Heidegger’in Fenomenolojiden Düşünceye Yolculuğu: John Richardson’ın Yorumu Çerçevesinde Varlık, Zamansallık ve Ontolojik Sorgulama

Kitabın Adı:
Heidegger  
Yazar             :
John Richardson

evirmen:
Sayfa:
528 
Cilt:
Ciltsiz 
Boyut:
13,5 X 21 
Son Baskı:
11 Aralık, 2025 
İlk Baskı:
11 Aralık, 2025 
Barkod:
9786253893958 
Kapak Tsr.:
Editör:
Kapak Türü:
Karton 
Yayın Dili:
Türkçe 
 
 
 
Orijinal Dili:
İngilizce 
Orijinal Adı:
Heidegger: Through Phenomenology to Thought     









 Heidegger’in Fenomenolojiden Düşünceye Yolculuğu: John Richardson’ın Yorumu Çerçevesinde Varlık, Zamansallık ve Ontolojik Sorgulama

Giriş

William J. Richardson’ın Heidegger: Through Phenomenology to Thought adlı eseri, Heidegger’in tüm düşünce hayatını sistematik biçimde inceleyen ve erken-dönem ile geç-dönem düşüncesi arasındaki “dönüşüm” (Kehre) noktasına odaklanan kapsamlı bir çalışmadır. Richardson, kitabında Heidegger’in o güne dek yayımlanmış eserlerine kronolojik sırayla yer vererek, felsefi evriminin bütün yönlerini göstermeye çalışır. Onun temel amacı, Heidegger’in Batı felsefesinde belirgin bir kırılma olarak görülen Kehre’nin aslında erken ve geç dönem arasında radikal bir kopuş değil, ancak derin bir gelişim olduğunu ortaya koymaktır. Nitekim Richardson’a göre, geç Heidegger’in varlık tasarımı, erken dönem Heidegger’in fenomenolojik ‘Varlığı Düşünme’ (Seinsdenken) çabasıyla aynı konfigürasyona sahiptir; aradaki tek fark, düşüncenin biçim değiştirmiş olmasıdır. Bu çerçevede Richardson, Heidegger’in felsefi açıdan sürekliliklerini ve farklılaşmalarını dikkatle ortaya koyar ve kitabı kıta felsefesi geleneğinde başvurulan klasik çalışmalar arasına sokar. Ayrıca Richardson’ın yöntemi, her bölümde ele aldığı Heidegger metninin özünü bozmadan açıklayan titiz bir fenomenolojik yorumdur; metne sadık kalarak zor pasajları açıklığa kavuşturması ve okuyucuya kavramsal arka plan sunması bakımından kitap, hem uzmanlar hem yeni başlayanlar için değerli bir kaynak olarak görülür.

Heidegger’in Erken Dönem Düşüncesi: Varlık, Dasein ve Zamansallık

Heidegger’in erken dönemi denilince akla ilk gelen eser, 1927’de yayımlanan Sein und Zeit (Varlık ve Zaman) adlı çalışmasıdır. Bu eser, Heidegger’in ontolojik analiz yöntemini örnekleyen bir fenomenolojidir. Heidegger burada varlık sorusunu insana, yani Dasein kavramına yöneltir. Richardson’ın da belirttiği gibi, Heidegger’in amacı “varlığın anlamı (Sinn)” sorusunu somut olarak çalışmaktır. Heidegger’e göre Dasein, günlük dünyasıyla sürekli etkileşim halinde bulunan bir “dünya-içi-varlıktır”. Başka bir ifadeyle, insanları nesnelerden ayrı düşünmek yerine, onları kendi gündelik eylemleri ve toplumsal bağlamlarıyla bir bütün olarak anlamak gerekir. Bu bağlamda Richardson, Heidegger’in erken dönemde varlık-anlam ilişkisinin zamansal olduğunu vurguladığını belirtir: Heidegger, insanın “varlığı anlaması”nın özünde zamana bağlı olduğunu söyler. Gerçekten de Heidegger, tüm varlık türlerinin ve varlığın kendisinin zamansal yapı temelinde koşullandığını savunur. Başka bir deyişle, Dasein’in varoluşu —geçmişi hatırlama, geleceği bekleme, anı yaşama biçimiyle— dünyayı anlama tarzını belirler. Bu erken dönemde ele aldığı temel kavramlar arasında, Dasein’in kaygı (Angst) hallerinde varoluşunu en uç noktasına taşıması, ölüme-tutunma (Gerichtetheit) ve atılma (Geworfenheit) gibi yapılar öne çıkar. Heidegger, bu yapılar aracılığıyla, insanın varoluşunun özünde geçiciliğe ve özgünlüğe (Eigentlichkeit) dayandığını gösterir. Richardson’ın incelemesi, bu erken düşünce unsurlarını kronolojik olarak ele alır ve her bir eserin merkezindeki “Düşünce, Varlık ve Dasein” sorunlarını detaylıca analiz eder.

