Kedilerin Gizli Dili: Genişletilmiş Bir İnceleme
Kedilerin Gizli Dili: Genişletilmiş Bir İnceleme
Bu incelemede Susanne Schötz’ün Kedilerin Gizli Dili kitabındaki
temel iddialar, çağdaş bilimsel literatür ışığında değerlendirilmiştir. Sesli
iletişim (vokalizasyonlar), beden dili, kokuya dayalı sinyaller ve insan–kedi
etkileşimi alanlarında Schötz’ün görüşleri, birinci el araştırmalarla
karşılaştırılmıştır. Nicastro & Owren (2003) gibi çalışmalar, miyavların
genelde spesifik mesaj içermeyen genel dikkat çekme sinyalleri olduğunu
gösterirken[1], Schötz kitabında her miyav türünün farklı durumları ilettiği ileri
sürülür[2]. Benzer şekilde, Deputte (2021) kedilerde kulak pozisyonunu
etkileşimin kritik göstergesi bulmuş; Schötz ise genel beden dili okumasının
önemini vurgulamış olsa da, bilimsel veriler kulak duruşunun kuyruktan daha
bilgilendirici olduğunu ortaya koymuştur[3]. Olfaktör iletişimde Vitale-Shreve & Udell (2017), kimyasal
sinyallerin anne-yavru bağlanması ve stres yönetiminde önemli rol oynadığını
rapor etmiş; bu da Schötz’un feromonları “bölge işaretleme” ile sınırlı gören
bakışını genişletmektedir[4]. İnsan-kedi ilişkisinde Schötz, kedilerin insan seslerine tepki
verdiğini öne sürerken, de Mouzon ve Leboucher (2023) kedilerin görsel ve
görsel+işitsel uyaranlara yalnızca işitsel uyaranlara göre daha hızlı yanıt
verdiğini göstermiştir[5][6]. Çalışma bulguları, Schötz’un popüler anlatımı ile akademik
araştırmalar arasında kesişim ve farklılıklar olduğunu ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak, sahipler Schötz’un önerdiği pratik yaklaşımları bilimsel
verilerle dengeleyerek, kedilerin ihtiyaçlarını daha güvenilir biçimde
değerlendirebilir.
Yöntem
Bu
incelemede literatür taraması yöntemiyle kaynaklar derlenmiştir. Birinci olarak
Susanne Schötz’ün Kedilerin Gizli Dili kitabı detaylı olarak incelenmiş,
kitap içeriğinden alıntılar yapılmıştır[2].
İkinci olarak, cat communication, feline vocalization, cat
body language, cat pheromone ve cat-human interaction gibi
anahtar kelimelerle İngilizce ve Türkçe veri tabanlarında arama yapılmıştır.
Araştırmalar, öncelikle hakemli dergilerde yayımlanan özgün makalelerden
seçilmiş, özellikle kedi vokalizasyonlarını, beden dilini, koku iletişimini ve
insan–kedi ilişkisini ele alan çalışmalar taranmıştır. Örneğin Nicastro &
Owren (2003), Owens et al. (2017), Deputte (2021), Vitale-Shreve & Udell
(2017) ve de Mouzon & Leboucher (2023) gibi çalışmalar birincil
literatürden derlenmiştir[1][3][4][5].
Seçilen çalışmaların güncelliği, atıf sayısı ve doğrudan ilgili konuya
yoğunlaşması kriter alınmıştır. Kuramsal çerçeve için etoloji ve insan-hayvan
etkileşim literatürüne başvurulmuş; hayvan iletişimi teorileri bu bağlamda
yorumlanmıştır. Yazarın iddiaları ile akademik bulgular arasındaki uyumu ölçmek
amacıyla niteliksel analiz yöntemleri kullanılmıştır. Tüm atıflar, ilgili
kaynakların kendisinden değil tarama sırasında açılan belgelerden yapılmıştır.
