Arthur Schopenhauer’ın Düşünce Dünyası: Julian Young’ın Biyografik ve Felsefi Yorumu Üzerine Bir Değerlendirme
Kitabın Adı:Schopenhauer Yazar :Julian Young
Çevirmen:Abdullah Onur Aktaş Sayfa:344 Cilt:Ciltsiz Boyut:13,5 X 21 Son Baskı:19 Ocak, 2026 İlk Baskı:19 Ocak, 2026 Barkod:9786253892104 Kapak Tsr.:Editör:Kapak Türü:Karton Yayın Dili:Türkçe Orijinal Dili:Almanca Orijinal Adı:Schopenhauer
Arthur Schopenhauer’ın Düşünce Dünyası: Julian Young’ın Biyografik ve Felsefi Yorumu Üzerine Bir Değerlendirme
Giriş
Arthur Schopenhauer (1788–1860), Alman
idealizminin ve 19. yüzyıl felsefesinin önemli isimlerindendir. 1788’de Baltık
kenti Danzig’te (bugünkü Gdansk) doğmuş, babasının ölümü (1805) üzerine ailece
Hamburg’a taşınmıştır[1].
Goethe’nin etkisindeki Weimar ve Londra’da geçen gençliği, ömür boyu sürecek
bireysel ve felsefi yalnızlık zeminini hazırlamıştır. Schopenhauer, Batı
felsefesinde ilk kez evrenin özünde “akılcı” olmadığı iddiasını güçlü biçimde
savunmuş, Kant’ın şeylerin kendisi (Ding an sich) kavramını esas alarak dünyayı
irade ve tasavvur (representation) olmak üzere iki boyutlu görmüştür[2][3].
Evreni özünde akılcı bulmayan bu yaklaşım, Schopenhauer’i dönemi için özgün
kılmıştır. Pessimizm (evrenin amacız acılarla dolu oluşu) ile ortaya çıkan bu
felsefesinde sanat, etik ve mistik kurtuluş gibi yollar sunarak acıya çözüm
arar[4].
Julian Young’ın Schopenhauer adlı çalışması ise bu
düşünce sistemini ve biyografiyi sentezleyerek inceleyen kapsamlı bir giriş
sunar. Young, Schopenhauer’ın yaşam öyküsünü özetledikten sonra felsefenin
temel kavramlarını sistematik biçimde ele alır. Akademik yayın kaynağına göre,
Young kitabında “Schopenhauer’ın felsefesinin tüm ana yönlerini ele alır” ve
“yaşamı ve yapıtlarını özetledikten sonra idealizm, Kant etkisi, irade kavramı”
üzerinde durur[5].
Örneğin Young, eserinin giriş bölümünde Schopenhauer’ın idealizmi ve Kant’a
olan borcunu vurgular; özellikle iradenin “tüm şeylerin özü” olduğunu belirtir[5].
Böylece Young’ın biyografi yaklaşımı, felsefi konuları tarihsellikle
bütünleştirerek aktarmayı amaçlayan kapsamlı bir analiz niteliğindedir. Bu
bağlamda, Young’ın yorumu modern okuyucuya Schopenhauer’ı anlaşılır kılmayı
hedeflemektedir.
Metafizik
Schopenhauer’ın metafiziğinde irade
(Wille) kavramı merkezi bir roldedir. O, dünyayı iki yönlü görür: Birincisi,
Kant’ın bilgi kuramından ödünç aldığı biçimde “temsil”ler dünyasıdır; yani
zihinsel algı ve kavramların şekillendirdiği fenomenal dünya. İkincisi ise
temsillerin ardındaki “öz” veya “kendinde şey”dir. Schopenhauer’ın temel tezi,
bu varlık düzeyinin irade olduğunu savunmaktır[3]. Diğer bir
deyişle, dünyayı oluşturan asıl gerçeklik irrasyonel, kör bir arzu ve eğilimler
bütünü olarak tanımlanır. Kant’ın “kendinde” olan töz kavramını benimseyen
Schopenhauer’a göre, irade akılcı ya da amaçsal değil, her şeyi yönlendiren
ilkel bir kuvvettir[3]. Stanford felsefe
ansiklopedisine göre bu irade, hem canlıların hayat dürtüsü hem de cansız
doğanın kuvvetleri biçiminde kendini gösterir; canlılıkta yaşama iradesi (Wille
zum Leben) olarak ortaya çıkar ve bu durum doğal rekabet ve acı dolu bir
varoluşun temelini oluşturur[6]. Bu nedenle
Schopenhauer, doğayı bir savaş alanı olarak görür; evrimsel rekabet
benzetmesiyle doğadaki tüm canlıların sürekli yaşama ve üreme içgüdüsüyle
çekiştiğini, bunun da sürekli acı ve tatminsizlik doğurduğunu vurgular[6].
