Walter Benjamin ve Sürrealizm Arasında “Dindışı Aydınlanma”: Margaret Cohen Okumasının Eleştirel Bir Değerlendirmesi
Kitabın Adı:Dindışı Aydınlanma
Walter Benjamin ve Gerçeküstü Devrimin Paris’i Profane Yazar :Margaret Cohen
Çevirmen:Sayfa:392 Cilt:Ciltsiz Boyut:13,5 X 21 Son Baskı:04 Haziran, 2026 İlk Baskı:04 Haziran, 2026 Barkod:9786253894641 Kapak Tsr.:Editör:Kapak Türü:Karton Yayın Dili:Türkçe Orijinal Dili:Almanca Orijinal Adı:Profane Illumination: Walter Benjamin and the Paris of Surrealist Revolution
Walter Benjamin ve Sürrealizm Arasında “Dindışı Aydınlanma”: Margaret Cohen Okumasının Eleştirel Bir Değerlendirmesi
Bu makalede Margaret Cohen’in Profane Illumination:
Walter Benjamin and the Paris of Surrealist Revolution (1993) adlı yapıtı
ve Walter Benjamin’in Proust, Baudelaire ve Sürrealistlerle ilişkili metinleri
bağlamında 1920–30’lar Paris’i tartışıyoruz. Cohen’in tezi, Breton’un
psikanalizle harmanlanmış Marksizmi ile Benjamin’in Aydınlanma-sonrası Marksizm
eleştirisi arasındaki kesişmeleri ortaya koymaktır. Bu
çerçevede, “dindışı aydınlanma” kavramı Benjamin’in mesiyanik tarih görüşü,
flâneur, montaj ve alegori anlayışı ile Sürrealistlerin otomatik yazı, kolaj ve
rüya imgelemi gibi pratiklerini birleştiren merkezî bir tema olarak ele alınır.
Yazının ilk bölümlerinde Benjamin’in birincil metinleri ve Sürrealist
manifestolar; Cohen’in argümanları; Benjamin ve Sürrealistler üzerine önde
gelen ikincil literatür özetlenir. Ardından Paris’in 1920–30 yılları bağlamı,
Sürrealist harekete tarihsel bakış ve dönemin siyasal/entelektüel ortamı
incelenir. Sonraki bölümlerde Cohen’in bölümleri ve Benjamin’in ilgili
denemeleri (özellikle Paris, Capital of the 19th Century ve On Some
Motifs in Baudelaire), metin içi çözümlemelerle ele alınır. “Dindışı
aydınlanma” kavramının Benjamin’in mesiyanik ütopyacılığı, flâneur
figürü, montaj ve alegori kuramlarıyla; Sürrealist otomatik yazı, kolaj ve rüya
teorileriyle ilişkisi irdelenir. Ayrıca Cohen’in yorumları karşısında
alternatif okumalar tartışılarak yaklaşımlar karşılaştırılır. Metodolojik
olarak, tarihsel-ideolojik bağlamları fanteziyle buluşturan diyalektik resim
analizi ve arkeolojik okuma yöntemleri eleştirel bir biçimde değerlendirilir.
Sonuç bölümünde, Cohen’in görüşlerinin katkıları özetlenir ve bu tartışmaya
yeni bir bakış açısı eklenir. Bu çerçevede, Benjamin ile Sürrealistler
arasındaki kesişmenin aşırı romantize edilebileceği; bunun yerine aradaki
gerilimin, özellikle 1930’ların siyasal dönüşümlerinde daha eleştirel olarak
anlaşılması gerektiği vurgulanır.
Tez Beyanı
Margaret Cohen Profane
Illumination’da, Breton’un psikanalizle kurguladığı “Sürrealist Marksizm”
ile Benjamin’in Aydınlanma-sonrası Marksizm eleştirisi arasında derin bir
örtüşme kurar. Cohen’e göre Benjamin, geçmişin büyülü
boyutuna (masal ve efsunculuk) odaklanan ve Sürrealistlerle ortak “gotik bir
Marksizm” anlayışını paylaştığı bir düşünürdür. Bu bağlamda
“dindışı aydınlanma” kavramı, hem Benjamin hem de Sürrealist pratiklerde ortaya
çıkan seküler, neredeyse mistik bir görünme anı olarak tanımlanır. Tezimiz,
Cohen’in Benjamin ile Sürrealist düşünce arasındaki yakınlık vurgusunu kabul
ederken, bu etkileşimin politik-ideolojik bağlamını da dikkate alarak daha
dengeli bir analiz önermektedir. Özellikle Sürrealistlerin 1930’larda Komünist
Parti ile uzlaşmaları ve Benjamin’in hikmetçi tarih felsefesi arasındaki
çelişkileri de gözönüne alarak, Sürrealizm-Benjamin ilişkisinin sadece
özgürleştirici boyutla değil aynı zamanda gerilimlerle de dolu olduğunu
savunacağız.
