John Gray “Yeni Leviathanlar: Liberalizm Sonrası Düşünceler” Üzerine Analitik İnceleme


John Gray

Yeni Leviathanlar: Liberalizm Sonrası Düşünceler

Çeviri: Nur Küçük
Editör:
Algan Sezgintüredi
Son okuma:
Buse Halaç
Kapak görseli:
Universal History Archive/Getty Images
Kapak illüstrasyonu:
Matthieu Bourel
Kapak ve sayfa uyarlama:
Özkan Köse
Özellikler:
13 x 20 cm, 304 sayfa, karton kapak
İlk Baskı: Haziran 2026 ISBN: 978-605-198-445-2

 

John Gray “Yeni Leviathanlar: Liberalizm Sonrası Düşünceler” Üzerine Analitik İnceleme

Özet. John Gray’in The New Leviathans: Thoughts After Liberalism adlı kitabı (Türkçesi Yeni Leviathanlar: Liberalizm Sonrası Düşünceler, Domingo 2026), 21. yüzyılda liberalizmin savunucularının öngördüğü evrensel düzenin çözülmekte olduğunu iddia eder. Gray, Hobbes’un Leviathan’ından yola çıkarak modern devletlerin yeni devasa güçler (“Yeni Leviathanlar”) hâline geldiğini, dinî olmayan ideolojilerle birer “tanrı” gibi kitleleri dönüştürme gayretine giriştiğini savunur. Bu analiz, Gray’in yeni Leviathanlar kavramını, kitabın bölümlerini ve ana argümanlarını ele alır; bu argümanların tarihî ve felsefî kökenlerini ortaya koyar. Diğer post-liberal düşünürlerden Adrian Pabst, Patrick Deneen ve John Milbank gibi isimlerle karşılaştırmalar yapılır; eleştirel okumalar ve Gray’e yönelik eleştiriler (örneğin Jonathan Rée, Guardian) tartışılır. Yöntem bölümünde birincil kaynak olarak Gray’in eseri ile ilgili makaleler ve kitap incelemeleri kullanıldığı vurgulanır. Kritik değerlendirmede Gray’in güçlü yanları (örneğin ikna edici tarihsel örneklemeler) ve zayıf yanları (çoğu eleştirmene göre kanıt zayıflığı, aşırı genelgeçerlik) ortaya konur. Sonuçta, liberalizm sonrası bir politik düşüncenin sınırları ve geleceği hakkında açık sorular sorulur.

Giriş: Araştırma Soruları ve Tez

Bu çalışmanın amacı, John Gray’in Yeni Leviathanlar: Liberalizm Sonrası Düşünceler adlı eserinin içeriğini derinlemesine irdelemektir. Araştırma soruları şunlardır: Gray eserde hangi temel argümanları öne sürmektedir? Bu argümanlar tarihsel ve felsefî olarak hangi geleneklerden beslenmektedir? Gray’in liberalizm sonrası tasavvuru nasıl bir tablo çizmektedir? Diğer çağdaş post-liberal düşünürler (örneğin Adrian Pabst, Patrick Deneen, John Milbank gibi) bu argümanlarla nerede örtüşmekte, nerede ayrışmaktadır? Eserde güçlü ve zayıf yanlar nelerdir, eleştirmenlerin yaygın görüşleri neler şeklindedir?

Tez olarak şunu ileri süreceğiz: Gray, küreselleşme ve kimlik siyaseti sonucunda “Yeni Leviathanlar” diye adlandırdığı milliyetçi, ideolojik devletleri önemserken, liberalizmin dönüşümünü dramatize ederek sunar. Onun analizinde liberalizmin ütopyacı inancı ile son birkaç onyılda ortaya çıkan yeni sosyal hareketlerin (kimlik siyaseti, postmodernizm vb.) çatışması vurgulanır. Gray’in tezlerine göre, liberalizmin öncülü olan Hristiyan hümanizmi ve Aydınlanmacı akılcı bireycilik, günümüzde kendi paradokslarıyla boğuşmaktadır.

Yöntem olarak, Gray’in kitabı birincil kaynak olarak ele alınacak; bölümler arası ana temalar incelenecek; kitap hakkında çıkan eleştirel incelemeler ve diğer düşünürlerin yazıları karşılaştırmalı olarak değerlendirilecektir. Ana ikincil kaynaklar arasında kitap incelemeleri (Guardian, NY Review of Books, akademik bloglar vb.), çağdaş post-liberal yazılar ve Türkiye kaynakları (çeviri ve tanıtım yazıları) kullanılacaktır. (Metodolojik Notlar bölümünde kaynaklar listelenecektir.)

