Shakespeare’de Haset ve Mimetik Arzu: René Girard’ın Tiyatrosunda Rekabet, Şiddet ve İnsan Doğası
Kitabın Adı:Shakespeare: Haset Tiyatrosu Yazar :Rene Girard
Çevirmen:Sayfa:544 Cilt:Ciltsiz Boyut:14 X 21 Son Baskı:20 Ağustos, 2026 İlk Baskı:20 Ağustos, 2026 Barkod:9786253895082 Kapak Tsr.:Editör:Kapak Türü:Karton Yayın Dili:Türkçe Orijinal Dili:Fransızca Orijinal Adı:Shakespeare: Les Feux de l'envie
Shakespeare’de Haset ve Mimetik Arzu: René Girard’ın Tiyatrosunda Rekabet, Şiddet ve İnsan Doğası
René Girard’ın mimetik teorisi,
insan arzularının özneler arası taklit (mimesis) ile kurulduğunu ve bunun
rekabet, şiddet ile kurban mekanizması doğurduğunu öne sürer. Bu çalışma,
Girard’ın Haset Tiyatrosu adlı eserinde ortaya koyduğu temel kavramları
(mimetik arzu, ikame kurban, kıskançlık, şiddet döngüsü, din ve kültür
eleştirisi) özetleyip Shakespeare’in üç büyük trajedisi – Othello, Kral
Lear ve Hamlet – üzerinden uygulamalı olarak analiz eder. Her oyunda
karakterler arasındaki ikamecil (üçgen) arzular ve haset çatışmaları
tespit edilmiş; metinden örnek alıntılarla bu çatışmalar Girardcı terimlerle
yorumlanmıştır. Örneğin Othello’da Iago’nun Cassio’nun mevkiini
kıskanması ile Othello’nun Desdemona aşkı iç içe geçer, kıskançlık “etini
kemiren yeşil gözlü bir canavardır” dizesiyle vurgulanır. Kral
Lear’da kızların krala duydukları sevgiyi ölçme oyunundaki yarış,
birbirinin modelini taklit eden dörtgenli kriz senaryosunu (degree
crisis) doğurur. Hamlet’te intikam ve hakikat arayışı ortamında Hamlet’in
babasının öldürülmesini hesaplaması “misyonerlik aşkı”yla taklitçi şiddeti
çözümler. Bu okuma, oyunlarda aşk ve iktidar uğruna girilen çatışmaların
aslında karakterlerin başkalarının isteklerine öykündüğü yerlerde patladığını
gösterir (örn. örnekçilerin maruz kaldığı kanıtlanmamış suçlamalar).
Sonuçta, bu Girardcı çerçeve Shakespeare eleştirisine yeni bakış açısı
getirmekte; kara edebiyatta şiddet ve kurban motiflerini anlamaya katkı
sağlamaktadır. Metinde Girardcı okumanın güçlü ve sınırlı yanları tartışılmış,
literatüre özgün katkı olarak mimetik analiz ile klasik eleştiri arasında bağ
kurulması önerilmiştir. (Bu çalışmada, Girard’ın kendi eserleri ve saygın
kaynaklardan yararlanılmıştır.)
Giriş
René
Girard’ın (1923–2015) mimetik teori yaklaşımı, insan arzusunun doğasını ve
kültürün kökenlerini açıklamak için geliştirilmiştir. Girard’a göre insanlar,
istek ettikleri nesnelere kendi özgün sebeplerinden ötürü değil, başkalarının
arzu ettiği nesneleri istedikleri için sahip olurlar. Bu mimetik arzu, benzeşim ve rekabeti tetikler; birbirine
benzeyen rakiplerin şiddete sürüklenmesi kaçınılmazdır. Topluluğun şiddet krizi çıkarken düzeni yeniden tesis etmesinin tek
yolu, tüm sorumluluğun bir tek kurbana yıkılmasıdır. Girard bu süreci “ikame
kurban (günah keçisi)” mekanizması olarak tanımlar: Grubun şiddet salvosu,
farklılıktan ötürü işaretlenmiş bir alıcıya yöneltilir ve bu cinayet geçici
barış sağlar. İnanışa
göre kurbanın önce “suçlu” olduğuna tüm topluluk ikna edilir, sonra bu kurban
mitolojik olarak hem kınanan hem kurtarılan bir figüre dönüşür. Girard
ayrıca din ve kültüre dair çarpıcı eleştiriler yapar. Ona göre hemen her dinin
kurban ritüelleri, toplumun hakikatini gösteren bir mimetik kriz
anlatısıdır; tekrarlanan kurban törenleri, tekrarlanan şiddet patlamalarına
işaret eder. Hıristiyanlık ise bu düzeni ters yüz eder: İsa’nın masum
kurbanlığını sahneleyerek ‘günah keçisi’ mekanizmasını açığa çıkarır ve kutsal
ritüellerin arkasında toplumsal şiddet gizlisi olduğunu göstermeye çalışır. Nitekim
Girard, “Kutsal metinlerde vahşet, kolektif linç ve mimetik arzu üzerine dinsel
yorumlar” olarak okunduğunda, müritlerin masumiyetiyle (baba İbrahim-İshak,
Yusuf ve Züleyha, İsa’nın çarmıha gerilişi) aslında kurban psikolojisini
eleştirdiğini vurgular.
