Testosteron: Bir Hormonun Anatomisi Üzerine Yüksek Lisans Düzeyinde İnceleme
Testosteron: Bir Hormonun Anatomisi Üzerine Yüksek Lisans Düzeyinde İnceleme
Giriş
Testosteron, hayvanlar dünyasında ve
insanlarda beden ile davranış üzerindeki çok boyutlu etkileri nedeniyle son
yıllarda yoğun şekilde tartışılan bir konudur. Carole Hooven’in Testosteron:
Bir Hormonun Anatomisi adlı kitabı da, bu güçlü hormonun fiziksel ve
psikolojik rolünü vurgulayan bir popüler bilim eseridir. Kitabında Hooven,
erkek-kadın davranış farklılıklarında testosteronun belirleyici olduğunu iddia
etmiş ve sosyal açıklamalara karşı biyolojik kanıtlar sunmayı amaçlamıştır. Bu
inceleme yazısında ise Hooven’in görüşleri güncel bilimsel veriler ışığında ele
alınacak; testosteronun biyolojik temelleri, erkek ve kadın bedenlerindeki
farklı etkileri ve agresyon, libido, rekabet, risk alma gibi davranışsal
sonuçları kapsamlı literatür destekli olarak irdelenecektir. Özellikle
Hooven’in evrimsel biyoloji temelli açıklamaları ile toplumsal cinsiyet
tartışmalarındaki yeri (feminizm, biyolojik determinizm, toplumsal inşa
perspektifleri) eleştirel bir yaklaşımla değerlendirilecektir[1][2].
Kavramlar ve yöntem:
Testosteron bir steroid hormondur ve hem organizmanın gelişiminde hem de
erişkin fizyolojisinde rol oynar. Bu yazıda biyolojik bilimlerden moleküler ve
davranışsal çalışmalar, sosyal bilimlerden de toplumsal cinsiyet ve ideoloji
literatürü referans alınacaktır. Tüm iddialar, öncelikle saygın bilimsel
dergilerde yayınlanan çalışmalarla desteklenerek ele alınacaktır.
Testosteronun Biyolojik
Temelleri
Testosteron, temel olarak testis ve ovaryumlardan salgılanan bir androjen
steroid hormonudur (C19H28O2). Üretimi hipotalamus-hipofiz-yumurtalık/testis
ekseni tarafından düzenlenir. Hipotalamustan açığa çıkan GnRH uyarısıyla
hipofiz ön lobu FSH ve LH hormonlarını salgılar; LH kan dolaşımındaki
testiküler Leydig hücrelerini uyararak testosteron üretimine yol açar.
Kadınlarda ovaryum ve adrenal bezlerden az miktarda salgılanan testosteron,
erkeklerden ortalama 7–10 kat daha düşüktür[3][4]. Örneğin
klinik referans aralığına göre erişkin erkeklerin kan testosteron düzeyi 6–27
nmol/L iken, kadınlarda bu değer genellikle 0–2.7 nmol/L’nin altındadır[3]. Bu da
erkeklerin en düşük seviyesinin, kadınların en yüksek seviyesinden yaklaşık 10
kat daha yükseğe ulaştığını gösterir[4].
Testosteron önemli bir anabolik hormondur: kas gelişimi, kemik
yoğunluğu, kırmızı kan hücresi üretimi ve saç büyümesi gibi birçok fiziksel
özelliği etkiler. Ayrıca testosteron vücuttaki hücrelere etki etmek üzere
androjen reseptörüne bağlanır. Örneğin Androjen Direnci Sendromu (CAIS)
olan XY genotipli bireyler, fonksiyonel androjen reseptörü taşımadıklarından
fizyolojik olarak dişi fenotipi sergilerler[5]. Bu
durum, testosteronun erkek- dişi cinsiyet farklılaşmasında kritik role sahip
olduğunu doğrular[6]. Ayrıca
testesteron aromataz enzimi aracılığıyla östrojene veya 5-α-redüktazla
dihidrotestosterona (DHT) çevrilebilir; bu metabolitler de farklı doku ve
organlarda ek etkiler sağlar (örneğin DHT, embriyonik dönemde penis gelişiminde
etkilidir). Özetle, testosteronın biyosentezi ve etkileri çok katmanlıdır ve
hem organizasyonel (gebelik öncesi gelişim) hem de aktivasyonel (erişkin
dönemde geçici) sonuçları vardır.
