Arthur Schopenhauer’ın Düşünce Dünyası: Julian Young’ın Biyografik ve Felsefi Yorumu Üzerine Bir Değerlendirme


Kitabın Adı:
Schopenhauer  
Yazar             :
Julian Young

Çevirmen:
Abdullah Onur Aktaş  
Sayfa:
344 
Cilt:
Ciltsiz 
Boyut:
13,5 X 21 
Son Baskı:
19 Ocak, 2026 
İlk Baskı:
19 Ocak, 2026 
Barkod:
9786253892104 
Kapak Tsr.:
Editör:
Kapak Türü:
Karton 
 
Yayın Dili:
Türkçe 
Orijinal Dili:
Almanca 
 
Orijinal Adı:
Schopenhauer    


Arthur Schopenhauer’ın Düşünce Dünyası: Julian Young’ın Biyografik ve Felsefi Yorumu Üzerine Bir Değerlendirme

Giriş

Arthur Schopenhauer (1788–1860), Alman idealizminin ve 19. yüzyıl felsefesinin önemli isimlerindendir. 1788’de Baltık kenti Danzig’te (bugünkü Gdansk) doğmuş, babasının ölümü (1805) üzerine ailece Hamburg’a taşınmıştır[1]. Goethe’nin etkisindeki Weimar ve Londra’da geçen gençliği, ömür boyu sürecek bireysel ve felsefi yalnızlık zeminini hazırlamıştır. Schopenhauer, Batı felsefesinde ilk kez evrenin özünde “akılcı” olmadığı iddiasını güçlü biçimde savunmuş, Kant’ın şeylerin kendisi (Ding an sich) kavramını esas alarak dünyayı irade ve tasavvur (representation) olmak üzere iki boyutlu görmüştür[2][3]. Evreni özünde akılcı bulmayan bu yaklaşım, Schopenhauer’i dönemi için özgün kılmıştır. Pessimizm (evrenin amacız acılarla dolu oluşu) ile ortaya çıkan bu felsefesinde sanat, etik ve mistik kurtuluş gibi yollar sunarak acıya çözüm arar[4].

Julian Young’ın Schopenhauer adlı çalışması ise bu düşünce sistemini ve biyografiyi sentezleyerek inceleyen kapsamlı bir giriş sunar. Young, Schopenhauer’ın yaşam öyküsünü özetledikten sonra felsefenin temel kavramlarını sistematik biçimde ele alır. Akademik yayın kaynağına göre, Young kitabında “Schopenhauer’ın felsefesinin tüm ana yönlerini ele alır” ve “yaşamı ve yapıtlarını özetledikten sonra idealizm, Kant etkisi, irade kavramı” üzerinde durur[5]. Örneğin Young, eserinin giriş bölümünde Schopenhauer’ın idealizmi ve Kant’a olan borcunu vurgular; özellikle iradenin “tüm şeylerin özü” olduğunu belirtir[5]. Böylece Young’ın biyografi yaklaşımı, felsefi konuları tarihsellikle bütünleştirerek aktarmayı amaçlayan kapsamlı bir analiz niteliğindedir. Bu bağlamda, Young’ın yorumu modern okuyucuya Schopenhauer’ı anlaşılır kılmayı hedeflemektedir.

Metafizik

Schopenhauer’ın metafiziğinde irade (Wille) kavramı merkezi bir roldedir. O, dünyayı iki yönlü görür: Birincisi, Kant’ın bilgi kuramından ödünç aldığı biçimde “temsil”ler dünyasıdır; yani zihinsel algı ve kavramların şekillendirdiği fenomenal dünya. İkincisi ise temsillerin ardındaki “öz” veya “kendinde şey”dir. Schopenhauer’ın temel tezi, bu varlık düzeyinin irade olduğunu savunmaktır[3]. Diğer bir deyişle, dünyayı oluşturan asıl gerçeklik irrasyonel, kör bir arzu ve eğilimler bütünü olarak tanımlanır. Kant’ın “kendinde” olan töz kavramını benimseyen Schopenhauer’a göre, irade akılcı ya da amaçsal değil, her şeyi yönlendiren ilkel bir kuvvettir[3]. Stanford felsefe ansiklopedisine göre bu irade, hem canlıların hayat dürtüsü hem de cansız doğanın kuvvetleri biçiminde kendini gösterir; canlılıkta yaşama iradesi (Wille zum Leben) olarak ortaya çıkar ve bu durum doğal rekabet ve acı dolu bir varoluşun temelini oluşturur[6]. Bu nedenle Schopenhauer, doğayı bir savaş alanı olarak görür; evrimsel rekabet benzetmesiyle doğadaki tüm canlıların sürekli yaşama ve üreme içgüdüsüyle çekiştiğini, bunun da sürekli acı ve tatminsizlik doğurduğunu vurgular[6].

