Bengü Cennet Coşkun’un Tanrıça Felsefe Kitabında Tanrıça Felsefe ve Kadın Merkezli Düşünce
Kitabın Adı:Tanrıça Felsefe Yazar :Bengü Cennet Coşkun
Çevirmen:Sayfa:208 Cilt:Ciltsiz Boyut:13,5 X 21 Son Baskı:13 Ocak, 2026 İlk Baskı:13 Ocak, 2026 Barkod:9786254498961 Kapak Tsr.:Editör:Kapak Türü:Karton Yayın Dili:Türkçe Orijinal Dili: Orijinal Adı:
Bengü Cennet Coşkun’un Tanrıça
Felsefe Kitabında Tanrıça Felsefe ve Kadın Merkezli Düşünce
Giriş.
Coşkun’un Tanrıça Felsefe adlı yapıtı, Boethius’un hapishanesinde
Philosophy (Felsefe) tanrıçasının belirmesini yeniden anlatan mitolojik bir
öyküyle felsefi sorulara yaklaşır[1]. Kitabın bu üslûbü, geleneksel
felsefe tarihi anlatısının erkek merkezli (androcentrik) ve mitlere sırtını
dönen yapısını sorgulamaktadır. Bu incelemede, Coşkun’un metnindeki tanrıça
figürü ile dişil bilgelik teması, felsefe tarihinde unutulmuş başlıca evreler
bağlamında ele alınacak; mitos–logos ayrımı feminist açıdan değerlendirilecek;
son olarak metin, çağdaş feminist felsefe ve bilgi kuramları açısından
incelenecektir.
Felsefe Tarihinin Androcentrik İnşası ve Unutulan Başlangıçlar
Geleneksel felsefe tarihi anlatısı büyük ölçüde erkek düşünürler
etrafında şekillenmiştir. Birçok çalışmalar, “düşünmenin erkeklere münhasır bir
imtiyaz olduğu izleniminin kaçınılmaz” olduğunu vurgular[2]. Osmanlı ve Cumhuriyet sonrası feminist araştırmalar da benzer
şekilde, felsefe kanonunun kadın filozofları neredeyse tamamen görmezden
geldiğini belirtir[3]. Böylece kadınların bilgeliği ve bilgi üretimi tarih boyunca ikinci
plana itilmiş, “kadın filozofların görüş ve fikirleri yok sayılmış”tır[3]. Bu androcentrik eğilim, Antik Yunan’dan Aydınlanma’ya kadar süregelen
bir model olarak tanımlanır; örneğin aristokratik Yunan düzeninde kadınların
kamusal yaşamdan uzak tutulması, duygusal ve sezgisel zekanın hor görülmesi
şeklinde tezahür etmiştir[4]. Nitekim Coşkun’un metni de bu tarihsel erilliği eleştirir:
Felsefe’nin kendisi Boethius’a bir tanrıça olarak görünür ve antikaçağ
düşüncesini Hıristiyanlıkla harmanlayarak unutulan bilgileri yeniden
hatırlatır[1]. Bu öykü, felsefenin dişil kökenlerinin hatırlanmasını sağlayan bir
metafor olarak okunabilir.
Androcentrik yapı içinde “unutulan başlangıçlar”dan biri, mitolojik ve
dişil kaynaklı bilgidir. Tarih boyunca ana tanrıça figürleri bereket, doğa,
doğurganlık ile ilişkilendirilmiş; Yunan mitolojisinde Athena gibi
“bilgelik tanrıçaları” bulunmuş, Mezopotamya’da İnanna/Kibele, Hint tarihinde
Lakşmi gibi dişil ilahiler öne çıkmıştır. Örneğin Anadolu’da milattan önce
yaklaşık 5750 yıllarına tarihlenen bir Ana Tanrıça heykelciği, doğum
yapan bir kadını gösterir[5]. Bu terrakota heykel, aranan ilk “felsefî bilgi” için değilse de
bilginin sürekliliğini ima eden bir tümdengelim imkânı olabilir; zira dinî
kültlerde bilgelik genellikle dişil bir biçemde (Sophia, Kibele vb.)