Erkek ve Kadın
Bedenlerindeki Farklı Etkiler
Testosteron erkeklerde ve kadınlarda farklı konsantrasyonlarda bulunur
ve etkileri cinsiyete göre kısmen değişir. Erkeklerde testis kaynaklı yüksek
testosteron seviyesi, özellikle ergenlikte kas kütlesi artışı, ses
kalınlaşması, sakal ve göğüs kıllarının çıkması gibi ikincil cinsiyet
özelliklerinin gelişimini tetikler. Kadınlarda ise çok daha düşük düzeydeki
testosteron, yağ dağılımı, kemik sağlığı ve libido üzerinde rol oynar. Örneğin
polikistik over sendromu (PKOS) olan kadınlarda yükselen testosteron ekspreksiyonu
görülür ve bu kadınlar erkeklerde görülen bazı özellikleri (aşırı kıllanma, kas
gücünde artış vb.) kazanabilir. Hatta bir İsveç çalışması, elit kadın
atletlerin %37’sinde PKOS tespit etmiş (genel popülasyondakinin yaklaşık 3
katı)[7].
Bu da kadın sporculardaki üstün performansta testosteron artışının rolünü
düşündürür.
Genetik ve hormonal farklılıklar da kadın-erkek rollerini etkiler.
Örneğin erkek genotipli (XY) ancak 5-α redüktaz enzim eksikliği nedeniyle DHT
üretimi azalan bireylerde, çocuklukta kız olarak yetiştirilenlerin bir kısmı
ergenlikle birlikte erkek kimliğine geçiş yapar[6].
Dahi CAIS vakalarında (XY ve yüksek testosterona rağmen androjen
reseptörü olmayanlar), birey tamamen dişi dış genitali ve iç organlarına sahip
olarak doğar[6].
Bu gözlemler, biyolojik gelişimde testosteronun merkezi rolünü kanıtlar.
Roney’e göre bu tür vakalar “T’nin erkek-typical cinsiyet farklılaşmasında
güçlü kanıt” sunar[6].
Özetle erkeklerde yüksek testosteron kas-iskelet ve üreme sistemi üzerinde
belirgin etkiler gösterirken, kadınlarda düşük düzey testosteron sinir sistemi
ve metabolik süreçlerde rol oynar.
Testosteronun Davranışsal
Etkileri
Testosteronun davranışları şekillendirmedeki rolü hem popüler hem de
bilimsel tartışmalara konu olmuştur. Bu bölümde agresyon, cinsel arzu (libido),
rekabet ve risk alma davranışları bağlamında en güncel bulgular incelenecektir.
Agresyon: Geleneksel görüş testosteronun
erkeklerde saldırganlığı artırdığı yönündedir. Örneğin Batrinos (2012),
testosteronun beyin merkezlerindeki etkileriyle saldırganlık ve rekabetçiliği
artırdığını; saldırgan bireylerin (örn. şiddet suçluları) kan testosteronunun
daha yüksek olduğunu ifade etmiştir[8]. Bu
derlemede ayrıca sportif rekabetler sırasında kazananların testosteron
seviyelerinin yükseldiği bildirilmiştir[8]. Ancak
yeni meta-analizler bu ilişkinin çok daha zayıf olduğunu göstermektedir.
Geniole ve arkadaşlarının kapsamlı meta-analizinde, erkeklerde bazal
testosteron ile agresyon arasında çok küçük bir korelasyon saptanmış (r≈0.07)
ve kadınlarda neredeyse hiçbir korelasyon yoktu (r≈0.002)[9].
Testosteronun laboratuvarda manipüle edilmesi ile saldırganlık arasındaki
etkiler de ihmal edilebilir düzeyde bulunmuş (etki büyüklüğü r≈0.046, anlamlı
değil)[10].