Schopenhauer’ın metafiziğinde Kant’a özgü iki dünya ayrımının nasıl gerçekleştiği önemlidir. O, Kant’tan farklı olarak “kendinde”nin içeriğini belirlemeye çalışır ve onu irade olarak görür. SEP’ye göre, Schopenhauer dünyayı “irade” (kendinde olan) ve “tasavvur” (iradenin fenomenal dünyadaki tezahürü) olarak iki yüzeyden ele alır[3]. Burada görüldüğü gibi Young’ın da belirttiği gibi Schopenhauer idealizminin arkasında Kant’a bir vefa vardır; örneğin Young, Schopenhauer’ın düşüncesinde Kant’a “borçlu” olduğunu vurgular[5]. Bu yaklaşımda, algıda deneyimlenen görünüşler, irrasyonel iradenin insan zihninde şekillenen yansımalarıdır.

Sonuç olarak Schopenhauer’ın metafiziği, evrenin rasyonel bir bütün değil, akıl dışı bir enerjinin kaynağı olduğu görüşünü benimser. Bu yapı irade kavramı etrafında örülmüştür. İrade kavramının Schopenhauer felsefesine hakimiyeti, hem Young’ın hem de diğer araştırmacıların dikkatini çekmiştir[5][3]. Şu şekilde özetlenebilir: Schopenhauer, ilkin Kant’ın epistemoloji ayrımını alır; sonra kendinde olanı tanımlayıp “irade” diyerek dünyevi varlıklar arasındaki sürekli çatışmayı metafizik bir düzeye taşır. Bu bakış, 19. yüzyıl biliminin değerleriyle de bağdaşarak doğanın zorunlu kılınan eğilimler bütünü olduğu içgörüsüne yönelir[6].

Etik

Schopenhauer’ın etik görüşlerinin merkezinde acı ve şefkat kavramları yer alır. Ona göre, bütün canlılar sürekli bir acı ve yetersizlik halinde oldukları için, etik bilinci bu evrensel acıya yanıt vermelidir. Ünlü eseri Ahlakın Esasına Dair (On the Basis of Morality, 1840) bu konuyu detaylı ele alır. Schopenhauer’a göre ahlâkın kaynağı salt akılcı bir prensip değil, aksine canlıların “ölmemesi gereken bir dünyada var oldukları” gerçeğine dair sezgisel farkındalıktır; bu da bizi birbirimize hoşgörü ve yardımlaşma yönünde zorlar[7]. Etkileyici biçimde, Schopenhauer ahlâkın özü olarak üç temel güdü (egoizm, kötülük, şefkat) ve ahlâki davranışı “kimseye zarar verme, aksine herkese mümkün olduğunca yardım et” (Neminem laede, imo omnes quantum potes, juva) formülüyle açıklamıştır[8]. Buradaki şefkat, başkalarının acısını kendi acısı gibi hissetme kapasitesi, etik değerin temelidir.

Schopenhauer, şefkati ahlaki eylemin özünde görmüş, bunu özellikle Budist ve Hint felsefeleriyle ilişkili bir kavram olarak değerlendirmiştir[7][9]. Oxford kitap serisinde yer alan bir çalışmada Richard Reilly, Schopenhauer’ın şefkati “başkalarının acısını kendi acısı gibi hafifletmeye dönük harekete hazır içsel motivasyon” olarak tanımlar ve Schopenhauer’ın bunu metafiziksel olarak açıklayışını ortaya koyar[9]. Reilly ayrıca, Schopenhauer’ın bu etiği Mahayana Budizm’deki bodhisattva ideali ve Orta Yol öğretişiyle ilişkilendirdiğini vurgular; Şopenhauger’a göre “iradenin reddi” olarak adlandırdığı asketik kurtuluş yolu, Budist aydınlanma pratiği ile paralellikler gösterir[9].

