Bettany Hughes’un Baldıran Kâsesi: Sokrates, Atina ve İyi Hayat Arayışı Üzerine Akademik İnceleme


Kitabın Adı:
Baldıran Kâsesi Sokrates, Atina ve İyi Hayat Arayışı   
Yazar             :
Bettany Hughes

Çevirmen:
Sayfa:
642 
Cilt:
Ciltsiz 
Boyut:
13,5 X 21 
Son Baskı:
02 Ocak, 2026 
İlk Baskı:
02 Ocak, 2026 
Barkod:
9786253894009 
Kapak Tsr.:
Editör:
Kapak Türü:
Karton 
Yayın Dili:
Türkçe 
 
 
 
Orijinal Dili:
İngilizce 
Orijinal Adı:
The Hemlock Cup: Socrates, Athens and the Search for the Good Life  


Bettany Hughes’un Baldıran Kâsesi: Sokrates, Atina ve İyi Hayat Arayışı Üzerine Akademik İnceleme

Giriş. Bettany Hughes’ün The Hemlock Cup: Socrates, Athens and the Search for the Good Life (Türkçesi Baldıran Kâsesi: Sokrates, Atina ve İyi Hayat Arayışı) adlı eseri, Sokrates’in yaşamını anlatırken Atina’nın tarihî-kültürel dokusunu ve felsefi temalarını iç içe geçirir. Hughes, mit ile tarihin bulanık çizgisinde yürüyerek Sokrates’i bir felsefeciden ziyade “yenilikçi bir vatandaş” olarak sunmayı amaçlar. Bu incelemede, eserin Sokrates’in felsefi duruşuna dair çözümlemesi; Atina’nın 5. yüzyıl bağlamına ilişkin anlatısı; Platon, Ksenophon ve Aristophanes gibi kaynakların kullanımı; tarih ve felsefeyi birleştiren anlatı biçimi; ve modern okuyucu açısından Sokrates ve klasik felsefenin önemi ele alınacaktır. Hughes’ün yaklaşımı, okuyucuya hem Sokrates’in “iyi hayat” kavramını hem de Atina demokrasisinin çalkantılı dünyasını derinlemesine tanıtmayı hedefler.

Sokrates’in felsefi duruşu ve etik düşüncesi: “iyi hayat” nedir?

Hughes’e göre Sokrates, insanın içsel tatmin arayışını ve sürekli sorgulamayı hayatının özüne yerleştiren bir figür olarak tasvir edilir. Bir eleştirmenin vurguladığı gibi, Hughes Sokrates’i “tatmin arayışı içindeki, etrafını sorgulama dürtüsü taşıyan, açık ve dürüst söyleme demokratik ısrarıyla yaklaşan ve adalet tutkusuna sahip bir kişi” olarak görür[1]. Bu özellikler, Sokrates’in klasik erdem etiğinin temel bileşenlerini oluşturur. Hughes, Sokrates’i geleneksel olarak kabul gören “mutluluğun” (eudaimonia) çok ötesinde bir yaşam tarzı olarak algılar; onun için asıl önemli olan içsel bütünlük, erdemin hayata katılması ve sınır tanımayan bir meraktır.

Kitabın vurguladığı önemli bir nokta, Sokrates’in maddi refaha ve kamusal övgüye kayıtsızlığıdır. Hughes, Sokrates’in zenginlikten kaçınan, “tek bir pelerinden” başka az eşyası olmayan bir filozof olarak tanımlandığını aktarır[2]. Bu bağlamda Sokrates, imparatorluk döneminin sunduğu kalkınma ve yeni servet dönemine rağmen bunlara mesafelidir. Örneğin, efsaneye göre Sokrates, Atina’daki dükkanlara bakarken “biz mutlu değilsek, yelkenler, surlar ve heykeller ne işe yarar” diye sorardı[3]. Bu sorgulama, onun “iyi hayat” kavramının merkezindedir. Yani Sokrates’e göre gerçek mutluluk dışsal zenginlikten değil, erdemli ve sorgulanan bir hayattan kaynaklanır. Hughes, bu yaklaşımı “Ağız dalaşı değil diyalog demokrasiyi besler” sözünde özetler (s. 170)[4]; Sokrates için önemli olan kamusal alandaki sayıklamalardan çok, sürekli sınav edilen bireysel iç yaşamdır.