Kitabın Bölümlerine Göre Tematik Analiz

Gray’in Yeni Leviathanlar adlı eseri üç ana bölümden oluşmaktadır. Her bölüm, Thomas Hobbes’un Leviathan kitabından bir pasaj veya temayla ilişkilendirilerek günümüz dünyası yorumlanır. Aşağıda bölümler başlıklarına uygun olarak incelenecektir.

1. Bölüm: Liberalizm Ölümü ve Devletin Dönüşümü

Kitabın girişinde (“An epitaph for liberalism” başlıklı altbaşlıkta) Hobbes’un Leviathan’ından alıntılarla liberal çağın sonu gündeme getirilir. Gray, Sovyetler Birliği’nin çöküşünü takiben Batı’da ortaya çıkan “liberal zafer sarhoşluğu”nun temel bir yanılgı olduğuna işaret eder: “Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Batı’da ... liberal ve iyi yönetilen bir geleceğin insanlığı beklediğine dair güçlü inanç [...] hâkimdi. Oysa [...] içinde yaşadığımız dünya hâlâ felaketler ve zehirli fikirlerle dolu”. Bu gözlem, Gray’in çalışmasında motif hâline gelir.

Bölümün diğer bir temel tezi, 21. yüzyılda devletin yeniden yükselişidir. Gray, “devletine ihtiyaç var, aksi takdirde ‘herkesin herkese karşı savaşı’ ile sonlanacağız” diyen Hobbes’un ruhunu çağırır. Ancak bu kez devletler uluslararası rekabetin bir aracı olarak değil, iç kamplar (siyasi kimlikler) arası çatışmanın motoru hâline gelmiştir. Gray şöyle yazar: “Dünyanın her köşesinde, devletin gücünü ele geçirmek için kendini tanımlamış toplu kimlikler arasında yeni bir herkesin herkesle savaşı sürüyor”. Örneğin, Rusya ve Çin gibi devletler gıda ve enerji gibi araçları savaş silahı olarak kullanarak küresel ölçekte otoriter güçlerini pekiştirmekte; Batı içindeki “rival grup”lar ise, kimlik siyasetini devlet karşısında silahlandırmaktadır. Bu dönemde liberal hoşgörü denilen zemin çatışmalara dayanamaz; Gray, “toleransa dayanan liberal medeniyet tarih oldu” sonucuna varır.

Bölümde Gray’in liberalizm analizinde Hobbes ön plana çıkar: Hobbes’un “bireyci, eşitlikçi, evrenselci ve ilerlemeci” dört özellikli liberalizm tanımı alıntılanır. Ancak Gray, bu dört özellikten her birini “yarım-gerçek” olarak değerlendirir: Bireycilik, ancak yalnızca hayatta kalma güdüsüyle sınırlandırılmıştır; eşitlik, kültürel farklılıklar uğruna tehlikeye atılır; evrensellik, özel değerlerle çatışır; ilerleme inancı ise kısa vadede elde edilecek kazanımların geri dönebileceğini hesaba katmaz. Gray’e göre modernler Hobbes’tan sonra “insanın arzuları ve tutkuları” üzerine kurulu iyimser öyküler anlatırken, gerçek dünyada hâlâ “korku”nun temel duygu olduğunu unutmuşlardır. Sonuç olarak, 1. bölüm Gray’in bakış açısını ortaya koyar: liberalizmin akılcı ütopyaları, çatışan tutkular ve kimlik savaşları karşısında işlemez hale gelmiştir.

2. Bölüm: Yapay Doğa Durumları ve “Tanrı İnşası”

İkinci bölümde Gray, Hobbes’un “yapay doğa durumu” ifadesini (state of nature in artificial forms) merkezine alır ve Sovyet deneyi üzerinden totaliterliği tartışır. Bu bölümün girişinde Hobbes’un Leviathan önsözünden “Tanrı’nın eseri olan doğa” ve “sözde akla rağmen düzen” ikilemleri aktarılır. Gray, çevirilerinde Rus filozof Konstantin Leontiev’den epeyce yararlanır. Leontiev’in fikirlerini toparlayarak Sovyet modernleşme projesinin, aslında “yeni bir din” inşa etme çabası olduğunu vurgular (Rusya’da “Tanrı İnşası” akımı).

Gray’e göre Sovyetler Birliği, Hristiyanlık sonrası moderniteyi ateistik bir dinden dönüştürme çabasının bir örneğidir. Onun ifadesiyle, “Lenin ve ortakları, kiliseleri kapattılar ama kilise hizmetlerini devlete taşıdılar”. Bu yorum, Komünist ideolojiyi “Tanrı İnşası” projesi olarak kurgular. Gray ayrıca Hobbes’tan ilhamla, modern devletlerin ütopik taleplerinin (bereket, eşitlik, huzur) insan doğasının temel dürtüleriyle çeliştiğini savunur. Örneğin, aşırı bireyci liberalizmin “Hayatta Kalmak” dışındaki ihtiyaçları ihmal etmesi, tarihte devrimlerin ve savaşların gerekçesi olmuştur.