Kuramsal
Çerçeve
Etoloji ve Hayvan İletişimi
Etoloji, hayvan
davranışlarının doğal ortamlarında incelenmesini sağlar; bu bağlamda kedilerde
iletişim, davranışsal sinyaller ve evrimsel işlevleri açısından
değerlendirilir. Tinbergen’in çalışmalarından esinlenen bir yaklaşımda, bir
sinyalcinin (kedinin) verdiği sinyaller alıcı kedi veya insan tarafından alınır
ve buna göre davranış zinciri oluşur. Kedilerde sinyal – gösterge ayrımında,
ses tonlamaları, vücut postürleri ve kimyasal işaretler ‘sender’ın bilinçli
olarak gönderdiği sinyaller olarak yorumlanabilir. İnsan–hayvan çalışmaları
ise, sahiplerin kedilerle kurduğu ilişkinin psikolojik ve sosyolojik
boyutlarını ele alır. Bu bağlamda Schötz’ün yaklaşımlarının arka planında yatan
kuramsal varsayımları anlamak için etoloji kuramlarının yanı sıra insan-hayvan
bağlanma ve iletişimiyle ilgili teorilere başvurulmuştur. Örneğin Vitale-Shreve
ve Udell (2017) Domestic Cat Behaviour kitabında, kedilerin iletişim
repertuarının çoğunun insanlar tarafından yeterince anlaşılmadığını vurgulamış,
kimyasal sinyallerin bu repertuarı tamamladığını belirtmiştir[4]. Bu tür
çalışmalarda kedilerde iletişim, çok kanallı ve karşılıklıdır; ses, beden ve
koku unsurları bir arada değerlendirilir.
İnsan–Hayvan İletişim
Kuramları
İnsan-hayvan
iletişimi çalışmalarında, kedilerin insan seslerine ve jestlerine verdiği
tepkiler önemli yer tutar. Kediler, insanların beden dilinden, yüz
ifadelerinden ve tonlamalarından etkilenebilir. Schötz gibi araştırmacılar,
kedilerin miyavlayarak insanlarla konuşma becerisi kazandığını savunurken,
bilimsel çalışmalar bu iddianın sınırlarını çizmiştir. Örneğin de Mouzon ve
Leboucher (2023), kedilerin tanımadıkları bir insana yaklaşımdaki tepkilerini
karşılaştırmalı olarak incelemiş, kedilerin görsel ve görsel+işitsel uyaranlara
sadece sesli uyaranlara göre daha hızlı yanıt verdiğini göstermiştir[5][6]. Bu,
kedilerin özellikle insan görsel sinyallerine duyarlı olduğunu; dolayısıyla
insan-kedi iletişiminde sözlü iletişimin tek başına yeterli olmadığını
göstermektedir. İnsan-hayvan etkileşim teorilerine göre, bu durum kedilerin
evrimsel olarak insan eline adapte olma sürecinin bir sonucu olabilir.
Kedi İletişim Araştırmalarının Tarihçesi
Kedilerin iletişimi üzerine sistematik araştırmalar 20. yüzyıl
ortasında başlamıştır. Ön adım sayılabilecek Charles Darwin’in 1872 tarihli Duyguların
İfadeleri eserinde kedilere değinilmesine rağmen, bilimsel odak daha çok
psikolojik ve evrimsel yapıya yöneliktir. 1944 yılında Moelk, ev kedilerinin
çıkardığı sesleri fonetik ve işlevsel açıdan inceleyen öncü bir çalışma
yayınlamıştır[7]. Moelk’e göre kedilerin vokal repertuarı üç kategoriye ayrılır: “ağzı
kapalıyken çıkarılan sesler” (ör. mırıltılar), “ağzı açık tek pozisyonda
çıkarılan sesler” (ör. tıslamalar) ve “ağzı açıkken kademeli kapatılarak
çıkarılan sesler” (ör. miyav)[7]. Brown ve arkadaşları (1978) kedilerde vokalizasyon akustiği üzerine
çalışmış, McKinley (1982) ise dokümante ettiği repertuarı kümelemelerle
sınıflandırmıştır. 2000 yılına gelindiğinde Bradshaw & Cameron-Beaumont,
kedilerin sosyal vokalizasyonları hakkında kapsamlı bir derleme yayımlamıştır
(üç kategorili düzenlemeyi Moelk’ten devralarak)[7].