Schopenhauer’ın metafiziğinde Kant’a özgü iki dünya
ayrımının nasıl gerçekleştiği önemlidir. O, Kant’tan farklı olarak
“kendinde”nin içeriğini belirlemeye çalışır ve onu irade olarak görür.
SEP’ye göre, Schopenhauer dünyayı “irade” (kendinde olan) ve “tasavvur”
(iradenin fenomenal dünyadaki tezahürü) olarak iki yüzeyden ele alır[3]. Burada görüldüğü
gibi Young’ın da belirttiği gibi Schopenhauer idealizminin arkasında Kant’a bir
vefa vardır; örneğin Young, Schopenhauer’ın düşüncesinde Kant’a “borçlu”
olduğunu vurgular[5]. Bu yaklaşımda,
algıda deneyimlenen görünüşler, irrasyonel iradenin insan zihninde şekillenen
yansımalarıdır.
Sonuç olarak Schopenhauer’ın metafiziği, evrenin
rasyonel bir bütün değil, akıl dışı bir enerjinin kaynağı olduğu görüşünü
benimser. Bu yapı irade kavramı etrafında örülmüştür. İrade kavramının
Schopenhauer felsefesine hakimiyeti, hem Young’ın hem de diğer araştırmacıların
dikkatini çekmiştir[5][3]. Şu şekilde
özetlenebilir: Schopenhauer, ilkin Kant’ın epistemoloji ayrımını alır; sonra
kendinde olanı tanımlayıp “irade” diyerek dünyevi varlıklar arasındaki sürekli
çatışmayı metafizik bir düzeye taşır. Bu bakış, 19. yüzyıl biliminin
değerleriyle de bağdaşarak doğanın zorunlu kılınan eğilimler bütünü olduğu
içgörüsüne yönelir[6].
Etik
Schopenhauer’ın etik görüşlerinin
merkezinde acı ve şefkat kavramları yer alır. Ona göre, bütün
canlılar sürekli bir acı ve yetersizlik halinde oldukları için, etik bilinci bu
evrensel acıya yanıt vermelidir. Ünlü eseri Ahlakın Esasına Dair (On the
Basis of Morality, 1840) bu konuyu detaylı ele alır. Schopenhauer’a göre
ahlâkın kaynağı salt akılcı bir prensip değil, aksine canlıların “ölmemesi
gereken bir dünyada var oldukları” gerçeğine dair sezgisel farkındalıktır; bu
da bizi birbirimize hoşgörü ve yardımlaşma yönünde zorlar[7].
Etkileyici biçimde, Schopenhauer ahlâkın özü olarak üç temel güdü (egoizm,
kötülük, şefkat) ve ahlâki davranışı “kimseye zarar verme, aksine herkese
mümkün olduğunca yardım et” (Neminem laede, imo omnes quantum potes, juva)
formülüyle açıklamıştır[8].
Buradaki şefkat, başkalarının acısını kendi acısı gibi hissetme kapasitesi,
etik değerin temelidir.
Schopenhauer, şefkati ahlaki eylemin özünde görmüş, bunu
özellikle Budist ve Hint felsefeleriyle ilişkili bir kavram olarak
değerlendirmiştir[7][9].
Oxford kitap serisinde yer alan bir çalışmada Richard Reilly, Schopenhauer’ın
şefkati “başkalarının acısını kendi acısı gibi hafifletmeye dönük harekete
hazır içsel motivasyon” olarak tanımlar ve Schopenhauer’ın bunu metafiziksel
olarak açıklayışını ortaya koyar[9].
Reilly ayrıca, Schopenhauer’ın bu etiği Mahayana Budizm’deki bodhisattva ideali
ve Orta Yol öğretişiyle ilişkilendirdiğini vurgular; Şopenhauger’a göre
“iradenin reddi” olarak adlandırdığı asketik kurtuluş yolu, Budist aydınlanma
pratiği ile paralellikler gösterir[9].