Young’ın anlattığına göre Schopenhauer ahlakı tanımlarken doğrudan şefkate işaret eder. Ahlakın Esasına Dair adlı denemesinde yer verdiği bu fikirler, Batı’da büyük etki yaratmıştır. Örneğin Schopenhauer, tüm ahlaki davranışları egoizm, kötülük ve şefkat üçgeninde açıklar ve gerçekten ahlaklı kişinin kendini diğerlerinden ayırmayarak dünyadaki acıya içkin bir bakış kazandığını söyler[8][7]. Şefkatin "ahlakın büyük sırrı" olduğunu söylemiş ve Budist metinlerden esinlenerek bu içsel bağlantının önemini vurgulamıştır[7]. Young da biyografisinde Schopenhauer’ın bu yanıltıcı paradoksunu vurgular: Duyarsız biri olarak ünlenmiş Schopenhauer, kuramında şefkati merkeze koyar. Bunun açıklaması olarak şunu belirtir: Felsefeci Schopenhauer dünyayı analiz etmekle, mürşit Schopenhauer ise acılar için dilekçeler yazmakla görevli değildir[10][11].

Etikte irade reddi de önemli bir temadır. Acıya sebep olan irade tutkusundan kurtulmak için insanın arzu ve tutkularını dizginlemesi gerektiği öğretisi Schopenhauer felsefesinde özgünce ön plana çıkar. Young’ın biyografisinde de bu vurgu açıktır: Schopenhauer, nihai kurtuluşun iradenin reddinde olduğunu, bu yolda radikal bir “kendinden vazgeçmeyi” önerir[9][7]. Hem Reilly’nin hem de Schopenhauer’ın Budizm bağlantısına dair diğer yorumcuların işaret ettiği gibi, Asketaçı yollar ve meditasyon, Schopenhauer’ın etik sisteminde acıyı aşma stratejisi olarak yer alır[9][7].

Estetik

Schopenhauer için estetik deneyim, iradeden geçici kurtuluşun kapısını aralar. Sanat, günlük yaşamın acımasız iradesine karşı adeta bir sığınaktır. Young’ın belirttiği üzere Schopenhauer’ın felsefesindeki üç “kurtuluş yolu”ndan biri estetik deneyimdir: O, aklın iradenin hizmetinden tamamen uzaklaşıp sanatsal kopuşla dinginliğe ulaşabileceğini söyler[12]. Şöyle ki, bir sanat yapıtını, özellikle de güzel bir objeyi deneyimlerken bireyin egoistik arzu ve kaygıları unutulur; kişi öznel benlikten sıyrılarak dünyayı “saf tasavvur” düzeyinde seyreder. Stanford Ansiklopedisi’ne göre, bu durumda kişi irade hizmetinden geçici olarak özgürleşir ve dünyayı bencil olmayan bir bakışla görür[13]. Estetik dünyayı bencil olmayan bir biçimde algılamak, Schopenhauer’ın etiğinde başkalarına şefkatle yaklaşmanın ön adımı sayılır. Yani güzel sanatlar, seyirciye iradesiz bir bilinç durumunun kapılarını aralayarak ahlakî duyarlılık için zemin hazırlar[13].

Schopenhauer estetik açıdan güzel ile yüce (sublime) arasında ayrım yapar. Güzel deneyimi tamamen zevk verici ve benlik bilincini silikleştiren bir hazdır; yüce ise karışık bir haz ve acı hâlidir. Deneyimi güzelle yücel arasında bölerek disiplinlerken, her ikisinin de özünde iradedeki geçici gevşemeler yattığını söyler. Güzel eserin algısında öznel bakış azalırken, yüce eser karşısında kişinin iradeye karşı olan onur veya saygı duygusu açığa çıkar[14]. Bu bağlamda sanat eseri bir yandan öznel zevki, diğer yandan insanı büyük gerçeklerle karşı karşıya getirip iradeyi tanıtan yüceliği birleştirir. Schopenhauer’a göre, başarılı bir sanat eseri—müzik de dahil—bize nesnel gerçekliği değil, iradenin özüne dair sezgisel bir bakış sunar[12][13].

