Suzie Sheehy’nin 'Evrenin Hammaddesi' Kitabı Üzerine Akademik İnceleme
Evrenin Hammaddesi – Dünyamızı Değiştiren On İki Deney
Yazar: Suzie Sheehy
ISBN :9786256461529
Kategori : Popüler Bilim
Yayınevi : Minotor Kitap
Çevirmen: Uğur Gülsün
Orijinal Adı: The Matter of Everything – Twelve Experiments That Changed Our World
Yayın Tarihi: Şubat 2026
ISBN: 9786256461529
Sayfa Sayısı: 372
Ölçüleri: 13,5*21
Çıkış Tarihi: 12 Şubat 2026
Kapak Tipi: Karton Kapak
Suzie Sheehy’nin 'Evrenin Hammaddesi' Kitabı Üzerine Akademik İnceleme
Giriş
Suzie Sheehy’nin Evrenin
Hammaddesi: Dünyamızı Değiştiren On İki Deney adlı popüler bilim kitabı,
yirminci yüzyıl fiziğinin dönüştürücü deneylerini insan öyküleriyle
birleştirerek anlatmayı amaçlar. Sheehy, disiplinlerarası deneyiminden
hareketle “madde nedir ve etrafımızdaki her şeyi – kendimizi de – nasıl
oluşturuyor” sorusunu irdelemiş; bu sorguyu Peş peşe düzenlenen deneysel
maceralar üzerinden yanıtlamaya çalışmıştır[1].
Kitabın temel yaklaşımı, teoriden ziyade deneye ve deneycinin bakış açısına
vurgu yapmaktır. Nitekim bir incelemede de Sheehy’nin modern Einstein’lardan
çok, mevcut teknolojinin sınırlarını zorlayarak veri üreten bir deneyci olduğu
vurgulanmıştır[2].
Kuşatıcı bir üslupta kaleme alınan kitapta, fizikçiler ve mühendislere tanıklık
ediyoruz; Sheehy de bu yönelimiyle “övünçle deneysel fiziğin yıldızlarını”
ortaya koyduğunu söyler[3].
Özetle, kitap 1895’te Röntgen’in X-ışınlarını keşfinden 2012’de Higgs bozonunun
tespitine uzanan on iki dönüm noktasını, toplum üzerindeki geniş etkileriyle
birlikte ele alarak, bilimi halka anlatma geleneğine yaratıcı bir katkı sunar[4][5].
Deneylerin Bilimsel Temelleri
Kitapta ele
alınan deneyler, atom ve parçacık fiziğinin temel sorularına yanıt arayan
deneylerdir. Örneğin Röntgen’in 1895’teki X-ışını keşfi basit bir katot ışını
tüpü deneyiyle gerçekleşmiştir: Röntgen, siyah kağıtla kaplı bir katot tüpünden
yayılan ışığın fosfor kaplı ekranda yeşil parlama yaratmasını gözlemiş ve
bilinmeyen yeni bir ışın türü keşfetmiştir[6]. O dönemin bilimsel amacı, katot ışınlarının camdan çıkıp
çıkamayacağını test etmekti. Bu deney sonucunda Röntgen, X-ışınlarının doku
içinden geçip kemikleri görünür kıldığını ve tıbbî görüntülemede çığır
açacağını göstermiştir[7][8].
Benzer şekilde 1897’de J. J.
Thomson, yüksek vakumlu bir katot-tüp deneyiyle elektronun varlığını ortaya
koymuştur[9][10]. Elektrik ve manyetik alanları uyguladığı katot ışınlarının sapma
açısını ölçerek, atomdan çok daha küçük kütleli “atom altı” parçacıklar
(elektronlar) olduğunu kanıtlamıştır. Bu çalışma, o güne dek atomun bölünemez
olduğu yönündeki kanıyı yıkmış ve modern atom modelinin temelini atmıştır[10].
Atom yapısının çözülmesi için
yapılan deneylerden biri de Rutherford’un altın folyoya α-ışını saçılması
deneyidir. 1911’de Hans Geiger ve Ernest Marsden ile birlikte gerçekleştirdiği
bu deneyde Rutherford, ince altın folyoya gönderilen α parçacıklarının çoğunun
sapmadan geçmesine karşın küçük bir kısmının aşırı saçılmasını gözlemiştir. Bu
gözlem, atomun büyük bir kısmının boşluk ve kütlesinin nükleusta toplandığı
yeni bir modele işaret etmiştir[11][12]. Teorik olarak “erik kompostosu modeli” (pudding modeli) olarak
bilinen o zamanki yaygın modele meydan okuyan Rutherford, “top mermi attığınız
kağıt parçası geri geliyormuş gibi” bir sonuç aldığında atom modelinde radikal
değişikliğe gitmiştir. Böylece kütle merkezi konumundaki küçük ve yoğun bir
çekirdek fikri doğrulanmıştır[11][12].