kişileştirilmiştir. Geleneksel felsefe literatürü ise bu kökenleri yok sayarak
akılcı soyut bilincin “başlangıç” noktasını modern düşünürlere atfetme
eğilimindedir. Coşkun’un eserinde felsefe bir tanrıça olarak tasavvur edilerek,
bu androcentrik akılcılığa kadın merkezli bir doğa ve sezgi vurgusu eklenmektedir[1]. Kitabın söylemi, pek çok felsefe tarihi kitabında görülmeyen dişil
bir başlangıç ima eder; bu açıdan Tanrıça Felsefe, unutulmuş kökleri
yeniden hatırlamaya yönelik bir girişim olarak değerlendirilebilir.
Tanrıça Figürlerinin Tarihsel, Mitolojik ve Ontolojik Anlamları
Tanrıça figürleri, insanlık tarihinin derinliklerinde anaerkil veya
dişil güç kavramlarının simgesi olarak ortaya çıkmıştır. Ana Tanrıça
inancı, birçok ilkel toplumda ortak bir motiftir; örneğin Çatalhöyük’teki ana
tanrıça heykeli bu kültün bulgularından biridir[5]. Bu heykelde oturan gebe tanrıça, bir yandan doğurganlığı temsil
ederken diğer yandan iki kutsal hayvanla çevresindedir (Kapı No. Türkiye-1555,
fotoğraf: D. G. Jarvis)[5]. Böylelikle tanrıça figürü doğayla içsel bir birlik, üretkenlik ve
“doğal düzen” ile özdeşleştirilmiştir. Antik Yunan’da Athena, Roma’da Minerva
gibi ilahiler “bilgelik tanrıçası” olarak kabul edilmiş; bu kavramlara daha
sonra “Sophia” (Bilgelik) adı verilmiştir. Kibele (Magna Mater) gibi Anadolu
kaynaklı kültlerde ise tanrıça, doğa ve bereketle bütünleşmiş bir ana varlık
(Magna Mater) olarak görülmüştür[6][5].
Bu mitolojik figürlerin ontolojik anlamı, varlığın köklerinde dişil
sezgisel öğelerin bulunduğu önermesidir. Coşkun’un metni, “tanrıça”yı sadece
bir mit değil, felsefi bilgiye yönelten bir özne olarak konumlandırır. Kitabın
dili, tanrıçayı insan deneyiminin bütünlüğüyle ilişkilendirir: İnsan bedeninin,
doğanın ve bakım etğinin de felsefenin parçası olabileceğini vurgular. Örneğin
Instagram’daki tanıtımda Coşkun’un “felsefe yalnızca akıl, soyutlama ve özneyle
değil; beden, doğa, sezgi ve bakım etiği ile de kurulabilir” dediği
aktarılır (ScienceRealmBooks, 2025)[7]. Bu ifadeler, tanrıça figürünün felsefi sezgi ve bilginin dişil
boyutunu temsil ettiğini ima eder: Felsefe sadece logos değil, mythos-vari
bir bütünlük olarak da kavranabilir. Geleneksel logosa indirgenen felsefenin
aksine, tanrıça figürü aracılığıyla duygu, sezgi ve doğayla uyum içinde bir
bilgi anlayışı yeniden gündeme getirilir. Bu açıdan, Coşkun’un tanrıça miti,
dişil bilgelik ve bütünsellik temalarını ontolojik düzeyde yeniden yorumlamaya
çalışmaktadır.
Şekil: Çatalhöyük’te bulunan ana tanrıça heykelciği (M.Ö. 5750 dolayları).
Başkanlığında oturan gebe bir kadın figürüdür[5]. Bu erken döneme ait figür, tarih boyunca dişil doğurganlık ve
bilgeliğin simgesi olmuştur.