Literatür İncelemesi
Birincil Metinler
Walter Benjamin’in başlıca
ilgili metinleri arasında 1935 tarihli “Paris, 19. Yüzyılın Başkenti”
(Pasajlar Projesi’nden bir bölümü), 1935–38 arası derlemelerinden The
Arcades Project (Pasajlar), 1938 tarihli “On Some Motifs in Baudelaire’s
Tableaux Parisiens” (Baudelaire motifleri üzerine) ve 1934 tarihli “Surrealism:
The Search for the Absolute” denemesi sayılabilir. Benjamin ayrıca 1927’de
Breton’un “Nadja” romanına, 1933’te Aragon’un Paris Köylüsü
romanına çevirdiği pasajlarla Sürrealist edebiyatla doğrudan ilişki içindeydi.
Sürrealistler cephesinde başlıca metinler Breton’un 1924 ve 1929 manifestoları,
André Breton’un Nadja (1928), Louis Aragon’un Paris Köylüsü
(1926), Paul Eluard, Robert Desnos gibi şairlerin şiir ve denemeleri ile
Sürrealist dergiler (La Révolution surréaliste vd.) olarak
belirir. Sürrealist manifestolarda “otomatik yazı”, rüyanın diyalektiği,
“muhteşem” (merveille) ve bilinçdışının özgürleştirilmesi vurgulanır. Bu birincil
kaynaklar, hem Benjamin’in Proustçu anımsama (Erinnerung) ve alegori kuramı
hakkında ipuçları taşır hem de Sürrealistlerin bilinçdışı, serbest çağrışım
pratiklerini ve politik ütopyalarını anlamamıza olanak tanır.
Cohen’in Argümanları
Margaret Cohen, Profane
Illumination’da Benjamin ile Sürrealistler arasındaki karşılıklı
aydınlanmayı tarih-felsefi bir bakışla ele alır. Stanford Üniversitesi
sayfasında belirtildiği gibi Cohen, Breton’un psikanaliz ve Marksizm
sentezini ile Benjamin’in aydınlanma sonrası Marksizm eleştirisini
irdelemiş ve Breton’un bu “Sürrealist Marksizmi”ni II. Dünya Savaşı sonrası
Fransız düşüncesinde şekillendirici bulmuştur. Cohen’in
kitap bölümlerinin içeriği, özetle şu başlıklar altında gruplanabilir (Google
Kitap’ın içerik önizlemesinden): Gothic Marxism (Kolektif hayaletler
üzerinden Marksist hayal gücü); Benjamin’s Marxisms (Benjamin’in çok
katmanlı Marksizmleri); Qui suis-je? Nadja’nın Dolaşan Özne’si
(Breton’un romanında Nadja karakterinin imgesi); Paris’in Hayaletleri
(Baudelaire ve flâneur üzerinden tarihsel manzara); Modern Materyalizmin
Sorunları; La Rencontre Capitale başlığı altında Benjamin’in
Sürrealistlerle karşılaşması; Benjamin Rencontre’i Okuyor (Benjamin’in
randevu kavramını analiz etmesi); Benjamin’in Fantasmagori’si (Pasaj ve
imgesel şehir kavramı). Cohen, bu bölümlerde Benjamin ve Breton, Aragon gibi
figürlerin “katarsisçi” yönlerini ve tarih-anımsama dinamiğini vurgular.
Örneğin Cohen, Benjamin’in tarihsel materyalizmine “gothic Marxism” etiketini
uygun bulur ve Sürrealist imgelemi bu çerçevede yorumlar. Cohen’in metodu
eleştirel metin incelemesi ile entelektüel tarih arasındaki bir iç içe geçişi
yansıtır; o, Benjamin’in pasajlarındaki şiirselliği Breton’un sürrealist
teknikleriyle yakınlaştırır. Stanford sitesinde belirtildiği gibi, Cohen’in
çalışması Sürrealizm düşüncesine “radikal bir okuma” kazandırmıştır.
İkincil Literatür
Benjamin ve Sürrealizm
ilişkisini irdeleyen önemli ikincil literatür arasında Walter Benjamin
uzmanlarından Susan Buck-Morss (ör. The Dialectics of Seeing), Michael
Löwy, Esther Leslie gibi isimler sayılabilir. Örneğin Enzo Traverso, Benjamin
ve Adorno’nun Sürrealizm yorumlarını karşılaştırırken, Benjamin’in 1929 tarihli
makalesinde Sürrealizm’i Avrupa’ya “radikal bir özgürlük anlayışını” geri
getiren bir avantgarde hareket olarak tanımladığını vurgulamıştır. Metinsel odak noktasında, Cohen dışında özellikle Philippe
Lacoue-Labarthe, Werner Hamacher ve Peter Osborne gibi düşünürler Benjamin
üzerine önemli katkılar yapmıştır. Türkiye’de yayınlanan yazılarda, Roger
Cardinal’ın Çözünür Kent: Sürrealist Paris Algısı çevirisi, Sürrealist
kent fantezilerini detaylandırır. Traverso’nun da belirttiği gibi, Benjamin ve Sürrealistler arasında
“dindışı aydınlanışlar” gibi kavramlar üzerinden örtüşmeler mevcuttur. Bununla birlikte Adorno ve Benjamin’in Sürrealizm eleştirisi ayrışır
(Adorno Sürrealist yöntemlere kuşkuyla bakarken Benjamin’in yaklaşımı daha
olumlu bulduğu vurgulanır). Bu ikincil kaynaklar, Cohen’in argümanlarını destekleyen veya ona
itiraz eden perspektifler sunar. Örneğin Ricardo Ibarlucía (2017), Benjamin’de
muhafazakâr ve ilerici unsurları incelediği makalesinde Cohen’in “dindışı
aydınlanma” kavramını Benjamin’in antropolojik materyalizm arayışı bağlamında
yorumlar. Genel olarak, literatürde Cohen’in öncülüğünde Benjamin–Sürrealizm
ekseni üzerine genişleyen tartışmalar bulunmaktadır.
