Lewis ve Wigen’in Kıtaların Miti Üzerine Eleştirel Değerlendirme
Lewis ve Wigen’in Kıtaların Miti Üzerine Eleştirel Değerlendirme
Lewis ve Wigen’in Kıtaların Miti:
Bir Metakoğrafya Eleştirisi adlı çalışması, coğrafya ve tarih
disiplinlerindeki temel bölge ayrımlarını sorgular. Yazarlar, “metakoğrafya”
kavramıyla, Doğu-Batı, Birinci-Üçüncü Dünya gibi bilindik bölgesel çerçevelerin
nasıl tarihsel süreçler ve önyargılar tarafından şekillendiğini inceler[1][2]. Kitap, Avrasya’nın bir bütün
olarak düşünülebileceği, coğrafi sınırların zaman içinde politik gerekçelere
göre değiştiği örneklerle zenginleştirilen tarihsel bir analiz sunar[3][4]. Ayrıca, Euro- ve Afro-merkezcilik
gibi ideolojik eğilimleri eleştirerek, alternatif bir dünya bölgelendirme
şeması önerir[5][6]. Bu incelemede, kitabın her
bölümündeki ana argümanlar ayrıntılı biçimde özetlenecek; anahtar kavramlar
(metakoğrafya, bilgi haritaları, bölgeselleştirme, Euro-merkezcilik,
kartografik imgelem) değerlendirilecek; yazarların metodolojisi kritik
edilecek; tarihî ve disiplinlerarasındaki yeri irdelenecek; eserin akademik
yankıları ve eleştirileri tartışılacak; eğitim, politika ve güncel jeopolitiğe
etkileri irdelenecek; son olarak orijinal değerlendirmeler ve muhtemel karşıt
görüşler sunularak araştırma boşlukları belirlenecektir.
Tez İfadesi
Lewis ve Wigen (1997), kıtalar ve diğer bölgesel ayrımların salt
fiziksel gerçekler değil, tarihsel-kültürel olarak inşa edilmiş “mitler”
olduğunu savunur[1][7]. Dolayısıyla, günlük dilde
doğruluğu hemen kabul edilen Doğu-Batı, Kuzey-Güney, Avrupa-Asya ayrımları da
eleştirel bir bakış gerektirir. Bu çalışmanın temel tezi, Kıtaların Mitinin
bize gösterdiği gibi, coğrafi bölge şemalarının bilimsel olmaktan çok ideolojik
temellere dayandığı ve bu tür varsayımlar sorgulanmazsa hem coğrafya bilgisinde
hem de politika uygulamalarında çarpıtmalara yol açacağıdır[8][7].
Yazarlar ve Yayının Bağlamı
Kitabın yazarları Martin W. Lewis ve Kären E. Wigen, sırasıyla coğrafya
ve tarih disiplinlerinde uzman profesörlerdir. Kären Wigen Michigan
Üniversitesi’nde Japon Dili ve Edebiyatı, UC Berkeley’de coğrafya alanında
eğitim almış ve Japonya çalışmaları yapmıştır; daha sonra dünya tarihi ve
tarih-coğrafya ilişkisi konularında uzmanlaşarak Stanford Üniversitesi Tarih
Bölümü’nde görev yapmıştır[9]. Martin W.
Lewis ise Santa Cruz UC’de çevre çalışmaları lisansı, Berkeley’de coğrafya
doktorası yapmış, çevre, kalkınma ve dil konularında çalıştıktan sonra
Stanford’da ders vermiştir[10]. Eser ilk
olarak 1997’de University of California Press tarafından yayımlanmış (344 s.)
ve dönemin coğrafya literatüründe yenilikçi bir işlev görmüştür. Türkçesi,
Monografi Yayınları tarafından Emre Dikici çevirisiyle 2021 yılında “Kıtalar
Miti: Metakoğrafyanın Eleştirisi” adıyla yayımlanmıştır[11]. Yayımlandığı
dönemde postkolonyal ve yapısökümcü coğrafya yaklaşımları yükselmekteydi; Lewis
ve Wigen da bu tartışma çerçevesinde, geleneksel bölge algılarının arkasındaki
tarihî dinamikleri vurgulamayı amaçlamıştır.