Geç Dönem Heidegger: Teknoloji, Dil ve Olay (Ereignis)

1930’lardan itibaren Heidegger’in ilgisi, tek tek varlık türleri yerine varlık tarihine ve insanla varlığın ilişkisinin ontolojik zemini olan Ereignis kavramına kayar. Richardson’ın vurguladığı üzere, bu geç dönem düşüncesi ile erken dönemin radikal fenomenolojisi arasında hem kopuşlar hem süreklilikler vardır. Heidegger’in kendisine göre Kehre, radikal bir dönüşüm olsa da tamamen eski görüşten vazgeçmeyi gerektirmez. Geç dönemde “varlık”, olan biten bir olay (Ereignis) olarak anlaşılır. Ereignis, günlük dille “olay” anlamına gelse de Heidegger için insan ile varlığın kendiliğinden birbirine uygun hâle gelmesi, yani karşılıklı olarak birbirlerini ‘kendine tayin etmesi’ anlamına gelir. Richardson, Heidegger’in bu önemli kavrama verdiği önemi vurgular; Nitekim Heidegger’in Richardson’a yazdığı önsözde de bu konuya dikkat çekildiği ve Ereignis’in düşüncesinin merkezi önemi onaylandığı görülür.

Geç dönemde Heidegger ayrıca teknoloji ve dil/sanat meselelerini öncelikli olarak ele alır. Özellikle “Teknoloji Üzerine Soruşturma” makalesinde, modern teknolojinin basit araçlardan ibaret bir birikim değil, varlığı ortaya çıkarma (alet olma) biçiminde köklü bir değişim olduğunu savunur. Heidegger’e göre teknoloji çağında her şeyi “sıraya koymak” ve insan kullanımına “çokluk halinde hazır kaynak” (Bestand) olarak sunmak esastır. Bu Gestell (tezgah) denen çerçeve, varlıkla kurduğumuz ilişkiyi kısıtlayarak her şeyi hesaplanabilir, ölçülebilir bir hale dönüştürür. Richardson, bu analizleri aktarırken Heidegger’in teknolojinin “insan eylemlerini bütünüyle bağlayan bir anlamın” hükmettiğini vurguladığını belirtir. Öte yandan Heidegger dil ve sanat konusunda düşünüşün şairi tavrına yönelir. Dilin ve sanat eserlerinin varlığın açılımında kurucu rol oynadığını söyler; bir SEP makalesinde belirtildiği gibi “dil ve sanat eserleri bu ‘varlık-tarihsel dünyaları’ yapılandırmada belirleyici roldedir”. Bu bağlamda Richardson, Heidegger’in dildeki şiirselliğe ve ‘Dört Unsur’ (Geviert) gibi motiflere odaklandığı dönemi de ayrıntılı şekilde ele alır. Sonuç olarak, Richardson’a göre Heidegger’in geç dönemi, erken dönemin sorularını dönüştürerek sürdürdüğü bir evrim sürecidir.