Roney’nin değerlendirmesine göre, birçok insan çalışmasında testosteron ve
agresif eğilimler arasındaki “birey içi” ilişki çok zayıftır; bu da
testosteronun etkisinin abartıldığına dair eleştirilere neden olmuştur[11]. Özetle,
modern araştırmalar testosteronun agresyonu arttırabileceğini kabul etmekle
birlikte, bu etkinin insanlarda sınırlı olduğu vurgulanmaktadır[10][11].
Cinsel Arzu (Libido): Testosteron genellikle
erkeklerde libidonun başlıca hormonu sayılır. Gerçekten de çok düşük
testosteron seviyelerine sahip erkeklerde hormon replasmanının cinsel isteği
artırdığı bilinmektedir[12]. Hooven
da kitabında “erkeklerde çok düşükten normale büyük artış libidoyu artırır”
demektedir[13]. Ancak
Roney’nin belirttiği gibi, normal seviyeden yüksek doz testosteronun libidoya
ek bir etkisi yoktur[13]. Yani
testosteronun seksüel iştah üzerindeki ilişkisi eşikseldir: yeterli
minimum düzey libido için gereklidir, ama üzerindeki artışlar kaydadeğer fark
yaratmaz. Evrimsel açıdan da, insanların gizli ovulasyon ve tek eşli ilişki
evrimi, erkeklerde libidonun zamanla düzenli olarak aktif kalmasını sağlamıştır[12].
Dolayısıyla, erkeklerde libidoyu etkileyen hormonal-hayvan ötesi karmaşık bir
sistem vardır; sadece testosteron değil, hipofiz hormonları ve sosyal normlar
da işin içindedir.
Rekabet (Sosyal Statü): Testosteron
kazananlarda yükselme mekanıyla ünlenmiştir. Hem saha deneyleri hem doğal
gözlemlerde, rekabet veya oyun kazanımı sonrası erkeklerin kan testosteronunun
ortalamada arttığı görülmüştür[8]. Bu
bulgu, testosteronun sosyal statü kazanımı ve rakiplere karşı üstünlük
arayışına bağlanır. Örneğin Roney, kazananlar üzerinde yapılan deneysel
çalışmalarda katılımcıların testosteronunun belirgin şekilde yükseldiğini rapor
etmiştir[8].
Testosteronun rekabeti teşvik ettiği fikri, evrimsel psikolojide erkeklerin eş
seçimi bağlamında kazanmaya yönelik stratejileri geliştirip davranışlarını
şekillendirdiği biçiminde yorumlanır. Ancak yine de önemle vurgulamak gerekir
ki bu artış genellikle geçici olup tüm davranışı belirlemez; sosyal çevre,
öğrenme ve kontrol edici hormonlar (ör. kortizol) da devreye girer.
Risk Alma Davranışı: Yüksek testosteronun risk
alma eğilimiyle ilişkili olduğu gösterilmiştir. Örneğin finansal kararlar
bağlamında Apicella ve arkadaşlarının çalışmasında, testosteron düzeyi
ortalamanın 1 standart sapma üzerinde olan erkekler, riskli bir yatırım oyununa
ortalamadan %12 daha fazla para yatırmıştır[14]. Ayrıca
testosteron, genel olarak hayatta kalma ve üreme açısından fırsat getirebilecek
riskli davranışlarla (avcılık, rekabet, cinsel partner sayısı vs.) bağlantılı
düşünülmüştür. Bir bakıma testosteron, cinsel seçilimde “yüksek ödüllü ama
tehlikeli” stratejilerin hormonel karşılığı olabilir. Fakat yine bu alanda da
nedensellik net değildir; kortizol gibi diğer hormonlar etkileşimde rol oynar[15]. Ayrıca
her zaman belirtildiği gibi, kültürel normlar ve öğrenme de risk tercihlerini
şekillendirir. Özet olarak, bilimsel çalışmalar testosteron ve risk alma
arasında pozitif bir ilişki olduğunu göstermektedir[16][14]; ancak
bu ilişkinin mekanizması hem biyolojik hem sosyal faktörlerle karmaşık bir ağın
sonucudur.