Bölüm 1: Kıtaların Mimari
Yapısı
Birinci bölümde (The Architecture of Continents) kıtalar
kavramının tarihsel gelişimi ele alınır. Yazarlar, “yedi kıta” şemasının
köklerini Antik Yunan ve Roma’ya kadar takip eder; Ptolemaios ve İslam
coğrafyalarının Avrupa-Asya sınır çizimlerinden yakın döneme dek bu ayrımın
sürekli değiştiğini gösterir[12][13]. Örneğin,
Ural dağlarının “Avrupa-Asya” ayırıcısı olarak sabitlenmesi de jeopolitik
kararlara bağlıdır; Bakeringson-Kruse, “Avrupa”nın ayrı bir kıta olarak ortaya
çıkışının, Avrupa hegemonisiyle ilişkilendirildiğini belirtir[13]. Lewis ve
Wigen, kıtalar konseptinin çoğunlukla çevresel determinizmle ve tarih boyunca
değişken olan politik ihtiyaçlarla şekillendiğini ortaya koyar[14][3]. Bölümde
ayrıca “herkesin bildiği” yedi kıta şemasının, gerçekte popüler imgelemdeki bir
yer değiştirme ürünü olduğunu gösteren grafiklerle sunulur
(Avustralya/Antarktika, Asya/Afrika vb. karışımları)[15][3]. Kısacası
bu bölümde yazarlar, kıtaları tanımlayan coğrafi sınırların tarihsel ve
kültürel birer yapı olduğu vurgusunu yapar.
Bölüm 2: Orient ve
Occident’in Mekânsal Yapıları
İkinci bölümde (The Spatial Constructs of Orient and Occident)
Doğu-Batı ayrımının mekânsal tanımları sorgulanır. Lewis ve Wigen, Orta Çağ’da
“Medeniyetler Ayrılığı”nı belirleyen Amasya, Ortadoğu ve Ural hatlarından
başlayarak, bu sınırların zamanla nasıl kaydığını gösterir[13][16].
Özellikle Warf (1999) da vurguladığı gibi, “Asya” kavramının Avrupa’da sürekli
değiştiği; ilk önce Anadolu’nun kuzeyinden, daha sonra Osmanlı sınırlarına
göre, ardından Soğuk Savaş bağlamında ve nihayetinde Pasifik lehine yeniden
anlamlandığı belirtilir[16].
Bu süreçte “Ortadoğu” veya “Güney Asya” gibi alt kavramlar doğmuş; sınırlar
sürekli siyasî-pratik gerekçelere göre yeniden çizilmiştir. Bölüm, aynı zamanda
Avrupalı ve Batılı kümelerinin coğrafi merkezinin nasıl kurumsallaştığını
inceler: Örneğin Ural sınırı bilinçli bir tercih iken, İngilizce konuşulan
dünyayı bir “Batı” olarak tanımlamak kültürel ve tarihî referanslarla
güçlendirilmiştir. Sonuçta, Coğrafya bir yer ayrımı olmaktan çok, bu tür güç
ilişkisi gözeten temsil biçimlerini de içerir[8][13].
Bölüm 3: Orient ve
Occident’in Kültürel Yapıları
Üçüncü bölüm (The Cultural Constructs of Orient and Occident)
Doğu ve Batı kavramlarının kültürel zeminde nasıl inşa edildiğini ele alır.
Batı’nın akıl, demokrasi ve ilerleme simgesi; Doğu’nun ise “öteki” ya da
“egzotik” imgesi olarak sunulması, tarih boyunca farklı coğrafyacı ve
düşünürlerce ele alınır. Warf’ın da işaret ettiği gibi, ırk ve karakter
genellemeleri bu kültürel bölümlenmeyi beslemiştir[17].
Örneğin, Wittfogel’in “Asya Modu Üretimi” teorisi, Avrupalı akılcı paradigmayı
desteklerken Asya’yı pasif, durağan bir imgeyle kodlamıştır. Lewis ve Wigen, bu
tipden örneklerle East-West ayrımının ezelden beri batının bakışındaki
öykünmelerle inşa edildiğini; hatta Doğu-Batı sınırının çağlar içinde kaydığını
gösterir[16][18].
Batıyı tek tip (katolik/ortodoks, Protestan/Hıristiyan) bir küme; Doğu’yu ise
heterojen ama tek tip davranan düşmanlar olarak algılamanın tarihî kökenleri
tartışılır. Bu kültürel analiz, Edward Said’in “Oryantalizm” eleştirisini
tamamlayacak şekilde, Batı-merkezci söylemlerin Doğu’yu nasıl ötekileştirdiğini
vurgular.