Müzik özel bir örnektir. Young’ın da dikkat çektiği gibi, Schopenhauer müziğe “olağanüstü bir statü” verir: Diğer sanatların yalnızca fenomenleri taklit etmesinin aksine, müzik iradeyi doğrudan ifade eder[15]. Stan­ford Ansiklopedisi, müziğin “dünyanın kendine özgü gerçekliğini açığa çıkardığını” yazar; çünkü müziği deneyimlerken zaman dışında kalan safsız bir irade deneyimi yaşanır[16]. Özellikle programlı olmayan klasik müzik (romantik dönem sonrası “mutlak müzik” denilen tür), Schopenhauer’a göre, bütün diğer eserleri geride bırakarak saf irade bilgisini sunar[15][16]. İnsanlar müzik dinlerken evrensel duygularla –ki şarkı sözsüz olsa bile– doğrudan bağ kurar. Schopenhauer, deneyimde “iradenin kopyası”nı yakaladığımızı savunur; bu nedenle büyük müzik eserleri dinleyiciye derin bir tatmin ve anlam duygusu verir[17][15].

Dolayısıyla Schopenhauer’ın estetik öğretisinde sanat kurtarıcıdır: Estetik durum insanı irade boyunduruğundan geçici olarak azat eder ve en yüksek düzeyde insanı evrensellikle birleştiren iradeyi bastırılmış bir bilinç hâli sağlar[12][13]. Güzelin metafiziğinde “güzel” deneyimi, irade dışı bir durumun somutlaşması olarak öne çıkar; yüce ise insanı kendi kaderine rağmen iradeye başkaldırmaya iten bir bilinç açılımıdır. Müzik bu bağlamda “iradeye en doğrudan erişim” aracıdır[16]. Young’ın tanımını referans alırsak, Schopenhauer’ın sanat yorumu, sanatı ve özellikle müziği varlığın kurtarıcı bir boyutu olarak kabul eder[15][16].

Julian Young’ın Yorumu

Julian Young’ın Schopenhauer adlı kitabı, Schopenhauer’ın görüşlerini hem anlaşılır bir üslupla hem de eleştirel bir bakışla sunar. Eleştirmenler Young’ın sunumunu “erişilebilir, düşünceli, nüfuz edici bir giriş” olarak övmüş; kitapta “Schopenhauer’ın argümanlarının açık analizi ve bu argümanların kapsamlı incelemesi” özellikle vurgulanır[11][18]. Örneğin Severin Schroeder, Young’ın çalışmasını “kapsamlı, makul ve anlaşılır bir sunum” olarak değerlendirirken Schopenhauer’ın hâlâ neden okunması gerektiğini “uygun bir biçimde eleştirel” bir yaklaşımla ortaya koyduğunu belirtir[11]. Benzer şekilde William Schroeder, Young’ın kitabını yeni okuyucular için mükemmel bir başlangıç noktası sayar; özellikle argümanlarda açıklık ve titiz inceleme sunmasını kitabın en büyük gücü olarak görür[18]. Bu değerlendirmeler, Young’ın yorumunun akademik ve yeni başlayanlar açısından değerli olduğunu göstermektedir.

Young’ın yorumuna göre Schopenhauer tarihsel bağlamını dikkate alır ancak asıl odak felsefenin kendisidir. Kitap kronolojik ilerlese de, her bölümde temel konular (Kant’ın etkisi, İrade öğretisi, estetik vb.) derinlemesine ele alınır. Diğer biyografi ve incelemelerden farklı olarak Young, Schopenhauer’u tarafsız bir biyografi özeti yerine “felsefi biyografi” gibi değerlendirmektedir: Felsefi kavramları ve metinleri ayrıntılı çözümleyerek, modern okuyucunun anlaması için yeniden ifade eder. Christopher Janaway gibi bazı yorumcular Schopenhauer’ın felsefesini kusurlu bulsa da, Young bu kusurları açıkça ortaya koyar; örneğin Özen’in not ettiği üzere Young, Schopenhauer’ın “iradenin kendinde şey olduğu” iddiasının temel bir hata olduğunu göremeyecek kadar inatçı bir kişilik olarak tanımlar[19]. Young’ın bu bakış açısı, eleştirmenlerin “Schopenhauer’ın savunucularına önemli bir meydan okuma” olarak tanımladığı yaklaşımıyla örtüşür[18].