Girard’ın
bu kapsamlı teorisi edebiyat incelemesinde de yeni bir perspektif sağlar.
Özellikle Shakespeare’in trajedileri, Girard’a göre insan doğasının haset ve
şiddetini didik didik ederek ele alınmış metinlerdir. Shakespeare’in kahramanları, kavga ettikleri değerler uğruna değil, aynı
nesneleri taklitçi biçimde istedikleri için birbirine düşerler. Bu bağlamda
bu çalışmanın amacı, Girard’ın Haset Tiyatrosu (Les feux de l’envie)
kitabında ele aldığı kavramları kısaca özetleyip, bu kavramları üç büyük
Shakespeare oyunu üzerinde uygulamaktır. Böylece metinlerden örnekler vererek,
okumalardaki mimetik dinamikleri ortaya koyacak; Girardcı yaklaşımın güçlü
yanları ve sınırlamaları irdelenecektir. Sonuçta elde edilen tez, Shakespeare
trajedilerinde mimetik arzunun çatışmanın itici gücü olduğunu ve bu yöntemin
Shakespeare eleştirisine özgün katkılar sunduğunu göstermek olacaktır.
Kuramsal Çerçeve
René Girard’ın mimetik teori dünyasında merkezi kavramlar aşağıdaki
gibidir:
- Mimetik Arzu (Üçgen Arzu): Girard’a göre “insan arzusunun taklide dayalı” olması temel
özelliktir. Bir nesneyi arzuladığımızda, aslında onun başka birinin arzusu
olduğunu fark ederiz. Yani, bir üçgen ilişki söz konusudur: Özne
(arkadaş, aşık…), Model (başka bir insan) ve Nesne
(istediğimiz şey). Özne, Model’in Nesne’ye duyduğu arzuyu gözlemleyerek
aynı şeyi ister. Bu “mimetik (taklitçi) arzu” doğası gereği rekabetçidir:
Model ile arzulanan nesne arasında özne kendini engellenmiş hisseder,
Model ise benzer bir istekle karşılaştığında taciz edilir. Sonuçta, arzu
ettiğimiz nesneye ulaşamayacağımız duygusuyla kıskançlık ve rekabet
başlar. Örneğin Othello’da Iago, Cassio’nun teğmenliğini kıskanır;
hem Cassio hem de Othello, Desdemona’ya duyulan arzuyu paylaşır. Girard şöyle der:
“Mimetik arzu çatışma yaratır çünkü arzu nesnesini belirleyen model, aynı
zamanda ona ulaşmayı da engeller.”.
- Kıskançlık/Haset: Mimetik arzu, kaçınılmaz olarak kıskançlıkla ilişkilidir.
Girardcı kavramda “haset” terimi, birinin sahip olduğu ya da istediği
şeyin cazibesinin öbürüne geçmesi durumunu tanımlar. Shakespeare
yorumunda Girard, trajik karakterlerin birbirlerinden değer için değil,
karşılıklı etkileşimle aynı nesneleri istemesi yüzünden çatıştığını
vurgular. Örneğin Iago’nun meşhur uyarısı “Sakın kıskançlık etme!
Kıskançlık etiyle beslendiği avla oynayan yeşil gözlü bir canavardır.”
dizeleri, kıskançlığın yıkıcı doğasını dile getirir. Girard açısından
bu canavar, öznelerin mimetik olarak artırdığı kıskançlıktır.