Tarihsel ve Bağlamsal Arka
Plan
Paris 1920–1930:
Siyasal ve Entelektüel İklim
İki
Dünya Savaşı arasındaki Fransa, sosyal, politik ve kültürel çatışmaların
odağındaydı. Versailles Antlaşması sonrası toplumsal kırılmalar, 1920’lerde
Dada’dan Sürrealizm’e geçişi etkilemiştir. 1920’lerde Avrupa enternasyonalizmi
yükselirken Paris, entelektüeller ve sanatçılar için odak noktasıydı. 1924’te
André Breton’un Sürrealist Manifesto’su yayımlanmış; bu, bilinçdışının
edebi ifade özgürlüğü, otomatik yazı, rüyalar gibi konuları vurgulamıştır. Sürrealistler, şehir hayatını bir keşif alanı olarak benimsediler;
“Benim tek gerçek yuvam sokaktır” diyen Breton’un sözleri, Sürrealistlerin
Paris sokaklarını şiirsel bir laboratuvar gibi gördüğünü gösterir. 1920’ler-sonlarında dünya çapında yükselen totalitarizm (Faşizm’in
İtalya’da, Nazizm’in Almanya’da iktidara yükselişi) Sürrealist düşünceyi de
sürükledi: birçok Sürrealist sol hükümet ve Komintern çizgisine yaklaştı, 1929
İkinci Sürrealist Manifesto’sunda Breton çoğu grup üyesini Komünist Parti’ye
katılmaya çağırdı. Aynı dönemde Stalinizm eleştirileri de Sürrealistlerin
gündemindeydi.
Benjamin,
1918–33 yılları arasında Almanya’da Marxist entelektüel bir çevredeydi. 1933’te
Nazi baskısından kaçıp Paris’e sığınmasıyla birlikte, Paris’in hem entelektüel
ortamı (Paul Nizan, Jean-Paul Sartre, Breton çevresi) hem de şehri kendisi
üzerinde derin etki yaptı. Bu dönemde Benjamin, Paris’in 19. yüzyıl tarihini
derinlemesine araştırdı (Pasajlar Projesi) ve sürrealist akımın izini sürmeye
başladı. Paris artık onun için bir çalışma konusu olmanın ötesinde, simgesel
bir “kayıp cennet” arayışının sahnesiydi.
Sürrealist Hareketin Gelişimi
Paris
1920–30’larında Sürrealizm, edebiyat ve sanat pratiği olarak gelişti. Breton’un
1924 Manifestosu’ndan sonra Max Ernst, Salvador Dali, René Magritte gibi
sanatçılar; Paul Eluard, Robert Desnos, Benjamin Péret gibi şairler Sürrealist
hareketi çeşitlendirdiler. 1920’lerde hipnoz ve psikanaliz tekniklerine merak
duyan Breton ve arkadaşları otomatik yazıyı bilinçdışını açığa çıkarmak
için kullandılar. Surrealistler, kent ayaklanmaları (Paris
Komünü’ne atıfla) gibi devrimci anılardan esinlenirken aynı zamanda
yatık-bilimsel düş dünyalarını terk etmeyeceklermiş gibi mistik imgelerle
oynadılar. Sürrealist sanatta kolaj (otomatik görsel montaj) öne çıktı; Max
Ernst gibi isimler rastlantısal teknikler (frottage, grattage) geliştirdi.
Surrealistler için otomatik yazı Breton’un deyişiyle “düşüncenin akıl
tarafından uygulanan tüm denetimlerden arındırılmış” olarak akıttığı bir
yöntemdi. Bu metotla Eluard, Desnos, Aragon gibi
şairler bilinçdışı imgeleri ortaya çıkarmayı denedi. Ayrıca
Sürrealistler, Baudelaire’in flâneur (sokağı turlayan sanatkâr) figürünü
benimsediler; Baron Haussmann’ın açtığı geniş bulvarlarda rastlantısal
karşılaşmaların peşine düştüler. Roger Cardinal’ın belirttiği üzere,
“Sürrealistler Baudelaire’in flâneur’ünün olağanüstü yoğunlukta haz duymasını
sağlayan sanatçının özgürlüğünün tadını çıkarıyorlardı”. Sürrealist
Paris’in ‘klasik metni’ Breton’un Nadjasıdır; burada Rue Lafayette’te
Breton ile Nadja’nın rastlantısal karşılaşması, kentteki gizemli hayaletleşmeyi
simgeler. Özetle, 1920–30’larda Paris, hem Sürrealist deneyimlerin hem de
Benjamin’in tarihsel malzeme analizlerinin merkezi olmuştur.