Kuantum teorisi üzerine
geliştirilen deneyler de Sheehy’nin kitabının konularındandır. Örneğin
Einstein’ın fotoelektrik etkisinin açıklaması, ışığın dalga yerine parçacıklar
(fotonlar) olarak ele alınmasının deneysel sonucudur. Elektronların metal
yüzeylerden tek tek fırlatıldığı bu etki, ışığın enerjisinin kuantal olduğunu
gösterdi[13]. Bu gibi deneyler, geleneksel fiziğin ötesinde mikro dünyayı
tanımlayan kuantum mekaniğinin bilimsel temelini oluşturmuştur. Wilson
bulut odası gibi aygıtlarla, görülemeyen parçacıkların izleri somutlaştırılmış,
C. T. R. Wilson 1911’de atmosferdeki iyonların su buharını yoğunlaştırıcı
etkisini keşfederek parçacık izlerini görünür hale getirmiştir[14]. Bu bulut odaları, ilerleyen yıllarda Anderson’ın pozitron ve
Rochester–Butler’ın kaon keşfi gibi pek çok deneyde kritik rol oynamıştır[14].
Parçacık hızlandırıcıları
teknolojisinin temeli de kitapta açıklanır. Erken dönemde radyoaktif
kaynaklardan gelen doğal parçacıklarla sınırlı kalan atom kırma çalışmalarının
yerini, Ernest Lawrence’ın 1930’da geliştirdiği siklotron gibi yapay
hızlandırıcılar aldı[15][16]. Hızlandırılan proton ve elektronlar, deneysel fiziğe çok yüksek
enerji düzeylerinde erişim sağladı. Örneğin ilk siklotronlar 1 MeV mertebesinde
enerji üreterek yeni radyoizotopların keşfi ve tıpta karbon-14 gibi
izotopların kullanılmasına olanak sağladı[16]. Daha büyük manyetik alanlı senkrotronlar, parçacıkları çok daha
yüksek enerjilere çıkartarak son yarıküresel ve LHC gibi devasa
hızlandırıcıların önünü açtı[16][17]. Sonuçta LHC gibi modern hızlandırıcılar, protonları ışık hızının
%99,99999’una çıkartıp çarpıştırmakta; bu sayede 2012’de Higgs bozonunun
varlığı gibi öngörülen ama gözlenmesi güç parçacıklar keşfedilmektedir[5].
Bu deneylerin bilimsel temelleri,
gözlem ve ölçümün yanı sıra matematiksel modellemeye dayanır. Sheehy’nin
kitabında her deney, önceki anlayışa dair bir hipotezi test etmiştir: Örneğin
Rutherford’un deneyleri, Thomson’ın atom modelini çürüttü; Einstein’ın
deneyleri, klasik elektromanyetizmanın öngörülemediği biçimde enerji paketleri
hipotezini doğruladı. Dolayısıyla kitap, deneysel bilimde hipotez-test
döngüsünün canlı bir örneğini sunar. Sheehy’nin tutumu da buna uygundur:
“hipotezleri test etmek için maddenin hem madde hem de enerji ışınlarıyla
gerçek dünyada karşı karşıya getirildiği” deneyi öne çıkarır[3]. Nitekim yayınlanan eleştirilerden biri, The Matter of Everything’in
“ekipmanlarla deneyler düzenleyerek teoriyi gerçeğe karşı sınayan deneysel
fizik yıldızlarını öne çıkardığını” yazarak onaylamıştır[3]. Bu bağlamda kitap, Popper’vari bir doğrulama-karşıtlama felsefesinden
ziyade ampirik verinin ve merakın ön planda olduğu deneysel bilim anlayışını
yansıtır.