Coşkun’un metninde ele alınan tanrıça figürleri de benzer arketipal
anlamlar taşır. Örneğin kitabın “Tanrıça Felsefe”si, Boethius’a rehberlik eden
bir ikon olarak tasvir edilir[1]. Bu tanrıça, sadece soyut bir düşünce değil, insanın bütüncül
deneyimiyle bağlantılı bir bilgeliği temsil eder. Ayrıca Boethius’un ortamı
olan Roma-Hristiyan dünyasında tanrıça figürünün dönüşümünü göstermek için
çeşitli mitolojik motiftler (Fenike Tanrıçası gibi) kullanılır. Böylelikle
Coşkun, tarihte yer bulan dişil ilahları felsefi düşünceyle ilişkilendirir.
Özetle, Tanrıça Felsefe metninde tanrıça figürleri; tarihsel bir
“kaybolmuş köken”ü temsil eden ana tanrıça, bilgi arayan insanın doğayla
ve sezgiyle kurduğu bütüncül ilişkili felsefe öneren bir simge olarak
yorumlanır.
Dişil Bilgeliğin (Sophia) Felsefe Tarihindeki Yeri ve
Marjinalleşmesi
“Sophia” kavramı, bilgelik anlamına gelir ve antik çağdan itibaren hem
Platonculukta hem de Hristiyan ilahiyatında merkezi bir fikirdir[8]. Platon’un felsefi metinlerinde de “filosophia” (bilgelik aşkı)
diyerek felsefenin kendisini ele alması, bilimin temelini oluşturan bilgelik
arayışını ifade eder. Erken Hristiyanlıkta ise “Kutsal Bilgelik” veya Hagia
Sophia kavramı, Tanrı’nın bilgeliğinin dişil yönü olarak algılanmıştır[8]. İstanbul’daki Ayasofya Katedrali’nin adı (“Hagia Sophia”) da bu inanç
geleneğinden gelir: Doğu Hıristiyanları, İsa’yı ya da Kutsal Ruh’u bilgelik
olarak kavrayıp en büyük kiliselerini bu “Kutsal Bilgelik”e adadılar[8][9].
Ancak Batı Kilisesi’nin gelişen dogmasında bu dişil bilgelik zamanla
geri plana itilmiştir. Vikipedi maddesine göre Latin Kilisesi’nde “Söz” ya da Logos
Mesih’in (İsa’nın) merkezi konumu, Tanrı’nın “Bilgeliği”ni belirgin şekilde
gölgelemiştir[10]. Yani Batı’da ağırlıkla “Söz”e vurgu yapılırken bilgelik (Sophia)
kavramı anlamsal olarak İsa’nın bir özelliği olarak düşünülmüş, dişil
kişileştirme geri planda kalmıştır. Bu dini-felsefi gelişme, dişil bilgelik
figürünün “marjinalleşmesi”ne yönelik sembolik bir adım olarak yorumlanabilir.
Günümüze gelindiğinde, tarihinde ilk meyvelerini Hıristiyan geleneğin bağrında
vermiş olsa da Sophia kavramı çoğunlukla Platoncu ve Gnostik bağlamlarla
anılırken, geleneksel felsefe literatüründe pek yer almaz. Bu durum, bilginin
homojen soyut bir erkek aklı ürünü olarak algılanmasının bir sonucudur.
Ayrıca felsefe tarihinin “kadın bilgin” arkaik kalıpları da bilinçsizce
beslediği söylenebilir. Örneğin Kartezci soyut öznenin hâkim olduğu Batı
felsefesi, “kadının duygu-sezgi ve akıl gücünü küçümsemiştir”[4]. Bu çerçevede kadın ve bilgelik bağlantısı, epistemolojik anlamda
dışlanmış, “duygu” ya da “eden” olarak kategorize edilmiş; “bilgi” ise tarafsız
ve evrensel bir norm ilan edilmiştir. Coşkun’un metni ise tam bu ayrımı tersine
çevirir: Felsefenin rehberi dişil bir bilgelik olarak kurgulanmıştır. Tanrıça
(Philosophia) Boethius’a muhakeme yapmayı öğretirken aynı zamanda bedenin,
doğanın ve duyguların bilgeliğe katkısını vurgular. Böylece Tanrıça Felsefe,
Sophia figürünü ön plana çekerek felsefi arayışta dişil sezgiyi yeniden merkeze
taşımıştır.