Young’ın anlattığına göre Schopenhauer ahlakı tanımlarken
doğrudan şefkate işaret eder. Ahlakın Esasına Dair adlı denemesinde yer
verdiği bu fikirler, Batı’da büyük etki yaratmıştır. Örneğin Schopenhauer, tüm
ahlaki davranışları egoizm, kötülük ve şefkat üçgeninde açıklar ve
gerçekten ahlaklı kişinin kendini diğerlerinden ayırmayarak dünyadaki acıya
içkin bir bakış kazandığını söyler[8][7].
Şefkatin "ahlakın büyük sırrı" olduğunu söylemiş ve Budist
metinlerden esinlenerek bu içsel bağlantının önemini vurgulamıştır[7].
Young da biyografisinde Schopenhauer’ın bu yanıltıcı paradoksunu vurgular:
Duyarsız biri olarak ünlenmiş Schopenhauer, kuramında şefkati merkeze koyar.
Bunun açıklaması olarak şunu belirtir: Felsefeci Schopenhauer dünyayı analiz
etmekle, mürşit Schopenhauer ise acılar için dilekçeler yazmakla görevli
değildir[10][11].
Etikte irade reddi de önemli bir temadır. Acıya sebep olan
irade tutkusundan kurtulmak için insanın arzu ve tutkularını dizginlemesi
gerektiği öğretisi Schopenhauer felsefesinde özgünce ön plana çıkar. Young’ın
biyografisinde de bu vurgu açıktır: Schopenhauer, nihai kurtuluşun iradenin
reddinde olduğunu, bu yolda radikal bir “kendinden vazgeçmeyi” önerir[9][7].
Hem Reilly’nin hem de Schopenhauer’ın Budizm bağlantısına dair diğer
yorumcuların işaret ettiği gibi, Asketaçı yollar ve meditasyon, Schopenhauer’ın
etik sisteminde acıyı aşma stratejisi olarak yer alır[9][7].
Estetik
Schopenhauer için estetik deneyim, iradeden
geçici kurtuluşun kapısını aralar. Sanat, günlük yaşamın acımasız iradesine
karşı adeta bir sığınaktır. Young’ın belirttiği üzere Schopenhauer’ın
felsefesindeki üç “kurtuluş yolu”ndan biri estetik deneyimdir: O, aklın
iradenin hizmetinden tamamen uzaklaşıp sanatsal kopuşla dinginliğe
ulaşabileceğini söyler[12].
Şöyle ki, bir sanat yapıtını, özellikle de güzel bir objeyi deneyimlerken
bireyin egoistik arzu ve kaygıları unutulur; kişi öznel benlikten sıyrılarak
dünyayı “saf tasavvur” düzeyinde seyreder. Stanford Ansiklopedisi’ne göre, bu
durumda kişi irade hizmetinden geçici olarak özgürleşir ve dünyayı bencil
olmayan bir bakışla görür[13].
Estetik dünyayı bencil olmayan bir biçimde algılamak, Schopenhauer’ın etiğinde
başkalarına şefkatle yaklaşmanın ön adımı sayılır. Yani güzel sanatlar,
seyirciye iradesiz bir bilinç durumunun kapılarını aralayarak ahlakî duyarlılık
için zemin hazırlar[13].
Schopenhauer estetik açıdan güzel ile yüce (sublime)
arasında ayrım yapar. Güzel deneyimi tamamen zevk verici ve benlik bilincini
silikleştiren bir hazdır; yüce ise karışık bir haz ve acı hâlidir. Deneyimi
güzelle yücel arasında bölerek disiplinlerken, her ikisinin de özünde iradedeki
geçici gevşemeler yattığını söyler. Güzel eserin algısında öznel bakış
azalırken, yüce eser karşısında kişinin iradeye karşı olan onur veya saygı
duygusu açığa çıkar[14].
Bu bağlamda sanat eseri bir yandan öznel zevki, diğer yandan insanı büyük
gerçeklerle karşı karşıya getirip iradeyi tanıtan yüceliği birleştirir.
Schopenhauer’a göre, başarılı bir sanat eseri—müzik de dahil—bize nesnel
gerçekliği değil, iradenin özüne dair sezgisel bir bakış sunar[12][13].