- Şiddet Döngüsü ve Kurtuluş (Kurman): Mimetik arzunun yol açtığı kıskançlık ve rekabet, çevredeki tüm
kişi ve grupları etkileyecek şekilde büyüyebilir (şiddet tırmanışı).
Toplum kendi içinde patlak verebilecek bir şiddet krizine sürüklenir. Girard’a göre bu
zincir ancak kurban edilerek kırılır. Yani tüm suçun bir tek kişiye
yıkılması ve onun öldürülmesiyle topluluk geçici olarak rahatlar. Bu süreç
ikame kurban mekanizmasıdır: Arzulanan nesneden farklı, ayırt edici
bir özelliği (yabancı oluşu, hastalığı, engelli oluşu vb.) nedeniyle bir
kurban seçilir; herkesin suçunu üstüne aldığı bu kişi üzerinde kolektif
saldırı doruğa çıkar. Kurban öldürüldükten sonra topluluk yeniden düzen
bulur. Ancak Girard, Hıristiyanlıktan önceki tüm mitolojilerin bu
şiddet eksenli ritüeller üzerine kurulu olduğunu vurgular: Kabil’in
Habil’i öldürmesi, Romulus’un Remus’u öldürmesi gibi mitler, bir bireyin
öldürülmesiyle toplumsal düzenin sağlanmasını anlatı. Dolayısıyla, bütün
kutsal geleneklerin kökeninde şiddet ve kurban ritüeli görülür.
- Kültür ve Din Eleştirisi: Girard’a göre kültürün temeli barışın, yeniden düzenin
şiddetli bir kurbanla sağlanması fikrine dayanır. Bu yüzden her
kültürde yasaklar ve kurban törenleri ortaya çıkar. Örneğin iffet
kuralları kıskançlık çatışmasını önlemeye yöneliktir. Tüm dinî mitlerde,
er geç şiddet ve kıskançlık hikâyeleri kutsal bir dille anlatılır. Girard
açısından Hıristiyanlık bu döngüyü tersine çevirir: İsa’nın çarmıhta
masumiyetini vurgulayarak, “suçlu kurban” mitini ortaya koyar. Hıristiyan
İncil’i, toplumu doğruluğa çağırır; şiddet döngüsünü meşrulaştıran kurban
anlayışını suçlar. Gerçek adaletin mağduru savunmakta olduğu fikrini ön
plana çıkarır. Bu çerçevede Girard, edebiyatta en çok Shakespeare’in
metinlerinde bu insanlık durumunu “özgün, öncü” bir biçimde işlediğini
iddia etmiştir. Özetle Girard teorisi, mimetik arzu – kıskançlık – şiddet –
kurban zincirini anlama konusunda zengin kuramsal olanaklar sunar.
Metodoloji
Bu
çalışmada birincil kaynak olarak René Girard’ın Shakespeare: Haset
Tiyatrosu (Les feux de l’envie) eseri ile William Shakespeare’in Othello,
Kral Lear ve Hamlet oyun metinleri kullanılmıştır. Shakespeare
metinleri hem orijinal İngilizce hem de mevcut Türkçe çevirileri üzerinden
okunmuştur. Haset Tiyatrosu’ndan Yararlanarak Girard’ın Shakespeare
yorumları temel alınmış; gerekirse Girard’ın diğer önemli eserleri (örn. Şiddet
ve Kutsal, Gizli Olan Şeyler) da arka plan için incelenmiştir.
İkincil kaynak olarak, mimetik kuram ve edebiyat eleştirisi üzerine akademik
makaleler ve kitaplar taranmıştır. Özellikle Girard üzerine yazılmış
incelemeler, Shakespeare eleştirileri ve dramaturji çalışmaları öncelik taşımıştır.
Elde edilen kavramsal çerçeveye uygun olarak close reading yöntemiyle
her bir oyundaki diyaloglar ve sahneler analiz edilmiş; metinlerden seçilen
kısa alıntılarda (çeviri belirtilerek) Girard’ın kavramlarıyla bağlantı
kurulmuştur. Çalışma analitik nitelikte olup, literatürdeki Girardcı ve
geleneksel çözümlerin karşılaştırması yapılmış; bu perspektifin güçlü ve zayıf
yönleri değerlendirilmiştir. Sonuç olarak özgün bir tez geliştirmek için metin
bulguları ve kuram birleştirilmiştir.