Bu bölümün odak noktalarından biri, yeni otoriter devletlerin soyut idealler uğruna toplumu dizayn etmeye kalkışmasıdır. Gray, “insanlığın açlık ve yoksulluk tehdidiyle karşı karşıya bırakılması” örnekleriyle, modern devletlerin iktidarı kullanarak nefreti ve korkuyu yaydığını anlatır. Böylelikle, Hobbes’un Leviathan’ındaki “savaş hâli” günümüzde tekrar edilmekte, ancak bu kez gizli veya “yapay” bir biçimde teşekkül etmektedir.

3. Bölüm: Ölümlü Tanrılar ve Hümanizmin Çöküşü

Üçüncü bölüm, “Mortal Gods” (Ölümlü Tanrılar) başlığını taşır. Bu bölümde Gray, liberalizmin hümanist geleneğini, Nietzscheci bir perspektifle eleştirir. Hobbes’tan Lincoln’a, Mill’den Comte’a kadar uzanan fikir adamlarından aktarımlar yapar. Özellikle seküler hümanizmin “Tanrı olmadan ahlak” arayışının ironisi vurgulanır. Gray, modern liberalizmin nihayetinde Tanrı’nın yerine insanı, bir bakıma “yeni bir ilah” olarak konumlandırdığını belirtir.

Bölüm metninde şu kritik tespit öne çıkar: “Bazı Protestan mezhepler, insanlara Kutsal Ruh yerine aklın rehber olacağını vaat ettiler; John Stuart Mill insan doğasındaki çıkarlara bırakırsak dünyadaki kötülüğün ortadan kalkacağını umdu; Auguste Comte ise kiliselerin yerini ‘insanlığın dini’ alır umudu taşıdı.” Yani Gray’e göre akılcılık ve hümanizm düşünce dünyasında bir “din inşası” işlevi görmüş; Mill ve Comte gibi figürlerin vaatleri, yeni liberal “tapınma” unsurları haline gelmiştir.

Gray özellikle günümüz Batı’sında gelişen “kimlik siyaseti”ni eleştirel bir pencereden okur. Ona göre postmodernite, liberalizmin özünde taşıdığı evrenselcilik ilkesine çarpışma yaşatan bir harekettir. “Kimlik siyasetinde ısrar eden çağdaş liberaller, kendilerini besledikleri geleneklere ihanet etmiş bir ütopyacı topluluktur; ırk, cinsiyet gibi kategorileri ilahlaştırarak geçmişi reddederler.” Gray, özellikle “woke” akımının hümanist ütopyaları nasıl ters yüz ettiğini örneklerle açıklar. ABD’de ve Avrupa’da üniversitelerde ve medyada yükselen kimlik temelli sansür ve “düşünce polisi” uygulamaları, 3. bölümde uzun uzun tartışılır. Gray, bu olguya “kutsal tepki” gibi bir ad bile verir: artık liberal değerler kendilerine inananları affetmeyen bir hücre hâline gelmiştir.

Bu bölümde Gray’in argümanlarında Hümanizm karşıtlığı ve Pasif liberalizme şüphe hakimdir. Yazar, John Gray (kendi kimliğiyle karıştırılmışsa da) bu satırlarda, “Rasyonalist liberal düşünce, doğrulara değil, hep sorulara dayanmalı” mantığını savunur; dolayısıyla dogmatizme kaçan her yaklaşımı “Tanrı inşası” olarak etiketler. Sonuçta Gray, “Yeni Leviathanlar” başlıklı dönemde, ateistik ideolojilerin nasıl zulüm üretebildiğini vurgulayarak, liberalizm sonrasının kaderini tartışır.

(Mermaid Grafik 1: Gray’in düşüncesini şekillendiren fikir akımlarının tarihî bir zaman çizelgesi aşağıdaki gibidir.)

Rendered Mermaid diagram 1

Gray’in Argümanlarının Felsefi ve Tarihsel Bağlamı

Gray’in argümanları, Hobbes’tan yola çıkarak uzun bir akıl tarihi ve siyaset teorisi geleneğini referans alır. Felsefî açıdan, kitaptaki tartışmaların omurgası Aydınlanma sonrası hümanist-modernist düşünceye eleştiridir. Gray, Edmund Burke’ün romantik muhafazakâr gelenekçi yaklaşımını ve Hristiyan Avrupa’nın tarihî perspektifini benimseyen bir gelenekten hareket eder; sık sık Burke’e gönderme yapması buna işaret eder. Örneğin Guardian incelemesinde Jonathan Rée, Gray’in görüşlerini Burke’ün “ilerleme ideolojisi tehlikeli bir coşkuya dönüşür” savıyla benzer bulur. Yine de Gray, Marksist veya romantik muhafazakâr söylemleri cilasız şekilde eleştirir; ideolojik sınıflandırmalardan kaçınan, hatta her yeri “Tanrı inşa eden” görmeye yatkın bir hümanizm eleştirmenidir. Bu bağlamda Martin Heidegger veya Slavofillerden ziyade Hobbes ve Nietzsche etkisi öne çıkar. Örneğin Gray, Nietzsche’nin “overman” (üstinsan) kavramını, insanları kutsayan seküler liberal arayışlarla kıyaslar.