Başka bir deyişle, Young’ın yorumu geleneksel Schopenhauer araştırmasının eleştirel çizgisindedir. Kitabında Schopenhauer’ın fikirlerini takdir etmekle birlikte mantıksal tutarlılık açısından sorgular; bu yönü kitap incelemelerinde de vurgulanmıştır[11][18]. Örneğin Janaway, Schopenhauer’ın tarihî bağlamının gözardı edilmeden anlaşılması gerektiğini savunurken, Young daha çok argümanların kendisi üzerinde yoğunlaşır[20]. Böylece, Young’ın yorumu diğer biyografilere kıyasla daha çok “sistematik felsefi analiz”e dayanır. Sanat ve ahlâk konularında Young, Schopenhauer’ın benzer önermelerinin diğer filozoflarla karşılaştırıldığı akademik bir sentez sunarken, geleneksel biyografik anlatı tarzından ziyade tematik bir araştırma sunar.

Eleştirel Değerlendirme

Julian Young’ın Schopenhauer yorumunun güçlü yanlarından biri açıklık ve ayrıntılı kapsam sunmasıdır. Kitabının eleştirmenlerce “kapsamlı, anlaşılır ve makul” bulunduğu[11], argüman analizinin netliği ve felsefi gerekçelerin sağlam biçimde sınandığı[18] belirtilmiştir. Özellikle yeni başlayanlar için Young’ın anlatım tarzı faydalıdır; Schopenhauer’ın karmaşık öğretilerini sindirilebilir parçalara ayırıp açıklar. Estetik, etik ve metafizik gibi çeşitli bölümlerde her konuyu özetleyip değerlendirmesi, okuyucuya sistemli bir yol haritası sunar. Bu bakımdan Young’ın kitapçığı, Schopenhauer’a ilgi duyanlar için “ideal bir başlangıç noktası” olarak tavsiye edilmiştir[5][18].

Diğer yandan Young’ın yorumu aşırı eleştirel bulunabilir. Özen’in işaret ettiği gibi, Schopenhauer araştırmalarında genel bir eğilim bu yönlüdür ve Young da Schopenhauer’ın metafizik iddialarını sertçe sorgular[19]. Örneğin Young, Schopenhauer’ın “irade = kendinde şey” görüşünü mantıksal bir hata olarak görür; bu eleştiri, kitapta belirgin bir çizgi olarak öne çıkar. Bazı okuyucular, Young’ın bu tutumunu haklı bulurken diğerleri Schopenhauer’ın tarihinde ve felsefesinin bütününde değerli gördükleri noktaların gözden kaçırıldığını düşünebilir. Yani Young, Schopenhauer’ı tarihten bağımsız soyut bir düşünür gibi ele alır; bu da onun tarihsel bağlama ne ölçüde önem verdiği konusunda tartışma yaratabilir.

Bir başka zayıflık olarak sayılabilecek nokta, Young’ın konuları zaman zaman parçalı bir sıralamada işlemesi olabilir. Kitap biyografik görünümlü bölümler içerse de, temel felsefi bölümler kronolojiden ziyade tematik odaklıdır[5]. Bu durum, bazı okuyucular için Schopenhauer’ın fikirlerinin yaşam öyküsüyle ilişkisini belirginleştirmeyi zorlaştırabilir. Ayrıca, Young’ın çok sayıda örnek ve alıntı sunmasına rağmen, yöntembilimsel tartışmalar ya da farklı yorumların savunulması konularına derinlemesine girmeyebilir.

Yine de, akademik literatürdeki ağırlığına bakıldığında Young’ın eseri genellikle olumlu kabul edilmiştir. Eleştirmenler kitabı “anlaşılır ve kapsamlı” bulurken[11][18], Young da Schopenhauer’ın hâlâ önemli olduğunu vurgulamıştır. Bu bağlamda, kitabın güçlü yanları genellikle vurgulanırken zayıf yanları daha çok metodolojik tartışmalara veya farklı okumalara göre tartışma konusu olmaktadır.