2003’te Nicastro & Owren, insanlar tarafından kedi miyavlarının
sınıflandırılmasını incelemiş, meow seslerinin içsel olarak “özel bir anlama”
sahip olmaktan ziyade, genelde insan dikkatini çeken olumsuz tonlu uyarılar
olduğunu göstermiştir[1]. 2011’de Yeon ve arkadaşları, sokak (yabani) kedilerle ev kedileri
arasında stimüleye bağlı ses farklılıkları bulmuş, kedilerin sosyalleşme
düzeylerinin ses repertuarını etkilediğini rapor etmiştir. 2012 yılında Susanne
Schötz, üç kediden elde ettiği 538 vokalizasyonu içeren bir pilot çalışmayı
Fonetik konferansında sunmuştur; bu çalışmada beş vokalizasyon türü (chatter,
miaow, murmur, murmur-miaow, diğer) tanımlanmış ve en yaygın türün
“mırıldanma-miyav” olduğu (%45.7) bulunmuştur[8][9]. 2017’de Owens ve arkadaşları, feral kedilerde ton, pulsa ve broadband
olmak üzere üç ana vokal kategori tanımlamış, bunlara ait sekiz alt kategori
sunarak yüksek güvenilirlikli bir sınıflandırma sistemi önermiştir[10]. 2021’de Deputte, kulak ve kuyruk pozisyonlarına odaklanan bir
çalışmada, kediler arası etkileşimlerde kulak duruşunun etkileşim sonucunu
büyük ölçüde öngördüğünü; her iki kedinin de kulaklarını dik tuttuğu durumlarda
olumlu sonuçlar (yakın temasta bulunma vb.) gözlendiğini rapor etmiştir[3]. En güncel gelişme olarak 2023’te de Mouzon ve Leboucher, kedilerle
yürüttükleri deneylerde kedilerin görsel ve ikili (görsel+ses) iletişim
kanallarına yalnızca işitsel iletişime kıyasla daha hızlı tepki verdiğini ve
“sadece sözlü iletişimsizlik” durumunda daha fazla kuyruk salladıklarını
göstermiştir[5][6]. Bu bulgular, kedi iletişiminin çok kanallı olduğunu ve kedilerin
özellikle görsel ipuçlarına duyarlılığını vurgulamaktadır.
|
|
Susanne
Schötz’ün Bulguları
Susanne Schötz’ün Kedilerin Gizli Dili kitabı, kedi seslerini
detaylıca ele alan popüler bir kaynak olarak öne çıkmaktadır. Tanıtıma göre
yazar, kedilerin çıkardığı sesleri fonetik terimlerle analiz ederek “tüm
vokalizasyonları tanıtır, farklı durumlarda neler ifade ettiklerini açıklar ve
sahipler için pratik ipuçları verir”[2]. Kitapta, kedilerin en az beş farklı ses türü kullandığı anlatılır:
klasik miyav (miaow), gürültülü çarpıcı “chatter” (diş çıtırtısı/çamur sesi),
yumuşak mırıltı (murmur), bu ikisinin kombinasyonu (murmur-miaow),
hırlama/tıslama ve ötücü çağrılar. Örneğin chatter (telaşlı diş
çıtırtısı) ve chirp gibi av temalı seslere özel bölümler ayrılmıştır.
Schötz, bu seslerin anlamlarına dair yorumlar getirir; örneğin kedinin
miyavlamalarının belli ihtiyaçları ilettiği, pırlamasının memnuniyet veya
sakinlik işareti olduğu, hırlamasının ise saldırganlık veya korku uyarısı
olduğu ifade edilir. Ancak kitapta ağırlıklı olarak kedi sahibine yönelik bir
kılavuz dili kullanılmıştır. Yazar ayrıca beden diline de ayrıntılı yer verir;
çeşitli kuyruk duruşları, kulak pozisyonları, göz ifadeleri gibi unsurlar
üzerinden kedi psikolojisini okumaya çalışır. Feromon ve vücut kokusu yoluyla
iletişim de ele alınır; kedilerin bölgelerini işaretlemek için yanaklarını,
alınlarını sürterek koku salgıladığı ve bu yolla “hoş geldin” veya “ben buradayım”
mesajları gönderdiği anlatılır. Genel olarak Schötz, kedilerin iletişim dilleri
konusunda insan-muhabbetine vurgu yapar ve sahiplerine “dil çözücü” bir bakış
açısı sunar. Örneğin chatter ve chirp seslerini açıklarken,
Schötz avcı içgüdülerini taklit eden kısa çağrılar olarak tanımlarken[11], araştırma bildirileri de benzer tanımlamalar kullanmaktadır.