Bölüm 4: Eurocentrism
ve Afrocentrism
Dördüncü bölüm Eurocentrism and Afrocentrism başlıklı ve
Avrupa-ile Afrika-merkezli bakış açılarını karşılaştırır. Yazarlar, her iki
paradigma içinde bölge kimliklerinin “doğal”mış gibi gösterildiğini eleştirir.
Warf’ın belirttiği gibi, Eurocentrism Afrika’yı entelektüel tarih dışına
iterken, Afrocentrism buna karşılık dünyanın coğrafyasına Afrika
merkezli bir pusula yerleştirmeye çalışır[5]. Her
iki yaklaşım da “Bölge”yi öznelleştirir: Afrika veya Avrupa birer doğal
birimmiş, değiştirilemez coğrafyalarmış gibi algılanır. Lewis ve Wigen, bunları
eleştirerek, mesela ırk kavramının coğrafi bir kriter olarak yanlış
kullanıldığını vurgular (Afrika’da siyah, Hristiyan/asya’da beyaz genellemeleri
gibi)[19].
Bölümde ayrıca Avrupa-merkezci tarih anlatılarının kültürel etkileri incelenir
ve bu anlatılara “post-modern” bir gözle yaklaşılır[5][20].
Sonuçta, bölge inşasının politik menfaatlerden bağımsız olmadığı, coğrafyanın
dil ve kavramlarla “yeniden yazıldığı” gösterilir.
Bölüm 5: Tarihsel
İmgelemede Küresel Coğrafya
Beşinci bölümde (Global Geography in the Historical Imagination)
dünya coğrafyası anlayışları tarih içinde incelenir. Özellikle Arnold
Toynbee’nin medeniyetler modeli, İmmanuel Wallerstein’ın dünya-sistem teorisi
ve Samuel Huntington’ın “Medeniyetler Çatışması” gibi yaklaşımlar
değerlendirilir. Fang’ın belirttiği üzere, burada Toynbee’nin tarihleri
medeniyetlere ayıran şemaları ve bunlara gelen eleştiriler ele alınır[21].
Lewis ile Wigen, Wallerstein sonrası dünya-sistemi literatürüne odaklanarak
ekonomik ilişki ve kültürel bağların önemine işaret eder; böylece kapalı
medeniyet modellerinden çok kültürlerarasılık vurgusu ön plana çıkar. Warf’ın
da aktardığı gibi, yazarlar geniş bir literatürü tarayarak dünyayı “ışıklara ve
karanlıklara” ayıran eski yaklaşımları sorgular[22][21].
Dünya haritasındaki bölge kavramlarının (örneğin Toynbee’nin İslam havzası vs,
tarihsel imgelemdeki sınırlanmalar) ardında ideolojik önkabuller ve
basitleştirmeler olduğu gösterilir. Bu bölümü, özellikle
“Amerikalılık/Havacılık Ortodoksluğu” gibi tarihsellikle beslenen (din ve
kültür odaklı) bölgeler üzerinde durarak, kalan bölgesel önyargıları açığa
çıkarma yönünde bir geçiş işlevi görür.
Bölüm 6: Dünya
Bölgeleri – Alternatif Bir Şema
Altıncı ve son bölümde (World Regions: An Alternative Scheme)
Lewis ve Wigen’in eleştirel metakoğrafyaya dayalı kendi bölgesel haritalandırma
şeması sunulur. Yazarlar önce genel kabul görmüş bölge tanımlarını örneklerle
tartışır: Güneydoğu Asya, Orta Asya veya Latin Amerika gibi akademik bölgelerin
mantıksızlıkları örneklenir. Fang’ın aktardığı gibi, Afrika-Amerika (Karayipler
dahil), Kuzey Amerika ve İbero-Amerika gibi yeni alt-bölgeler önerilir; dinî,
tarihî ve kültürel bağlar öncelendirilir[23][24].
Örneğin “Afrika-Amerika” bölgesi; Karayipler, Brezilya’nın kuzeyi gibi
coğrafyalar, ortak sömürge ve kültürel tarih temelinde birleştirilir. Lewis ve
Wigen’in şeması, eski şemalara benzer formatta olsa da, Müslüman dünyası veya
Doğu Ortodoks bloğu gibi hatlarıyla daha tarihsel ağlara atıfta bulunur[24][23].
Bölüm, son kısımda “eleştirel metakoğrafya için on ilke” listesiyle biter: bu
ilkeler, her bölge tanımının ideolojik olarak inşa edildiğini hatırlatır ve
varsayımların sorgulanmasını öğütler. Sonuçta bu bölüm, yazarların kendi
alternatif kavramsallaştırmasını sergileyerek kitabın ana tezini pratik bir
bölgesel haritaya dönüştürür.