Siyasal-İdeolojik Bağlam
1920–30’larda
Paris’te sol entelektüel ortam hızla radikalleşti. Komintern’in ileri çizgisi
ile Surrealist idealler bazen gerildi (örneğin 1929’da Louis Aragon başka bir
Sürrealist grubu kurmuş; Breton o dönemde Komünist Parti üyesiydi). Benjamin’in
Dünya Savaşı sonrası tarih anlayışı, vahşeti kesintilerle hatırlama
gerekliliğine vurgu yaparken (ör. “Öykü Anlatıcısı” denemesi),
Sürrealistler ise Marx’ın devrimci hafızasını kolektif bilinçdışına taşıyan bir
sanat iddiasındaydılar. Bu dönemde özgürleştirici ütopyalar, politik katılım ve
sanat arasındaki gerilimler belirleyiciydi. İkinci Dünya Savaşı’nın eşiğinde
ise hem Benjamin hem Sürrealistler kıyı ötesi maceralara sürüklendi:
Surrealistler ABD’ye kaçarken Benjamin 1940’ta Portbou’da trajik biçimde yaşamını
yitirdi. İşte bu kesitte, Cohen’in ele aldığı Paris: Surrealist Devrim Şehri
kavramı doğmuştur.
Cohen’in Bölümleri ve
Benjamin Yazıları
Cohen’in Bölüm Çözümlemeleri
Cohen’in
kitabındaki bölümler, Benjamin ile Sürrealistler arasındaki farklı “hayalet” ve
“fantezi” imgeleri üzerine odaklanır. İlk bölüm “Gothic Marxism”,
Benjamin’in ve Breton’un mistik yönlerini irdeleyerek başlayabilir (Cohen’in
bahisle kullandığı “gotik Marksizm” kavramı, Benjamin’in dünyanın büyüselliğine
vurgu yapan tarih görüşünün Breton’la ortak paydasını işaret eder. Benjamin’s Marxisms başlığıyla Benjamin’in Marksizm
anlayışındaki çeşitliliği tartışır; rüyalar ve ikonografi üzerinden etnografik-metaforik
bir Marx yorumu sunar. “Qui suis-je? Nadja’nın Ruhu” bölümünde Cohen,
Breton’un kent rastlantısallığına (Nadja ile tanışma) Benjamin’in flâneur ve
psikanaliz yorumunu örter. Bu kısımda, Sürrealist romandaki benlik arayışı ile
Benjamin’in subjektif hafıza çözümlemeleri paralel analiz edilir. “Ghosts of
Paris” veya “Paris’in Hayaletleri” adlı bölümde Cohen, Baudelaire’in
Parizyen Şiirleri’ni Benjamin’in fantezi teorisiyle birleştirir.
Benjamin’in “Paris, Başkent…” pasajlarından hayalet şehir imgesi (ruin
yaşantısı, Arcades pasajları) ele alınır; Cohen, buradaki hayaletlik ile
Sürrealist zihnin ortak yönlerini tartışır. “Modern Materyalizmin Soruları”
başlıklı bölümde Cohen, 1930’lar Fransa’sında materyalizmin Sürrealist
versiyonlarını ve Benjamin’in “modern materyalizm” arayışını karşılaştırır. “La
Rencontre Capitale” (Bulunduğu yerde “kilit buluşma”) ve onu izleyen
bölümde, Benjamin’in entelektüel olarak Sürrealistlerle karşılaşmasını anlatır;
muhtemelen Breton’un ve Aragon’un Marksistleşen görüşleriyle Benjamin’in tarih
metafiziği arasında diyalog kurar. Kitabın son bölümü “Benjamin’s
Phantasmagoria”, Pasajlar Projesi’nde geliştirdiği phantasmagoria
kavramını tartışır; burada Benjamin’in dizginsiz modern kent imgesi ile
Sürrealist “şaheserlerle” (merveille) kurduğu örtüşme vurgulanır. Özetle,
Cohen’in bölümlerinde Benjamin’in pasaj metinleriyle Sürrealist hayal dünyası
iç içe geçer.
Benjamin’in Yazılarının
Yakın Okuması
Benjamin’in
“Paris, 19. Yüzyılın Başkenti” başlıklı pasaja dayalı analizinde,
Paris’in 19. yüzyıldaki dönüşümü, rüya ve diyalektik imge kavramlarıyla
sunulur. Bu metinde Benjamin, Balzac’ın burjuvazinin çöküşünden ilk söz eden
olduğunu vurgular ve şunu der: “Balzac, burjuvazinin yıkımından bahseden ilk
kişiydi. Fakat ondan sonra sürrealizm, onun üzerine serbestçe bakabilen
ilk görüş oldu”. Bu ifade, Benjamin’in Sürrealizm’e tarihi
bir içgörü aracı gözüyle baktığını gösterir: Sürrealistler, eski çağların temennilerini
(düş simgelerini) harabe haline dönüştüren kapitalist üretim güçlerinin
sonucunu doğrudan hayal edebiliyorlardı. Ayrıca
Benjamin şöyle yazar: “Uyanıkken rüya öğelerini kullanmak diyalektik düşüncenin
ders kitabı örneğidir”; yani gece-gündüz içiçe geçmiş bir bilinç
durumu tarihsel farkındalığa açılan kapı olarak sunulur. Benjamin’in “Baudelaire
Üzerine Bazı Motifler” denemesi ise anıları, fotoğrafik hafızayı ve şiirsel
imgeleri tartışır. Burada Baudelaire’in Tableaux parisiens şiirinde kent
manzarasına yüklenen rüya gibi silik hatıraları (elektrik çarpmaları) inceler
ve bunların Sürrealist bilinçdışına öncülük ettiğini ima eder. Özellikle “Erinnerung”
(anımsama) kavramını (rüya ile diriliş arasındaki bağlantıyı) ve modernitenin
taşıdığı “sekonize edilmiş kutsal emanet” vurgusunu geliştirir. Benjamin’in
yazı tarzı da parçalı, aforizmatik ve alegoriktir; bu metodun kendisi, bir
toplumu özgürleştirme taslağı üretir. Bu metinlerde
Benjamin’in flâneur kavramı öne çıkar: 19. yüzyıl Paris’inin gezgini
olarak flâneur, imalat toplumunun ürünü nesneleri dolaşır; Sürrealist
literatürde de rastgele kent dolaşmaları ilham kaynağı olur. Arcades Project
(Pasajlar), kesintili bir montaj biçimiyle 19. yüzyıl kentin ruhsal ve maddi
enkazını belgelemeye çalışır; Sürrealist kolaj tekniği ile paralel olarak
nesneleri yan yana getirip yeni imgesel anlamlar yaratır.