Oyun Analizleri
Othello
Othello
trajedisi, önyargı, aşk, gurur ve özellikle kıskançlık temalarıyla
bilinir. Girardcı bir bakış, bu çatışmaların altında yatan mimetik dinamikleri
ortaya çıkarır. Oyun başında Iago ile Roderigo, Othello’nun genç yardımcısı
Cassio’nun terfi ettirilmesinden rahatsızdır. Bu sırada Roderigo, Desdemona’ya
aşık olup onunla evlenen Othello’ya özenmektedir. Öte yandan Iago, Cassio’nun
statüsünü ve gençliği nedeniyle kıskançlık içindedir (Cassio: model, Iago:
özne, makam: nesne). Böylece mimetik üçgen oluşur: Iago, Cassio’nun
terfi sahibi oluşunu kendi arzuladığı bir nesne olarak görür. Bu mimetizm
çatışması hızlıca Othello’nun Desdemona tutkusu eksenine kayar. Iago,
Othello’nun özlemi haline gelen karısını örnek alan bir model konumuna gelir
(Cassio Model’in yerini almıştır): “Kıskançlık etiyle beslendiği avla
oynayan Yeşil gözlü bir canavardır.” diyen Iago, Desdemona’nın Cassio
tarafından istendiğini ima ederek Othello’ya bu deseni kurar. Burada
Othello (özne) Cassio’yu (model) arzu edilen değerli özne olarak algılamaya
başlar; her ikisi de Desdemona’ya (nesne) aynı anda yönelir. Girard’a göre
arzunun taklidi trajediyi tetikler: “Othello’da Girard’a göre çatışmayı
yöneten güç, sahte değerler değil, karşılıklı taklitçi arzulardır”. Makaskaç
gibi, Iago arzusunu aktarmış; Othello da mesleği ve eşitliği kıskanır hale
gelmiştir. Şiddet döngüsü, bu mimetik kıskançlık zirvesine ulaşır: Othello,
Desdemona’nın kendisini aldattığına inanarak önce karısını, sonra kendi canını
feda eder. Bu süreçte Girardcı analiz, Desdemona’nın trajik kurbanlığını “kıskançlık
ve iftira ikileminin ikame kurbanı” olarak yorumlar. Araştırmalara göre
Othello’daki çatışmalar mimetik rekabet sonucudur: Othello’nun
trajedisi, “mimetik arzu bir rekabete dönüştüğünde ortaya çıkan yıkıcı
potansiyelin tanığıdır”. Nitekim Çalışma bulgularımız da Othello metninde kıskançlık içeren bu
üçgen dinamikleri doğrulamaktadır. (Örneğin Iago-Cassio-Othello üçgeni ve
Othello-Desdemona-Cassio üçgenleri).
shakespeare plays mimetic dynamics
Tablo: Shakespeare’in üç trajedisindeki
başlıca mimetik çatışma dinamikleri (özne-model-nesne ve kurban figürü)
Girardcı okuma, Othello’yu
geleneksel yorumlardan farklı açılardan da aydınlatır. Örneğin sahnedeki 3.
Perde’de Iago’nun Othello’ya söylediği (Türkçe çevirisiyle): “Ah
efendim, sakının kıskançlıktan! Kıskançlık etiyle beslendiği avla oynayan Yeşil
gözlü bir canavardır.”dizesi, Othello’nun duyduğu kıskançlığın mimetik doğasını açıklar.
Girardcı perspektif, bu ifadeyi basit bir uyarıdan öte yorumlar: Kıskançlık
zaten “yeşil gözlü” bir metafora bürünmüş mimetik arzudur. Aynı şekilde
Othello’nun sahnede Desdemona’nın boynuzlandığını düşünmesi, çifte meşru
arzunun (sulh arzusu ve sevgi arzusu) krize girmesinin sonucudur. Bu analizde
Girard’ın kavramlarıyla örtüşen noktalar netleşir: Desdemona, katılsa da Kurban
Mekanizması’nda “suçlu ilan edilen masum kadını” temsil eder; Othello
ise tıpkı antik mitolojideki kurban gibi kendi hayatını kurban eder (intihar
eder). Dolayısıyla Girard yaklaşımı, eserdeki şiddetin (cinayet ve intihar)
ardındaki mimetik çatışmayı gösterir ve Shakespeare’in revans çarkını
çevirme vaadini yerine getirir.