Kavramsal Çerçeve ve
Temel Kavramlar
Metakoğrafya: Yazarların yarattığı kavramdır
ve "insanların dünyaya dair bilgilerini düzenlemek için kullandıkları
mekânsal yapılar bütünü" olarak tanımlanır[1]. Diğer
bir deyişle, coğrafya bilgisindeki haritalar, sadece fiziksel
coğrafyanın değil; aynı zamanda önyargı, iktidar ve tarihî anlatılar tarafından
biçimlendirilmiş çerçevelerdir[1][8].
Metakoğrafya kavramı, bölgesel sınıflandırmaların ne denli gündelik ve
kabullenilmiş olduğunun fark edilmesini amaçlar. Warf’ın not ettiği gibi bu
yapılar "sıkça tutarsız, keyfi ve iktidar yüklü" bir şekilde temsil
edilir[8].
Örneğin Batı’nın sınırları veya Afrika’nın bir bütün olarak hayal edilişi,
coğrafyanın değil tarihsel anlatıların sonucudur. Lewis ve Wigen,
metakoğrafyanın her alanda –tarih, sosyoloji, ekonomi, eğitim vb.– örtük
biçimde var olduğunu ve dünyayı algılama biçimimizi etkilediğini savunur. (Not:
Blaut gibi eleştirmenler bu terimi “dünya kültür coğrafyası” için iddialı bir
eşanlamlılık olarak görse de, yazarlar metakoğrafyanın vurgulanan özel bir
analiz olduğunu belirtmişlerdir[25].)
Bilgi Haritaları: Literatürde genelde cognitive
maps veya bilgi grafiklerii tabir edilen bu kavram, zihnimizde dünyayı
bölerek düzenleme yöntemlerini ifade eder. Metakoğrafya ile benzer bir anlama
sahiptir. Yazarlar, coğrafi bölgelendirme şemalarını adeta birer “bilgi
haritası” olarak ele alır: Bu haritalar, bize gerçek coğrafyadan çok, bakış
açılarımızı gösterir. Örneğin "Batı" dediğimizde zihnimizdeki harita,
klasik Avrupa-merkezci motiflerle doludur. Metakoğrafya ve bilgi haritaları bu
bağlamda örtüşür; yani coğrafi terimlerin bilgimizi nasıl organize ettiği
sorgulanır[1].
Bölgeselleştirme (Regionalization): Dünya’nın
çeşitli ölçeklerdeki bölgeler hâline getirilişi, metakoğrafyanın en somut
uygulamasıdır. Kitap boyunca Lewis ve Wigen, farklı bölgeselleştirme
şemalarının tarihçesini ve temellerini inceler. Geleneksel kıtalara göre, Soğuk
Savaş bloklarına göre, din-kültür merkezli medeniyetlere göre (Toynbee,
Huntington) ve kentleşme/ekonomi temelli bölgeselleştirmelere (Wallerstein)
değinilir. Lewis ve Wigen alternatif şemalarında ise, bölge tanımlarının dil,
din, tarihî süreç gibi sosyo-kültürel ağlar üzerine kurulması gerektiğini
savunurlar[6][24].
Örneğin Afrika’nın alt bölgeleri veya Avrasya’nın iç bölgeleri, sert coğrafi
sınırlar yerine tarihsel bağlantılarla yeniden çizilir. Yazarlar, mevcut
şemaların ayrımcı olduğunu, bazı bölgeleri (örn. Orta Asya) adeta belirsiz
bırakıp diğerlerini haksız yere sabitleştirdiğini belirtir. Bunun karşısında
kendilerinin önerdiği şema daha akışkan, tarihsel bilinçli bir bölgelendirmeye
dayanır[23][24].
Eurocentrism (Avrupa-merkezcilik): Yazarların
sıkça vurguladığı kavramdır. Avrupa-merkezcilik, dünya tarihini ve coğrafyasını
Avrupa’nın çıkar ve kültür merkezli anlatmasıdır. Lewis ve Wigen, bu yaklaşımın
dünyanın tarihini Avrupa’nın yükselişi ekseninde kurguladığını; Afrika, Asya
vb. kıtaları ötekileştirdiğini gösterir[5].