Evrimsel Biyoloji ve
Testosteron
Hooven kitabında evrimsel biyoloji perspektifine geniş yer verir.
Evrimsel psikolojinin öngörüsü, erkekler ve kadınlar arasındaki davranış
farklılıklarının temelde üreme stratejilerinden kaynaklandığıdır. Bu bağlamda
Trivers’in “üreme yatırımı” kuramı sık kullanılır: Dişi gebeliğin yüksek
maliyeti nedeniyle daha seçici olur, erkek ise daha çok sayıda yavru yapmaya
yönelik riskli stratejiler geliştirir. Bu stratejilerde testosteron “motors”
görevi görür. Hooven, erkeklerde yüksek testosteronu “rekabetçi ve risk alan”
erkeklik karakterinin anahtarı olarak görür. Gerçekten de hayvan çalışmalarında
testesteronun cinsel seçilimle tutarlı rolleri vardır. Örneğin harem kuran
hayvanlarda baskın erkeğin yüksek T’si hem saldırganlık hem de sperm üretimini
artırır; üreme sezonu dışında T düşürülür.
Hooven, insanlarda da evrimsel uyumlarla testosteron arasında bağlantı
kurar. Roney’e göre Hooven, baba-çocuk bakımı (paternal provisioning)
hipotezine değinerek, erkeklerin evrimsel olarak eşleştikten sonra testosteron
seviyelerinin düştüğünü ve bu sayede başka partner arayışının azaldığını
belirtir[17]. Nitekim
literatürde evli veya baba olmuş erkeklerde uzun dönemde ortalama testosteron
düşüşü gözlenmiştir[17]. Alvarado
ve ark. (2015) çalışması ise, Tarım toplumunda çocuk sahibi erkeklerin iş yükü
arttığında kas kütlesi yükseldiğini (güçlenme olduğunu) ancak bu esnada
testosteronun azaldığını göstermiştir[18]. Bu
bulguya göre insanda “Testosteron–kas ilişkisi” primatlardan farklı
evrilmiştir: Erkekler babalık rolünü üstlenince fiziksel güçlerini sürdürecek
diğer mekanizmalar devreye girerken, testosteronun kas yapıcı etkisi görece
zayıflamıştır[18].
Buna benzer şekilde, Hooven dolu yumurtlama (concealed ovulation) ve
sürekli çift bağlanma evrimi nedeniyle erkek libidosunun her zaman aktif
kalmaya evrildiğini öne sürer[12]. Roney’a
göre de Hooven, normalden düşük testosteronun libidoyu sıfıra çektiğini, ancak
erkeklerin çoğunun sağlıklı normal düzeyde testosteronla sürekli cinsel isteğe
sahip olabildiklerini belirtir[12][13]. Özetle
evrimsel bakışa göre testosteron, üreme başarısını maksimize eden stratejilerle
uyumlu bir hormon olarak görülür. Ancak modern insan toplumunda sosyal yapı ve
kültür de bu etkileşimi değiştirebilir. Her iki yazar da -çoğunlukla Hooven’in
dile getirdiği gibi- testosteronun evrimsel olarak şekillenmiş güçlü itici
güçler içerdiğini savunurken, Fine gibi eleştirmenler bu süreci çok daha esnek
bir şekilde yorumlamaktadır[19][20].
Toplumsal Cinsiyet
Tartışmalarında Testosteron
Testosteron tartışmaları sadece biyolojide kalmamış, toplumsal cinsiyet
ve feminist teorilerde de önemli bir çatışma noktası oluşturmuştur. Hooven,
kitabında feministlerin ve bazı bilim insanlarının cinsiyet farklarını tamamen
sosyal etkilerle açıklama eğiliminde olduğunu eleştirir. Örneğin Sağlıklı
Finansların Web Sitesi’nde Hooven’e göre “bazı antropologlar aile yapısı ve
cinsiyet rolleri sapmış örnekleri ezip bir de ‘toz kondurmazlar’”[21].