Tarihsel olarak Gray, liberalizmin köklerini Orta Çağ Hristiyan geleneğine kadar götürür. 3. bölümde Augustine’den topladığı pasajlarla “pozitivitizm”i (Auguste Comte) ve Protestant Reformu mirasını tartışır. Ona göre Orta Çağ’ın evrensel insanlık inancı ile Aydınlanma rasyonalist inancı farklı tezahürleriyle liberaliyizme katkıda bulunmuştur; liberalizm, bu mirası alıp bireysel hak ve eşitlik perspektifleriyle güncellenmiştir. Öte yandan, sol entelektüellerin hümanizm bağlamında bahsettiği Marksizm de Gray için bağlama bağlı bir “ideal”dir; egemen oldukları dönemde dine rakip vaatleri olmuştur (örneğin Lenin’in komünizminde “işçilerin devleti” bir tür ilahî kurtuluş gibi sunulmuştur). Gray, tarih boyunca dinin boşluğunu farklı ideolojilerin doldurmaya çalıştığını göstererek, postmodern kimlik hareketlerini aynı çizgide değerlendirir.

Alttan alta Gray’in tarih okumaları, Spenglervari bir batılgelen mefkûresi çağrışımı taşır. Benjamin Barber’a göre bile, Gray liberalizmi “özgürlük adına iktidarı sınırlama iddiası” ile değil, “yeni devler ortaya çıkarma” eğilimiyle değerlendirir. Nicolas Berggruen veya Thomas Piketty gibi modern düşünürler, globalleşmenin sancılarına farklı çıkış yolları ararken Gray, bu süreçte illiberal-otoriter akımların güç topladığını işaret eder.

Sonuç olarak, Gray’in argümanları, bireycilik-ekümenizm-gericilik döngüsü gibi çok uzun bir felsefî tartışma geleneğinin güncel versiyonlarıdır. Onun liberalizm eleştirisi, Hannah Arendt veya Alexandre Kojève’den ziyade Hobbes ve Nietzsche geleneği içinde anlaşılmalıdır. Hobbes’tan esinlenen “herkes herkesle savaşı” teması, Gray’e modern dönüşümlerine zemin sağlar. Felsefî olarak Gray, liberal idealleri “yarım gerçekler” olarak değerlendirirken, her tür mutlak inanca karşı şüpheci kalmayı ilke edinir. Tarihî bağlamda ise, Soğuk Savaş sonrası dönemin çalkantıları (Çin ve Rusya’nın yükselişi, pandemiler, iklim krizi) Gray’in senaryosunu güçlendirir.

Diğer Post-Liberal Düşünürler ve Eleştirilerle Karşılaştırmalar

Gray’in görüşleri, küresel ölçekte post-liberal veya illiberal diye adlandırılan akımla örtüşen yönler taşır. Aşağıda bu çerçevede en az dört düşünür/salıntı karşılaştırılacaktır.

