Giyotin Gölgesinde Bilim: Dahilere Gerek Yok Üzerinden Devrim, Kolektivite ve ‘Deha’ Mitinin Eleştirisi
Giyotin Gölgesinde Bilim: Dahilere Gerek Yok Üzerinden Devrim, Kolektivite ve ‘Deha’ Mitinin Eleştirisi
Steve Jones’un Dahilere Gerek Yok
– Giyotin Çağında Devrimci Bilim adlı eseri, Fransız Devrimi döneminde
bilimsel gelişmeler ile siyaset arasındaki dinamiği ve “deha” mitini eleştirel
biçimde ele alır. Jones, devrim yıllarında Paris’te bilimsel yeniliklerin nasıl
hızlandığını ve devrimci yönetimin bilim insanlarıyla nasıl çeliştiğini,
anekdotlar ve ilginç örneklerle işleyerek anlatmaktadır. Kitapta, Antoine
Lavoisier’in kimyası, Montgolfier kardeşlerin balon deneyleri, Cuvier ve
Lamarck gibi doğa bilimcilerin çalışmaları ile Ecole Polytechnique ve Doğa
Tarihi Müzesi gibi kurumların kuruluşu gibi konu başlıkları incelenir. Jones’un
yöntemi, geniş kapsamlı popüler bilim anlatımı üzerine kuruludur ve 18–19.
yüzyıl bilim tarihinde kolektif çabaları vurgularken büyük “dahi”lere olan
vurguyu azaltmayı amaçlar. Bununla birlikte, eleştirmenler kitapta dil birliği
sağlanırken tarihsel bazı ayrıntılarda hatalar olduğunu ve akademik kaynak
kullanımının yetersiz kaldığını belirtmiştir[1][2]. Bu inceleme yazısında Jones’un
eseri kapsamlı bir şekilde özetlenip tematik olarak analiz edilerek yöntemsel
yaklaşımı, tarihsel bağlamı, bilimsel devrim ve kolektiflik vurgusu, kullandığı
kanıt örnekleri ve eleştirileri değerlendirilecektir. Eserin bilim tarihi
literatüründeki yeri ve etkileri de tartışıldıktan sonra, sonuç bölümünde
kitabın güçlü ve zayıf yönleri ile geleceğe dönük öneriler sunulacaktır.
Giriş
Steve
Jones’un popüler bilim tarzında kaleme aldığı Dahilere Gerek Yok (İng. No
Need for Geniuses) adlı eser, Fransız Devrimi (1789–1799) döneminde
bilimsel faaliyetlerle toplumsal olaylar arasındaki ilişkiyi konu edinir.
Yazar, Londra Üniversite Koleji emekli genetik profesörü olarak bilinen bir
bilim insanıdır ve bu kitapta devrim çağına odaklanarak bilim insanlarının
kimliklerini, keşiflerini ve devrim hareketiyle ilişkilerini ele alır. Fransız
Aydınlanması (1715–1789) “akıl ve şüphecilik” esaslarına dayanan bir
entelektüel hareketti ve toplumun her alanını etkileyen fikirler üretti[3]. Bu aydınlanma geleneği, “akıl ve şüpheciliği
vurgulamış ve Fransız Devrimi’ni ilham alan başlıca faktörlerden biri olmuştur”[3]. Dolayısıyla bilimsel etkinlikler ile siyasi değişimlerin
iç içe geçtiği bu dönemi anlamak, modern bilimin doğuşunu ve devrim sonrası
bilim kurumlarının oluşumunu irdelemede önem taşır.
Jones’un
eseri, devrimci yılların hemen öncesinden başlayarak (örneğin Montgolfier
kardeşlerin 1783’teki ilk sıcak hava balonu uçuşu gibi olaylar) Lavoisier ve
Laplace gibi bilim insanlarının çalışmalarına, devrim sonrası Napolyon dönemi
icraatlarına kadar uzanan geniş bir yelpazede inceleme yapar. Kitabın temel
argümanı, devrimci dönem bilim insanlarının eşgüdümlü çabalarının modern
bilimin temellerini attığı; dolayısıyla “dahiler” yerine kolektif bilimsel
ilerleme ön plana çıkarılmalıdır. Jones, bu çerçevede Lavoisier’in
idamından (giyotin kullanılmasına rağmen bilimin sürdüğünü vurgulayarak)
başlayıp, düşünsel devrimin karbon ayak izine odaklanır. Yazarın ana tezi,
geleneksel tarih anlatılarının aksine bilimsel gelişmenin yalnızca büyük
isimlerin hikâyesi olmadığını, bilim camiasının toplu katkıları ve aydınlanmacı
fikirlerle ilerlediğini savunmaktır.
Aşağıdaki
bölümlerde ilk olarak eserin kapsamı ve bölümleri özetlenecek, Jones’un bilim
tarihi yazımına yönelik yaklaşımı ele alınacak, dönemin tarihsel ve kurumsal
bağlamı incelenecek, bilimsel devrim ile kolektiflik temaları analiz edilecek,
kitapta vurgulanan örnek vakalar ve bilim insanları tartışılacak, eserin
güçlü/zayıf yönleri ele alınacak ve son olarak da eserin bilim tarih
literatüründeki yeri ile genel sonuçlar paylaşılacaktır.
Yöntem
Steve
Jones’un yaklaşımı, klasik bir bilim tarihçisi değil, deneyimli bir
bilim yazarı ve halkı bilgilendirmeye odaklanan bir gazeteci tarzındadır.
Kitabın giriş ve incelemesi için başvurulan kaynaklar da ağırlıklı olarak
popüler yayınlardır. Bu yazıda, Jones’un eserinin analizi için başlıca kaynak
olarak yazarın kitabı (içeriğe dair sınırlı ön izleme olsa da) ve kitap
hakkında çıkmış kitap incelemeleri, röportajlar ve eleştiriler kullanılmıştır.