“Dindışı
Aydınlanma” Kavramı ve İlişkilendirmeler
Cohen’in başlık kavramı olan “dindışı aydınlanma” (“profane
illumination”), hem Benjamin hem Sürrealistler için geçişli bir motif sunar.
Benjamin’in mesiyanik tarih görüşünde “uyanış” ve “anımsama” ön plana çıkar; bu
yaklaşımda geçmişin kırılma anları kutsal zaman kırıntıları olarak görülür.
Cohen’e göre Sürrealistler de benzer bir biçimde, olağanüstü imgeler ve rüyalar
aracılığıyla gerçekliğin en gizli kurtuluş umudunu ararlar. Böylece dindışı
aydınlanma, sanki seküler bir mucize haline gelerek hem rüyadan hem
devrimci uyanıştan parçalar birleştirir.
Benjamin’in mesiyanik zamana ilişkin metaforlarında (örn. Tarih
Anlayışı Üzerine Tezler) geçmişin kırık dökük kalıntılarını bugüne
geçirerek yeni bir sıçrama olanağı arama çabası bulunur. Cohen’e göre bu,
“dindışı” bir bekleyiş biçimidir: Marx’ın tarih fikrine mistik ve efsuncu bir
boyut ekler (sanki geçmiş, dinî şifayı seküler olarak taşır). Örneğin Traverso’nun belirttiği gibi Benjamin’in ve Breton’un
Marksizm yorumunda, geçmişin büyülü boyutlarına inanç vardır; “gothic Marxism”
etiketi bu mistik unsuru kavrar.
Flâneur ve Şehir İmgeleri: Benjamin’in Arcades
ve Baudelaire okumalarında flâneur figürü kent edebiyatının merkeziydi.
Flâneur, monoton-bürokratik 19. yüzyıl Paris’inin içinde kaybolmuş, ama aynı
zamanda rastlantısal karşılaşmalarda güzellik arayan bir anti-kahramandır.
Cohen, bu kavramı Sürrealistlerle bağlar: Sürrealistler de serbest çağrışım
yoluyla kapitalist kentin katı yasalarını aşıp flâneur’ün amaçsız dolanışına
yakınlaşırlar. Gerçekten Traverso’nun pasajında da
belirtildiği gibi, Sürrealistler serbest çağrışımı kullanarak modernitenin
rasyonalitesini bozar, flâneurün kent dolaşımıyla benzeyen bir sanat formu
yaratırlar. Roger Cardinal’a göre Sürrealistler,
Baudelaire’in “istisnai kavrayışlı” flâneur figürünün duyduğu sanatsal
özgürlüğün tadını çıkarıyordu. Böylece flâneur, hem Benjamin’de hem
Surrealist edebiyatta aşırı duyusal deneyimin simgesi haline gelir.
Montaj ve Kolaj: Benjamin’in Arcades
Projesi’ni oluşturan montaj yöntemi ile Sürrealist sanatçıların kolaj tekniği
arasında doğrudan bir paralellik vardır. Benjamin, pasajlar ve pasaj
dükkanlarıyla Paris’i mozaik biçimde kesitlere ayırırken, Sürrealistler dergi
sayfalarını, fotoğraf kupürlerini, kartpostalları kesip karıştırarak benzer bir
yıkık-dökük görüntü akışı oluşturur. Örneğin Max Ernst’in kolajları ile
Benjamin’in kırıntılar üzerine kurduğu tarih öyküsü karşılaşır: her ikisi de
bütünü parçalı, çok sesli bir imgeleme ile inşa eder. Cohen’in analizinde bu
bağlantı, “hayalet şehir” ve phantasmagoria kavramları etrafında
birleşir. Benjamin’in, modernitenin fantazmagorik ürünlerine dair
yorumları, Sürrealist imgelem ile örtüşür; “rüyanın öğeleriyle uyanık kalma”
diyalektiği, kapitalist rüyanın (metalar evreninin) renkli enkazını arzularla
birleştirir.