Kitaptaki anlatım, akademik dille değil, kediseverlere yönelik bir üslupla
aktarılır; ancak temel hipotez, kedilerin ses ve beden dili kombinasyonuyla
iletişim kurduğudur.
Ampirik Kanıtlar ve Karşılaştırma
Vokalizasyonlar
Schötz’ün önerdiği gibi,
akademik literatür de kedilerin karmaşık vokal repertuvarına vurgu yapar.
Schötz 2012 pilot çalışması verilerine göre 538 vokalizasyonun tipik olarak beş
gruba ayrıldığı ve en yaygın türün “mırıldanma-miyav” (RM) olduğu belirlenmiştir[8]. Tablo 2’ye göre bu gruba
246 kayıt (%45.7) düşmektedir; bunu 183 kayıtla murmur (%34.0) ve 79 kayıtla
miaow (%14.7) izlerken, chatter sadece 18 kayıt (%3.3) ve diğer tüm daha
uzun/önemsiz sesler 11 kayıt (%2.0) oluşturmuştur[8]. Bu kantitatif dağılım,
kedilerin genelde “yumuşak gürültü” tarzı sesleri (murmur) ve bunların miyav
kombinasyonunu tercih ettiğini göstermektedir. Ayrıca Patterson ve Brown (2012)
gibi çalışmalar, benzer şekilde kedilerin çok sayıda ses ürettiğini (150 civarı
farklı tonlama) kaydederek bu çeşitliliği doğrulamıştır.
Ancak Schötz’ün müzmin
iddialarından farklı olarak, bazı araştırmalar miyavların özel bir dile
dönüşmediğini göstermektedir. Nicastro & Owren (2003), insan deneklerin
farklı bağlamlardaki kedilerin miyavlarını sınıflandırma performansını
incelemiş ve “bu sonuçlar, miyavların işlevsel anlamlı referans içermediğine
işaret ederek, miyavların daha çok insanın dikkatini çeken genel, olumsuz tonlu
uyarılar olduğunu” rapor etmiştir[1]. Yani, bir kedinin
miyavlaması mutlaka “acıkma” veya “ilgi isteme” gibi sabit anlam taşımaktan
ziyade, genel olarak sahibin dikkatini çekmeye yönelik bir sinyal olarak
görülebilir. Bu bilimsel bulgu, Schötz’ün kitabında görüleceği üzere her ses
tipine belirli bir iletişimsel anlam yükleme eğilimiyle kısmen çelişebilir.
Öte yandan, Owens et al.
(2017) kedilerin seslerini “tonal, pulse ve broadband” şeklinde üç ana
kategoriye ayırmış, bu kategorileri toplam sekiz alt tipe genişletmiş ve kör
dinleyicilerle yapılan sınıflandırmalarda yüksek tutarlılık bulmuştur[10]. Bu çalışmalar, Schötz’ün
önerdiği beş türe benzer olarak, kedilerin vokalizasyonlarını sistematik
biçimde kategorileştirebileceğimizi desteklemektedir. Özellikle Owens ve
arkadaşları, niceliksel analiz ile kedilerin seslerinin seslik, titreşim
(pulse) veya geniş bant spektrumlu olarak gruplandığını ortaya koymuştur.
Schötz’ün vurguladığı chirp, chatter gibi özel türler ise bu
kategorilere entegre edilebilir.