Deneylerin Tarihsel
ve Teknolojik Etkileri
Kitaptaki
deneylerin birincil amacı temel fizik bilgisi ortaya koymak olsa da, bunların
ekonomik ve toplumsal etkileri de büyüktür. Örneğin Röntgen’in X-ışınları tıpta
devrim yaratarak kırık veya yabancı cisimleri cerrahiye gerek kalmadan
görüntülemeyi mümkün kıldı[8]. Bugün hastanelerde kullanılan BT (bilgisayarlı tomografi), MRI ve PET
gibi teknolojilerin atası bu keşiftir[18][19]. Science History Enstitüsü’ne göre, X-ışınları keşfiyle geliştirilen
görüntüleme teknikleri, günümüzde “CT, MRI ve PET makineleri” sayesinde çoğu
hastanede rutin olarak kullanılmaktadır[19].
Elektron keşfi ve
kuantum mekaniği, elektronik ve bilgi teknolojilerinin temelini oluşturmuştur.
Sheehy’nin de vurguladığı üzere, radyolar, televizyondan bilgisayar çiplerine
kadar pek çok aygıt, maddenin mikro düzeydeki davranışlarını anlamaya dayalıdır[20]. Guardian’daki incelemede hatırlatıldığı gibi, bugün bir cep
telefonundaki yarıiletken çipler bile kuantum mekaniğinin ilkelerinin bir
sonucudur[21][20]. Dünya Çapında Ağ (WWW) ise partikül fiziği verilerini paylaşma
ihtiyacından doğmuştur[22]. ISCAST incelemesine göre CERN’de patlayan veri miktarını depolamak
için internete ihtiyaç duyulmuş; böylece Tim Berners-Lee’nin geliştirdiği web,
bilimin hizmetine sunulmuştur[22].
Ayrıca radyoizotoplar,
tıp ve malzeme analizinde vazgeçilmezdir. Lawrence’ın siklotron laboratuvarında
üretilen radyoizotoplar (örneğin karbon-14) arkeolojide karbon tarihlemesini
mümkün kıldı[23]. Tıp alanında ise manyetik rezonans görüntüleme (MRI) ve PET
cihazları, parçacık hızlandırıcı teknolojisiyle doğrudan bağlantılı
gelişmelerdir[23]. Senkrotron ışınlarının keşfi ise malzeme ve biyoloji araştırmalarına
katkıda bulunur: Örneğin senkrotronlardan yayılan güçlü X-ışınları, kristal
yapıların incelenmesinde devrimsel kolaylık sağlamıştır[19].
Enerji üretimi ve atom
fiziği de bu deneysel süreçlerden nasibini almıştır. Rutherford’un çekirdek
keşfi, atom bombasının temelini atmış ve nükleer enerjinin kullanılmasına yol
açmıştır. Kitapta dolaylı olarak anlaşıldığı gibi, II. Dünya Savaşı sırasında
geliştirilen Manhattan Projesi kapsamında son derece yıkıcı bir teknoloji
ortaya çıkmış, ancak bu gelişme bilim insanlarında sorumluluk arayışını da
tetiklemiştir[24]. Tekil atom bombası deneyiminden sonra, bilim topluluğu uluslararası
işbirliğine ağırlık vermiş ve LHC gibi projeler “büyük bilimi” temsil eden
işbirlikçi modellere dönüşmüştür[24][25]. Özetle, Sheehy’nin anlattığı deneyler sadece teorik değil, günlük
yaşamın teknolojik yapısını da biçimlendirmiş; eğlence elektroniğinden tıbbî
cihazlara, enerji üretiminden bilgi teknolojilerine kadar geniş yelpazede
pratik etkilere yol açmıştır[20][23].
Deneylerin Bilimsel
Yöntemle İlişkisi
Sheehy’nin
kitabı boyunca tartıştığı deneyler, bilimin deneysel kökenlerine dair dersler
içerir. Her bir deney, o dönemin varsayımlarına karşı çıkan bir hipotez
testidir. Örneğin Thomson’un elektron deneyleri atomu parçalanamaz sanan görüşü
sorgularken, Rutherford’un altın folyo deneyi dönemin atom modelini kökten
yeniden kurguladı[10][11]. Sheehy’nin vurguladığı gibi, fizik artık “gözlemleyen, hipotez kuran
ve madde ya da enerji demetleri göndererek teoriyi gerçeğe karşı sınayan” bilim
insanlarının alanıdır[3].
Kitapta ayrıca bilimsel
yöntemin doğası üzerinde de durulur. Deneyler, öngörülen sonuçların
ölçülmesiyle hipotezlerin doğrulanmasını veya çürütülmesini hedefler. Bu da
bilim felsefesindeki klasik yanlışlama (falsifikasyon) ve doğrulama
tartışmalarına dokunur. Örneğin Sheehy, Röntgen’in deneyinin kuramsal bir
öngörüden ziyade sezgisel bir soru (X-ışınları katot ışınından çıkabilir mi?)