Guardian, Independent, Spectator, Islington Tribune ve The National gibi
güvenilir gazete ve dergi incelemelerinden Jones’un savları ve bu savlara
yönelik eleştiriler derlenmiştir[1][2]. Ayrıca eserin tarihsel bağlamını aydınlatmak için
Fransız Aydınlanması ve devrim sonrası bilim kurumları hakkındaki literatür
taranmış, bu konuda Wikipedia gibi eğitimsel kaynaklardan (örn. “French
Enlightenment” ve “Ecole Polytechnique” sayfaları) bağlam bilgisi
alınmıştır[3][4].
Bu
yöntemle ulaşılan bilgiler ışığında aşağıdaki analiz gerçekleştirilmiştir. İlk
olarak kitabın yapısı ve ana bölümleri özetlenip başlıca argümanları ortaya
konulacak, ikinci olarak Jones’un kullandığı üslup, popüler bilim yaklaşımı ve
tarih yazımına dair yöntemi tanımlanacak. Ardından Fransız Devrimi’nin bilimsel
kurumlardaki izdüşümleri ve Aydınlanma çağının etkileri değerlendirilecek.
Dördüncü bölümde Jones’un devrimci bilim ve kolektiflik teması (özellikle “dahi
miti” eleştirisi) masaya yatırılacak. Beşinci kısım, eserde somut kanıt olarak
kullanılan örnek vakalar ve figürlerle (örn. Lavoisier, Montgolfier vb.)
örneklendirilecek. Altıncı bölümde eserin eleştirel bir değerlendirmesi
yapılarak güçlü ve zayıf yönleri tartışılacak, yazarın kaynak kullanımı ve
argümanlarının tutarlılığı incelenecek. Yedinci bölümde kitabın güncel bilim
tarihi literatüründeki yeri ve etkileri irdelenecek. Sonuçta ise ana bulgular
özetlenip eserin katkıları ve sınırlılıkları vurgulanacak, gelecek çalışmalar
için öneriler sunulacaktır.
Tarihsel Bağlam
Fransız Devrimi, bilimsel kurumlar ve Aydınlanma arasındaki bağlamı
kavramak için önce dönemin entelektüel hareketlerine göz atmak gerekir. 18.
yüzyıl Fransa’sında Aydınlanma dönemi, akılcılık ve hümanizm esaslı bir
entelektüel hareket olarak şekillenmiştir. “Fransız Aydınlanması, 18.
yüzyılda gelişen bir düşünce hareketiydi; hareket akıl ve şüpheciliği
vurgulamış ve Fransız Devrimi’ni ilham eden başlıca faktörlerden biri olmuştur”[3]. Bu dönemde Montesquieu,
Voltaire, Diderot gibi filozoflar feodalizmi, mutlak monarşiyi ve kilise
otoritesini eleştirmiş; Encyclopédie gibi eserlerle bilimsel bilginin
yayılmasını hedeflemişlerdir[3]. Bu entelektüel zemin
üzerinde 1789’da başlayan devrim, salt siyasal değil aynı zamanda kültürel ve
bilimsel bir kopuş dönemi olarak da değerlendirilebilir. Paris ve çevresi,
devrim öncesinde önemli bilim merkezlerindendi (örneğin eski Kraliyet Bilim
Akademisi 1666’da kurulmuştu) ve devrimle birlikte birçok yeni kurum ve
reform hayata geçirildi.
Örneğin devrimci yönetim bilimsel standartları yeniden
düzenleyerek metre, gram ve litre gibi metrik ölçü birimlerini standardize etti
(metre prototipi 1799’da Paris’te meridian ölçümleriyle belirlendi) ve Onluk
Ağırlık Sistemini benimsedi. Ayrıca on günlük haftalar şeklinde yeni bir
devrimci takvim tasarlandı; her ay onar günlük üç hafta içeriyor ve aylar
dönemin mevsimsel özelliklerine göre adlandırılıyordu – bu fikir, dönemin
bilimsel düzenleme tutkusunun çarpıcı bir örneğiydi[5]. Örneğin, Jones’un
sözleriyle devrimciler “bir dönüştürme açlığı içindeydi” ve sadece
metreyle sınırlı kalmayıp para birimini de onluk sisteme geçirmişlerdi. Hatta
bir araya gelerek yeni bir takvim formüle etmişlerdi: “Her hafta 10 gün, her
ay 3 hafta… ayların isimlerini de iklimsel özelliklerine göre verdiler”[5]. Bu tür örnekler, devrimci
ateşten demokratik bir bilimsel düzen doğduğunun işaretleriydi. İngiltere’de bu
reformlara tepki olarak aylar “Kar Ayı, Yağmurlu Ay, Çiçekli Ay, Sarhoş Ay...”
gibi alaycı takma adlarla anılmıştır[5].
Devrim sonrasında eğitim ve araştırma kurumları yeniden
yapılandırıldı. 1793’te Paris Doğa Tarihi Müzesi resmî olarak kuruldu;
öncesinde Kraliyet Tıbbi Bitki Bahçesi’nden evrilmiş olan bu kurum, şimdi
devrimci yönetimin emriyle bilimsel kolektif araştırmanın merkezi haline geldi[6]. Müzeyin 1793 mührüne bile
(hesaf-ı hakim hükmüyle kabul edilen tasarımda) “Doğa, Ortak Çalışma ve
Fransız Devrimi” üçlüsü işlenmişti[7], bu da dönemin bilimde
toplumsal işbirliğini vurgulayan ethosunu simgeler. Ayrıca 1794’te kurulan
École Centrale des Travaux Publics (1795’te École Polytechnique adını aldı)
devrimden gelen askerî-endüstriyel ihtiyaca yanıt olarak “matematik, fizik
ve kimya ağırlıklı bilimsel eğitim” verecek şekilde tasarlandı[4]. Polytechnique, çok uluslu
bir öğrenci seçme sistemiyle başarılı adayları fiziksel saraylara yerleştirdi
ve kısa sürede Fransa’nın önde gelen mühendis ve bilimci üretim merkezi haline
geldi. Bu kurumlar, devrimci ideallerle şekillenen bilimsel eğitimin somut
örneklerindendi.