Örneğin Orta Çağ’ın karanlık tasviri genelde sadece Avrupa bağlamındadır,
Afrika’nın antik katkıları ihmal edilir. Eurocentrism’e karşılık
Afrocentrism’in de benzer bir yanılgı olduğunu belirtirler: Afrocentrism de
Afrika tarihini abartılı bir şekilde diğerlerinden bağımsız gösterme
eğilimindedir[5]. Bu
kavramlar coğrafyada politikanın ve imgedeki gücün nasıl devreye girdiğinin
altını çizer.
Kartografik İmgelemler: Kitapta açıkça
kullanılmasa da, coğrafi haritalara ve metaforlara ilişkin bir kavramdır.
Haritaların “nesnel” olmadığı, imgelemimizi şekillendirdiği düşüncesidir. Lewis
ve Wigen, haritaları salt teknik araçlar olarak görmez; onlar, bilgiyi
düzenleyen ve ideolojileri yansıtan “kartografik imgelemler” olarak
değerlendirir. Örneğin Warf’ın ifadesiyle, metakoğrafyanın içerdiği bölgesel
yapıların “iktidar yüklü” olarak temsil edilmesi, bu imgelem algısının bir
parçasıdır[8]. Yani
coğrafî haritalar veya bölge çizimleri, yayılan kültürel anlatılar ve güç
ilişkileri tarafından oluşturulur. Bu noktada kitaba paralel olarak “harita
okumak”, sadece fiziksel yerleri incelemek değil, dünyayı algılama biçimimize
kimin yön verdiğini de sorgulamaktır.
Metodoloji ve Eleştiri
Lewis ve Wigen, çok disiplinli bir literatür taraması yapmış; tarih
coğrafyası, kültür coğrafyası, modern dünya tarihi çalışmalarından örnekler
sunarak ampirik kanıt sağlar. Çalışmanın güçlü yanlarından biri, akıcı üslubu
ve dönemselleştirmeyi içeren geniş tarihsel örneklemesidir[26]. Fang (2022) da
eserin “düzenli kompozisyonunu ve tarihî gelişim incelemesini” övmüştür[26]. Yazarlar, klasik
literatürü basitleştirilmiş dile çevirdiği için akademik jargonun ötesine geçer
(Warf’a göre “popüler coğrafya ile akademik araştırmalar arasında bir köprü”
işlevi görür)[1][27]. Kitapta sayısız
harita, tablo ve tarihî referans kullanılır; yazarların nesnel gözlemlerini
destekleyici tarihî belgeler ve önceki araştırmalar metin içinde zengin biçimde
sunulmuştur.
Eleştiri açısından, bazı incelemeciler Lewis ve Wigen’in yaklaşımının
sınırlılıklarını işaret etmiştir. James Blaut (1999) kitabı “iddialı” ve
“pretansiyöz” bulmuş, “metakoğrafya” terimini sadece geleneksel dünya
coğrafyasının süslü bir ismi olarak görmüştür[28][25]. Bunun üzerine
yazarlar (Lewis & Wigen 2000) bu eleştiriye yanıt vermiştir. Fang (2022)
ise kitapta daha kapsamlı bir tartışma gerektiğini; özellikle
okyanusların ve deniz yollarının bölgesel ayrımlardaki rolünün daha derin
işlenmesi gerektiğini, ayrıca önerilen şemanın büyük ölçüde Batı-merkezci bir
bakış açısıyla kurgulandığını not eder[29]. Timothy Unwin
(1999) da, kitabın büyük coğrafi şemalara aşırı odaklandığını, kapsanan konuyu
geniş tutarken zaman zaman ayrıntıdan ödün verdiğini belirtmiştir (örneğin yeni
“bölge şemasından” memnun kalmamıştır). Yani metodolojik olarak eser, geniş perspektifi
ve tarihsel örnekleriyle takdir edilirken; bazen fazla soyut kaldığı, önerdiği
yeni modelde tutarsızlıklar barındırdığı eleştirileri almıştır[29][28]. Ayrıca, kitapta
karşılaştırmalı ölçüt (unit comparability) sorunsalına yeterince eğilmedikleri
de belirtilmiştir (tarih ve kültür bağlantılarının "karşılaştırılabilir
bölge" oluşturup oluşturmadığı tartışılmıştır).
Tarihsel ve
Disiplinlerarası Bağlam
Kıtaların Miti coğrafya ve tarih
disiplinlerinin kesişiminde yer alır. Kitap, coğrafya literatüründe geleneksel
bölge çalışmalarından ziyade postkolonyal ve kavramsal coğrafyaya yakındır.