Grafik: Schötz 2012
Çalışması – Vokalizasyon Tiplerinin Dağılımı
Schötz’ün 2012 tarihli pilot çalışmasındaki 538 vokalizasyonun dağılımı
şu şekildedir (Tablo 2’den türetilmiştir): Mırıldanma-Miyav (RM): %45.7,
Mırıldanma (R): %34.0, Miyav (M): %14.7, Chatter (C): %3.3,
Diğer (OTH): %2.0[8]. Bu grafik, kedilerin RM tipindeki yumuşak çağrıları en sık
kullandığını ve chatter türünün çok nadir olduğunu göstermektedir. (Not:
Grafik gösterimi veri tablosu şeklinde yukarıda verilmiştir.)
Beden Dili ve Görsel
Sinyaller
Schötz
kitabında kedilerin kuyruk, kulak ve göz pozisyonlarıyla duygu ifade ettiği
sıkça vurgulanır. Örneğin, dik kuyruklu kedinin selamlaştığını, kulaklarını
geri yatıranın korktuğunu öne sürer. Ancak akademik bulgular, bu işaretlerden
bazılarının beklendiği kadar belirgin olmadığını göstermektedir. Deputte (2021)
tarafından yapılan gözlem çalışmasında, kaydedilen 254 kedi–kedi etkileşiminde kuyruk
konumu çoğunlukla aşağıdaydı, bu yüzden sonuçları öngörmede kayda değer bir
etkisi olmadı[3]. Bunun
aksine, kulak duruşu etkileşim sonucu açısından kritik bulundu: Her iki
kedi de kulaklarını dik tuttuğunda, etkileşimler anlamlı biçimde olumlu (yakın
temasta bulunma, birbirine sürtünme) olurken; diğer tüm kulak
kombinasyonlarında genellikle uzaklaşma gibi olumsuz sonuçlar gözlendi[3]. Yani,
Deputte’ye göre kedilerin etkileşimlerinde kulak pozisyonu, kuyruktan
daha çok bilgi taşımaktadır.
Bu durum,
Şötz’ün popüler anlatımıyla kısmen örtüşür; Schötz da kulak, göz ve kuyruk
dilinin kedinin ruh halini yansıttığını belirtir. Ancak bilimsel çalışmalar,
özellikle kedi-kedi iletişiminde kulak duruşunun duygu işaretlemede baskın
olduğunu göstermektedir[3]. Örneğin,
Schötz bir davranışın kuyruk yukarı veya aşağı olmasından ziyade, geniş bir
beden konfigürasyonunun sonucuna odaklanırken, Deputte’nin sonuçları kulakların
duruşunun bağımsız olarak bile büyük rol oynayabileceğini ortaya koymuştur. Bu,
kedilerde beden dilini doğru yorumlamanın zorluğuna işaret eder ve Schötz’ün
önerilerini detaylıca irdeleyen akademik çalışmalarda “kulak-odaklı” okumalar
öne çıkar.
Kimyasal İletişim (Feromonlar)
Schötz
kitabında kedilerin feromonlar yoluyla bölgelerini işaretlediği, yanaklarını
sürterek “hoş geldin” ve “ben oradayım” mesajları verdiği anlatılır. Bu iddia,
bilimsel literatürde geniş karşılık bulur. Vitale-Shreve ve Udell’in (2017)
derlemesinde, kedilerin kimyasal sinyallerinin özellikle anne-yavru ilişkisi ve
kedi-kedi sosyal bağlanmasında önemli rol oynadığı vurgulanır[4]. Ayrıca bu
sinyallerin kedinin stres düzeyini azalttığı, ortamına alışmasına yardımcı
olduğu belirtilir[4]. Örneğin anne
kediler feromonları kullanarak yavrularını rahatlatabilir; benzer şekilde
sürtünme kokuları kedinin bulunduğu ortamı “güvenli” kılabilir. Bu sonuçlar,
Schötz’ün feromonları ağırlıklı olarak bölge işaretleme aracı olarak
göstermesini genişletir: Akademik kaynaklar feromonların kedi refahı için de
kullanışlı olduğunu ortaya koymuştur.