Sonuç

Arthur Schopenhauer’ın felsefesi günümüzde hâlâ etkisini sürdürmektedir. Onun varlık anlayışı ve pesimizmi, Nietzsche’den Freud’a, Wittgenstein’dan müzisyenlere kadar pek çok düşünürü derinden etkilemiştir[21]. Sanat ve müzik kuramları, etik anlayışı ve yaşamın anlamına dair soruları bugünkü tartışmalarda da canlı tutmaktadır. Stanford Ansiklopedisi’nin belirttiği gibi, Schopenhauer’ın düşünceleri ölümünden sonra da “hayatın anlamını sorgulayanlar ile müzik, edebiyat ve görsel sanatla ilgilenenler” için ayrıcalıklı bir çekiciliğe sahiptir[4].

Julian Young’ın katkısı, bu felsefi mirası yeni kuşaklara açık ve eleştirel biçimde aktarmasıdır. Eseri, Schopenhauer’ın yoğun metinleri ve fikirlerini sakin bir dille ortaya koyarken, eleştirel sorular da sormaktadır[5][11]. Böylece Young, Schopenhauer’ın bugün de irdelenmesi gereken sorularını ve öğretilerini vurgulama imkânı sunar. Genç akademisyenler ve filozoflar, Young’ın kitabından Schopenhauer’ın karmaşık sistemini hem öğrenip hem de sorgulayarak kendi anlayışlarına entegre edebilir. Sonuç olarak, Schopenhauer günümüz felsefesinde hâlen sıkça tartışılan bir figür olmaya devam ederken, Young’ın çalışması bu tartışmayı besleyen sağlam bir kaynak işlevi görmektedir[21][4].

Kaynakça

Arthur Schopenhauer. (2021). The Stanford Encyclopedia of Philosophy (E. N. Zalta, Ed., Güz 2021 ed.). Erişim: https://plato.stanford.edu/entries/schopenhauer/

Olteanu, S. (2018). Schopenhauer’s Aesthetics. In E. N. Zalta (Ed.), The Stanford Encyclopedia of Philosophy (Güz 2018 ed.). Erişim: https://plato.stanford.edu/entries/schopenhauer-aesthetics/

Reilly, R. (2020). Schopenhauer, Buddhism, and Compassion. In R. L. Wicks (Ed.), The Oxford Handbook of Schopenhauer (s. 328–346). Oxford University Press.

Schopenhauer, A. (1966). The World as Will and Representation (3. bs., E. F. J. Payne, çev.). New York: Dover Publications. (Orijinal eser basımı 1818–1819)

Schopenhauer, A. (1995). On the Basis of Morality (E. F. J. Payne, çev.). Providence, RI: Berghahn Books.

Young, J. (2005). Schopenhauer. London: Routledge.

Madigan, T. (2005). Schopenhauer’s Compassionate Morality. Philosophy Now, (52).

Özen, V. O. (2020, 24 Eylül). The Legacy of Schopenhauer’s Metaphysics. APA Blog. Erişim: https://blog.apaonline.org/2020/09/24/the-legacy-of-schopenhauers-metaphysics/


[1] [2] [4]  Arthur Schopenhauer (Stanford Encyclopedia of Philosophy)

https://plato.stanford.edu/entries/schopenhauer/

[3] [6] [12] [13] [14] [15] [16] [17] [21]  Schopenhauer’s Aesthetics (Stanford Encyclopedia of Philosophy)

https://plato.stanford.edu/entries/schopenhauer-aesthetics/

[5] [11] [18] Schopenhauer - 1st Edition - Julian Young - Routledge Book

https://www.routledge.com/Schopenhauer/Young/p/book/9780415333474

[7] [8] [10] Schopenhauer’s Compassionate Morality | Issue 52 | Philosophy Now

https://philosophynow.org/issues/52/Schopenhauers_Compassionate_Morality

[9] Schopenhauer, Buddhism, and Compassion | The Oxford Handbook of Schopenhauer | Oxford Academic

https://academic.oup.com/edited-volume/28223/chapter-abstract/213259707?redirectedFrom=fulltext

[19] [20] The Legacy of Schopenhauer’s Metaphysics | Blog of the APA

https://blog.apaonline.org/2020/09/24/the-legacy-of-schopenhauers-metaphysics/

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.