Kral
Lear
Kral Lear, mutlak otorite ve evlat sevgisi üzerine kurulmuş gibi görünse de
Girardcı analiz, burada da deseni çevirerek bir kıskançlık ve kurban oyunu
ortaya koyar. Oyunun ilk sahnesinde Lear, üç kızını sınamak için onlardan
babaya duydukları sevgiyi ölçmelerini ister. Goneril ve Regan, aralarındaki
rekabeti körüklemek için birbirinin kullandığı abartılı övgü formüllerini
taklit ederek ilan-ı aşk ederler; ikisi de “Seni benden fazla seven yok!”
diyerek eşit derecede öne çıkmayı dener. Cordelia ise “Mutlak olarak değil,
ama taşıdığım sevginin hakkını vererek” diyerek samimi ama ölçülemeyen bir
bağlılık sunar. Lear’ın “Boş laftan korkma; söyleyemezsen ondan da kaybolur”
sözleri karşısında Cordelia’nın “Kalbimi ağzıma asamadığı” cevabı ise
mevcut taklitçi düzeni bozar. Bu ölçme (degree) oyunu Girard’ın Derece Krizi
(crisis of degree) kavramıyla birebir örtüşür: Kimin ne kadar sevdiğini
ölçme girişimi, kızlar arasındaki eşitlik ve eşitsizlik meselesini çıkmaza
sokar. Gerçekten de Girard’a göre bu sevgiyi ölçme krizi, en tehlikeli
savaştır. Goneril ve Regan birbirlerini taklit ederken aralarındaki benzerlik
uçuruma dönüşür. Sonuçta birbirine benzeyen ikizler gibi davranan kızlar
(mimetik rekabet) hem babanın sevgisi hem de toprak üzerinde hak iddia etmek
için ödeşir; Lear, bu ölçülebilir sınavla kızı Cordelia’yı “iki katı olmayan
sever” diyerek kurban eder. Lear’ın trajedisi, mimetik kıskançlıkla tahrip
olur.
Oyun ilerledikçe Goneril ve Regan,
Lear’ı mirastan mahrum eder ve sonunda birbirlerinin modeli haline
gelerek kavga ederler. Bu, Girard’ın “alternatif körlüğü (alternating
blindness)” ve kutuplaşma sarmalıdır; zira her iki kız da diğerine benzemeye
başlayınca aralarındaki düşmanlık bir “ayna imgesi” şiddetine dönüşür. Bu
sırada Gloucester yan hikayede Edmund ve Edgar kardeşler arasındaki üçgen de
işler: Edmund’un babasının veliahtını taklit etme arzusu
(Edmund-Edgar-Gloucester üçgeni) şiddeti tetikler. Sonuçta Lear, hem kızlarının
hem de Gloucester’ın dramı içinde deliliğe yatar; Cordelia masum kurban olarak
idam edilir. Bu noktada Girardcı okuma şunu gösterir: Hem Lear hem Cordelia,
haset ve kurban oyununda simgesel “kurban” konumuna düşer. Lear’ın gerçek
sevgiyi / otoriteyi ayırt edememesinin nedeni, kızlarının birbirine benzer
“mimik hilelerini” ayırt edememesidir. "Kral Lear bize mimetik arzunun
trajik bir doruğa ulaştığını, kurban ve vicdan meselelerini keskinleştirerek
gösterir". Gerçek suçlu bilinmez; izleyici topluluğu, kurbanın masumiyetini
içgüdüsel olarak anlar. Böylece Girard’ın ’kilise dışı kurban analizine’
benzer biçimde, Lear’da da gasp edilen / hatalı ilan edilen bir kurban figür
vardır. Bu analiz, Lear’ın klasik yorumlarının ötesinde bir dinamizmi
açığa çıkarır: Trajedide asıl sorun aşkın rekabeti değil, aşkın karşılıklı
olarak taklit edilmesi ve bunun yarattığı cinayet yüküdür.
Hamlet
Hamlet’te
sözleşmiş bir intikam düzeneğiyle Girardcı motiflerin iyice belirginleştiği
görülür. Kral Hamlet’in kardeşi Claudius’un tahta geçip kraliçe Gertrude ile
evlenmesi, Hamlet’in babasına duyduğu derin sevgiyi modeli haline getirir.