Oysa Hooven, biyolojinin de toplumsal sonuçları şekillendirebileceğini
vurgular. Ancak toplumsal bilimciler ve bazı feminist bilim insanları, bu tür
biyolojik determinizmin tehlikeli olabileceği görüşündedir.
Saguy ve arkadaşları gibi araştırmacılar, biyolojik temelli cinsiyet
görüşünün toplumsal eşitsizliği pekiştirdiğini savunur[2].
Saguy ve ark., bilim insanlarının bile kadın ve erkeği ayrı “türler” olarak
algıladığını, oysa araştırmaların beyin işlevi, hormon düzeyi ve kişilikte
cinsiyetler arası kategorik farklılıkları desteklemediğini vurgular[2].
Yani, klasik rollerin biyoloji tarafından bağlandığı savı, toplumsal cinsiyet
eşitsizliklerinin ideolojik temellerini güçlendirebilir. Cordelia Fine gibi
feminist eleştirmenler de “Testosteron Rex” terimiyle bu bakışın
basitleştiriciliğini eleştirir. Fine’a göre evrim ve hormonlar, insanlarda çok
daha esnek ve çeşitlilik sunan cinsiyet rolleri yaratabilir[20].
Örneğin Aeon’da Fine, “popüler Testosteron Rex hikayesi çok basit” diyerek,
cinsiyet rollerindeki farklılıkların yalnızca güçlü hormon etkileriyle
açıklanamayacağını belirtir[20][22].
Hooven ise sosyal normların ve çevrenin davranışları şekillendirdiğini
inkâr etmez. Aslında Hooven görüşlerini tartıştığı bir makalede “çevrenin
davranışları derinden etkilediğine katılıyorum; erkek ve kadın davranışları
değişkendir” demiştir[23].
Ancak Hooven bu çevresel etkilere rağmen, cinsiyet farklılıklarının kökeninde
genetik ve hormonal yönelimlerin olduğunu savunur. Fairer Disputations’ta
Lawford-Smith ve Phelan’in eleştirisi de buna işaret eder: Hooven kitabında
zaman zaman kültürel etkiye değinse de, “sosyalizasyonun olası açıklamalarını
ayrıntılı tartışmaktan kaçınmak”la ve sonuçta “Testosteron Rex’i yeniden
üreterek feminist eleştirilere yanıt vermemekle” suçlanmıştır[24][25].
Örneğin Hooven kitabında, saldırganlık farklılıkları için “sosyal faktörlerin
hormonlarca öngörülen farkları rastlantı eseri yeniden ürettiği açıktır”
derken, aynı zamanda “bu farklılıkları yaratan eğilimlerin kültürden önce var
olduğunu ve testosterondan kaynaklandığını” savunur[24][26].
Bu yaklaşım, birçok eleştirmen tarafından biyolojik determinizme fazla
yaklaşmakla değerlendirilir.
Sonuç olarak, Hooven’in bakışı biyoloji ile sosyolojiyi bir arada ele
alsa da, sosyal bilimler alanında “Nöroseksizm” olarak adlandırılan eleştiriye
maruz kalmıştır. Bu eleştirilerde, cinsiyet rolleri ve davranışlarının büyük
ölçüde toplumsal inşa olduğu, biyolojik açıklamaların cinsiyet eşitsizliğini
meşrulaştırabileceği vurgulanır[2][22].
Hooven ise bunu tarihsel olarak biyolojinin kötüye kullanımına bağlayıp,
bilimin doğru anlaşılarak toplumsal sorunlara daha iyi çözümler üretebileceğini
savunur[27][28].
Yine de güncel literatürde, biyoloji ile sosyal faktörlerin iç içe geçtiğini
gösteren pek çok çalışma vardır; egemen görüş artık “sadece testosteron değil,
biyolojik ve kültürel bileşenlerin birlikte açıklayıcı olduğu” yönündedir.
Hooven’in kitabı bu tartışmada bilimsel bir perspektif eklemekte, fakat bazı
aşırı genellemeleri ve sosyal faktör vurgusunun zayıf kalışı eleştirilere yol
açmıştır[24][29].