Alegori ve Metafor: Benjamin’e göre modern
şehir, sürekli alegorilerle dolu bir manzaradır; Passagenwerk’te Paris
pasajları alegorik birer görüntüye dönüşür. Sürrealistler ise geleneksel
alegoriyi reddedip serbest metaforlar yaratmayı tercih etseler de, sonuçta her
ikisi de imgeleri sembolizmden arındırarak parçalı bir anlatı sunar. Cohen’e
göre Benjamin’in “dinsel arka fon” vurgusu (örneğin ‘mesele şu, eski dinî
mesihkaçılık ihtiyacını bir alet olarak ele almak’ ile
Sürrealistlerin günlük nesnelere kattığı büyüsel anlam arasında metaforik bir
bağ vardır.
Otomatik Yazı ve Bilinçdışı: Sürrealistlerin otomatik
yazı uygulaması Breton’un dediği gibi “akıl tarafından uygulanan tüm
kontrolün olmadığı” bir düşünce akımıdır. Eluard,
Desnos, Aragon gibi şairler bu yöntemi kullanarak bilinçdışını yazıya döktüler
ve “anlamı ortaya çıkaracağına inandıkları” imgeler ürettiler. Benjamin’in eserlerindeki akışkan, noktalı üslup Sürrealist
otomatisme öykünür; Cohen, Benjamin’in aforizmalarını “mikrolojik” (parçalı)
olarak tanımlayarak Sürrealist tekniklerle paralel kurar. Bu noktada, Benjamin’in şiirsel düşünceye dair Proustçu ve Freudcu
göndermeleri, Cohen’in tahlilinde Sürrealist otomatiğin felsefi zeminini
oluşturur.
|
|
Cohen vs. Benjamin
vs. Sürrealistler: Kavram Karşılaştırmaları
Aşağıdaki tabloda, Cohen’in temel kavram/iddiaları ile Benjamin ve
Sürrealist perspektifler karşılaştırmalı olarak sunulmuştur.
|
Kavram/Alan |
Cohen (1993) |
Walter Benjamin |
Sürrealistler |
|
Dindışı Aydınlanma |
Cohen’in başlıktaki kavramı. Sürrealist rüya ve kolektif hafıza
pratiklerini, Benjamin’in seküler mesiyanik umutlarıyla birleştiren imajlar
bütünüdür (Cohen, 1993). |
Benjamin’in pasaj diyalektiğinde “dindışı aydınlanış” terimi geçer;
Sürrealist şiir kadar parçalı bir stile sahiptir, modern dünyada bakışları
görünmeyeni aydınlatmaya çalışır【6†L48-L51】. |
Sürrealistler, psikanaliz üzerinden serbest çağrışım ve kolektif
hayaller yaratarak “büyülü gerçeklik” algısı peşindedir; gerçeklik ile hayal
arasında gizli düzeyler ararlar【25†L228-L233】【48†L23-L30】. |
|
Flâneur |
Cohen, flâneurü Benjamin’in ve Sürrealistlerin ortak imgelerinde
gezinme/sızma figürü olarak kullanır; kentte amaçsız dolaşma ile rüya
anlarını kesiştirir. |
19. yy. Paris’inin tipik gezgini; Haussmann bulvarlarının inşasıyla
burjuva konforundan yabancılaşan sınıfsal simge. Benjamin flâneurü
modernitenin eleştirel şahidi yapar. |
Baudelaire etkisinde serbest gezen sanatçı; Sürrealistler için gezi,
tasarısız keşfin mekânıdır. Cardinal’ın not ettiği gibi, Sürrealistler
flâneur’ün ‘istisnai özgürlüğünü’ yaşayarak sürprizlere açıktı【50†L60-L64】. |
|
Montaj/Kolaj |
Cohen, Benjamin’in pasaj montajı ile Sürrealist kolaj uygulamalarını
homolog olarak okur; her ikisi de tarihsel malzemeyi parçalayarak yeniyi inşa
eder. |
Arcades projesinde fragmenter yapılar, pasajlar ve vitrinler
kullanılır; imajlar katman katmandır. Tarih, bir nevi şiirsel kolaj
halindedir.【16†L619-L624】 |
Modern sanatında kolaj ilk uygulanandır. Ernst, Miró gibi sanatçılar
otomatik tekniklerle para-sanat imgeleri yaratır; bu Sürrealist montajlar
rüya-düş dünyası yaratır. |
|
Alegori/Metafor |
Cohen, Benjamin’in tarih alegorileri ile Sürrealist imgeler arasında
köprü kurar; her ikisinde de kutsal/ritüel unsurlar sekülerleştirilir. |
Benjamin için alegori, kırılmışlık içinde bir anlam arama yöntemidir.