Hamlet (özne), babasının intikamını (arzu edilen nesne) almayı, babasının
katili Claudius’u (model) ortadan kaldırarak gerçekleştirmeye çalışır. Ancak
arzu ve hakikat arayışı Girardcı “kurban makinesinde” karmaşıklaşır.
Shakespeare, klasik intikam trajedisinin “usandırıcı mecrağını”
Girard’ın deyimiyle sorgular. Girard’a
göre intikam, ancak faili tam bir kötülükle suçlayana denk bir inançla meşru
çıkar; Hamlet ise ölü babasının hayaletine inanıp inanmayacağına karar vermeye
çalışırken bitmez tükenmez şüpheye gömülür. Girard şöyle yazar: “İntikamcı
ancak hedefinin suçuna kâmil şekilde inanıyorsa eylemi hakkıyla
gerçekleştirebilir; azıcık tereddüt yeterli inancı yıkar.”. Hamlet
boyunca olgunlaşan bu tereddüt, Girard’ın “günah keçisi masalını çözme” paradigmasına
denk düşer: Hamlet kurban edilip edilmemekte olduğu konusunda bile emin
değildir. Gertrude’a “kendini babasının hatırasına kirletmek” diye çıkışması, kurban
idealine ulaştığını düşünürken kendi halini sorgulamasıdır.
Hamlet’in esası, şiddet ve şüphe
döngüsünü patlatmasıdır. Oyunun son sahnesinde (Fortinbras’ın çıkışıyla)
Shakespeare, intikam olgusunu tamamen tersyüz eder: Katil Claudius adalet
önünde cezasını bulur ancak bu sefer tüm kraliyet ailesi kurban gitmiştir.
Hamurun ve seyrin sonunda tüm bu şiddet zinciri, bir ‘yabancı’ olan Fortinbras
aracılığıyla anlamsızlaştırılır. Girardcı okumaya göre Hamlet, intikam
geleneğini alıp bir “mimik şiddet düzenini deşifre eden” bir trajediye
çevirir. Metnin sonundaki kıyamet (Claudius’un öldürülmesi dahil),
kurbanın (Kraliçe Gertrude, Polonius, Hamlet) masumiyetini vurgulayarak eski
düzeni yıkar. Shakespeare, burada Girard’ın işaret ettiği gibi, kaçınılmaz
kurban profilini kurbanın savunucusuna yıkar: Horatio ve Fortinbras,
gerçeği “anlatan-yenileyen” bakışla kazananlar olurlar.
Tartışma
Girardcı
okuma, Shakespeare trajedilerine evrensel bir düzen kazandırır: Çatışmaların
arkasındaki “insancıl” nedenler yerine insani arzu mimarileri görünür hale
gelir. Bu yaklaşımın güçlü yanı, oyunlardaki çatışmayı açıklayıcı bir
meta-mekanizma sunmasıdır; haset ve intikam dinamikleri pek çok edebi eleştiri
perspektifini tamamlayıcı niteliktedir. Örneğin Othello’yu yalnızca
ırkçılık ya da psikolojiyle değil, aynı zamanda “duygusal kenetlenme ve
kurbanlaşma” motifleriyle okumak imkânı sağlar. Benzer
biçimde, Kral Lear’da aşk yarışması kıskançlık olarak okunabilir; Hamlet’te
suikast geleneğinin şüpheyle dönüşümü ortaya konur. Girardcı çözümlemeler,
sahne örneklerinden hareketle oyunların alt metinlerine ışık tutar. Ayrıca
Girard’ın “kurban masalını açığa çıkarma” vaadi, Shakespeare’in trajedilerinde
masumların kurban edildiği durumlarda (Desdemona, Cordelia, Polonius vb.) yeni
anlamlar üretir. Sonuçta, bu okumanın literatüre katkısı, Shakespeare
metinlerini “ötekil düşman yerine ayna karşısına geçme sanatı” olarak
görmesidir.
Ancak
Girard’ın yöntemi sınırlamalara da sahiptir. Öncelikle, herkesin her durumu
ikincil bir arzuyla bağlayan tek bir örüntüye indirgenmesi eleştirisi
yapılmıştır. Kuram, her trajediyi “günah keçisi hikâyesi” gibi yorumlama riski
taşır; böylece oyunlardaki sosyo-kültürel veya psikolojik özgünlükler göz ardı
edilebilir. Örneğin, Othello’daki ırksal önyargı ya da Hamlet’teki
politik İskandinav bağlamı, sadece mimetik arzu çatışmasıyla açıklanamaz.