Tartışma
Carole
Hooven’in Testosteron: Bir Hormonun Anatomisi adlı eserinde ileri
sürdüğü pek çok iddia güncel veriler ışığında kısmen desteklenmekle birlikte,
bazı yönleri daha karmaşık olarak görülmektedir. Biyolojik açıdan erkekler ile
kadınlar arasındaki hormon düzeylerindeki fark ve bunun fizyolojik etkileri kesindir[3][4]. Ergenlikteki testesteron artışı, cinsel gelişim ve kas kütlesi gibi
ikincil cinsiyet özelliklerini belirgin kılar. Ancak davranışsal alanda yapılan
çok sayıda çalışma, testosteronun insan psikolojisine etkisinin zor koşullarda
ortaya çıktığını göstermektedir. Agresyonda ve risk alma davranışında
testosteron-bağlantılı sonuçların çoğu ufak korelasyonlardır[10][8]. Egzersiz ya da güç testlerinde de, erkeklerin üstün performansının
tamamının testosterona bağlanamayacağı anlaşılmıştır. Örneğin Alvarado ve
ark.’nın gözlemleri, erkeklerin baba olduktan sonra fiziksel güçlerini
arttırabildiğini ve testosteron düşüşünün kas kuvvetini belirgin biçimde
etkilemediğini ortaya koymuştur[18]. Bu gibi bulgular, steroid hormonların insanlarda primatlardan farklı
şekilde evrildiğini gösterir. Diğer yandan, Hooven’in belirttiği gibi esir
insanlarda, eunuklarda veya genetik bozukluk vakalarında testosteron eksikliği
bariz fenotipik değişikliklere yol açar[6]. Dolayısıyla testosteron hem organizasyonel hem aktivasyonel düzeyde
önemli bir rol oynar, ancak özellikle organizasyonel etkilerini insanlarda
doğrudan deneysel olarak test etmek zordur. Bu yüzden testosteronun tüm
etkilerini açıklığa kavuşturmak hala araştırma gerektiren bir alandır.
Toplumsal cinsiyet
bağlamında bakıldığında Hooven’in biyolojik açıklamalara yönelmesi, feminist
çevrelerde ve sosyal bilimlerde tartışma yaratmaktadır. Çağdaş cinsiyet
kuramcıları, cinsiyet farklarının yaratılmış normlar ve güç ilişkileriyle
güçlendiğini vurgularlar[2][20]. Bu çerçevede, Hooven’in iddiaları bazen “biyolojik determinist”
olarak değerlendirilmiş ve cinsiyet eşitsizliğini doğal göstermemek yönünde
eleştirilmiştir. Öte yandan Hooven, biyolojik bulguları yeniden yorumlayarak
cinsiyet eşitliği ve güvenli toplum için harekete geçilmesi gerektiğini de
söylemiştir[27]. Akademik zeminde bu konuda uzlaşma, biyolojik verilerin ne kadar
karşılaştırmalı ve ne kadar yorumlanabilir olduğuna dair tartışmayla
sürecektir.
Sonuç
Bu
incelemede Hooven’in Testosteron kitabındaki temel iddialar ve güncel
bilimsel literatür karşılaştırılmıştır. Testosteronun vücut üzerindeki rolleri
açıkça önem taşımakta; kas yapımı, cinsel gelişim ve belirli davranış
özellikleri üzerindeki etkileri embriyodan erişkin döneme kadar devam
etmektedir. Fakat insan davranışlarını anlamada sadece hormonları merkeze almak
da eksik kalabilir. Sonuçta agresyon, libido, rekabet ve risk alma gibi
karmaşık davranışlarda biyolojik, psikolojik ve sosyokültürel etkenlerin her
biri kısmen rol oynar. Hooven’in yaptığı gibi biyolojik örüntüleri vurgulamak
bilimsel bir gereklilik olmakla birlikte, bunları toplumsal bağlamdan tamamen
koparmak hata olur. Güncel çalışmalar, cinsiyet farklılıklarının oluşmasında
hem genetik-epigenetik faktörler hem de sosyal deneyimin birlikte katkı
sağladığını göstermektedir. Akademik literatürde cinsiyet ve hormon tartışması,
biyoloji ve sosyal bilimlerin etkileşimli bakış açılarıyla zenginleşmektedir.