Mitostan Logosa Geçiş Anlatısının Eleştirisi ve Tanrıça Merkezli
Felsefi Sezgilerin Yeniden Yorumu
Batı felsefesinin klasik anlatısı, genellikle mitik-dinsel düşünceden
(mythos) akıl ve bilimsel düşünceye (logos) geçişi öne çıkarır. Bu çizgi,
Homeros ve Hesiodos gibi destan yazarlarından Sokrates, Platon ve Aristoteles’e
uzanan bir “ilerleme” hikâyesi olarak kurgulanmıştır. Ancak feminist mit
eleştirileri bu anlatıyı keskin biçimde sorgulamaktadır. Kadınların toplumsal
rolüne dair önyargıların, Mitostan Logosa geçişle birlikte mitoloji
çerçevesinde tartışılmaya başlandığı, yani bilhassa mitolojik anlatılar
üzerinden şekillendirildiği belirtilir[11]. Fikret Özcan’ın çalışması, geç Antik Çağ’dan itibaren mitoloji ile
sanatın erkek egemen bir düzen inşa ettiğini, klasik dönemde kadınların “söz
hakkı”nın bulunmadığını açıklar[11].
Bu eleştiriler, “mitos→logos” ayrımının aslında cinsiyetlendirilmiş bir
tarih anlatısı olduğunu gösterir. Aristo ve Platon’un mitleri reddeden rasyonel
felsefe anlayışı, kadın/mitoz özelliğine sahip değerleri aşağılamış, bilimi
soyut, nesnel bir erdem saymıştır. Postmodern ve feminist kuramlar bu çizgiyi
bozarak, hem mitin hem felsefenin iç içe olduğunu savunurlar. Chiara Bottici
gibi düşünürler “feminist mitoloji” kavramıyla mitolojik sembolleri yeniden ele
almayı önerir (simgesel olarak yeniden imgelemeyi hedefler). Coşkun’un anlatısı
da mitolojiyi salt eskimiş bir düşünce biçimi saymaz; tanrıça figürüyle
“logos”a yeni anlamlar katar. Boethius’un aklî sorgulamaları mitoloji ve
sembolizmle iç içe aktarılır: Logodan kopuk görülen sezgi, ahlaki iyilik-kötülük
sorularına dair iç görü ve kişisel anlam arayışı, tanrıça Felsefe’nin
rehberliğinde yeniden canlanır.
Yani Tanrıça Felsefe, mitosu logos’a tercih eden yeni bir
epistemik yaklaşım sunar. Burada felsefi sezgiler tanrıça merkezli bir bakışla
yeniden yorumlanır; dişil bilgelik, aklın dışsal sınırlarını aşan bir bilgi
alanı olarak kurgulanır. Bu, mitler aracılığıyla evrensel doğrulara ulaşma
çabası değil, aksine mitlerin de bilgi taşıyıcısı olduğunu kabul eden bir
bakıştır. Böylece Coşkun, mitostan logosa geçiş anlatısına feminist eleştiri
getirir ve tanrıça merkezli sezgisel bir felsefe modeli öne sürer.