Sokrates’in ününü özetleyen bir diğer özdeyiş de “sorgulanmamış hayat, yaşanmaya değmez” sözüdür. Hughes bu sözü modern dünyanın kurucu ilkesi olarak tanımlar[5]. Bu vurgu, Sokrates’in “iyi hayat” tanımının ne olduğu sorusuyla doğrudan ilgilidir: Ona göre insan ancak kendisini, değerlerini ve toplumsal düzeni sürekli sorgulayarak hakkıyla yaşayabilir. Hughes’ün eseri Sokrates’in 70 yıllık ömrünü, ahlaki soru sorma ve erdemi arama serüveni olarak kurgular. Kitabın alt başlığındaki “iyi hayat arayışı” ifadesi de tam olarak bu noktayı yansıtır. Hughes, Sokrates’in asıl görevinin “paranın toplumsal rolü, erdemin ne olduğu, iyilik öğretilebilir mi, biz mutlu değilsek surların, savaş gemilerinin, görkemli heykellerin ne anlamı var” gibi temel soruları tarihin ışığında yeniden tartışmak olduğunu vurgular[6]. Dolayısıyla Baldıran Kâsesi, Sokrates’in etiğini, maddi dünya karşısında erdemli bir yaşam arayışı bağlamında ele alır.

Atina’nın tarihsel, politik ve kültürel bağlamı (5. yüzyıl)

Hughes, Sokrates’i anlaşılır kılmak için Atina’yı tüm yönleriyle betimler. Eserin çerçevesi, Klasik Dönem’in en çalkantılı yıllarına, MÖ 5. yüzyıla kuruludur. Kitapta betimlenen Atina, demokrasi ideallerinin doğuşuna sahne olan, ancak aynı zamanda savaşlar ve iç çatışmalarla karşı karşıya kalan bir şehirdir. Örneğin Hughes, Sokrates’in yargılanıp ölüm cezasına çarptırıldığı MÖ 399 yılının sabahında Atina agora­sunda toplanan halkı resmederek anlatıya başlar[7]. Agora’nın sadece ticaret ve siyaset merkezi değil, aynı zamanda tartışma ve kamusal söylemin merkezi olduğunu detaylıca belirtir. İlgili alıntıda agoranın “müzik dinletilerine ev sahipliği yaptığı, askerlerin ant içtiği, kitapların satıldığı, trajedilerin sahnelenip heykellerin şekillendiği; söz yazıcılarının hukukçular için papirüs üzerinde yazı tıraş ettiği” bir yer olduğu anlatılır[7]. Bu tasvir, Atina demokrasisinin kültürel ve toplumsal işleyişini gözler önüne serer.

Hughes, Atina demokrasisinin işleyişini de vurgular. Atina’da her yetişkin erkeğin (köleler, kadınlar ve çocuklar dışında) devlete doğrudan katılma hakkı vardı. Kitapta Perikles döneminde getirilen jüri üyelerine günlük ödeme uygulamasının sonuçları anlatılır; Sokrates, bu sayede yoksulların karar süreçlerine katıldığını gözlemler[8]. Sokrates’in dediği gibi, iş bırakarak adalet dağıtımına katılacak durumda olanlar genellikle savaş gazileri ve ekonomik olarak sıkıntıda olan kişilerdi. Hughes’ün aktardığı üzere Sokrates, “halk halkın efendisi” ilkesine dayanan yeni demokratik katılıma rağmen toplumsal gerilimlerin varlığına dikkat çeker.

Şehir yaşamının yanı sıra Hughes, 5. yüzyıl Atina’sının büyük tarihi olaylarını ve toplumsal değişimini de işler. Peloponez Savaşları, Atina vebası, imparatorluğun yükselişi ve yıkılışı gibi dönemsel olaylar Sokrates’in yaşamıyla iç içe anlatılır[9]. Özellikle Sokrates’in savaş yıllarındaki askerlik görevleri ve Atina’nın savaş tahribatı ayrıntılı bir şekilde canlandırılır. Hughes, günümüz arkeolojik kazıları ve fiziksel kanıtlar üzerinden, savaşların ve salgınların kentin insanları nasıl etkilediğini okura hissettirir. Örneğin, 5. yüzyıl Atina’sında seyyar tabiplerin ve göçmen mağdurların manzaralarıyla karşılaşmak, Hughes’ün kelimeleriyle okuru MÖ 5. yüzyılın kaotik günlerine taşır[9]. Bu anlatıda Atina, hoşgörünün yer yer tahammülsüzlüğe dönüştüğü, “özgürlük kıtlığının” hissedildiği bir şehir olarak resmedilir.