Warf’ın belirttiği gibi, eser Eurocentrism, Afrocentrism, Oryantalizm ve
bölgesel eğitim gibi konularda kapsamlı bir literatür taraması sunar[30]. Bu
yönüyle, coğrafi eğitim (geographical education) ve entelektüel tarih
tartışmaları arasında köprü kurar[27][30].
Coğrafya dışı disiplinlerde de yankılar uyandırmıştır: tarihçiler, politik
bilimciler ve bölge uzmanları kitabı dünya tarihini yeniden düşünme açısından
değerli bulmuştur (Örneğin Engerman ve Hooson, çalışmanın tarihsel iddialarını
överken; bu alandaki genel önyargıları sorgulamasını takdir etmiştir[31][32]).
Kitap, küresel bir perspektif getirdiği için uluslararası ilişkilere dair
çalışmalarda da referans verilmiştir. Özetle, Kıtaların Miti, coğrafya
metodolojisi, dünya tarihi ve postkolonyal eleştiri bağlamında konumlanır. Bir
yandan İngilizce literatürden yoğun biçimde beslenirken (ilk baskı İngiltere ve
ABD coğrafya çevrelerinde tartışıldı), Türkiye gibi bölgesel literatürde de
çeviriyle sınırlı olmakla birlikte ilgi çekmiştir.
Akademik Tepkiler ve
Eleştiriler
Kitaba yönelik incelemeler genel olarak olumlu karşılanmış, ancak bazı
itirazlar da dile getirilmiştir. Örneğin Barney Warf (1999), eseri “kullanışlı
bir hacim” olarak nitelendirip metakoğrafya kavramının tanımını alıntılayarak
yer verdi[1][30]. Warf,
kitabın literatürü derli toplu ele alışını ve coğrafi eğitim açısından uyarıcı
niteliğini vurgulamıştır. Michael Lind’in NYT makalesi ise kitabı daha genel
okuyucuya tanıtmış, öne sürdükleri alan bölümlerine çeşitli eleştiriler
getirmiştir. İngiliz coğrafyacılardan Tim Unwin, kitabı tarihsel yorumları
nedeniyle takdir etmiş fakat önerilen yeni bölgesel şema hakkındaki hayal
kırıklığını belirtmiştir[33]. Peter
Taylor ise Progress in Human Geography’de benzer şekilde kitabın güçlü tarihsel
içeriğini överek bölgesel kategorilerin yeniden gözden geçirilmesinin önemli
olduğunu vurgulamıştır. Philip F. Kelly (2001), Journal of Southeast Asian
Studies’de kitabı cömertçe değerlendirmiş, yazarların argümanını ve literatür
taramasını beğenmiştir[34].
Antropolog Rita Kipp (1999) ise kitaba mesafeli yaklaşmış: yazarların
Batı-merkezcilik ve Oryantalizm eleştirilerini “önceden biliniyor” bulduğunu,
ancak yine de eserin geneliyle ilgili düşüncelerinin “etkileyici” olduğunu
belirtmiştir[35]. James M.
Blaut (1999, 2000) coğrafya tarihinin önemli bir eleştirmeni olarak daha sert
çıkmıştır. Blaut, kitabı “iddialı” bulmuş ve “metakoğrafya” terimini pahalı bir
süslükelime olarak nitelendirmiştir[28]. Onun bu
görüşleri, Journal of World History’de yazarlarca yanıtlanmış[36]; Blaut
daha sonra da bazı eleştirilerini gevşetmiştir. Sonuçta, çoğu akademik inceleme
eserin tarihî derinliğini ve kaynak kullanımını takdir ederken, önerilen yeni
bölgesel modelin kesinliğini sorgulamıştır (örneğin Fang’ın belirttiği eksik
tartışmalar)[29][28]. Bu
tepkiler, Kıtaların Miti’nin coğrafyanın temel varsayımlarını çürüttüğü
hususunda genel bir kabul bulunduğunu; fakat analiz yöntemlerinin ve
sonuçlarının hala tartışmaya açık olduğunu göstermektedir.
Eğitim, Politika ve
Jeopolitik Etkileri
Lewis ve Wigen’in eleştirileri coğrafya öğretimi ve kamu politikası
için ders niteliğindedir. Warf’ın da belirttiği üzere, üniversite
öğrencilerinin dünya coğrafyası bilgisindeki eksiklikleri göz önüne
alındığında, öğretimde metakoğrafya farkındalığına duyulan ihtiyaç açıktır[27].