Coşkun’un Metninin Çağdaş Feminist Felsefe ve Bilgi Kuramları Açısından
Değerlendirilmesi
Coşkun’un Tanrıça Felsefesi, günümüz feminist felsefi
yaklaşımlarıyla büyük oranda örtüşür. Feminist epistemolojide öne çıkan
“konumlandırılmış bilgi (situated knowledge)” fikri, bilginin öznenin toplumsal
konumundan bağımsız olmadığını savunur[12][13]. Evrim Ağacı yazısına göre feminist epistemologlar, “bilginin erkek
egemen toplumsal yapının ürünü” olduğunu ve nesnellik, akılcılık gibi
kavramların değer yargılarıyla yüklü olduğunu belirtir[12]. Coşkun’un anlatımında felsefe de eskimiş tarafsızlık iddialarından
arınarak toplumsal cinsiyet temelli bir bilinç içerir. Kitabın ana karakteri
Boethius’un deneyimi, bir erkek filozofun hapishanedeki çaresizliğinden tanrıça
aracılığıyla kurtuluşuna uzanan kişisel bir bakış açısı sunar. Böylece “soyut,
herkese açık bir felsefe” yerine, belli bir öznelliğe (Boethius’un korku ve
umutlarına) dayanan bir bilgi süreci çizilir. Bu, feminist filozofların söz
ettiği “devredilemez öznel deneyim” ile örtüşür.
Ayrıca, Coşkun’un felsefede yalnız akılın değil, beden, doğa
ve bakım etiğinin de rolüne vurgu yapması, Carol Gilligan ve Nel
Noddings gibi etik bakım teorisyenlerinin yaklaşımını hatırlatır. Feminist
kuramda “bakım etiği”, evrensel haklar yerine ilişkiler, empati ve sorumluluğu
ön plana çıkarır. Coşkun’un kitabında felsefi rehber olarak ortaya çıkan
tanrıça, Boethius’a duygusal öğütler ve doğa ile bütünleşik bilgelik getirir
(örneğin ölümü ve kaderi tartışırken hem mantığı hem de duyguyu gözetir). Bu
anlamda metin, feminist etik ve epistemolojiyi anımsatan “çok sesli bilgi”
anlayışını destekler.
Üstelik çağdaş feminist teoride deneyime, sezgiye ve imgeleme gücüne
yapılan vurgu da burada mevcuttur. Coşkun’un tanrıçası, soyut tanımlar yerine
görsel, duygusal imgeler kullanarak felsefi kavramları (mutluluk, kötülük,
erdem) aktarır. Bu durum, örneğin Simone Weil’in “felsefenin yaşamla göbek
bağı” gerektiği görüşüne benzer bir yaklaşımı çağrıştırabilir. Eserde, kadınla
erkek arasında katı bir zıtlık kurulmaması ve her iki cinsiyetin ortak aklında
dişil bilginin de payının olduğunun kabulü dikkat çeker.
Sonuçta Tanrıça Felsefe, feminist bilgi kuramının bazı temel
önermelerini yansıtır: Bilginin tarafsız değildir; eril-düşünce çerçevesi
yerine dişil sezgi ve ilişkisellik de epistemik değere sahiptir. Coşkun’un
metni, bu bakımdan feminist felsefi eleştiriyle uyumludur: Geleneksel felsefe
tarihini dişil figürlerden arındıran androcentric kurguya karşı Sophia merkezli
bir perspektifi önerir. Kitapta mitler ve tanrıçalar üzerinden işlenen felsefi
sorular, erkek egemen bilgi paradigmalarını sarsarak “bilgiyi güçlendirmek”
yerine “yeni düşünme yolları” açmayı hedefler.
Sonuç. Bengü Cennet Coşkun’un Tanrıça
Felsefesi, felsefe tarihinin erkek merkezli anlatısını ve mitolojiden
kaçınan tutumunu eleştiren, dişil bilgelik figürlerini merkeze alan bir eser
olarak okunabilir. Metin, hem tanrıça figürlerinin tarihsel kökenlerine
göndermeler yapar hem de Boethius’un kişisel öyküsü aracılığıyla mitostan
logosa geçiş söylenişine alternatif bir diyalog kurar. Coşkun’un yaklaşımı,
modern feminist felsefeyle de yakından ilintilidir: Bilginin toplumsallığını,
öznelliğin önemini ve bakım–ilişkiler eksenli bir etik görüşünü yansıtır.