Richardson’ın Yorumunun Özgünlüğü ve Klasik Yorumlarla Karşılaştırılması

Richardson’ın ortaya koyduğu yorum, klasik Heidegger çalışmalarıyla karşılaştırıldığında bir hayli özgündür. Geleneksel değerlendirmelerde sık sık erken ve geç dönem arasında net bir kopuş (veya çelişki) olduğu vurgulanır. Oysa Richardson, Kehre’ye dikkat çekse de bu değişimin “önceki görüşle basitçe çelişmediğini” gösterir. Hatta Richardson’ın ‘Heidegger I/II’ ayrımı, kitabın ilk baskısında keskin bulunmuş ve Heidegger’in yazdığı önsözde eleştirilmiştir. Heidegger, Richardson’ın iki dönem arasında katı bir ayrım kurmasını eleştirmişse de (kendi önsözünde), Richardson’ın Seinsdenken ile Husserl fenomenolojisi arasındaki farkı ve Ereignis kavramının merkeziliğini vurgulayan görüşleri önemli bir yer tutar. Bu yönüyle Richardson’ın yorumu, Heidegger’in erken ve geç dönem felsefesi arasında hem ayrışmayı hem de sürekliliği dengeli bir şekilde göstermesi bakımından özgün kabul edilir. Kitapta her döneme dair ayrıntılı alıntılar ve karşılaştırmalar yapılır; her eserin genel hatları verildikten sonra bölümlere ilişkin derinlemesine analizler sunulur. Bu metodolojik yaklaşım, Richardson’ı metne sadık kalıp spekülatif eklemelerden kaçınan bir yorumcu olarak öne çıkarır. Sonuç olarak Richardson, Heidegger yorumunda dönemin klasiklerine kıyasla daha bütünlüklü bir perspektif sunar: ‘olay olarak varlık’ temasını erken dönemin fenomenolojisiyle birleştirerek anlaşılır kılar.

Kitabın Fenomenolojik Yöntemi ve Kıta Felsefesi İçindeki Yeri

Richardson’ın kitaba özgülem yöntemi, kökünü fenomenolojiden alan titiz bir analizden geçer. Zaman çizelgesine göre ilerleyen Richardson, her Heidegger eseri için önce o çalışmanın argümanını özetler, ardından esere özgü kavramsal sorunları ayrıntılı şekilde ele alır ve bölüm sonunda ana noktaları yeniden özetler. Bu, modern yorumlarda sık rastlanmayan bir detaycılıktır ve Richardson’ın akademik titizliğini gösterir. Bir incelemede belirtildiği üzere, Richardson tamamen metinle meşgul olur; Heidegger’in terminolojisini ve bağlamını değiştirmeden sunar, ek açıklamalar veya felsefi spekülasyonlardan kaçınır. Bu sayede eser, zor anlaşılır pek çok pasajı sade bir dille açıklayarak hem yüksek lisans düzeyindeki okuyuculara hem de yeni başlayanlara hitap eder. Ayrıca Richardson’a göre Heidegger’in felsefesinde öncelik fenomenolojidedir ve onun yöntemi de yazım tarzında bu eğilimi yansıtır.

Richardson’ın kitabı, kıta felsefesi gelenekleri içinde de özel bir yere sahiptir. Perspectives in Continental Philosophy dizisinin bir kitabı olarak yayımlanan eser, kıta filozofları tarafından sık başvurulan bir klasik olarak kabul edilir. Nitekim bir tanıtımda da belirtildiği gibi, bu eser “her dilde Heidegger üzerine en çok atıf yapılan çalışmalardan biri” olarak tanımlanmıştır. Eser, derin analitik içeriğinin yanı sıra, kapsamlı bibliyografyası ve ek olarak Heidegger’in Richardson’a yazdığı önsöz gibi materyalleriyle de öğretici bir kaynak sunar. Kıta felsefesi bağlamında Richardson, özellikle fenomenoloji ve hermeneutika geleneğinden beslenen bir yaklaşımla yazmıştır. Dolayısıyla eser, yalnızca Heidegger uzmanlarının değil, çağdaş fenomenoloji ve hermeneutik çalışmalarla ilgilenen akademisyenlerin de başvurduğu bir başvuru kaynağıdır.