üzerine kurulu olduğunu anlatır. O da gözlemden yola çıkarak yeni hipotezler
geliştirmiştir. Bu yaklaşım, bilimsel yöntemin iteratif ve merak odaklı
doğasını gösterir. Guardian incelemesi de benzer bir noktaya işaret ederek,
Sheehy’nin her bir deneyi teknolojik bir sınır aşma olarak değil, aynı zamanda
“merak, tutku ve sebat” gerektiren bir bilimsel macera olarak sunduğunu belirtmiştir[2][3].
Özetle, kitapta her deney
–örneğin Ernest Lawrence’ın siklotronu veya CERN’deki LHC–, hipotezlerin
sınandığı büyük ölçekli bir test ortamı olarak ele alınır. Sheehy, bu
deneylerin “deney tasarımı, ekip çalışması ve çok boyutlu doğrulamadan” oluşan
karmaşık bir süreç neticesinde gerçekleştirildiğini vurgular. Kitabın çıkış
noktası, “deney hayal gücünün, matematiksel teori kadar önemli” olduğunu
göstererek, bilimsel yöntemin bilginin inşasında deneysel pratiğin merkezde
olduğunu ortaya koymaktır[3][2].
Kadın Bilim İnsanlarının
Katkısı
Sheehy’nin
kitabı, genellikle geri planda kalan kadın bilim insanlarını görünür kılmakta
da dikkat çekicidir. Örneğin Kitabın anlatımında adı geçen fizikçiler arasında Harriet
Brooks (radon keşfi ve radyoaktif kütle ölçümleri), Marija (Marie) Curie
(radyum ve polonyum araştırmaları), Marietta Blau (uzun maruz bırakma
tekniği ile yüksek enerjili parçacıkların fotoğrafik plakalarla
görüntülenmesi), Bibha Choudhuri (kozmik ışınlar ve pion keşfi) ve Lise
Meitner (nükleer fisyonun aydınlatılması) gibi isimler yer alır[26][27]. Ayrıca laboratuvar mühendisi Helen Edwards, ABD’deki Tevatron
hızlandırıcısının gelişimini yöneten kilit bir kişidir[27]. Sheehy bu kadınları anekdotlar ve arka plan öyküleriyle sunarak,
deneysel fiziğin “görünmez kahramanları”nı yüceltir.
Bu yaklaşım, feminist bilim
tarihi çalışmalarının altını çizdiği “Matilda etkisi”ne ters düşer: Tarih
boyunca kadınların katkıları sıklıkla göz ardı edilmiş, erkek meslektaşlarına
atfedilmiştir. Sheehy’nin seçimleri bu etkiyi kırmaya yönelik bilinçli bir
çabadır. Harriet Brooks’un Rutherford ile birlikte yaptığı deneyler, Marietta
Blau’nın Nazizm sonrası fizik dünyasından dışlanmışlığı veya Lise Meitner’in
Nobel Ödülü’ne layık görülmemiş olması gibi örnekler, kitabın satır aralarında
erkek egemen tarih yazımına eleştiri de getirir. Dolayısıyla, Sheehy
deneylerin anlatımını kadın bilim insanlarının katkısını vurgulayarak
zenginleştirir[26][27]. Bu açıdan kitap, popüler bilim literatüründe kadınları görünür kılan
ve bilim insanlığı imajını çeşitlendiren değerli bir kaynak olarak
değerlendirilebilir.
Popüler Bilim Yazımı ve
Bilime Güven
Evrenin
Hammaddesi gibi eserler, bilimsel konuları halka
ulaştırma açısından önem taşır. Ancak bilim iletişiminin nasıl yapıldığı,
halkın bilime olan güvenini doğrudan etkiler. Günümüzde bilim kurumlarına olan
güven küresel düzeyde azalma eğilimindedir; bazı uzmanlar bunu “güven krizi”
şeklinde ifade etmektedir[28]. Böyle bir ortamda merak uyandıran ve anlaşılır anlatım, bilimsel
bilginin kabulü için kilit rol oynar.
