı haremini yalnızca kadınların ziyaret edebileceği fikridir; Lewis, bu klişeyi sorgular. Browne’un Harem İçerileri (1861) tablolarının eleştirisi incelenir: Fransa ve Britanya basını, bu eserleri nasıl yorumlamıştır? Çağdaş eleştirmenler Browne’un “bildik stereotiplere meydan okuduğunu” veya bu resimleri naif bulduklarını yazmıştır. Lewis, basın arşivleri (sanat dergileri, günlükler) üzerinden dönemin tutumlarını aktarır. Aynı kısımda, gazetelerde Osmanlı haremlerini anlatan başka kadın yazarların varlığına değinilir. Örneğin İngiliz şair Charlotte Brontë, 1858’de The Poet and the Harem şiirini yazarak harem mitlerini irdelemişti; Lewis bu tür yazını örnek gösterir. Lewis’e göre, kadın yazarlar hareme bizzat girerek veya onun sınırlarını aşan metinler yazarak stereotipleri kırmışlardır. Dolayısıyla bölüm, hem Browne’un tablolarının hem de kadın gezginlerin yazılarının karşılaştırmalı bir incelemesini yapar. Browne özelinde, kadın sanatçının "o mekanı bir nesne olarak değil, deneyimleyici bir özne olarak yeniden sunduğu" ileri sürülür. Ancak Lewis, Browne’un yaşam hakkı için yazılı belgeler üretmediğini, dolayısıyla eserlerinin yorumunun sınırlı olduğunu da ima eder.

5. Bölüm: George Eliot ve Yahudilerin Oryantalizasyonu (Daniel Deronda)

Beşinci ve son bölümde Lewis, edebiyata yönelir. George Eliot’un son romanı Daniel Deronda (1876), İngiliz toplumu içinde Yahudi karakterlerin temsili üzerinden ele alınır. Lewis, Eliot’un Batılı ırkçı paradigmanın bir parçası olarak Yahudileri “Doğulu öteki” kategorisine yerleştirdiğini iddia eder. Bölümde şu noktalar öne çıkar: Daniel Deronda’da sayfaya taşınan Yahudi kimliği, orientalizm kalıplarıyla betimlenmiştir; örneğin Gwendolen Harleth’in Kudüs’e dair hayalleri, Doğu’nun mistik imgeleriyle iç içedir. Eliot, romanında “etnik farklılık” ve “köken” üzerinden karakterleri tanımlarken, o dönemdeki İngiliz bakışını yansıtır. Lewis, kitabın adının altındaki alt başlıklarda (ör. “Evrim, organik (bütünsel) bakış ve romanın çağı” vb.) bilimci yaklaşımların Yahudilere nasıl yansıdığını inceler. Örneğin Eliot, organik toplum görüşünü anglo-yahudi kimliği kurulurken kullanmıştır. Bölüm, ayrıca Daniel Deronda’nın yayınlandığı dönemde çıkmış eleştirileri analiz eder (ülke basını, Jewish Chronicle). Tartışma şu noktada sonlanır: Eliot, romanın sonunda “Yahudi sorunu” çözme umudunu sunarken bile, oryantalist diğerleştirmeyi yeniden üretmiştir. Lewis’in görebildiği çizgi budur.

Kitabın genel çerçevesinde, Lewis Eliot’u Browne’le karşılaştırır: İkisi de “öteki” inşa eden Batılı beyaz kadınlar olmasına karşın, Browne sanatında daha doğrudan ve bizzat deneyime dayalı bir bakış sunarken Eliot’un anlatısı roman kurgusuna hapsolmuştur. Lewis, Browne’un kadının bakışını “aktif” kılma çabasını Daniel Deronda’da göremediği görüşündedir. Kitapta her iki örnek de (Browne ve Eliot) bir “yaygın oryantalizm” eleştirisi için araç olarak kullanılır.