İnsan–Kedi İletişimi
Schötz, kedilerin
insanla konuşabileceğini ve insan ses tonlamalarına göre tepkiler
oluşturabileceğini öne sürer. Kitapta insan seslerine dair bölümlerde,
sahiplerin mimik ve ton farklılıklarını kullanarak kedileri daha iyi
anlayabilecekleri belirtilir. Ancak araştırmalar, insan–kedi iletişimindeki
asıl etkileşim kanallarının görsel ipuçlarında yattığını göstermektedir. de
Mouzon ve Leboucher (2023), tanımadığı bir insanla yapılan deneyde kedilerin
verdiği tepkileri ölçerek, kedilerin görsel ve görsel+işitsel
iletişim biçimlerine tek başına sözlü iletişimden daha hızlı
yaklaştığını bulmuştur[5]. Kontrol (hiç işaret
verilmemesi) koşulunda ise kediler daha çok huzursuzluk belirtisi olarak kuyruk
sallamışlardır. Sonuç olarak araştırmacılar, “kediler tanımadıkları insanların
ilettiği görsel ve karma (bimodal) sinyallere sesli mesajlara göre bariz bir
öncelik göstermektedir” sonucuna ulaşmıştır[5][6]. Bu bulgu, Schötz’ün
kedilerle iletişim önerileri arasında da yer alan “farklı duyusal kanalları
(ses, jest, bakış) birlikte kullanma” fikrini destekler. Aynı çalışmanın
sonuçlarına göre, yalnızca sözlü sinyaller vermek kedileri beklenen şekilde
etkilemeyebilir; yüz ifadesi ve beden dili gibi görsel bileşenler ihmal
edilmemelidir.
Ayrıca Van de Weijer ve
Schötz’ün ileri sürdüğü (2005 sonrası) insan-miyav tonlaması algısı üzerine
araştırmalar, kedilerin ses tonundan bazı duygusal ipuçları alabildiğini
gösterse de henüz kesin kodlar belirleyememiştir. Nicastro ve arkadaşlarının
bulguları, insanlar kedilerin seslerini kesinlikle kategorize edemese de
deneyim kazandıkça bazı farklılıkları ayırt edebildiğini ileri sürer. Bu da
Schötz’ün “kedilerin verdiği her ses anlamlı mesajdır” görüşünü ılımlı şekilde
onaylarken, insan değerlendirmeinde tam bir başarı olmadığını işaret eder.
Pratik Öneriler ve Sahipler İçin Sonuçlar
Akademik bulgular ve Schötz’ün önerileri birlikte ele alındığında, kedi
sahiplerine yönelik bazı çıkarımlar yapılabilir:
- Çok kanallı iletişim: Kedilerle
konuşurken sadece miyavlamalarına odaklanmak yeterli değildir. de Mouzon
& Leboucher’nin çalışması kedilerin görsel bileşenlere (örneğin el
hareketi, göz teması) sesli uyaranlardan çok daha hızlı yanıt verdiğini
göstermiştir[5][6]. Bu nedenle kedilerle iletişimde sakin bir ses tonu kullanmanın
yanı sıra, kollarınızı nazikçe açmak, yavaşça göz göze gelmek ve
bakışlarla yaklaşmak gibi görsel sinyaller de önemlidir.
- Sesleri dikkatle yorumlama: Schötz, her
miyavın farklı bir anlamı olabileceğini savunsa da, Nicastro &
Owren’in bulguları her miyavın belirgin bir “dil yapısı” taşımadığını
göstermiştir[1]. Bir kedinin miyavlaması çoğunlukla dikkat çekme amaçlıdır.
Sahipler, miyavlama yoğunlaştığında kedisinin ilgi veya bakım istediğini
düşünebilir; fakat aynı durumun her miyavda aynı sonucu vermeyebileceğini,
kedinin çevresel faktörleri (örneğin açlık, can sıkıntısı) da hesaba
katmak gerektiğini unutmamalıdır.