Dolayısıyla 18. yüzyıl sonlarında Fransa, eski düzenin yerine “bilim
diliyle düşünmenin” yükseldiği bir döneme giriyordu[8]. Steve Jones’un vurguladığı
gibi, Fransız toplumu Wagner, Mozart gibi kültürel figürler yerine ağırlıklı
olarak bilimsel ve felsefi hareketlerle tanımlanıyordu. Tribune yazısına göre
Jones, “o dönemde Fransa’da İngiliz Romantik şairleri veya Beethoven, Mozart
gibi besteciler yoktu, ama bilim ve felsefe vardı. ‘Bu onların entelektüel
hayatının diliydi’, diyor Jones. ‘Yaptıkları iş modern fiziğin,
astronominin, biyolojinin, kimyanın temellerini attı’”[8]. Bu bağlamda Fransız
Devrimi’nin bilim tarihi içindeki önemi, devrim sonrası reformlarla bilim
insanlarına fırsat tanınmasından ziyade, devrim sırasında bilim
insanlarının rol alması ve kurulu düzen içinde radikal değişimlere imza atmış
olmalarından kaynaklanır. Örneğin pek çok bilim insanı devrim saflarında aktif
siyasetçi oldu; Marquis de Condorcet gibi aydınlar yönetim kademelerine girdi,
diğerleri müzelerde veya yeni okullarda görev üstlendi. Bu tarihsel zeminde
Jones, dönemin bilimsel birikimlerinin devrime nasıl entegre edildiğini ve
devrim şiddetinin bilime nasıl yön verdiğini anlatmayı hedefler.
Görsel: 18. yüzyılda ilk insanlı uçuşları temsil eden renkli bir sıcak
hava balonu (Montgolfier kardeşlerin 1783’teki denemelerini akla getirir). Bu
çağda Paris “invention and intellectual curiosity” (icatlarla dolu bir
toplum) halindeydi[9]. Devrim öncesi dönemdeki bu
aerostatik deneyler, devrimci ruhun bilimsel cesaretini yansıtır.
Lavoisier’in idamı (1794) ve Polimekanizm (yer çekimi ve hareket
yasaları) gibi diğer somut olaylar, bu dönemin bilinç dışı “dahi istememe”
algısına dair sembolik örnekler sundu. Örneğin, devrim mahkemesinde Lavoisier
için izleyici “adam eğer dehaysa onu idam etmek rejimimizi cezalandırmak
demek” diye itiraz ettiğinde yargıç “La République n’a pas besoin de
savants” (“Cumhuriyet’in bilim insanlarına ihtiyacı yok”) demiştir[10]. Jones bu sözü kitabın
girişine alıp savantlar kelimesini “dahi” diye çevirmiştir; ancak tarihçiler bu
sözün aslında muhtemelen uydurma olduğunu vurgulamıştır[11]. Bu tarihi arka plan,
Jones’un tezinin temelini oluşturur: bilimin ilerleyişinin tekil dahilere
değil, topluluklara ve devrimci sürecin kendisine bağlı olduğudur.
Jones’un
Bilim Tarihi Yaklaşımı ve Metodolojisi
Steve Jones’un bilim tarihi yaklaşımı, disiplinler arası akademik
metodolojiden ziyade popüler bilim anlatıcılığı ekseninde şekillenir.
Kullandığı “vulgarisation scientifique” (bilimi halka basitleştirerek
aktarma) tarzı, genel okuyucuya bilimsel karmaşıklıkları anlaşılır bir dille
sunmayı amaçlar[12].
Yazar, Fransızca terimini kastederek “kendi betimlediği üzere popüler bir bilim
kitabı” yazdığını belirtmiş, okuyucuya sayıları veya atıf listelerini sunmaktan
çok anlatının akıcılığına öncelik verdiğini açıkça ifade etmiştir[13][12].
Jones, her bölümün başında tarihsel bir olay ya da kişilikle okuyucunun
ilgisini çeken bir sahneyle giriş yaptıktan sonra, O dönemdeki bilimsel
gelişmelerden yola çıkarak kendi çağımıza kadar uzanan dersler çıkarmayı tercih
eder. Örneğin bir bölümde Lavoisier’in uçan saksılardan sorgulanması
anlatıldıktan sonra, anında atmosfer bilimi ve metabolizma konularına atlaması
buna tipik bir örnektir. Metodolojik olarak Jones, Kronolojinin titiz
takibinden çok tema ve ilginç bağlantılar kurma peşindedir. Her bölüm
son derece geniş kapsamlıdır; ilginç bulduğu bilimsel bilgileri ardı ardına
sıralayıp bunları devrimle gevşek bağlarla ilişkilendirir. Guardian
incelemesinde belirtildiği gibi, her bölümün temelinde devrimci bir olay olsa
da “çabucak konudan uzaklaşıp zevkli bilimsel bilgilerin peşine takılıyor”[14].
Yazarın edindiği veya kullandığı kaynaklar genellikle çağdaş popüler literatür
(örneğin Thomas Carlyle’ın 19. yüzyıl Fransız Devrimi anlatıları) ve genel
tarih kitaplarından seçilmiş alıntılardır[2].
Jones’un çalışma biçimi, bilim tarihine ilişkin akademik normlardan
farklıdır. Çalışmada not ve dipnot yoktur, bibliyografik referanslar bulunmaz
ve mülakat ya da arşiv belgelerine dayanmaz; bunun yerine anlatısal, popüler
ve kitleye hitap eden bir üslup tercih edilmiştir. Bu yaklaşım okuyucuya
karmaşık bilimsel konuları sevdirmeyi hedefler; bu doğrultuda Jones, pek çok
bölümüne 18. yüzyıl tarihine dair kütüphane araştırması yerine doğrudan Carlyle,
Dickens veya Schama gibi popüler tarihçilerin pasajlarıyla başlar[2].