Böylece Tanrıça Felsefe, felsefeyi yalnızca soyut akıl yürütme değil,
bedenî ve sezgisel boyutuyla da ele alarak unutulmuş dişil bir başlangıcı
hatırlatmayı amaçlar.
Kaynakça (APA 7). Bengü C. Coşkun (2026). Tanrıça
Felsefe. Alfa Yayınları.
Coşkun, B. C. (2026). Tanrıça Felsefe. Alfa Yayınları.
İsmayılzade, G. (2022). Feminist bir bakış açısıyla felsefe tarihi: Kayıp
kadın filozoflar (Yüksek lisans tezi). Bursa Uludağ Üniversitesi, Sosyal
Bilimler Enstitüsü.
Özcan, F. (2015). Grek mitolojisi ve sanatında kadına ilişkin davranış
modellerinin yansıtılışı. SDÜ Sosyal Bilimler Dergisi, 35, 75-100.
Evrim Ağacı. (2020, 26 Nisan). Feminist epistemoloji: Bir şeyi bilip
bilemeyeceğimiz cinsiyetle sınırlandırılmış olabilir mi? Evrim Ağacı.
Erişim:
https://evrimagaci.org/feminist-epistemoloji-bir-seyi-bilip-bilemeyecegimiz-cinsiyet-ile-sinirlandirilmis-olabilir-mi-8612
Zerya, H. (2025, 1 Aralık). Feminist hareketin gelişimi ve kadın özgürlük
paradigmasındaki yeri. Kürd Araştırmaları. Erişim:
https://kurdarastirmalari.com/details/feminist-hareketin-gelisimi-ve-kadin-ozgurluk-paradigmasindaki-yeri
Wikipedia contributors. (2025, 6 Nisan). Sofya (bilgelik). Vikipedi.
Erişim: https://tr.wikipedia.org/wiki/Sofya_(bilgelik)
Jarvis, D. G. (2005, 11 Ekim). Mother goddess from Çatalhöyük
[Fotoğraf]. Wikimedia Commons. Erişim:
https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Mother_goddess_from_%C3%87atalh%C3%B6y%C3%BCk.jpg
[1]
Tanrıça Felsefe (Bengü Cennet Coşkun) Fiyatı, Yorumları, Satın Al -
Kitapyurdu.com
[2]
[3]
uu245-102.uludag.edu.tr
https://uu245-102.uludag.edu.tr/bitstreams/83c0e4b2-1e0a-463f-8eca-0258cc72392e/download
[4]
Kürd Araştırmaları
[5]
File:Mother goddess from Çatalhöyük.jpg - Wikimedia Commons
https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Mother_goddess_from_%C3%87atalh%C3%B6y%C3%BCk.jpg
[6]
Ana Tanrıça Kibele (Kybele) | Magna Mater - RehberName
https://www.rehbername.com/mitoloji/ana-tanrica-kibele-kybele-magna-mater
[7]
ScienceRealmBooks (@bilmin_nobeti) • Instagram photos and videos
https://www.instagram.com/bilmin_nobeti/
[8]
[9]
[10]
Sofya (bilgelik) - Vikipedi
https://tr.wikipedia.org/wiki/Sofya_(bilgelik)
[11]
Süleyman Demirel Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi »
Makale » Grek Mitolojisi ve Sanatında Kadına İlişkin Davranış Modellerinin
Yansıtılışı
https://dergipark.org.tr/tr/pub/sufesosbil/issue/75232/1234357
[12]
Feminist Epistemoloji: Bir Şeyi Bilip Bilemeyeceğimiz, Cinsiyet ile
Sınırlandırılmış Olabilir mi? - Evrim Ağacı
[13] Feminist Epistemology and Philosophy of
Science (Stanford Encyclopedia of Philosophy)
.jpeg)
Leave a Comment