AAMC Haberleri’nde
yayımlanan bir yazıda vurgulandığı gibi, bilim insanlarına duyulan güveni tesis
etmek, sadece “bilime güvenin” vurgusuyla başarılmamıştır[29]. Örneğin COVID-19 pandemisinde halka yalnızca “bilime güvenin” demek,
güven düzeyini artırmak yerine bireyleri daha da uzaklaştırmıştır[29]. Bunun yerine Ashley Velie ve Holden Thorp gibi iletişim uzmanları,
bilginin “hikâye yoluyla” aktarılmasını önermektedir. Thorp’un sözleriyle,
“anekdotlar ve hikâyeleştirme, verilerin kendisinden çok daha fazla halkın
fikrini etkiler”[30]. İşte Sheehy’nin kitabı bu hikâye odaklı yaklaşımı benzer şekilde
uygular: Bilimsel veriyi kuru bir şekilde sıralamak yerine, her deneyin
arkasındaki insanları, mücadeleleri ve sürpriz anları anlatır.
Örneğin Guardian
incelemesinde aktarıldığı gibi, Sheehy eserin sonunda “Fizik evrenin nasıl
çalıştığını aramakla ilgili değil: ‘Fizik insanlarla ilgilidir’” diyerek
işbirliğinin gücüne vurgu yapar[31]. Bu tür vurgular, bilimin soğuk otoritesinden çok ortak bir insan
emeği olarak algılanmasını sağlar. Ayrıca deneylerin tıptan internete pek çok
olumlu sonucu öne çıkararak (örneğin CT/MRI, radyo, TV, akıllı telefon çipleri,
Dünya Çapında Ağ) okurun bilime olan ihtiyacını ve nimetlerini pekiştirir[20][23]. Kısacası kitap, popüler bilim yazımında anlaşılır anlatım, ilginç
anekdotlar ve görkemli buluşların etkileyici betimlemeleriyle dikkat çeker; bu
da halkın bilimi daha içselleştirip güven duymasına katkı sağlayabilir.
Sonuç
Evrenin Hammaddesi yüksek lisans düzeyinde bir incelemede değerlendirildiğinde, çok
boyutlu etkileri olan bir çalışma olarak ön plana çıkar. Bilim eğitimi
açısından ele alındığında, kitabın deneyleri kronolojik ve tematik bir kurguyla
sunması ders anlatımlarına zengin vaka örnekleri sağlar. Sheehy’nin anlatımı,
öğrencilere fizik tarihini akılda kalıcı öykülerle öğreterek karmaşık
kavramları somutlaştırır. Özellikle kitabın sonunda vurgulanan üç temel ilke
–“iyi sorular sormak, merak kültürünü beslemek ve sebat etme özgürlüğü”[32]–
bilimsel zihniyetin eğitim müfredatına entegre edilebilecek açık mesajlardır.
Bilim felsefesi açısından
bakıldığında, Sheehy’nin deney merkezli yaklaşımı deneylerin teorideki yeri
hakkında düşündürür. O, fiziksel gerçekliğin araştırılmasında “kuram” kadar
“uygulamalı keşif”in de kritik olduğunu gösterir. Bu, ampirizm yanlısı bir
bilim anlayışının popülerleşmesini sağlar. Ayrıca kitap, bilgi üretiminin
lineer olmadığını; çoğu buluşun tesadüfi başlangıçlı olduğunu göstererek
kuşaklar boyu devam eden paradigma değişimlerini akılda somutlaştırır. Örneğin
Rutherford’un altın folyo deneyi, modern bilim felsefesinde paradigmanın alt
üst olması biçiminde tartışılır; Sheehy bu dönüşümü deneyin heyecanlı öyküsüyle
okura hissettirir.
Bilim-toplum ilişkisi
bakımından kitap, bilimin toplumsal faydasına vurgu yapar. Sheehy, atom fiziği
laboratuvarlarını kara kutu göstermeyip, bunların savunma sanayii, tıp,
iletişim gibi alanlara geri dönüşünü anlatarak bilimin gündelik yaşamdaki
rolünü somutlaştırır[23][21].
Ayrıca “uluslararası işbirliği” teması tekrarlanır: Gerek atom bombasının
ikinci düny savaşındaki yıkıcı rolü, gerekse sonrasında bilim insanlarının
barışçı işbirliğine yönelişi, kitabın bilim-toplum eksenindeki önemli
altbaşlıklarıdır[24][31].
Sheehy’nin de altını çizdiği gibi, fizikçiler arasındaki küresel işbirliği
örneği (CERN, LHC) günümüzün en güçlü umutlarından biridir[24][31].