Sonuç olarak, Hooven’in kitabı bu tartışmalara zengin bir örnek sağlasa da, bilimsel
literatür tüm perspektifleri göz önünde bulundurarak dengeli analizler yapmayı
zorunlu kılmaktadır.
Kaynaklar (APA
stili):
- Apicella, C. L., Dreber, A., Campbell, B., Gray, P. B., Hoffman,
M., & Little, A. C. (2008). Testosterone and financial risk
preferences. Evolution and Human Behavior, 29(6), 384–390.
https://doi.org/10.1016/j.evolhumbehav.2008.07.001
- Batrinos, M. L. (2012). Testosterone and aggressive behavior in
man. International Journal of Endocrinology and Metabolism, 10(3),
563–568. https://doi.org/10.5812/ijem.3661
- Geniole, S. N., Bird, B. M., McVittie, J. S., Purcell, R. B.,
Archer, J., & Carré, J. M. (2020). Is testosterone linked to human
aggression? A meta-analytic examination of the relationship between
baseline, dynamic, and manipulated testosterone on human aggression. Hormones
and Behavior, 123, 104644. https://doi.org/10.1016/j.yhbeh.2019.104644
- Hooven, C. (2021). Testosteron: Bir Hormonun Anatomisi. The
Story of Testosterone, the Hormone that Dominates and Divides Us (Çev.
ed.: İ. xxx). [Kitap]. Henry Holt & Co.
- Roney, J. R. (2021). Carole Hooven, review of T: The Story of
Testosterone, the Hormone That Dominates and Divides Us. Evolution,
Medicine, and Public Health, 9(1), 470–473.
https://doi.org/10.1093/emph/eoab043
- Saguy, T., Reifen-Tagar, M., & Joel, D. (2021). The gender-binary cycle: The perpetual relations between a biological-essentialist view of gender differences, a binary organization of the environment, and a non-egalitarian gender ideology. Philosophical Transactions of the Royal Society B: Biological Sciences, 376(1822), 20200141. https://doi.org/10.1098/rstb.2020.0141
[1] Carole Hooven, Review of T: The
Story of Testosterone, the Hormone That Dominates and Divides Us - PMC
https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC8713738/
[2] The gender-binary cycle: the
perpetual relations between a biological-essentialist view of gender, gender
ideology, and gender-labelling and sorting - PMC
https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC7934953/
[3] Testosterone | North Bristol NHS Trust
https://www.nbt.nhs.uk/severn-pathology/requesting/test-information/testosterone
[4] [7] [21] [27] [28] Sex, lies and stereotypes: Testosterone - the most misunderstood
hormone - NZ Herald
[5] [6] [11] [12] [13] [17] [18] Carole Hooven, Review of T: The Story of Testosterone, the Hormone
That Dominates and Divides Us | Evolution, Medicine, and Public Health | Oxford
Academic
https://academic.oup.com/emph/article/9/1/470/6459644
[8] [15] Testosterone and Aggressive
Behavior in Man - PMC
https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC3693622/
[9] [10] Is testosterone linked to human aggression? A meta-analytic
examination of the relationship between baseline, dynamic, and manipulated
testosterone on human aggression - PubMed
https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/31785281/
[14] Financial risk-taking behavior is associated with higher testosterone
— Harvard Gazette
[16] Frontiers | Testosterone, Cortisol and Financial Risk-Taking
https://www.frontiersin.org/journals/behavioral-neuroscience/articles/10.3389/fnbeh.2018.00101/full
[19] [20] [22] [23] [29] A psychologist and biologist debate the significance of testosterone |
Aeon Essays
https://aeon.co/essays/a-psychologist-and-biologist-debate-the-significance-of-testosterone
[24] [25] [26] Testosterone Rex, Again - Fairer Disputations

Leave a Comment