Dahası Girard, toplumsal hareketlerin tümüne (komünizm, dine dönüş vb.)
kuşkuyla yaklaştığı için eleştirilmiştir. Sözgelimi,
eserinde tüm kolektif öfkeyi mimetik şiddete indirgemesi nedeniyle “aşırı
indirgemeci” bulunur. Shakespeare özelinde de, Miriyi’nin tanımladığı gibi “her şeyi tek
bir yapılandırmayla yorumlama” sorunu olabilir. Bunlara rağmen Girardcı analiz,
edebi eleştiri açısından zengin tartışmalar açar. Özellikle bu bakışın güçleri,
dilsel çevrelemelerden (Gertrude’un satır altı konuşmaları, Polonius’un
nasihatları) çok daha yapısal düzeydeki ikame oyunlarını göstermesidir.
Sonuç
olarak Girardcı kuram, Shakespeare trajedilerinin ardındaki insan doğası
sorunlarını aydınlatmaya yardımcı olsa da, her metne uyan tek yorum değildir.
Güçlü yanı, çatışma ve kıskançlıktaki örüntüyü görülebilir kılması; zayıf yanı
ise indirgemeci yorum riskidir. Othello, Kral Lear, Hamlet’teki
gözlemlerimiz, bu güçlü zayıf yönleri teyit etmektedir. İkame kurban motifinin
her metne tam oturmadığı sahneler mevcuttur. Ancak mimetik açıdan bakmak,
geleneksel analizlerde fark edilmeyen paralellikleri ortaya koymaktadır. Bu
sentezleyici yaklaşımla Shakespeare eleştirisine yeni bir soluk getirilerek geleneksel
temasal inceleme ile antropolojik arka plan birleştirilmiştir.
Sonuç
Bu
çalışma, René Girard’ın Haset Tiyatrosu eserindeki mimetik teori
kavramlarını temel alarak Othello, Kral Lear, Hamlet’teki dramatik
çatışmaları inceledi. Girard’ın mimetik arzu, kıskançlık, ikame kurban ve
şiddet mekanizması görüşleri, Shakespeare’in trajik örüntülerini
yorumlamada verimli bir çerçeve sundu. Analizlerde, kahramanların
çatışmalarının aslında “birbirlerini öykündükleri nesneler” uğruna çıktığı
görüldü; kurbanlar ise topluluğun çoğunluğu tarafından arzulanan şeylerin günah
keçileri oldu. Bunun
edebiyata katkısı, trajedilerdeki şiddet döngülerinin ve ihanetlerin ardındaki
psikolojiyi anlamak için antropolojik bir boyut kazandırmaktır. Aynı zamanda
çalışmanın özgün tez iddiası, Shakespeare krizlerinin sadece aile veya
politik nedenlerle değil, derin bir “mimetik haset”le de ilintili olduğudur. Bu
bakış açısı, literatürde yeterince vurgulanmayan bir köprüyü kurarak,
Shakespeare yorumunu kültür-eleştirel bir düzleme taşımıştır. Sonuçta
Shakespeare’in trajedilerinde “insanın kendine özgü ikamesi”ni gören bu
Girardcı okuma, klasik analizler kadar zengin, ancak daha geniş bir insanlık
tablosu çizmiştir.
Kaynaklar: Çalışmada Girard’ın kendi eserlerinden ve Shakespeare eleştirisinden yararlanılmıştır. Başta René Girard, Shakespeare: Les Feux de l’envie (1990) olmak üzere, mimetik teorinin ve edebiyat yorumlarının ilgili kaynakları metin içinde belirtilmiş; örneğin Girard’ın mimetik arzu tanımı, kurban mekanizması açıklaması, Shakespeare üzerine değerlendirmesi ve Othello analizleri doğrudan alıntılanmıştır. İkinci el kaynaklar arasında mimetik kuramı özetleyen güncel makaleler ve Shakespeare üzerine eleştirel metinler kullanılmıştır. Bunların detayları dipnot formatında yukarıdaki referanslarla gösterilmiştir.

Leave a Comment