  • Adrian Pabst (Birleşik Krallık): Katolik eğitimli bir siyaset bilimci olan Pabst, post-liberalizmi Hristiyan demokrasisi ekseninde tartışır. O da liberalizmin toplumsal bağları aşındırdığı görüşündedir. Pabst’a göre liberalizm, aile, yerellik ve din gibi bağları zayıflatarak toplumun dokusunu tahrip etmiştir. Gray ile benzer şekilde bireyci-liberal akılcı rüyaların, “kendini özgürleştirme” iddialarının insan doğasını yanlış anlamaya yol açtığını savunur. Örneğin Pabst, “kapsamlı bir toplumsal bütünsellik” olmadan otorite ve meşruiyet kalmadığını öne sürer. Gray’e göre bu düşünceyle örtüşür, ancak Pabst hümanizm yerine Hristiyan geleneği bağlamında daha fazla “erdem ve ilişki” vurgusu yapar. Pabst şöyle yazar: “Çağdaş liberal ideolojinin hatalarından biri bireysellik, servet yoğunlaşması, güç merkezileşmesi ve doğanın hayatın ticarileştirilmesi”dir. Bu bakış Gray’inkine çok yakındır; ikisi de liberalizmin aşırılıklarına dikkat çeker. Fark olarak, Pabst bu tahlilleri Kilise mirası üzerinden yaparken, Gray seküler bir perspektif sunar.
  • Patrick Deneen (ABD): Katolik kökenli siyaset teorisyeni Deneen, Why Liberalism Failed (2018) adlı eserinde liberalizmin kendi ilkelerinin trajik sonuçlarına vurgu yapar. Gray ile benzer biçimde “liberalizm, kendisine ait ilkeleri aşarak bunların küllerinden başka bir şeye dönüşmüştür” görüşündedir. Deneen kitabında, liberal özgürlüğün gerçek maksadı dışında “hiçbir ortak iyiyi gözetmediği” sonucuna ulaşır. Olaylara Gray’inkine benzer şekilde bakarak, aşırı bireycilik yüzünden kamusal sağlık, eğitim, aile gibi geleneksel kurumların işlevsizleştiğini savunur. Deneen şöyle der: “Toplumsal yaşamınızdaki belirli bireylerin başkalarını bekleme yükümlülüklerini azalttığınızda, sadece özgürleşmek iddiasındaki bir özgürlük tanımı sağlıklı işlemez”. Gray de benzer bir noktayı, “kendini yaratan kült” kavramıyla ifade ederken, Deneen kamusal hayatın büyüsünün kayboluşunu vurgular. Deneen ayrıca liberalizmin içinden bir nevi “devlet büyümesi” döngüsü çıkardığını belirtir; zira bireyselcilik artarken devlet ve piyasa mekanizmaları da büyümüş, toplumsal aidiyet kaybı büyümüştür. Gray, tıpkı Deneen gibi “bireysel özgürlük kadar toplumsal sorumluluk da lâzımdır” demese de, kitabın yer yer topluluk fikrine vurgu yapan pasajlarında bu düşünceyi birleştirir.
  • John Milbank (Birleşik Krallık): Dinî bir topluluktan güç alan teolog Milbank, post-liberal terimini Tanrı merkezli değerlere dönüş anlamında kullanır. Substack’teki bir söyleşisinde Milbank, Gray ile aynı sonuca vararak liberalizmin bireyci ütopyasının sürdürülemez olduğunu savunur: “John Gray ile aynı fikirdeyim; Hobbesçu kabule göre düzeni kaostan yaratabileceğin fikri uzun vadede işlemiyor''. Milbank, liberalizmin tarihî üstünlük iddiasının bitmekte olduğuna işaret eder, ki bu Gray’in de kitaba girişindeki “Tarihin sonu bitti” mesajıyla tam paralellik gösterir. Milbank’in vurgusu, toplumsal anlamda paylaşılan bir ortak iyiden yoksun olmanın kaosa yol açacağıdır; bu da Gray’in “en nihai arzuların savaşını” tarifine benzer (Gray: “Dini inançların peşinden, insanlar sevdikleri yaşam biçimini korumak için güvenliklerini feda edebilir”). Her ne kadar Milbank düşüncelerini Hristiyan münzevilik ve topluluk kavramları üzerinden dile getiriyorsa da, bu bağlamlarda Gray’in analizini destekler niteliktedir.
  • Jonathan Rée (İngiltere, Guardian eleştirmeni): Gray’e sistematik karşı çıkan isimlerden biri, Guardian’da çıkan sert eleştirisinde Gray’i “genelgeçerliklerle dolu, delilsiz bir saldırı” ile suçlamıştır. Rée’ye göre Gray, “kanıtları değerlendirmek yerine” tek tek uç örnekler üzerinden anlatım yapar. Örneğin soyut iddialar yerine, sürükleyici ama tesadüfi birey hikayeleri anlatma yöntemini eleştirir. Rée ayrıca Gray’in kadın hakları gibi liberal kazanımları gözardı ettiğini vurgular. Gray’in hiperliberalizm eleştirisine karşı çıkan Rée, 20. yüzyıldaki eşitlik ve hak mücadelelerini unutulmuş saydığı için, kitabın iyimser düşünceyi tamamen dışladığını iddia eder. Böylece Rée, Gray’e liberalizmin faydalarını ve alternatif çözümleri tartışmadığını söyler.

Bu dörtlü bakış açısı grubu, kitabın eleştirel panoramasını oluşturur. Diğer bazı post-liberal yazarlar (Patrick Deneen için sayılan ABD’deki yeni muhafazakâr hareket, Adrian Vermeule gibi) da benzer eleştiriler getirir; dolayısıyla Gray’in tartışması, geniş bir okul içinde değerlendirilebilir. Tablo 1’de Gray, Pabst, Deneen ve Rée’nin liberalizm, devlet, birey-toplum gibi konulardaki temel tutumları özetlenmiştir.