Kaybolan geçmiş, nesnelerin çatlaklarında yeniden ortaya çıkar. (Pasajlar’da
tarihsel enkaz alegorik bir değerdir.) |
Sürrealistlerin imgelemi derinlerinde rüyalar yatandır; Dantevari
alegorilerden ziyade bilinçdışı zincirleriyle metaforik bağlantılar ararlar. |
|
Otomatik Yazı |
Cohen’e göre Benjamin’in aforizmik stili, Sürrealist otomatisme
yakındır【6†L48-L51】; her ikisi de zihni frenlemeden çalıştırır. |
Benjamin doğrudan otomatik yazı kullanmaz, ancak düşünce dizgisini
serbest bırakan, fütursuz, mikrolojik (parçacık) dil kullanır. |
Breton manifestoda “düşüncenin akıl tarafından denetimsizce dikte
edilmesi” olarak tanımlar【25†L219-L223】. Eluard, Desnos, Aragon trans benzeri hızla
yazıp bilinçdışını yazıya dökerek yeni imgeler yarattı【25†L228-L233】. |
|
Rüya ve Bilinçdışı |
Cohen, Surrealist rüyasının Benjamin’in tarihsel uyanışı ile
örtüştüğünü savunur. Hem Sürrealizm hem Benjamin, rüyadaki ögeleri diyalektik
uyanışta kullanır【16†L619-L624】. |
Rüyayı gerçekliğin içinden gelen mesajlar olarak görür; uyanıklık ve
rüya arasında köprü kurar. “Uyanırken rüya öğelerini kullanmak diyalektiğin
ders kitabıdır” der【16†L619-L624】. |
Sürrealistler için rüya, bilinçdışının ta kendisidir; tüm yaratıcı
süreçleri yönlendirir. Rüyalardaki imgelerle gerçekliğin arasında erime
noktası ararlar. |
Karşılaştırmalı Eleştiri
Cohen’in
analizini değerlendirirken, onun Benjamin ve Sürrealistler arasındaki uyumu
vurgulamasının yanı sıra bazı noktalarda tartışma alanları açılabileceği
görülür. Örneğin Cohen, Benjamin’in Sürrealizm’i mistik ve kurtarıcı bir
avantgarde olarak anlamlandırdığı görüşünü desteklerken, Adorno gibi yorumcular
Benjamin’in Sürrealizm’deki disiplin eksikliğini de eleştirdiğini belirtir. Yani Benjamin Sürrealistlerin anarsistik potansiyelini övgüyle
anarken, onların pars construens (kurucu) yönünden yoksun kaldığından da
söz eder. Cohen bu eleştiriyi dikkate almış olabilir,
ancak okuyucuya Benjamin’in Sürrealizm’e yönelik tereddütlerini de tartışmak
yararlı olabilir.
Ayrıca,
Cohen’in Breton’un “Sürrealist Marksizm”i ile Benjamin’in kendine özgü
Marksizmi arasındaki benzeşmelere odaklanması, her iki tarafın da Marx’tan
kopuşlarında ortak zemini işaret eder. Ancak Sürrealistlerin 1930’ların
ortasında Komünist Parti’ye topluca entegre olması, Marksizm’in dogmatik
öğeleriyle Sürrealizm’in anti-yorumsal tutumu arasında çatışma yaratmıştır. Bir
eleştiri, Cohen’in bu partizan dönüşümü ve Sürrealizmin entelektüel
politikasındaki kırılmaları yeterince vurgulamamış olabileceği yönündedir.
Örneğin Aragon 1932’den itibaren Sürrealist kollektiften kopmuş, Breton
Parti’den ayrılmıştır. Bu bağlamda, Cohen’in “Sürrealist Marksizm” kavramına
alternatif olarak, Sürrealist hareketin içindeki bu ideolojik gerilimlerin
tarihsel analizini de dikkate almak anlamlıdır.
Mükemmelsiz
olduğu söylenebilecek bir başka husus ise metodolojik yaklaşımda ortaya çıkar.
Cohen, kültürel bir ‘buluşma’yı açımlamak için filolojik ve kavramsal bir okuma
benimser. Ancak Benjamin’in eserlerindeki kırılmaları anlamak için bazı
eleştirmenler daha çok kültürel tarihçi yöntemleri kullanırken (ya da tersine
sadece metne odaklanırken), Cohen karma bir model önermiştir. Bu bağlamda,
çalışmanın metodunu genealogik inceleme (sürrealizm geleneğinin Benjamin
okumasındaki izini sürme) ve diyalektik resim analizi (Benjamin’in
imge-birliktelikleri) karışımı olarak görebiliriz. Cohen’in yöntemindeki
zenginlik, bir yandan entelektüel tarih bağlamsallaştırması yapması, öte yandan
metin içi okumalardaki incelikli sezgileridir. Ancak bu karmaşıklık, metnin
bazı bölümlerinde okurun odak kaybına yol açabilir. Örneğin Cohen’in “nöbetçi
bilinçaltı” gibi genel-kavramsal kavramları Benjamin’in özel bağlamına tam
indirgememek gibi eleştiriler yapılabilir.