Müzik özel bir örnektir. Young’ın da dikkat çektiği
gibi, Schopenhauer müziğe “olağanüstü bir statü” verir: Diğer sanatların
yalnızca fenomenleri taklit etmesinin aksine, müzik iradeyi doğrudan ifade eder[15].
Stanford Ansiklopedisi, müziğin “dünyanın kendine özgü gerçekliğini açığa
çıkardığını” yazar; çünkü müziği deneyimlerken zaman dışında kalan safsız bir
irade deneyimi yaşanır[16].
Özellikle programlı olmayan klasik müzik (romantik dönem sonrası “mutlak müzik”
denilen tür), Schopenhauer’a göre, bütün diğer eserleri geride bırakarak saf
irade bilgisini sunar[15][16].
İnsanlar müzik dinlerken evrensel duygularla –ki şarkı sözsüz olsa bile–
doğrudan bağ kurar. Schopenhauer, deneyimde “iradenin kopyası”nı yakaladığımızı
savunur; bu nedenle büyük müzik eserleri dinleyiciye derin bir tatmin ve anlam
duygusu verir[17][15].
Dolayısıyla Schopenhauer’ın estetik öğretisinde sanat
kurtarıcıdır: Estetik durum insanı irade boyunduruğundan geçici olarak azat
eder ve en yüksek düzeyde insanı evrensellikle birleştiren iradeyi bastırılmış
bir bilinç hâli sağlar[12][13].
Güzelin metafiziğinde “güzel” deneyimi, irade dışı bir durumun somutlaşması
olarak öne çıkar; yüce ise insanı kendi kaderine rağmen iradeye başkaldırmaya
iten bir bilinç açılımıdır. Müzik bu bağlamda “iradeye en doğrudan erişim”
aracıdır[16].
Young’ın tanımını referans alırsak, Schopenhauer’ın sanat yorumu, sanatı ve
özellikle müziği varlığın kurtarıcı bir boyutu olarak kabul eder[15][16].
Julian Young’ın Yorumu
Julian Young’ın Schopenhauer
adlı kitabı, Schopenhauer’ın görüşlerini hem anlaşılır bir üslupla hem de
eleştirel bir bakışla sunar. Eleştirmenler Young’ın sunumunu “erişilebilir,
düşünceli, nüfuz edici bir giriş” olarak övmüş; kitapta “Schopenhauer’ın
argümanlarının açık analizi ve bu argümanların kapsamlı incelemesi” özellikle
vurgulanır[11][18]. Örneğin Severin Schroeder, Young’ın çalışmasını “kapsamlı, makul ve
anlaşılır bir sunum” olarak değerlendirirken Schopenhauer’ın hâlâ neden
okunması gerektiğini “uygun bir biçimde eleştirel” bir yaklaşımla ortaya
koyduğunu belirtir[11]. Benzer şekilde William Schroeder, Young’ın kitabını yeni okuyucular
için mükemmel bir başlangıç noktası sayar; özellikle argümanlarda açıklık ve
titiz inceleme sunmasını kitabın en büyük gücü olarak görür[18]. Bu değerlendirmeler, Young’ın yorumunun akademik ve yeni başlayanlar
açısından değerli olduğunu göstermektedir.
Young’ın yorumuna göre Schopenhauer
tarihsel bağlamını dikkate alır ancak asıl odak felsefenin kendisidir. Kitap
kronolojik ilerlese de, her bölümde temel konular (Kant’ın etkisi, İrade
öğretisi, estetik vb.) derinlemesine ele alınır. Diğer biyografi ve incelemelerden
farklı olarak Young, Schopenhauer’u tarafsız bir biyografi özeti yerine
“felsefi biyografi” gibi değerlendirmektedir: Felsefi kavramları ve metinleri
ayrıntılı çözümleyerek, modern okuyucunun anlaması için yeniden ifade eder.
Christopher Janaway gibi bazı yorumcular Schopenhauer’ın felsefesini kusurlu
bulsa da, Young bu kusurları açıkça ortaya koyar; örneğin Özen’in not ettiği
üzere Young, Schopenhauer’ın “iradenin kendinde şey olduğu” iddiasının temel
bir hata olduğunu göremeyecek kadar inatçı bir kişilik olarak tanımlar[19]. Young’ın bu bakış açısı, eleştirmenlerin “Schopenhauer’ın
savunucularına önemli bir meydan okuma” olarak tanımladığı yaklaşımıyla örtüşür[18].