Kendisi de söylemiş, bu döneme dair genel okuyucuyu cezbedecek “gazeteci
üslubunu” benimsediğini belirtmiştir[12].
Dolayısıyla Jones’un metodolojisi, akademik tarih disiplininden ziyade eğlenceli
anekdotlar ve bilimsel kronolojiler üzerinden gitmeyi içerir. Bu durum,
eserde çok sayıda merak uyandıran hikaye ve bilgi sunarken, referans
kontrolünden uzak bir yapı ortaya çıkarır. Özetle, Jones’un yaklaşımı; sonraki
bölümlerde tartışılacak şekilde, bilimsel konuları popülerleştirmeye yönelik,
toplumsal ve siyasi bağlamı kucaklayan bir hikâyeciliktir. Bu yazıda da
Jones’un kullandığı bu yöntem üzerinden kitabın içerikleri değerlendirilmiştir.
Bilimsel
Devrim ve Kolektivite Teması
Jones’un kitabının odaklandığı bir diğer önemli tema, bilimsel
devrim ile bilimin kolektif doğası arasındaki ilişkidir. Geleneksel
bilim tarih anlatılarında sıkça görülen “dahi modelinin” aksine Jones, dönemin
bilimsel ilerlemelerini bir grup aydının ortak ürünü olarak görme
eğilimindedir. Yazarın bu temasını anlamak için dönemin bilimsel gelişmelerinin
bir devrim niteliği taşıyıp taşımadığına bakmak gerekir. Fransız Devrimi
sırasında (ve sonrasında) pek çok alanda radikal yenilikler ortaya
çıkmıştır: yeni kimya anlayışı (Lavoisier ile oksijen teorisi), jeodezi
projeleri (Paris meridyeni çalışmaları), modern jeoloji ve biyoloji temelleri
(Cuvier, Lamarck gibi doğa tarihçileri), matematikte Laplace’ın gök mekaniği,
fizik/astronomide Foucault sarkacı gibi deneyler. Jones, bu gelişmelerin bir
kişinin tekelinden ziyade toplumun entelektüel enerji birikimi sayesinde
gerçekleştiğini vurgular. Örneğin Doğa Tarihi Müzesi’nin kuruluş mühründe
açıkça “Doğa, Ortak Çalışma ve Fransız Devrimi” üçlüsü sembolize
edilmiştir[7]; bu,
devrimcilerin bilime ortak bir iş olarak baktığının görsel bir göstergesidir.
Aynı müzenin kuruluşundan hemen sonra görevlendirilen Georges Cuvier ve Lamarck
gibi bilim insanları da, yaptıkları sınıflandırmalar ve teorilerle doğayı
kolektif bir çabayla anlamaya çalışmışlardır[15].
Jones’un “dahi miti” eleştirisi, ismine de yansıdığı şekilde bu bakış
açısını güçlendirmeye yöneliktir. Kitaba adını veren ünlü söz (Cumhuriyetin
“bilim adamlarına” değil de “dahilere” ihtiyaç duymaması), tarihte muhtemelen
aslı olmayan bir anekdottur[11].
Ancak Jones, bu hikâyeyi sembolik olarak kullanarak fikirlerini destekler.
Örneğin İngiliz Independent incelemesi, Jones’un bu tarz bir söylemi “tüm
diktatörler aynı sonuca gelir” diyerek geliştirirken Hitler, Stalin gibi
isimlere vurgu yapmasına dikkat çeker[16]. Bu,
bilimin siyasi iktidarlar tarafından nasıl itildiği şeklinde evrensel bir
temaya işaret eder. Jones ayrıca, devrimcilere dâhil eden aydınları “bilim ve
siyaset meraklısı” şeklinde tanımlar; onların toplumdaki rolünü sadece büyük
tekil şahsiyetler değil, bir bilim topluluğu biçiminde ele alır[17].
Bu temanın güncel bilim tarihi literatüründeki yansımasına
bakıldığında, Jones’un görüşleri Thomas Kuhn veya Steven Shapin gibi
tarihçilerle örtüşen veya ayrışan noktalar görülür. Thomas Kuhn’a göre
bilim tarihindeki devrimler, büyük tekil bilim insanlarından çok paradigma
kaymalarıyla açıklanır; bilim topluluğu değişen normal bilim kuralları içinde
kolektif şekilde ilerler. Jones ise devrimin toplumsal dinamizmi içindeki
“bilimsel paradigma” kaymalarını öne çıkarır, yani devrim için o dönemde “bilimsel
bir paradigma değişimi” yaşandığı fikrini benimsediği söylenebilir. Steven
Shapin ise bilimi toplumsal bağlam, güven ve kolektif normlarla açıklayan
bir yaklaşıma sahiptir. Jones’un kolektivite vurgusu, Shapin’in bilim insanları
arasındaki ilişkiler ve kurumsallaşmayı önemseyen görüşleriyle paralellik
gösterir. Yalnız, Jones Shapin veya Kuhn’dan farklı olarak büyük oranda
anekdotlara dayanırken, bu iki düşünür daha çok analitik kuramlara ve tarihsel
veriye vurgu yapmıştır. Aşağıdaki tabloda Jones’un bazı iddiaları, Kuhn ve
Shapin’ın yaklaşımlarıyla karşılaştırılmıştır:
|
Özellik / Yaklaşım |
Steve Jones |
Thomas Kuhn |
Steven Shapin |
|
Bilimsel Devrim Kavramı |
Bilim, Fransız Devrimi’nde toplumsal dönüşümle birlikte gelişmiştir;
bilimsel ilerleme süreklidir. |
Devrimler paradigma değişimleri olarak ele alınır; tek bir dönemde
bilim anlayışı köklü biçimde değişir. |
Bilim pratiği toplumsal ve kültürel bağlamda incelenir; “devrim”