Coğrafya haritalarında yalnızca fiziksel bilgi değil, önyargılardan arınmış
kritik bakış sunmak önemlidir. Örneğin dünya atlaslarında “Üçüncü Dünya”
kavramının sorgulanması, gelişmekte olan ülkelere yönelik kalıp yargıları
kırabilir. Politika açısından, bölge kavramlarının tarihsel olarak nasıl
araçsallaştırıldığına dikkat çekmek uluslararası ilişkilerde yeni yaklaşımlara
kapı açar. Soğuk Savaş sonrası dönemde değişen bloklar (örneğin “Kuzey-Güney”
kutuplaşması) Kıtaların Miti tarafından tartışıldığı gibi, günümüzde de
“Medeniyetler Çatışması” benzeri fikirlerin temelinde bölgesel önyargılar
vardır. Güncel jeopolitiğe gelince, kitap Ortadoğu veya Afrika hakkındaki genel
kanıları sorgulamayı önerir; bu da göç, imkân eşitsizliği veya kültürel çatışma
konularında daha nüanslı politikalar geliştirme imkânı doğurur. Sonuçta Kıtaların
Miti, coğrafi düşüncemizin eğitim müfredatını etkilemiş, “dünya
haritası”nın nasıl çizileceğine dair farkındalık yaratmıştır.
Eleştirel
Değerlendirme ve Karşı Görüşler
Eserin en temel eleştirisi, “gerçek kıta farklılıklarını gözardı
ediyor” iddiasıdır. Bir bakış, coğrafi ayrımların fiziksel temellerini tümüyle
reddederek soyut bir kavramsal oyunla uğraşmak olarak görülebilir. Örneğin
coğrafyacılar, hâlâ fay hatları, iklim kuşakları veya biyolojik çeşitlilik gibi
coğrafi ölçütleri önemserler; yazarların bu bağlamı yeterince gözetmediği
söylenebilir. Buna karşılık Lewis ve Wigen, tam aksine fiziksel kriterlerin
kendi içinde de tarihsel olarak belirlenmiş olduğunu gösterir. Bir diğer karşı
argüman, coğrafi şemaların tamamen keyfi olmadığını; kıtalar gibi karasal
blokların aslında fiziksel tutarlılık taşıdığını savunmaktır. Yazarlar ise Asya
ile Avrupa’yı ayıran Urallar dahi bir “seçim” neticesi olmuştur der. Blaut gibi
eleştirmenler ayrıca, metakoğrafyanın kapsamlı bir yenilik sunmadığını,
halihazırda bilinen eleştirel coğrafya fikirlerinin tekrarı olduğunu ileri
sürmüşlerdir[28][37].
Kısaca, Kıtaların Miti çoğu tartışmayı haklı bulsa da, önerdiği
alternatiflerde de soru işaretleri bulunmaktadır. Lewis ve Wigen’in bölgesel
şeması, deniz aşırı bağlantıları ve günümüz küresel bağlantılarını tam olarak
dikkate almayabilir. Ayrıca coğrafi eğilimler zaman içinde değişirken, yeni
şemaların kalıcılığı sorgulanabilir. Bu eleştirilerin yanı sıra, yazarların
çalışmasının verdiği değer, bölgeselleştirme kavramını derinlemesine tartışma
imkânı sunmasıdır.
Sonuç: Araştırma
Boşlukları ve Gelecek Çalışmalar
Kıtaların Miti önemli bir başlangıç noktasına
işaret etmiştir, ancak halen incelenmesi gereken noktalar vardır. Öncelikle,
yazarların yoğunlaştığı kıta-toplum analizlerinin dışındaki “mimari”
(okyanuslar, göller, adalar) unsurların rolü daha fazla araştırılmalıdır. Ayrıca
önerilen bölgesel şemanın pratik kullanımına yönelik ampirik bir çalışma
yapılabilir: Örneğin okulların ya da kurumların farklı haritaları nasıl
kullandığı incelenebilir. Küresel ölçekte, hızlı iklim değişikliği veya küresel
ekonomi alanında yeni bağlantılar oluşurken bölgeselleştirme yeniden
tanımlanabilir. Gelecekte, metakoğrafya kavramı daha dar ölçeklerde (kent içi
bölgeler vb.) veya farklı kültürel bağlamlarda test edilebilir. Türkiye
bağlamında, Orta Doğu ve Anadolu’nun nasıl tariflendiği ve coğrafya eğitiminde
bu mitlerin yerli versiyonlarının nasıl ele alınacağı incelenebilir. Sonuçta,
Lewis ve Wigen’in eseri, dünya görüşümüzün temellerini sorgulamamız için bir
başlangıç noktası sunar ve sonraki çalışmalar için zengin bir yol haritası
belirtir.