Başka bir deyişle, Young’ın yorumu
geleneksel Schopenhauer araştırmasının eleştirel çizgisindedir. Kitabında
Schopenhauer’ın fikirlerini takdir etmekle birlikte mantıksal tutarlılık
açısından sorgular; bu yönü kitap incelemelerinde de vurgulanmıştır[11][18]. Örneğin Janaway, Schopenhauer’ın tarihî bağlamının gözardı edilmeden
anlaşılması gerektiğini savunurken, Young daha çok argümanların kendisi
üzerinde yoğunlaşır[20]. Böylece, Young’ın yorumu diğer biyografilere kıyasla daha çok
“sistematik felsefi analiz”e dayanır. Sanat ve ahlâk konularında Young,
Schopenhauer’ın benzer önermelerinin diğer filozoflarla karşılaştırıldığı
akademik bir sentez sunarken, geleneksel biyografik anlatı tarzından ziyade
tematik bir araştırma sunar.
Eleştirel Değerlendirme
Julian Young’ın
Schopenhauer yorumunun güçlü yanlarından biri açıklık ve ayrıntılı
kapsam sunmasıdır. Kitabının eleştirmenlerce “kapsamlı, anlaşılır ve makul”
bulunduğu[11], argüman analizinin netliği ve felsefi gerekçelerin sağlam biçimde
sınandığı[18] belirtilmiştir. Özellikle yeni başlayanlar için Young’ın anlatım tarzı
faydalıdır; Schopenhauer’ın karmaşık öğretilerini sindirilebilir parçalara
ayırıp açıklar. Estetik, etik ve metafizik gibi çeşitli bölümlerde her konuyu
özetleyip değerlendirmesi, okuyucuya sistemli bir yol haritası sunar. Bu
bakımdan Young’ın kitapçığı, Schopenhauer’a ilgi duyanlar için “ideal bir
başlangıç noktası” olarak tavsiye edilmiştir[5][18].
Diğer yandan Young’ın yorumu aşırı
eleştirel bulunabilir. Özen’in işaret ettiği gibi, Schopenhauer
araştırmalarında genel bir eğilim bu yönlüdür ve Young da Schopenhauer’ın
metafizik iddialarını sertçe sorgular[19]. Örneğin Young, Schopenhauer’ın “irade = kendinde şey” görüşünü
mantıksal bir hata olarak görür; bu eleştiri, kitapta belirgin bir çizgi olarak
öne çıkar. Bazı okuyucular, Young’ın bu tutumunu haklı bulurken diğerleri
Schopenhauer’ın tarihinde ve felsefesinin bütününde değerli gördükleri
noktaların gözden kaçırıldığını düşünebilir. Yani Young, Schopenhauer’ı
tarihten bağımsız soyut bir düşünür gibi ele alır; bu da onun tarihsel bağlama
ne ölçüde önem verdiği konusunda tartışma yaratabilir.
Bir başka zayıflık olarak sayılabilecek
nokta, Young’ın konuları zaman zaman parçalı bir sıralamada işlemesi
olabilir. Kitap biyografik görünümlü bölümler içerse de, temel felsefi bölümler
kronolojiden ziyade tematik odaklıdır[5]. Bu durum, bazı okuyucular için Schopenhauer’ın fikirlerinin yaşam
öyküsüyle ilişkisini belirginleştirmeyi zorlaştırabilir. Ayrıca, Young’ın çok
sayıda örnek ve alıntı sunmasına rağmen, yöntembilimsel tartışmalar ya da
farklı yorumların savunulması konularına derinlemesine girmeyebilir.
Yine de, akademik literatürdeki
ağırlığına bakıldığında Young’ın eseri genellikle olumlu kabul edilmiştir.
Eleştirmenler kitabı “anlaşılır ve kapsamlı” bulurken[11][18], Young da Schopenhauer’ın hâlâ önemli olduğunu vurgulamıştır. Bu
bağlamda, kitabın güçlü yanları genellikle vurgulanırken zayıf yanları daha çok
metodolojik tartışmalara veya farklı okumalara göre tartışma konusu olmaktadır.