kavramı değil, pratiklerin evrimi vurgulanır. |
|
Dahi / Kolektif |
Dahi mitini reddeder, bilim ilerlemesi kolektif çabayla açıklanır
(örneğin müzeler, akademiler). |
Büyük bilim insanları önemlidir ama bilimsel ilerleme topluluk içinde
gerçekleşir; örneğin Copernicus sonrası astronomların katkıları. |
Bilgi üretimi sosyal düzenlemeler, güven süreçleriyle açıklar; tekil
‘dahi’ler öne çıkmaz, grup çalışması ve kurumlar önemlidir. |
|
Metodoloji / Kaynak Kullanımı |
Gazetecilik üslubu, geniş örnek zinciri; alıntılar, popüler tarih
kitapları; not/bibliyografik kaynak sınırlı. |
Felsefi tarih analizi; geniş kaynak taraması ve karşılaştırmalı
incelemeler. (Kuhn, Dipnotlu bir eser) |
Etnografik ve tarihsel yöntem; arşiv, mektup ve resmi kayıtlar; güven
ve otorite meseleleri üzerine analizler. |
Bu tabloda görüldüğü gibi Jones’un yorumu, Kuhn ve Shapin’ın bazı temel
fikirleriyle örtüşse de, vurgusunun kaynağı ve yöntemi farklıdır. Jones,
devrimci dönem bilimini günümüzle sürükleyici hikâyelerle bağlarken, Kuhn daha
çok teorik paradigma kavramını tartışır. Shapin ise bilim insanlarının sosyal
rolleri ve güven problemlerine odaklanırken, Jones bu tür sosyolojik analizlere
yer vermez. Yine de üçünün ortak noktası, bilimin doğası gereği bir iletişim
ağı ve toplu bir çaba olduğunun altını çizmesidir.
Görsel: 18. yüzyıldan kalma bir mikroskop görseli. Böyle bir cihaz,
dönemin deneysel bilimlerine örnektir. Devrim sonrasında Paris’teki Doğa Tarihi
Müzesi’nin 1793 mühründe “Doğa, Ortak Çalışma ve Fransız Devrimi” sembolü yer
almıştır[7]. Bu
da bilimin o dönemde ortak bir uğraş olarak görüldüğünü gösterir. Özetle
Jones’un kolektivite vurgusu, bilim tarihinin modern yorumlarıyla örtüşen bir
bakıştır; fakat onun yöntemi daha çok ilginç anekdotlar üzerine kurulu,
akademik yöntemlerden farklıdır.
Örnek Vakalar ve
Kanıtlar
Jones’un argümanlarını desteklemek için verdiği örnek vakalar,
eser boyunca bilim ve siyaset ilişkisinin çarpıcı hikâyeleriyle doludur. En
belirgin figür kuşkusuz Antoine Lavoisier’dir. Lavoisier, modern
kimyanın kurucusu sayılır; oksijen adını koymuş, kütlenin korunumu ilkesini
ortaya koymuş ve ilk periyodik çizelgeyi oluşturacak kadar kapsamlı çalışmalar
yapmıştır. Jones, Lavoisier’i “modern kimyanın ve fizyolojinin kurucusu”,
Napolyon döneminin mühimmat uzmanı ve aynı zamanda aşırı kazanç peşinde bir vergi
toplama tüccarı olarak tanımlar[10]. Ancak devrim
sırasında Lavoisier, eski rejimin rüşvetçi elit sınıfının bir parçası olarak
görülmüş ve yargılanmıştır. İddiaya göre mahkeme sırasında, izleyiciler “Bu
adam bir dahidir, idam edilemez!” diye itiraz etmiş; yargıç da “Cumhuriyet’in
bilim insanlarına ihtiyacı yok” cevabını vermiştir[10]. (Bu sözün
gerçekliği tartışılır; Guardian da kitabın tarihsel doğruluk sorunlarını
belirtirken “savants” ifadesinin özgün olmadığını not eder[11].) Sonuçta
Lavoisier 8 Mayıs 1794’te giyotinle idam edilmiş ve Jones, onu “çağın
teknoloji ile politikanın evliliğinin vücut bulmuş hali” olarak niteler[18]. Bu örnek, devrim
sırasında bilimin ilerlemesinin nasıl bir siyasi risk taşıdığını gösterir. Yine
Donoghue’nun özetlediği üzere, Lavoisier “yaptığı işlerle kimya tarihinde
çığır açmış bir deha olmasına rağmen, devrimcilerin gözünde birer zorba vergi
müfettişiydi ve devrimin öncelikli hedeflerinden biri oldu”[18]. Jones’un
kitabında Lavoisier bölümü, kimyanın temel keşifleri (elementler, su formülü
vb.) ile devrim sonrası Napolyon askeri teknolojisi (barut ve patlayıcılar)
arasındaki bağlantıyı vurgular.
Bir diğer önemli örnek olarak Joseph Fourier ya da Pierre-Simon
Laplace’in çalışmaları anılabilir. Fourier’un (devrimci dönemin bitişine
yakın) ısı iletimi analizleri ve Laplace’ın gök mekaniği üzerine çalışmaları,
Jones’un dönemin aydınlanmacı matematik ve fiziği hakkındaki iddialarına kanıt
olarak sunulabilir. Örneğin Jones, devrim sonrası İmparatorluk zamanında
Paris’teki ölçü işlerinde Laplace’ın ciro ölçülerini kullandığını ve hatta
Laplace’ın ünlü “Allah varsayımına gerek duymuyorum” sözünü hatırlatarak
bilimin dünyevîleştiğine işaret eder. Bununla birlikte, laplace veya Fourier
vurgusu okurlarda daha çok “dönemin büyük bilim insanlarının fikirleri Napolyon
kurumlarına nasıl yansıdı” hikâyesi olarak geçer.