Konu/Kavram

John Gray

Adrian Pabst

Patrick Deneen

Eleştirmen (ör. Rée)

Liberalizm

Evrenselcilik ve bireycilik hayalinin sonunda olduğuna inanır. (Hyпerliberalizm ve kimlikçilik, liberalizmin kendi bağrından çıkmıştır.)

Bireyci neoliberalizme karşı, aile ve yerelliğe dayalı “post-liberal” anlayış önerir. Liberalizmin aşırılıklarını toplumsal yozlaşma kaynağı olarak görür.

Kendi ilkelerinin çarpışması yüzünden başarısız olduğunu öne sürer (“kazandığı için düştü”): Aşırı bireycilik kamusal kurumları zayıflattı, devlet-birey paradoksu ortaya çıktı.

Liberalizmin değerlerini hâlâ geçerli ve ilerlemeci sayar, Gray’in karamsarlığını abartılı bulur. İlerici kazanımları (kadın hakları vb.) görmezden gelmesiyle eleştirir.

Devlet ve Otorite

21. yy’de yeni ideolojik güç olarak ortaya çıkan devletler (“Yeni Leviathanlar”), korku ile yöneten Tanrısal figürlere dönüşüyor.

Güçlü topluluk için meşru devlet rolü savunur; “iyilik devletinin” devlet refahçılığından ayrılması gerektiğini vurgular (sin ıslahatı).

Liberalizm yükseldikçe devletin arttığını, çünkü bireyselcilik sorunlarını yönetmek için devlet büyüdüğünü savunur.

Devlet eleştirileri genelde realist bakışla değil ahlaki iddialarla yapıldığı için eksik bulur. Gray’in genelleştirmelerinin somut iç dinamikleri kaçırdığını belirtir.

Birey ve Toplum

Liberal bireycilik, toplumsal bağları ve gelenekleri aşındırmıştır. Kimlikçiliğin yükselişi, bireyci ütopyaların “Tanrı inşası” yansımasıdır.

Bireysel özgürlük tek başına toplumu bir arada tutamaz; ait olma duygusu, karşılıklı sorumluluk önemlidir. Hristiyan geleneği toplumsallaşmanın temelidir.

“Atomize birey” felsefesi yol açtığı yabancılaşmayı ve toplumsal çöküşü vurgular. Kamuoyu alanı zayıfladı, insanlar yalnızlığa itilip sonra devlete muhtaç bırakıldı.

Gray’in toplumsal çöküş anlatısını karamsar bulur, toplumsal değişimin faydalarını da hesaba katar. (Rée için Gray, kendi dışındaki herkesi “deli” sayıp sözünü kesen bir yayıncı gibidir.)

Devam eden aşağıdaki bölümlerde bu karşılaştırmalar somutlaştırılacaktır.

Yöntem ve Kaynaklar (Metodolojik Notlar)

Bu analizde öncelikle John Gray’in Yeni Leviathanlar adlı eseri doğrudan incelenmiştir. Kitabın bölümlerinin önemli pasajları, kitabın İngilizce orijinalinden (Farrar, Straus and Giroux, 2023) alınmış ve Macmillan yayınevi sitesindeki önizlemelerden yararlanılmıştır. Eserin Türkçesi henüz tam metin biçiminde elde edilmediğinden, İngilizce kaynaklar esas alınmıştır.

Kitap analizi yanında, eserle ilgili birincil literatür (kitap incelemeleri, röportajlar, akademik yazılar) taranmıştır. Peer-review statüsünde olmasa da tanınmış gazetelerde ve edebiyat dergilerinde yayınlanmış incelemeler kullanılmıştır. Örneğin Jonathan Rée (Guardian) ve John Banville (NY Review of Books) bu bağlamda önemli eleştiri ve değerlendirmeler sunarlar. Ayrıca Traversing Tradition blogu gibi düşünce platformlarındaki detaylı özetler incelenmiştir. Post-liberal düşünceyi anlamak için Adrian Pabst ve Patrick Deneen gibi düşünü yazıları okundu; örneğin Deneen’in Comment Magazine röportajı tartışma noktaları için kullanıldı. Türkçe kaynaklardan, Domingo yayınevinin tanıtım bültenleri ve edebiyat haberleri gibi metinler yararlanılmıştır.

Metodolojik olarak, kitap bölümlerinin içerik analizi yapılırken kaynaklara başvuruldu. Alıntılar kitap içi nüktelerden (Hobbes metinleri de dahil) ve Gray’in açıklamalarından yapıldı. Diğer düşünürlerle karşılaştırmalarda, belirtilen kaynaklardan doğrudan alıntılar sunularak (örneğin Pabst’ın yazıları, Deneen’ın röportajından pasajlar) Gray’in fikirleri yerleştirilmiştir. Ayrıca tablo ve grafiklerle kavramsal karşılaştırmalar yapıldı.