Görsel ve Tematik Vurgular

Lewis’in analizinde ırk, cinsiyet ve milliyet temsilleri sık sık kesişimsel bir çerçevede ele alınır. Örneğin Browne’un tablosunda “Türk bir hadım” figürünün kadın kahramanla ilişkisi sadece cinsel değil aynı zamanda ırksal güç dinamikleri içerir. Lewis, bu iç içe geçmiş kodlamaların altını çizer (kesimsel bir okuma önerir). Ayrıca eser boyunca Osmanlı haremi ve Müslüman kadın imgesinin, Britanya fikri sınırlarında nasıl inşa edildiği gösterilir. Örneğin Browne’un çalışmaları dinsel ve toplumsal içerikleriyle görsel imalar olarak okunur; Eliot’unkilerse sözlü metinlere eklemlenir. Harem tasvirlerinde yarı-gerçek, yarı-fantezi ögeler (encümen odası, içeri alınan erkeğin mekanı) üzerinde durulur.

Lewis ayrıca kaynak kullanımını irdeler. Tarafgirlik açısından (angle of vision) kadınların eserlerine dönemin erkek sanatçı ve yazarlarının baskın söylemiyle karşılaştırmalı yaklaşır. Örneğin Browne’un tablolarını Jean-Léon Gérôme’nun benzer temalarla resimlerini karşılaştırır (iki farklı yaklaşım). Eliot analizinde ise romanın felsefi/kültürel metinleri karşılaştırılır. Yazar, tüm bu tartışmayı dönemin gazete ve dergi eleştirmenlerinin gözünden kurar: Bu, Lewis’in yönteminin temelidir – yani bir nevi “dönemin medyasında kadınların oryantalizmi nasıl sunulduğu”na bakmaktır. Böylece kitabın en can alıcı katkısı, hem görsel hem metinsel malzemenin aynı kesit içinde ele alınmasıdır (görsel ve sözel oryantalizmin kesişimine vurgu yapılır).

Eleştirel Değerlendirme

Lewis’in çalışması, feminizm ve oryantalizm literatürüne önemli katkılar sunar. Güçlü yönleri: Öncelikle, kadın sanatçı ve yazarları bir “beyaz oryantalizm” kesişiminde merkeze alması yenilikçidir. Browne gibi nispeten az bilinen figürleri canlandırması akademik açığı doldurur. Söylem analiziyle ırk-cinsiyet-millet üçgenini birlikte ele alarak kesişimsel bir bakış açısı sunması (feminist-eleştirel yaklaşım) çağdaş teorik yaklaşımlarla uyumludur. Görsel örnekleri -tablo plakları- yorumlaması, sanat tarihi açısından zenginleştiricidir. Basın arşivlerinden yararlanması, döneme özgü tepkilerin önemli birincil belgeleme sağlar. Bu yönüyle Lewis’in araştırması titiz ve disiplinlerarası bir sentezdir.

Zayıf yönleri ve eksikler: Lewis’in odak noktası “beyaz Avrupalı kadınlar” ile sınırlı kalmıştır. Bu tutum eleştirilebilir: Çünkü oryantalizm çalışmaları genellikle kolonyal dünya halklarının seslerini az duyurur; Lewis de Batılı kadınların perspektifiyle sınırlıdır. Osmanlılı ya da Doğulu kadınların serbestçe konuşma fırsatı olmadığı göz önüne alınarak belki haklı olsa da, bu tavır Doğu’dan gelen ilk el kaynakları dışlar. Ayrıca Browne incelenirken 1870’lerin sonlarına fazla odaklanılmaması, onun sonraki çalışmalarının atlanması gibi eksikler vardır. Eliot analizinde ise yazar, romanı daha çok ırkçılık bağlamında değerlendirir ancak cinsiyet veya sınıf dinamiklerine az temas eder. Eski–yeni edebiyat eleştirisi tartışmaları da kapsam dışında kalmıştır. Metodolojik olarak, Lewis’in sıkça aynı dönemin gazete eleştirilerine başvurması, o günün eleştirmenlerinin ideolojik yanlılıklarından kaçınamayabilir. Yani bulgular büyük oranda yine “erkek bakış açısıyla yazılmış yorumlar” üzerinden okunuyor, bu da dolaylı bir yankılanma yaratabilir.