Montgolfier kardeşlerin sıcak hava balonu uçuşları (1783) gibi
fiziksel deneyler de Jones’un ilgi alanına girer. İlk insanlı uçuşu yapan bu
balonlar, aynı zamanda orduda keşif ve gözlem balonlarının gelişimine zemin
hazırlamış, Fransızların dehşetle karşıladığı ama bilimsel merakla takip ettiği
olaylardı. Bu konuyu işlerken Jones, dönemin Balon Mektebi raporlarından alıntı
yaparak Fransız ordusunun balon teknolojisini istihbarat için nasıl
kullandığını anlatır. Jones’un anlatımı, balonculuğun hem bilimsel hem de
askeri bir öneme sahip olduğunu gösterir. Bu bağlamda, Tribune’nın not ettiği
“Napolyon döneminde kurulan semafor telgrafından savaş uçaklarına benzeyen
gözlem balonlarına” kadar birçok yeniliğe yer verir[19].
Doğa bilimlerinde ise Cuvier, Lamarck ve Buffon gibi isimler öne
çıkar. 1795 sonrası Paris Doğa Tarihi Müzesi’nde Georges Cuvier
(karşılaştırmalı anatomi öncüsü) ve Lamarck (evrimsellik öncüsü) profesör
olarak görev aldı[15]. Jones, bu
şahsiyetleri idealize ederek değil, kendi fikirlerinin zamanının ötesinde
olduğu fakat birer grup çalışması ürünü olduğunu göstererek anlatır. Ayrıca,
özet tabloda görüldüğü gibi Jones, tüm bu örnekleri bilimsel ilerlemenin büyük
figürlerden ziyade kolektif bir miras olduğuna işaret etmek için kullanır.
Bununla birlikte eser, Jones’un “savants” sözüne dayandırdığı isimler
kadar zengin olmakla beraber, eleştirmenler tarafından eksikleri de
vurgulanmıştır. Örneğin Guardian eleştirisi, Jones’un Lavoisier bölümüyle
ilgili *(“savants” mitini kullandığı giriş) yanlışlığı ve tarih çelişkilerini
masaya yatırır[11][20]. The National
yorumu ise Jones’un Lavoisier’i “modern bilimlerin kurucusu” ve “Devrim’in
düşmanı” olarak dual bir karakterle göstermesine dikkat çeker[10][18]. Genel kanıda,
Jones’un sunduğu olaylar ve bilim insanları seçkisi bilimsel dönüm noktalarını
vurgulasa da, bu anlatım ciddi tarih araştırması yerine popüler kaynak
özetlerine dayandığı için kimi doğruluk sorunları içerir.
Eleştirel Değerlendirme
Dahilere Gerek Yok, okuyucuya zengin ve
sürükleyici bir hikâye sunmasına rağmen akademik tutarlılık açısından
tartışmalıdır. Guardian muhabiri Bell, kitabı “muhteşem bir okuma”
olarak nitelendirip ilginç bilgilerle dolu bulsa da, “faktüel açıdan güvenilmez
bir tarih” eleştirisi yapmıştır[1]. Bell’e göre eser,
pek çok noktada ufak hatalar barındırır: Jean-Paul Marat’ın milliyetini
karıştırmak, 10 Ağustos 1792 olayı gibi tarihleri saptırmak ve daha önce
atfedilmiş mitleri tekrarlamak bunlardan sadece birkaçıdır[21]. Örneğin Jones’un
kitabının girişinde tekrarladığı “Cumhuriyet’in dahilere değil bilim
insanlarına ihtiyacı yok” ifadesinin gerçekte Lavoisier davasında
söylenmediği dikkat çekmiştir[11]. Bell, bu tür
doğruluk kontrolü eksikliklerinin kitaba gölge düşürdüğünü vurgular: “Okuması
eğlenceli, ama tarih biliminde kesinlik bilim kadar önemlidir” diye yazar[1]. Spectator yazarı
David Wootton ise daha serttir; Jones’un kitabını bir popüler bilim eseri kabul
ederek “Bu, popüler bilim kitabı olarak oldukça iyi; tarih olarak hiç iyi
değil” yorumunu yapar[13]. Wootton, Jones’un
profesyonel bir tarihçi olmadığını, her bölümün sadece bir dramatik alıntı ile
başladığını ve gerçekte hiç tarihsel kaynak göstermediğini belirtir[2]. Wootton’un
eleştirdiği bir nokta da Jones’un kaynak yoksunluğudur: Kitapta not, dipnot,
bibliyografya veya sonraki okumalar için referans yoktur[2]. Bu durum yüzünden
okuyucu, Sunum'da gördüğümüz bir Galileo alıntısının kaynağını ya da bir Paris
tarifinin orijinalini tespit etmekte zorlanır. Hatta Wootton, Jones’u
Galileo’dan söz ederken aslında başka bir kaynaktan alıntı yapmış olmakla
suçlar. Buna göre kitapta “Galileo’dan alınan” bir sözün bizzat
kendisinden değil Wikipedia’dan alındığı farkedilmiş, ayrıca 1801’de Paris’te 3.000
fabrika olduğu iddiası gibi açıklanamaz tutarsızlıklar işaret edilmiştir[20].
Bu eleştirilerin yanında, kitabın bazı güçlü yanları da vurgulanır. The
Independent yazarı Forbes, Jones’un ilmî içeriği halkı aydınlatacak şekilde net
ifade etmesini övmüştür. Forbes, Jones’u “seamless moralities” (tutarlı
çıkarımlar) sunan bir deha olarak nitelendirmiştir[22]. İlaveten Forbes,
Jones’un devrimci dönemde başlayan bilimsel temaların günümüze kadar uzanışını
gösterme çabasını takdir eder[23]. Tribuneye göre de
Jones’un anlatımı “her sayfada eğlendirici ve aydınlatıcı” bulunmuştur[24]. Bu yorumlar,
Jones’un okuyucuyu sıkmayan akıcı üslubu ve çapraz bağlantılar kurma
becerisinin kitapta dikkat çekici olduğunu gösterir.