Tablo
karşılaştırması ve yukarıdaki tartışmalar ışığında Cohen’in katkısı açıkça
görülmektedir: o, Benjamin-Sürrealizm ilişkisine tarihsel bir derinlik ve
hermeneutik bir bütünlük kazandırmıştır. Diğer taraftan ek olarak şu nokta öne
sürülebilir: dindışı aydınlanma kavramı, Benjamin ve Sürrealistler
arasındaki mistik motif paylaşımını vurgulasa da, bu süreci sadece aydınlanmacı
köprülemeler üzerinden okumak, her iki tarafın da teolojik
tahayyüllerindeki farklı tonları gizleyebilir. Orijinal tezimiz şudur: Cohen’in
yaklaşımı önemli olsa da, Benjamin’in tarih kavrayışı ile Sürrealist devrim
tahayyülü arasındaki tarihi kırılmaları da hesaba katan bir analiz, meseleyi
daha zenginleştirebilir. Başka bir deyişle, Sürrealistlerin politikleşmesi
(örneğin komünistlik yanlılığı) ve Benjamin’in epipofani arayışı arasındaki
gerilimler de göz önüne alınmalı; böylece dindışı aydınlanma kavramı
politik bir eleştiri perspektifiyle de yeniden tarif edilmiş olur.
graph LR
A[Walter
Benjamin] -->|Mesiyanik Tarih, Alegori| D[Profane Illumination (Cohen)]
B[Gerçeküstücü Hareket] -->|Rüya, Otomatik Yazı, Kolaj| D
A -->
Fl[Flâneur]
A -->
Al[Alegori]
B -->
Ot[Otomatik Yazı]
B -->
Ko[Kolaj]
Fl --> D
Al --> D
Ot --> D
Ko --> D
Metodolojik Yansımalar
Cohen’in
çalışması disiplinlerarası bir arayüze sahiptir. Hem edebiyat eleştirisi hem
kültür tarihi yöntemlerini birleştirir. Metinde Benjamin ve Sürrealistlerin
metinlerinde işaret edilen katmanlı anlamları ortaya çıkarmak için sıkça
alıntıya dayalı betimlemeler yapılır. Bu yöntemde parçacı analoji
kullanılarak, Benjamin’in pasajları ile Sürrealist şiir ve prozası arasında
yersel veya tematik köprüler kurulmuştur. Yöntembilimsel olarak, Cohen’in
yaklaşımı diyalektik resim okumasını andırır: Benjamin’in imgesel
diyalektiği ile Breton gibi sembolist ve psikanalist figürlerin kullandığı
hayalet imgesini ortak bir zeminde yorumlar. Ayrıca Cohen, metinler arasında
teoloji, sekülerlik ve siyaset tartışmalarını kapsayan politik-felsefi
argümanlar inşa eder. Bu açıdan eserde sentezsel bir model vardır;
örnek olarak Benjamin’in Yahudi mistisizminden etkilenmiş tarih felsefesi ile
Avrupa sol gelenekleri arasında bir köprü kurar. Metodolojik olarak dikkati
çeken bir unsur da dil kullanımıdır: Cohen orijinal Fransızca terimlerle
çalışır ve bu terimlerin çok katmanlı anlamlarını (örneğin erinnern vs. erlebnis
ayrımı) açığa çıkarmaya özen gösterir. Aynı zamanda Marxizm analizinde
psikanalitik yorumları içerecek biçimde karmaşık bir yöntem kullanır. Sonuç
olarak, Cohen’in yöntemi hem tarihsel bağlama hem metinsel inceliğe
eğilimlidir. Bu sayede Benjamin’in yazınındaki yenilikçi anlatım tarzı
Sürrealist pratiklerle ilişkilendirilir; ancak bu derinlik, okura yüksek
soyutluk ve yoğun teorik bilgi gerektirebilir.
Sonuç ve Öneriler
Margaret
Cohen’in Profane Illumination adlı çalışması, Walter Benjamin ve
Sürrealistler arasında daha önce az incelenmiş bağlantılar kurarak özgün bir
katkı sunar. Yenilikçi tezlerinden biri, Benjamin ve Breton arasında mistik
boyutta bir yakınlık olduğunu göstermektir. Bu sayede hem
Benjamin’e hem Sürrealizm’e dair yorumlar, klasik materyalist-diyalektik
okumalardan farklı bir ışık kazanır. Özellikle dindışı aydınlanma
kavramı, Benjamin’in tarih felsefesi ile Sürrealist devrim fantezilerini karşı
karşıya getirerek iki gelenek arasındaki diyaloğu aydınlatır. Bu makalede
Cohen’in iddialarını literatürdeki diğer görüşlerle tartışarak analiz ettik.
Karşılaştırmalı tablolar ve diyagramlarla Benjamin, Cohen ve Sürrealistlerin
temel kavramlara bakışlarının benzerlik ve farklarını gösterdik.
Sonuç
olarak, Cohen’in Benjamin–Sürrealizm bağlantısını vurgulaması övgüye değerdir
ve literatüre zenginlik katar. Bununla birlikte yeni önerimiz, tarihsel
kırılmaları ihmal etmeyen bir okumadır. Yani, Sürrealistlerin 1930’larda
siyasal pratikleri ile Benjamin’in metinlerinde ima edilen mesiyanik bekleyiş
arasındaki çelişkilerin ayrıntılıca ele alınması, “dindışı aydınlanma”nın
anlaşılırlığını derinleştirebilir. İleride yapılacak çalışmalar, bu iki gelenek
arasındaki etkileşimi daha geniş bir kültürel tarih perspektifiyle ve belki de
psikososyolojik okumalarla irdeleyebilir. Böylece Benjamin’in 1920–30 Paris’i
ve Sürrealistler arasındaki karmaşık etkileşim, Cohen’in açtığı yolda daha da
aydınlatıcı biçimde sergilenebilir.

Leave a Comment