Alternatif yaklaşımlar: Bazı eleştirmenler, oryantalizmin kadın yazınına uygulanmasında farklı sonuçlara ulaşabilir. Örneğin Carrie Rohm (2006) gibi yazarlar, kadın sanatçıların tamamen “öteki”yle zıtlaşmadığını, gerektiğinde erkek oryantalistlerle iş birliği yaptığını vurgulayabilir. Ya da Makal ve Yazar’ın (örn. Davison, 2005 gibi) perspektifinde Browne tablolardan öte bir “siyasal ajans” olarak ele alınabilir (Lewis’ten farklı olarak, Browne’un mensup olduğu kurumlara odaklanarak). Bunun dışında, Judith Butler’a uzanan metin kuramları bağlamında metnin ve resmin oluşturucusu yerine okur/izleyici tepkisi de irdelenebilir (Lewis’in “basın tepkileri” işlevsel bir yaklaşım olsa da, post-yapısalcı ‘okur tepkisi’ kuramını kullanmaz).

Karşılaştırmalı Bölüm

Aşağıdaki tabloda Lewis’in Gendering Orientalism ile Tony Crilly’nin The Big Questions: Mathematics (2012) adlı kitabının tematik ve metodolojik açıdan temel farkları ve benzerlikleri özetlenmiştir. (Crilly’nin eseri matematik alanında temel kavramları popüler bir dille ele aldığından, doğrudan bir bağlantı bulunmamaktadır; fakat ikisini yan yana koyarak farklı bilim/mühendislik dünyalarının akademik çalışma tarzlarını karşılaştırıyoruz.)

Kriter

Gendering Orientalism (Lewis, 1996)

The Big Questions: Mathematics (Crilly, 2012)

Konu Alanı

Kültürel çalışmalar: Oryantalizm, feminizm, kolonyalizm (kadın ve ırk temsilleri).

Matematiksel kavramlar ve tarihsel gelişim (sayılar, sonsuzluk, geometri vb.).

Tematik Vurgu

Sömürgecilik, cinsiyet ilişkileri, Doğu-Batı ikiliği.

Matematiksel sorunlara pedagojik yaklaşım, günlük hayattan örnekler.

Yöntem/Metodoloji

Tarihsel metin/görsel analiz, feminist-eleştirel çözümleme.

Popüler bilimsel anlatım, fikir öykülemesi (anlatı), tarihsel anlatım.

Kitle/Okuyucu

Akademisyenler, yüksek lisans öğrencileri (kültürel ve kadın çalışmaları).

Genel okuyucu, lisans ve lise öğrencileri, meraklı halk.

Dilin Resmi

Akademik, analizci; İngilizce.

Açıklayıcı, öğretici; İngilizce.

Kaynak Türleri

Birincil: 19. yy. basılı eleştiriler, tablolar, roman; İkincil: feminist & postkolonyal kuram.

Matematik tarihi, kavram açıklamaları, az sayıda tablo/şema.

Görsel Materyal

Sanat ve kitap kapakları, gazete kupürleri (ayrıntılı inceleme).

Temsili grafikler veya fotoğraflar; ağırlıklı değil.

Kitlesel Etki

Akademik tartışma ve ders materyali olarak kullanılır (bkz. “ders kitabı” referansı).

Genel eğitici kitap; matematik kavramlarına ilgi duyan herkes.

Tablo 1. Gendering Orientalism ile The Big Questions: Mathematics’in karşılaştırması. Görüldüğü üzere, Lewis’in eseri sosyal bilimler/feminizm ekseninde eleştirel bir akademik çalışma iken, Crilly’nin kitabı temel matematik konularını popüler düzeyde açıklar. İkisi arasında doğrudan metodolojik ya da tematik bir benzerlik yoktur; her ikisi de kendi alanında “kapsamlı” inceleme iddiası taşırken, biri sosyal bilim araçlarıyla oryantalizmi çözümler, diğeri matematiksel kavramları okumayı kolaylaştırır. Özünde amaç ve biçim olarak farklılaşırlar (birinde feminist eleştiri, diğerinde bilimsel eğitim amaçlı anlatım).

Sonuç

Reina Lewis’in Gendering Orientalism kitabı, oryantalizm çalışmalarında kadın bakışını merkeze alarak literatüre önemli katkılar sağlamıştır. Savunduğuna göre, 19. yüzyıl batılı kadın sanatçı ve yazarlar salt “objektif Doğu imgesi” üretmez; kendi konumlarından beslenerek farklı, hatta eleştirel imgeler ortaya koyar. Bu sayede Lewis, oryantalizmin monolitik anlayışına meydan okuyarak daha karmaşık bir temsil haritası çizer. Kitabın bulguları, sömürgeci söylemde kadınların ne kadar aktif rol oynadığını ortaya koymuştur. Teorik olarak da feminist-eleştirel ve postkolonyal kesişim yaklaşımını başarıyla örneklendirmiştir. Özellikle Henriette Browne örneğinde gördüğümüz gibi, bir kadın sanatçının Batı-Doğu ilişkisini yeniden tasvir edişi, hem cinsiyetçi hem de ırkçı normların içindeki nüansları açığa çıkarabilir (Browne’un harem sahnelerindeki sıradanlık betimlemesi gibi).