- Beden diline özen gösterme: Deputte’nin
bulguları, kedilerde kulak pozisyonunun iyi bir gösterge olduğunu
ortaya koyar[3]. Dostane bir yaklaşımda kulaklar dik tutulurken, kulakların geri
çekilmesi genellikle stres veya korku belirtisidir. Kedinizin kuyruk
sallama, tüy kabartma gibi davranışlarını da gözlemleyin; ancak unutmayın
ki çoğu kedi etkileşmelerde kuyruklarını alçak tutar[3], dolayısıyla şiddetli tüysel tepki veya zıtlaşma yoksa kuyruk
konumuna çok yüklenmeyin. Kedinin rahatlayıp rahatlamadığını anlamak için
kulak ve gözlerdeki ifade değişikliklerine odaklanın.
- Çevresel feromonların kullanımı:
Vitale-Shreve & Udell (2017) çalışması, kedilerin kimyasal sinyallerle
kendilerini güvende hissederek stresini azalttığını göstermektedir[4]. Evde stresli bir kedi için (uyaran fazlaysa ya da yeni bir ev
ortamında) piyasada bulunan kedi feromon spreyi veya difüzörleri
kullanılabilir. Bu önlem, kedinin kendisini “evine ait” hissetmesine
yardımcı olabilir.
- Etik ve saygı: Kedilerle iletişimde her
zaman nazik ve sabırlı olunmalıdır. Kediyi asla fiziksel olarak
korkutmayın veya zorlamayın. Örneğin Schötz’un kitabında kedilerin
kulaklarını okşamanın agresyonu bastırabileceği söylenebilir, ancak her
kedi farklı olduğundan zorlamadan önce kuyruğu doğrulayıp doğrulatmayacağı
gözlenmelidir. Sahipler, kedilerini aşırı antropomorfize etmekten
kaçınmalı ve onların doğal davranışlarına saygı duymalıdır. Eğer kedi sert
davranış sergiliyorsa geri çekilmek en doğru yaklaşımdır. Tüm bu noktalar,
hem Schötz’un “sevgi ve anlayış” vurgusuyla hem de bilimsel etik anlayışla
uyumludur.
Etik
Değerlendirmeler
Kedi iletişimi konusunda etik hususlardan biri, anlam yükleme
tuzağından kaçınmaktır. Sahipler, bir kedinin çıkardığı her sesi insan
dilinde kesin bir karşılığa dönüştürmeye çalışmamalıdır; bu, kedilerin
davranışını yanlış yorumlama ve gereksiz endişeye yol açabilir. Bilim insanları
da kedilerle çalışma yaparken hayvan refahına dikkat eder; örneğin de Mouzon
& Leboucher deneyinde kediler yalnızca doğal ortamlarında gözlemlenmiş,
asla fiziksel müdahaleye maruz bırakılmamıştır[5].
Bir diğer etik boyut, koruyucu ve pozitif etkileşim sağlama
sorumluluğudur. Kedilerin ilettikleri sinyaller (ses, beden dili, koku) doğru
anlaşılmalıdır; yanlış anlaşılmalar, kedinin yaşam kalitesini düşürebilir.
Örneğin hırlamayı “kedi seni sevmedi” şeklinde antropomorfize etmek yerine,
kedinin streste olduğunu veya kaçmak istediğini anlamak daha uygundur. Bu
anlayışla eğitim ve iletişim yöntemleri, kedinin davranışsal ihtiyaçlarını
karşılamaya yönelik olmalıdır. Ayrıca araştırmalarda kullanılacak kediler insani
şekilde tutulmalı, sosyalleştirilmiş olmalı ve çalışmalar etik kurallara uygun
şekilde onaylanmalıdır.
Tüm bu değerlendirmeler, kedilerle etkileşimde hem sahip hem
araştırmacının saygı, gözlem ve empatiye dayanması gerektiğini
göstermektedir. Hem Schötz’ün önerileri hem de akademik bulgular, kediyi aktif
bir iletişim ortağı olarak kabul etmeyi ve onun dünyasını anlamayı teşvik eder.