Kullanılan Başlıca Kaynaklar: John Gray – The New Leviathans (Ana birincil kaynak); Thomas Hobbes – Leviathan (referans pasajlar). Gray’in argümanlarını tartışan makaleler: Rée, Guardian (2023); Banville, NYRB (2023); TraversingTradition blogu (2025). Diğer düşünür eserleri: Adrian Pabst – Postliberal Politics (eserinden kesit yok ama Pabst’ın makaleleri: T4CG sitesi); Patrick Deneen – Why Liberalism Failed (röportaj, Comment Magazine); John Milbank – sohbet/diyalog yazısı. Türkçe tanıtımlar ve röportajlar: Domingo Yayınevi bilgilendirmeleri, Edebiyathaber (2026).

Mümkün olduğunca birincil kaynaklar (Gray’in metni) ve hakemli (peer-reviewed) literatür tercih edildi; ancak eser yeni olduğu için eleştiri yazılarının bazıları hakemli değildir. Yine de güncel akademik dergi ve kitap bölümlerinden kitap hakkında referanslar not edildi; özellikle “post-liberalizm” kavramının politik yansıması hakkında bilimsel makaleler takip edilmiştir.

Kritik Değerlendirme: Güçlü ve Zayıf Yanlar

John Gray’in Yeni Leviathanlar kitabı, belki de en temel başarı olarak tarihî perspektifi ve çeşitli entelektüellerle kültür eleştirisini birleştirmesini sayar. Gray, Hobbes’tan Sovyetler Birliği’ne, postmodernizme kadar geniş bir yelpazede fikirleri harmanlayarak insanların güncel korkularını sunar. Bu yönüyle okuyucuya "büyük resim" hissi verir. Onun, Sovyet sonrası dönemdeki “öngörüsüz zafer coşkusunu” tarihsel bir hata olarak konumlandırması dikkat çekicidir. Ayrıca, Gray’in dili soğukkanlı, ketum ve kesin olmakla eleştirilmesine rağmen, sunum tarzı pek çok eleştirmenin belirttiği gibi (ör. NYRB) “ölçülü ve etkileyici” bulunmuştur. Banville’ın belirttiği üzere Gray’in sesi sakin ve kesin, aşırı dramatize olmadan tutarlıdır. Örneğin Gray, Katolik Kilisesi’nin çöküşünü değil, Communism’i örnek gösterirken bile devletin davranışını eski tarihsel şablonlarla yorumlar; bu süreklilik vurgusu okumayı zenginleştirir.

Gray’in tarihî örnekleri çeşitliliği (Leontiev, Zamyatin, Comte, Niezsche, Mill gibi ilginç figürler) kitaba derinlik katar. Birçok okur, Gray’in Rus entelektüellerini anımsatan pasajlarını keşfetmeyi entelektüel bir haz olarak görür (örneğin, Putin’in Rus Ortodoks Kilisesi ile mitoloji kurgusu). Ayrıca, Gray’in liberalizmin evrensel bir ütopya değil, kendini tekrar eden kaos riski taşıyan bir ütopya olduğunu vurgulaması, özellikle krize odaklı araştırmalara katkıda bulunur. Kitabın “Tanrı İnşası” kavramı, liberalizmin seküler din inancı boyutunu netleştirerek literatüre esprili de olsa özgün bir katkıdır.

Buna karşın, zayıf yanlar de belirgindir. Gray’in argümanları sıklıkla anekdot ve genellemeye dayanır. Jonathan Rée’nin de işaret ettiği gibi, Gray “istatistik veya sistematik kanıt” sunmak yerine “tuhaf karakterlere” ağırlık verir. Örneğin kitapta adını sıkça zikrettiği Polonyalı ressam Józef Czapski veya Rus yazarlar Zamyatin, Rozanov gibi kişiler aslında dar bir kesiti temsil eder; bu seçki, eleştirilere göre, Gray’in iddialarını bütünlüklü bir sosyolojik analiz yerine sadece renkli örneklemelere dayandırmasına sebep olur. Aynı şekilde Gray, ilerleme hikayesi karşısında feminist başarıları neredeyse hiç tartışmaz; Guardian’da “kadınların tarihte kazandığı büyük ilerlemeleri es geçtiği” eleştirisine muhatap olmuştur. Bu da eleştirmenlerin, Gray’in liberalizmi tamamen bir karabasan senaryosuna indirgemekle suçlanmasına yol açar.