Bölgesel Şemalar
Karşılaştırması
|
Şema/Model |
Kriter/Temel Yaklaşım |
Özellikler / Eleştiriler |
|
Kıtalar Modeli (Fiziksel Coğrafya) |
Kara kütlelerine dayanan geleneksel şema (7 kıta) |
Temel özellik: Coğrafî kara parçası ayrımı. Eleştiri:
Fiziksel sınırlar tarihsel olarak seçilmiştir ve birbiriyle bağlantılı kara
kütlelerini yapay şekilde böler; Avrupalı-merkezci varsayımlar içerir. |
|
Soğuk Savaş Bloğu (Üç Dünya) |
İdeolojik-siyasi bölünme (Birinci/İkinci/Üçüncü Dünya; Kuzey-Güney) |
Temel özellik: Siyasi-ekonomik bloklar. Eleştiri:
Döneme özgüdür, Bloklar dağıldığında çürür. Bazı coğrafi gerçekleri yansıtır
gibi görünse de, bölge algılarını politik söylemler şekillendirir. |
|
Medeniyetler Modelleri (Toynbee/Huntington) |
Kültür-tarihî medeniyetlere göre bölgelendirme |
Temel özellik: Farklı din/uygarlık temelinde
sınıflandırma. Eleştiri: Genelleştirme içerir; bölgesel çeşitliliği ve
geçiş bölgelerini göz ardı eder; çoğunlukla Batı-merkezlidir. |
|
Dünya Sistemi (Wallerstein) |
Ekonomik sistem (merkez-çevre ilişkileri) |
Temel özellik: Küresel ekonomik merkezler ve
çevre halkalar. Eleştiri: Ekonomik süreç odaklı; bölge tanımları
dinamik değişir; kültürel/dilsel bağlar ikinci plandadır. |
|
Lewis & Wigen (Alternatif Bölgeselleştirme) |
Tarihsel süreçler, kültürel ve dinî ağlar |
Temel özellik: Afro-Avrasya’nın birliği,
din/kültür odaklı yeni bölgeler (örneğin Müslüman Dünyası, Afrika-Amerika,
İslam coğrafyası). Avantaj: Mevcut şemaların önyargılarını ortaya
koyar; tarihî bağlantılar göz önünde. Eleştiri: Önerilen şema hâlâ
belirli önyargılardan kurtulmayı tam başaramayabilir; deniz aşırı ilişkileri
soyutta bırakabilir. |
Zaman Çizelgesi
|
|
Şekil: Afrika, Asya ve Avrupa’yı kapsayan Afro-Avrasya kara kütlesinin
haritası. Lewis ve Wigen, bu bitişik kara parçasını öne çıkararak
Avrupa-Asya-Afrika ayrımının tarihsel ve keyfi olduğunu vurgular[13][38]. (Kaynak: Wikimedia Commons)
[1]
[3]
[5]
[8]
[13]
[16]
[17]
[20]
[22]
[24]
[27]
Untitled Document
https://web.archive.org/web/20121216215905/http://www.africa.ufl.edu/asq/v1/4/7.htm
[2]
[4]
The Myth of Continents: A Critique of Metageography | Department of History
https://history.stanford.edu/publications/myth-continents-critique-metageography
[6]
[7]
[12]
[14]
[18]
[19]
[21]
[23]
[26]
Book Review: The myth of continents: A critique of Metageography - Xing Fang,
2023
http://journals.sagepub.com/doi/10.1177/18793665221129885
[9]
[10]
[11]
Kıtalar Miti - Metacoğrafyanın Eleştirisi
https://monografiyayinlari.com/kitalar-miti
[15]
The Myth of Continents: A Critique of Metageography - Martin W. Lewis, Kären
Wigen - Google Books
https://books.google.com/books/about/The_Myth_of_Continents.html?id=C2as0sWxFBAC
[25]
Metageography - Wikipedia
https://en.wikipedia.org/wiki/Metageography
[28]
[29]
[30]
[31]
[32]
[33]
[34]
[35]
[36]
The Myth of Continents: A Critique of Metageography - Wikipedia
https://en.wikipedia.org/wiki/The_Myth_of_Continents:_A_Critique_of_Metageography
[37]
Afro-Eurasia - Wikipedia
https://en.wikipedia.org/wiki/Afro-Eurasia
[38]
upload.wikimedia.org

Leave a Comment