Sonuç
Susanne
Schötz’ün Kedilerin Gizli Dili kitabı, kedi severlere yönelik zengin bir
iletişim rehberidir. Kitapta sunulan gözlemler ve öneriler, kedilerin ses,
beden ve koku iletişimlerine dair genel bir bakış sağlamaktadır[2].
Yapılan analizde, Schötz’ün bazı çıkarımlarının literatürde güçlü temelleri
olduğu, bazılarının ise abartılı ya da yetersiz desteklendiği görülmüştür.
Örneğin kedilerin çok çeşitli sesler çıkararak (miyav, hırlama, pırlama vb.)
iletişim kurduğu ve bu seslerin genel anlamda önemli olduğu konusunda literatür
hemfikirdir; ancak her miyavın “dil gibi” net bir anlamı olduğu fikri, Nicastro
& Owren’ın (2003) çalışması tarafından sınırlanmıştır[1].
Beden dili bağlamında Schötz’ün vurguladığı birçok unsur, bilimsel gözlemle
desteklense de (örneğin dik kulakların olumlu duyguyu yansıtması), akademik
çalışmaların kulak pozisyonuna bedenin diğer öğelerinden daha öncelik verdiğini
göstermesi önemlidir[3].
Olfaktör iletişimde ise Schötz’un genel anlatımı bilimsel literatürle paralel
olmakla birlikte, çalışmalar feromonların sadece bölge işaretlemede değil, aynı
zamanda sosyal güven ve stres yönetiminde kritik rol oynadığını ortaya
koymuştur[4].
İnsan-kedi iletişiminde ise Schötz’ün odaklandığı ses tonu ve göz teması gibi
unsurlar, en yeni araştırmalar tarafından desteklenmekte; fakat ses kullanımı
tek başına yeterli bulunmamaktadır[5][6].
Genel
olarak, Schötz’ün çalışması kedilerle ilgilenenler için değerli gözlemler
sunarken, bilimsel literatür bu gözlemlere eleştirel bir perspektif
kazandırmıştır. Sahipler için önerilen pratik yöntemler (sabırlı dinleme, çoklu
duyusal iletişim kullanma, feromonlardan yararlanma vb.) bilimsel bulgularla
büyük ölçüde örtüşür; fakat terapötik bakımdan, kedinin sinyallerinin aşırı
yorumlanmaması gerektiği de akademik araştırmalarla vurgulanmıştır. Gelecekteki
çalışmalar, kedi iletişiminin mekanizmalarını daha da netleştirecek; kedilerle
evrensel bir dil oluşturmak zor görünse de, bu tür analizler insan-kedi
ilişkisinin niteliğini iyileirmek için bilimsel dayanak sağlayacaktır.
Kaynakça: Bu makalede atıflarla belirtilen tüm çalışmalar hakemli dergilerden
veya tanınmış konferans bildirilerinden alınmıştır[7][1][8][3][4][5].
(Susanne Schötz’ün kitabi Şötz, S. *Kedilerin Gizli Dili. * [Kitap],
2018’de yayımlanmıştır.)
https://gwern.net/doc/cat/psychology/2003-nicastro.pdf
[2]
Kahakai Kitchen: The Book Tour Stops Here: A Review of "The Secret
Language of Cats" by Susanne Schotz, Served with a Recipe for Baked Salmon
(with Coconut-Tomato Sauce & Without)
http://kahakaikitchen.blogspot.com/2018/11/the-book-tour-stops-here-review-of_28.html
[3]
Heads and Tails: An Analysis of Visual Signals in Cats, Felis catus
https://www.mdpi.com/2076-2615/11/9/2752
[4]
Stress, security, and scent: The influence of chemical signals on the social
lives of domestic cats and implications for applied settings | Human-Animal
Interaction Lab
https://thehumananimalbond.com/2017/01/05/scent-cats/
[5]
[6]
(PDF) Multimodal Communication in the Human–Cat Relationship: A Pilot Study
https://lucris.lub.lu.se/ws/files/5449443/3350432.pdf
[10]
(PDF) Visual classification of feral cat Felis silvestris catus vocalizations
[11]
Vocal Interactivity in-and-between Humans, Animals and Robots 2017 Proceedings

Leave a Comment