Heidegger’in Düşüncesinin Çağdaş Düşünce ile İlişkisi

Heidegger’in felsefi mirası, Richardson’ın ortaya koyduğu analiz çerçevesinde günümüzde de güçlü etkisini sürdürmektedir. Heidegger’in varlık, dil ve tarih anlayışları, sonraki çağ düşüncesinde birçok anahtar rol oynamıştır. Örneğin Gadamer’in hermeneutikteki felsefi dönüşümü, Heidegger’in mirasını doğrudan takip eder; Derrida’nın dekonstrüksiyonu ve Foucault’nun eleştirel tarih anlayışı gibi yapısalcılık sonrası akımlar da Heidegger’in metafiziğe yönelik eleştirilerinden beslenmiştir. Richardson’ın kitabında da işaret edildiği üzere, Heidegger’e dair çalışmalar hermeneutikten post-yapısalcılığa, Frankfurt Okulu’ndan feminist ve varoluşçu geleneğe kadar geniş bir yelpazeye ilham vermiştir. Bu bağlamda Richardson’ın yorumu, Heidegger’in çağdaş düşünceyle kurduğu ilişkileri kavramada bir köprü görevi görür. Özellikle phenomenoloji ve hermeneutik alanında çalışan akademisyenler, Richardson’ın kitabını Heidegger’in dile, tarihi açıklama anlayışına ve düşünüş tarzına dair kapsamlı panoramayı anlama açısından önemli bir kaynak olarak değerlendirir.

Sonuç

Özetle, William J. Richardson’ın Heidegger: Through Phenomenology to Thought adlı eseri, Heidegger araştırmalarında dönüm noktası sayılabilecek kapsamlı bir incelemedir. Eserin en önemli katkısı, Heidegger’in erken ve geç dönem düşüncelerindeki sürekliliği vurgulayarak Kehre fikrini yeniden yorumlamasıdır. Bu sayede Richardson, “iki Heidegger” yaklaşımına bir alternatif sunmuş, Heidegger’in felsefesini bütüncül biçimde anlamaya dönük bir çerçeve sağlamıştır. Kitap yayımlandığı günden beri kıta felsefesi literatüründe sıkça atıf yapılan bir başvuru kaynağı olmuştur. Hem felsefe öğrencileri hem de araştırmacılar için zengin içerikli bir rehber olan bu çalışma, Heidegger’in karmaşık fikir dünyasını anlaşılır kıldığı gibi, sonraki kuşakların esere ilişkin tartışma ve çalışmalarına da yön vermiştir. Richardson’ın titiz analizi ve yorumları, Heidegger literatüründe klasikleşmiş bir yere sahiptir ve çağdaş filozoflar arasında halen önemli bir etki yapmaya devam etmektedir.

Kaynakça 

  • E., M. Z. (1964). Heidegger: Through Phenomenology to Thought. Review of Metaphysics, 18(2), 384–385.
  • Heidegger, M. (1927/1962). Being and Time (J. Macquarrie & E. Robinson, Çev.). Harper & Row. (Orijinal çalışma 1927)
  • Heidegger, M. (1954/1977). The Question Concerning Technology and Other Essays (W. Lovitt, Çev.). Harper & Row. (Orijinal çalışma 1954)
  • Heidegger, M. (1959/1971). What Is Called Thinking? (J. G. Gray, Çev.). Harper & Row. (Orijinal çalışma 1959)
  • Wrathall, M. (2025). Martin Heidegger. Stanford Encyclopedia of Philosophy (Yaz Günü 2023 baskısı). E. N. Zalta (Ed.).
  • Richardson, W. J. (2003). Heidegger: Through Phenomenology to Thought. Fordham University Press.

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.