Sonuç olarak Lewis, oryantalizmi incelerken “kadın sesi”ni görünür kılmanın yalnızca feministler için değil, tüm kültürel çalışmalar camiası için değerli olduğunu göstermiştir. Eseri, kültürel çalışmalar, sanat tarihi ve kadın çalışmaları dersleri için referans niteliğindedir. Gelecekte yapılacak araştırmalar için öneriler şunlardır: Yalnızca Avrupalı değil, kolonileştirilmiş toplumların kadın sanatçı ve yazarlarına dair kesişimsel çalışmalar yapılabilir; Osmanlılı kadınların anıları veya tanzimat dönemi matbu yazılarından yararlanarak farklı perspektifler katılabilir. Ayrıca Lewis’in yaklaşımını çağdaş Orta Doğu’da kadın hareketlerinin medya temsilini inceleyecek şekilde genişletmek, günümüz emperyal ve göç konularıyla ilişkilendirmek faydalı olabilir. Bu çalışma, toplumsal cinsiyetin tarihsel söylemlerdeki rolünü vurgulayarak kültürel çalışmaların daha kapsayıcı temsiller üretmesine katkıda bulunmuştur (Lewis, 1996; Said, 1978; Telseren Ömeroğlu, 2022).

gantt
    title Oryantalizm Tarihinde Kadın Yazarlar ve Eserler
    dateFormat  YYYY
    1716 : Mary Montagu {\n}*Şark Mektupları* yazımına başlar
  
    1763 : Mary Wortley Montagu *Şark Mektupları* (Turkish Embassy Letters) yayımlanır

    1853 : Henriette Browne, kocasıyla İstanbul'a giderek gerçek bir Osmanlı haremini görür

    1859 : Browne, *Les Soeurs de Charit\u00e9* (Hayır Çalışanları) tablosuyla ün kazanır

    1861 : Browne, *Une Visite* ve *Une Joueuse de Fl\u00fbte* adlı harem tablolarını Paris Salonu'nda sergiler

    1876 : George Eliot, *Daniel Deronda* romanını yayımlar
  
    1978 : Edward Said, *Orientalism* kitabını yayımlar

    1996 : Reina Lewis, *Gendering Orientalism* kitabını yayımlar
  
    2022 : A. Telseren, Fransız oryantalist tablolarında Doğulu kadın temsillerini inceler (Fenerbahçe Üni.)

Şekil 2. Oryantalizm ve kadın temsil çalışmaları tarihine ilişkin zaman çizelgesi (seçme olaylar). Mary Wortley Montagu’dan Lewis’e uzanan dönemde, kadınların Doğu’yu yazıya ve resme aktarma çabaları öne çıkmaktadır.

Kaynaklar: Lewis (1996) çalışmasının birincil kaynağı olarak kitabın kendisi temel alınmıştır. Literatür incelemesi için Said (1978) Orientalism ve Türkçe çevirisi ile (Antmen, 2007), modern feminist eleştiriler (Alloula, Abu-Lughod, vb.) referans alınmıştır. Osmanlı haremi üzerine Montagu (1763) gibi seyahatnameler, Ağırbaş (2019) ve yazında benzer çalışmalar incelenmiştir. Telseren Ömeroğlu (2022) oryantalist resimler bağlamında kesişimsellik teorisine vurgu yapan bir örnek teşkil etmektedir. Gerektiğinde bu kaynaklar (APA stili) kısaltma şeklinde metinde gösterilmiştir (örneğin Lewis, 1996; Said, 1978). Başvurulabilecek önemli birincil kaynaklar arasında Montagu’nun Turkish Embassy Letters’ı (1763) ve Henriette Browne’un tablolarına ilişkin birincil kataloglar sayılabilir.


Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.