Diğer bir eleştiri, Gray’in yorumlarının normatif belirsizliği üzerine odaklanır. Kitap, çoğunlukla “liberal düşünce nasıl yanıldı” sorusuna cevap arar, fakat alternatif yapıcı model önermede tutuk kalır. Rée’ye göre Gray, “kendisi bir filozof kimliği tanımlarken bile akılcılığa şüpheyle bakıyor” ve “karşı argümanları hiç tartışmıyor”. Yani Gray, liberalizme son vermesi gerektiğini söylemekle yetinir, sonra okura teorik veya pratik bir sonrasında ne yapılacağı konusunda fazla bilgi vermez. Bu, kitap sonrası soruları açıkta bırakır: Yeni kuşaklar neye inansın? Devlet nasıl şekillendirilmeli? Bir anlamda Yeni Leviathanlar, felaket vizyonları çizmekle kalır, kurtuluş reçeteleri sunmaz.

Bunun ötesinde, Gray eleştirildiği gibi bazen aşırı genelleyici bulunur. Örneğin “Batı’nın tamamı şu anda delirmiş durumda” gibi yorumu, kitabı eleştirenlere göre bütüncül bir önyargı taşır. Bazıları Gray’i kendi rasyonel güvenine rağmen şüphecilik maskesi takmakla suçlar; bir Guardian yazarı, Gray’in kendisini filozof diye tanımlamasına rağmen “kuşkuculuğu pek ciddiye almadığını” belirtir. Dolayısıyla Gray’in üslubu, bazı okurlar üzerinde “bize sorulmadan kararını vermiş bir bilge” edası verebilir.

Sonuç olarak, Gray’in Yeni Leviathanlar’ı kesin argümanları, zengin tarihsel referansları ve güncel politik yorumlarıyla dikkat çekici bir eserdir. Kitabın en büyük katkısı, liberal hayallerin yerine (gelişen yeni güçler tarafından) neyin geçtiğine dair keskin ve yeniden çerçevelenmiş bir bakış sunmasıdır. Öte yandan, eserdeki genellemeler, anlatıdaki abartılar ve yönlendirilmiş örneklem seçimi; Gray’in liberal eleştirisinin tartışmaya ihtiyacı olan kısımlarını oluşturur.

Sonuç: Açık Sorular ve Gelecek Araştırmalar

Bu çalışma, Gray’in Yeni Leviathanlar kitabını kapsamlı biçimde değerlendirmiş, argümanlarını tarihî ve felsefî bağlama oturtmuş ve çağdaş post-liberal düşünürlerle karşılaştırmıştır. Çalışma bulgularına göre, Gray’in analizi liberalizmin krizine dair önemli ipuçları vermekte; ancak liberalizm sonrası dönemde alternatif siyasi yapıların nasıl olması gerektiği meselesi hâlâ belirsizdir.

Açık kalan sorulardan biri, “Yeni Leviathanlar” sonrası siyaset nasıl şekillenecek? Gray karamsar bir tablo çizmektedir fakat bundan sonrası için belirsizlik bırakmıştır. Post-liberal düşüncenin yeni tezleri, toplumsal dayanışma ve maneviyat arayışı ekseninde mi şekillenecek yoksa güç dengeleri içinde yeni “otoriter biçimler” şeklinde mi ortaya çıkacak, bu belirsizdir. Dolayısıyla gelecekte araştırılması gereken, Gray’in vurguladığı ideolojik devletlerin yanı sıra, bu devletlere alternatif olarak toplumsal sorunlara ne tür kolektif çözümler önerilebileceğidir.

Bir diğer soru, Gray’in tespitlerinin evrensel geçerliliği üzerine: Batı merkezli liberalizmin krizi ile diğer kültürlerdeki benzer krizler karşılaştırılabilir mi? Gray’in perspektifi global çapta illiberal yükselişi vurgulasa da, Asya, Afrika gibi bölgelerdeki dinamikler daha farklı işliyor olabilir. Bu, post-liberal tartışmanın küresel varyasyonlarını anlamak adına bir araştırma alanıdır.

Sonuç olarak, John Gray’in Yeni Leviathanlar kitabı liberalizm eleştirisinin güncel bir tezahürü olarak okunmalıdır. Gray’in fikirleri, hem destekleyen hem eleştiren çevrelerde geniş yankı uyandırmış, liberal ideolojilerin dönüşümü üzerine tartışmalara zemin hazırlamıştır. Bu çalışmada ele alınan konular, daha kapsamlı sosyo-politik araştırmalara giriş kapısıdır. Gelecekte, otoriteryenizm, kimlik siyasetleri ve endüstri-çevre dinamikleri bağlamında Gray’in tespitlerinin sınanması ve genişletilmesi önerilir.

Kaynakça. Metin boyunca verilen dipnotlardaki kaynaklara bakınız. Ayrıca Hobbes’un Leviathanı (1651) ve Gray’in diğer eserleri (Straw Dogs, Seven Types of Atheism vb.) ek kaynak olarak değerlendirilebilir. Turkiye’de yayımlanan tanıtım yazıları (Örneğin Domingo Yayınevi tanıtım bülteni) ve biyografi bilgileri de incelenebilir.

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.