Ancak eleştirmenlerin belirttiği gibi, Jones’un argüman tutarlılığı ve
tarihsel kesinliğe verdiği önem daha azdır. Wootton’un benzetmesiyle, kitap “bir
kutu çikolata gibi” sunulmuş; yani çeşitli bilimsel konular bir arada
verilmiş ama bunlar bütünlüklü tek bir yiyeceğe dönüşmemiştir[25]. Bu eleştiriler
doğrultusunda eserin güçlü ve zayıf yönleri şu şekilde özetlenebilir:
- Güçlü
Yönler: Jones’un akıcı ve merak uyandıran
anlatımı, geniş yelpazedeki örneklerle Fransız Devrimi dönemini canlı
biçimde resmeder[24][23]. Kurgu
içindeki bilimsel hesaplamalar (balistik, teleskop, döllenme kuramları
gibi) günümüzle ilişkilendirilerek bilimsel gelişmelerin kalıcılığı
vurgulanır. Bağımsız kaynaklar not edilmemiş olsa da, ekonomi-tarih ve
bilim tarihi kesişimi hikâyeye çekicilik katar[26][17]. Özellikle de
Lavoisier, balonlar, gazlar ve biyoloji konusundaki vurgular dönemin
bilimsel başarısını onurlandırır. Jones’un “Aydınlanmacıların devrimci
karakteri” tezi, devrimci iktidar ile aydınların ittifakını ilginç bir
bakışla ele alır[27].
- Zayıf
Yönler: Kitabın tarihsel araştırma yönteminden
uzak oluşu, temel kaynaklardan tamamen bağımsız bir anlatım sunmasıdır.
Wootton’un belirttiği gibi, Carlyle’ın bir cümlesiyle her bölüme başlaması
tarih bilimine katkı sağlamaz[2]. Yaklaşımın
sonucu olarak hatalı tarihsel ve teknik bilgi sayısı artar: örneğin
Marat’ın milliyeti, Bastille’in fethi gibi detaylar yanlış aktarılmıştır[21]. Ek olarak,
Jones’un ana argümanı olarak öne sürdüğü anekdotlar bazen abartılı veya
bağlamından koparılmış biçimdedir (Lavoisier idamı hikâyesi buna örnektir)[11]. Bu
eksiklikler, kitaptaki bazı “ilginç” hikâyelerin güvenilirliğini zedeler.
Aynı zamanda yazarın odak problemi de eleştirilmiştir: Örneğin bir bölümün
asıl konusu Foucault sarkacı olmasına rağmen Laplace ve hava akımlarına
kadar genişleyen konular sığ bir şekilde ele alınmıştır[28]. Sonuç olarak,
Jones’un argümanları çoğu zaman tutarlı bir bütün oluşturmaz; güçlü
anlatımına rağmen bilim tarihi disiplini standartlarına tam uymamaktadır.
Sonuç olarak, Dahilere Gerek Yok geniş ufuklu ve ilgi çekici bir
popüler bilim eseri olarak değerini korur ancak bilim tarihçisi gözüyle
okuyanlar bu kitabı referans olarak kullanmakta temkinli davranacaktır.
Jones’un hedefi genel okuyucuyu devrim çağında bilim tarihine alıştırmaksa başarılı
olduğu söylenebilir; ancak tarihsel gerçeklik ve akademik titizlik gerektiğinde
kitap sınırlı kalır.
flowchart LR
Context[Fransız Devrimi ve Aydınlanma dönemi] --> Thesis[Jones'un
Tezi: Bilim devrimle birlikte ilerledi]
Thesis
--> Examples[Örnekler: Lavoisier'in kimyası, Montgolfier balonları, Foucault
sarkacı, vb.]
Examples
--> Collective[Kolektif Bilim ve Dâhi Miti Eleştirisi]
Collective
--> Critique[Eleştiriler: Güçlü anlatım ama tarihsel doğruluk sorunları]
Critique
--> Conclusion[Sonuç: Popüler anlatımın katkısı ve akademik sorgulama
dengesi]
Sonuç ve Öneriler
Steve Jones’un Dahilere Gerek Yok kitabı, Fransız Devrimi ile
bilim tarihi arasındaki boşluğu doldurmaya çalışırken çarpıcı hikâyeler sunar.
Bu eser, Devrim Çağı’nda pek çok bilimsel buluşun eşzamanlı olarak geliştiğini,
o dönemin bilim insanlarının hem devrimci düşünürler hem de deneyciler olduğunu
okuyucuya gösterir. Jones, büyük “dahi” figürlere yapılan vurguyu azaltarak
bilimin toplu çabalarını öne çıkarır; bu açıdan günümüz bilim tarihinin sosyal
bakış açılarıyla paralellik gösterir. “Bilimin öyküsü, şapkalı tekil
kahramanlar yerine laboratuvar meşgalesi yapan insan topluluklarının
hikayesidir” fikri kitap boyunca iletilir.
Ancak, bu çalışmanın en başından beri vurgulandığı gibi, Jones’un
yöntemi popüler anlatım odaklıdır ve tarihsel analize kıyasla doğruluk ve
titizlikten ödün verir. Eleştirmenlerin de belirttiği üzere eserdeki birçok
tarihî ve teknik detay sorgulanabilir; Jones’un alıntıları ve örnekleri bazen
tarihsel bağlamdan kopuktur. Dolayısıyla Dahilere Gerek Yok, bilim
tarihi alanında birincil başvuru kaynağı olmasa da genel okuyucuya dönemi
keşfetme iştahı uyandırır. Kitap, tarihsel bir tematik koleksiyon olarak değerlendirilmeli;
arkasındaki daha derin gerçekleri ve akademik tartışmaları merak eden okuyucu,
orijinal belgeler ve uzman incelemelerle desteklenmiş ileri okumalara
yönlendirilmelidir.