Sonuç olarak, Evrenin Hammaddesi hem bilim eğitimi
hem de bilim felsefesi bakımından zengin dersler içerir. Kitap, fizik tarihine
kapsamlı bir deneysel bakış açısı kazandırırken, aynı zamanda merakın,
işbirliğinin ve iletişimin önemini öne çıkarır. Bilimsel yöntem ve deneyin
rolünü somutlaştırması, genç bilim insanlarına ilham vereceği gibi, halkın
bilime bakışını da olumlu yönde etkileyebilir. Sheehy’nin kitabı, bilimin ne
olduğu kadar “kimin için ve nasıl” yapıldığını da hatırlatmasıyla, bilim-toplum
ilişkisine değerli bir katkı sunar.
Kaynakça (APA formatında):
·
Boyle, P. (2025, 4 Kasım). To
rebuild trust in science, scientists must focus on storytelling. AAMC News.
[29][30]
·
Columbia University Medical
Center, Dept. of Surgery. (2015, 17 Eylül). History of Medicine: Dr.
Roentgen’s Accidental X-Rays. Columbia Univ. Cornell İlâç Merkezi. [6][8]
·
Harvard University (Hill, J. W.)
ve McCreary, K. (t.y.). Rutherford’s gold foil experiment – The nuclear
model of the atom. Chemistry LibreTexts. [11][12]
·
Kashyap, P. (2025, 9 Kasım). Book
Review: The Matter of Everything by Dr. Suzie Sheehy. TechieTonics. [33][34]
·
PBS (n.y.). Lawrence invents
the cyclotron (1931). A Science Odyssey: People and Discoveries. [15][16]
·
Science History Institute. (t.y.).
Joseph John “J. J.” Thomson. ScienceHistory.org. [9][10]
·
Sheehy, S. (2022). The Matter
of Everything: Twelve Experiments That Changed Our World. Bloomsbury.
·
Sherlock, C. (2022, 9 Ağustos). The
Matter of Everything: Twelve Experiments that Changed our World by Suzie Sheehy
[İnceleme]. ISCAST. [35][23]
·
Smith, P. (2022, 4 Mayıs). The
Matter of Everything by Suzie Sheehy review – 12 experiments that changed the
world. The Guardian. [21][5]
·
van der Meer, T. G. L. A. &
Hameleers, M. (2026). Science and the crisis of trust. Current
Opinion in Psychology, 67, 102202. [28]
[1] [2] [5] [21] [25] [31] The Matter of Everything by Suzie Sheehy review – 12 experiments that
changed the world | Science and nature books | The Guardian
[3] The Matter of Everything: Twelve Experiments that Changed Our World:
Suzie Sheehy: Bloomsbury Publishing - Bloomsbury
https://www.bloomsbury.com/uk/matter-of-everything-9781526618986/
https://www.suziesheehy.com/book
[6] [7] [8] [18] History of Medicine: X-ray Imaging | Columbia Surgery
https://columbiasurgery.org/news/2015/09/17/history-medicine-dr-roentgen-s-accidental-x-rays
[9] [10] Joseph John “J. J.” Thomson | Science History Institute
https://www.sciencehistory.org/education/scientific-biographies/joseph-john-j-j-thomson/
[11] [12] 3.4: Rutherford's Experiment- The Nuclear Model of the Atom -
Chemistry LibreTexts
[13] The Matter of Everything
https://cdn.bookey.app/files/pdf/book/en/the-matter-of-everything.pdf
[14] Cloud chamber - Wikipedia
https://en.wikipedia.org/wiki/Cloud_chamber
[15] [16] [17] A Science Odyssey: People and Discoveries: Lawrence invents the
cyclotron
https://www.pbs.org/wgbh/aso/databank/entries/dp31cy.html
[19] [22] [23] [35] ISCAST | Christianity & Science in Conversation
[24] [26] [27] [32] [33] [34] Book Review: The Matter of Everything by Dr. Suzie Sheehy –
TechieTonics
https://techietonics.com/thinking-turf/book-review-the-matter-of-everything-by-dr-suzie-sheehy.html
[28] Science and the crisis of trust - ScienceDirect
https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S2352250X25002155
[29] [30] To rebuild trust in science, scientists must change who tells their
story and how | AAMC
https://www.aamc.org/news/rebuild-trust-science-scientists-must-change-who-tells-their-story-and-how
.jpeg)
Leave a Comment