Sonuç
Arthur Schopenhauer’ın felsefesi
günümüzde hâlâ etkisini sürdürmektedir. Onun varlık anlayışı ve pesimizmi,
Nietzsche’den Freud’a, Wittgenstein’dan müzisyenlere kadar pek çok düşünürü
derinden etkilemiştir[21].
Sanat ve müzik kuramları, etik anlayışı ve yaşamın anlamına dair soruları
bugünkü tartışmalarda da canlı tutmaktadır. Stanford Ansiklopedisi’nin
belirttiği gibi, Schopenhauer’ın düşünceleri ölümünden sonra da “hayatın
anlamını sorgulayanlar ile müzik, edebiyat ve görsel sanatla ilgilenenler” için
ayrıcalıklı bir çekiciliğe sahiptir[4].
Julian Young’ın katkısı, bu felsefi mirası yeni kuşaklara
açık ve eleştirel biçimde aktarmasıdır. Eseri, Schopenhauer’ın yoğun metinleri
ve fikirlerini sakin bir dille ortaya koyarken, eleştirel sorular da
sormaktadır[5][11].
Böylece Young, Schopenhauer’ın bugün de irdelenmesi gereken sorularını ve
öğretilerini vurgulama imkânı sunar. Genç akademisyenler ve filozoflar,
Young’ın kitabından Schopenhauer’ın karmaşık sistemini hem öğrenip hem de
sorgulayarak kendi anlayışlarına entegre edebilir. Sonuç olarak, Schopenhauer
günümüz felsefesinde hâlen sıkça tartışılan bir figür olmaya devam ederken,
Young’ın çalışması bu tartışmayı besleyen sağlam bir kaynak işlevi görmektedir[21][4].
Kaynakça
Arthur Schopenhauer. (2021). The Stanford Encyclopedia
of Philosophy (E. N. Zalta, Ed., Güz 2021 ed.). Erişim:
https://plato.stanford.edu/entries/schopenhauer/
Olteanu, S. (2018). Schopenhauer’s Aesthetics. In
E. N. Zalta (Ed.), The Stanford Encyclopedia of Philosophy (Güz 2018
ed.). Erişim: https://plato.stanford.edu/entries/schopenhauer-aesthetics/
Reilly, R. (2020). Schopenhauer, Buddhism, and
Compassion. In R. L. Wicks (Ed.), The Oxford Handbook of Schopenhauer
(s. 328–346). Oxford University Press.
Schopenhauer, A. (1966). The World as Will and
Representation (3. bs., E. F. J. Payne, çev.). New York: Dover
Publications. (Orijinal eser basımı 1818–1819)
Schopenhauer, A. (1995). On the Basis of Morality
(E. F. J. Payne, çev.). Providence, RI: Berghahn Books.
Young, J. (2005). Schopenhauer. London: Routledge.
Madigan, T. (2005). Schopenhauer’s Compassionate
Morality. Philosophy Now, (52).
Özen, V. O. (2020, 24 Eylül). The Legacy of
Schopenhauer’s Metaphysics. APA Blog. Erişim:
https://blog.apaonline.org/2020/09/24/the-legacy-of-schopenhauers-metaphysics/
[1]
[2]
[4] Arthur Schopenhauer (Stanford Encyclopedia of
Philosophy)
https://plato.stanford.edu/entries/schopenhauer/
[3]
[6]
[12]
[13]
[14]
[15]
[16]
[17]
[21] Schopenhauer’s Aesthetics (Stanford
Encyclopedia of Philosophy)
https://plato.stanford.edu/entries/schopenhauer-aesthetics/
[5]
[11]
[18]
Schopenhauer - 1st Edition - Julian Young - Routledge Book
https://www.routledge.com/Schopenhauer/Young/p/book/9780415333474
[7]
[8]
[10]
Schopenhauer’s Compassionate Morality | Issue 52 | Philosophy Now
https://philosophynow.org/issues/52/Schopenhauers_Compassionate_Morality
[9]
Schopenhauer, Buddhism, and Compassion | The Oxford Handbook of Schopenhauer |
Oxford Academic
https://academic.oup.com/edited-volume/28223/chapter-abstract/213259707?redirectedFrom=fulltext
[19]
[20]
The Legacy of Schopenhauer’s Metaphysics | Blog of the APA

Leave a Comment