Sonuç olarak, Jones’un eseri şu açılardan önemli katkılar sunmaktadır:
·
Fransız Devrimi ve bilim
arasındaki bilgi eksenindeki ilişkiyi popüler hale getirmiştir. Devrim
yıllarındaki bilimsel gelişmelerin ışığını toplumun önüne sererek genel algıyı
renklendirmiştir.
·
Devrim döneminde değişime nasıl
“rasyonel” bir ruh kattığını, bilim insanlarının risk alarak ilerleyişini
vurgulamıştır. Örneğin metre birimi, telekomünikasyon araçları ve yeni tarım
yöntemleri gibi başarıların kökenlerine dikkati çekmiştir.
·
“Dahi miti”ni sorgulayarak,
bilimsel bilginin kolektif doğasını gözler önüne sermiştir. Özellikle Paris
Doğa Tarihi Müzesi mühründeki ifadeyi (Doğa-Ortak Çalışma-Devrim)
hatırlayarak, bilimin paylaşılan bir miras olduğunu göstermiştir[7].
Öte yandan eserin zayıf noktaları da göz önünde bulundurulmalıdır:
·
Tarihsel doğruluk sorunları
ciddiye alınmalıdır. Okuyucular Jones’un verdiği bazı anekdot ve tarihsel
iddiaları bağımsız kaynaklarla teyit etmelidir[1][2].
·
Akademik eserlerde mutlaka
bulunması gereken kaynak gösterimi olmadığından, bilgi alınan bölümler dikkatle
incelenmelidir. Bu kitap, kaynakça içermeyen bir anlatı olduğu için doğrudan
akademik atıf yapılamaz; bir başlangıç noktası veya teşvik edici bir hikâye
olarak görülmelidir.
·
Bazı okuyucu grupları için
konulara dağınık şekilde değinilmesi kafa karıştırıcı olabilir. Örneğin
Foucault sarkacıyla ilgili bir bölümde devrim sonrası bazı gelişmelerin
anlatılması kitabın kapsamına dışarıdan bir hava katmaktadır[28]. Gelecekte benzer
çalışmalar, konu bütünlüğünü korumak için bölümleri daha sıkı odaklayabilir.
Sonuç olarak Jones’un kitabı, bilim tarihi literatüründe popüler
düzeyde bir anlatı örneğidir. Kuhn veya Shapin gibi akademik tarihçilerden
farklı olsa da, onları tamamlayan bir yönü vardır: Fransa gibi toplum
mühendisliğinin yapıldığı bir alanda bilimsel düşüncenin gelişimini halka
ulaştırmayı amaçlar. Gelecekte bilim tarihine dair çalışmalar, Jones’un popüler
anlatımından güç alarak daha titiz karşılaştırmalar yapabilir. Örneğin
profesyonel tarihçiler tarafından yazılacak bir çalışma, Jones’un verdiği
örnekleri belgelerle teyit edip devrim ile bilim arasındaki etkileşimi daha
kesin şemalarla ortaya koyabilir. Ayrıca, devrimci dönemin diğer bilim
insanlarını ve daha çeşitli kaynakları (örneğin devrim arşivleri, dönemin
popüler gazeteleri) inceleyerek bugüne dek gözden kaçmış hikâyeler açığa
çıkarılabilir.
Kaynakça (APA, Türkçe):
·
Jones, S. (2016). Dahilere
gerek yok: Giyotin çağında devrimci bilim. Hachette UK.
·
Bell, D. A. (2016, 20 Mayıs). No
Need for Geniuses: Revolutionary Science in the Age of the Guillotine by Steve
Jones – astonishing scientific advances [Kitap incelemesi]. The Guardian.
·
Forbes, P. (2016, 24 Mart). No
Need for Geniuses: Revolutionary Science in the Age of the Guillotine
[Kitap incelemesi]. The Independent.
·
Wootton, D. (2016, 7 Mayıs). A
clash of two cultures: Jones’s science may be good, but his history is all over
the place in No Need for Geniuses [Kitap incelemesi]. The Spectator.
·
Carrier, D. (2017, 21 Eylül). Professor
Steve Jones and the science of the times. Islington Tribune.
·
Donoghue, S. (2016, 3 Mayıs). Book
review: No Need for Geniuses celebrates enlightenment in terror. The
National (Abu Dhabi).
·
Wikipedia, French Enlightenment.
(Erişim tarihi: Nisan 2026).
·
École Polytechnique, 1794–1804:
Révolution and Napoleonic Period (Erişim tarihi: Nisan 2026).
·
Wikipedia, National Museum of
Natural History, France. (Erişim tarihi: Nisan 2026).
[1] [11] [14] [21] No Need for Geniuses by Steve Jones review – astonishing scientific
advances | Science and nature books | The Guardian
https://www.theguardian.com/books/2016/may/20/no-need-for-geniuses-by-steve-jones-review
[2] [13] [20] [25] [28] A clash of two cultures | The Spectator
https://spectator.com/article/a-clash-of-two-cultures/
[3] French Enlightenment - Wikipedia
https://en.wikipedia.org/wiki/French_Enlightenment
[4] 1794-1804: Revolution and Napoleonic Period - École polytechnique
https://www.polytechnique.edu/en/school/history/1794-1804-revolution-and-napoleonic-period
[5] [8] [9] [12] [19] [24] [26] [27] Archway With Words: Professor Steve Jones and the Science of the times
| Islington Tribune
https://www.islingtontribune.co.uk/article/science-of-the-times
[6] [7] [15] National Museum of Natural History, France - Wikipedia
https://en.wikipedia.org/wiki/National_Museum_of_Natural_History,_France
[10] [17] [18] Book review: No Need for Geniuses celebrates enlightenment in terror |
The National
[16] [22] [23] No Need for Geniuses: Revolutionary Science in the Age of the
Guillotine by Steve Jones, book review | The Independent | The Independent

Leave a Comment