Kültürel bağlama gelince, Hughes dönemi Atina’sını tam bir altın çağ panoraması içinde gösterir. Tragedya sahnelerinin, yeni fikirlerin, entelektüellerin yükseldiği bu dönemde Sokrates gibi “devrimci” bir düşünürün ortaya çıkması zeminini oluşturur. Daniel Hahn’in Independent’daki incelemesinde vurgulandığı gibi, Sokrates’in yaşadığı zaman dilimi “demokrasinin yeni yeni kök saldığı, yeni servetin ortaya çıktığı, seri şiddet patlamalarıyla geçen” bir döneme tekabül eder[10]. Hughes aynı zamanda büyük figürlerin – Euripides, Aristophanes, Ksenophon, Herodot, Perikles gibi – sahnedeki yerlerini anlatır; Sokrates, bu parlak entelektüel ortamda “bilgelik seven” bir sorgulayıcı olarak dolaşır. Atina’nın görkemli bronz heykelleri, tapınakları, Pire limanında inşa edilen triremler ve Pnyx tepesindeki toplanma gibi unsurlar, eserin tarihsel panoramasını zenginleştirir[10][11]. Nitekim bir eleştiriye göre Hughes, Sokrates’in hayatını “Atina’nın altın çağındaki görkeminden, en büyük zirveye ve nihayet felaketin uçurumuna kadar uzanan” bir tasvirin çivisi olarak kullanır[11]. Bu çerçevede Atina, Sokrates’in yaşamıyla yakından iç içe geçen bir sahne arkası olarak sunulur.

Kaynakların işleniş biçimi: Platon, Ksenophon, Aristophanes

Hughes’ün Sokrates biyografisinde kullandığı en önemli kaynaklar, aralarında asıl metin olarak Platon’un diyalogları, ayrıca Ksenophon’un anıları ve Aristophanes’in komedi oyunlarıdır. Ancak Hughes, bu kaynakları tam metin okumalarından ziyade birer tarihî doku unsuru olarak kullanma eğilimindedir. Örneğin Ravi Sharma’nın incelemesine göre, kitabın temelinin Platon diyaloğuna dayandığı söylenebilir; Hughes’un kendi itiraf ettiği gibi bu metinler Sokrates’in entelektüel karmaşıklıklarını “üzerinde hafifçe kaydığı” unsurlardır[12]. Yani Hughes, Platon’un Sokrates imgesini büyük ölçüde kabullenir, fakat felsefi tartışmaların derinliklerine girmek yerine bu diyalogları Sokrates’i çevreleyen ortamı canlandırmak için kullanır. Platon’un benzettiği “görsel hafıza” vurgusundan yola çıkarak, diyaloglarda geçen mekân betimlemelerini arkeolojik veriyle zenginleştirir[13]. Böylece Atina’nın akustiği, kalabalık sokakları, tapınakları sahne sahne yeniden üretilir.

Ksenophon’dan alınan öğelerin ise daha çok anekdotik karakterde olduğu söylenebilir. Hughes, Ksenophon’un Sokrates’i anlattığı pasajlardan, özellikle askeri hizmet veya gündelik yaşamla ilgili kısımlardan faydalanır. Steve Donoghue’nun belirttiği gibi, Hughes Sokrates’i “görkemli felsefi sembol” haline gelmeden önce bir insan olarak sunar; Sokrates’in gençliğinde bile Platon tarafından yüceltilen ve Aristophanes tarafından hicvedilen hâlini anımsatarak, yaşamının tümünü sergiler[14]. Dolayısıyla Aristophanes’in Bulutlar oyununda Sokrates’in alaycı resmini de zaman zaman hatırlatır ve komik betimlemeleri tarihî atmosferin bir parçası sayar. Bir eleştirinin altını çizdiği gibi Hughes, Sokrates’in Platon’un kilisenince “ibadet edilen” figür ve Aristophanes tarafından “alay edilen” yönleri arasında gezerek, onun insani yönünü ortaya çıkarmayı hedefler[14].

Ancak eleştirmenler, Hughes’ün sunduğu Sokrates portresi üzerinde dikkatli olunmasını önerir. Kitap, Platon, Aristophanes ve Sofokles gibi kaynaklara sık sık gönderme yapsa da bunların “her şeyin göründüğü gibi olmadığı” uyarısını da beraberinde getirir[15]. Örneğin Platon’un Sokrates’i diyaloğunda aktardığı cümleler doğrudan Sokrates’e atfedilir; ancak bu sözlerin orijinal bağlamı bazen gözden kaçırılır. Tom Holland’ın gözlemi, Hughes’un kaynakları derlerken Platon diyaloğundaki Sokrates konuşmalarını adeta doğrudan aktarıyormuş gibi kullanmasının “hünerinin eksik” bir yanı olduğunu vurgular[16]. Benzer şekilde, Sokrates’in seyahat ettiği iddia edilen yerlere ilişkin çıkarımlar da hikâyeye görsel bir zenginlik katsalar da tartışmalı kabul edilir. Özetle Hughes, bu kaynakları büyük oranda tarihî atmosferi kurmak için bir yapı taşı olarak değerlendirir; doğrudan felsefi fikirlerin savunusuna ise fazla girmez. Bu yüzden kitabın sonunda, yine Sharma’nın belirttiği gibi, okuyucuların eserin bazı bölümlerini “tuzla karıştırarak” okumaları gerektiği ima edilir[15].

Tarih ile felsefeyi birleştirme biçimi: anlatı tarzı, görsel tasvirler ve sezgiler

Hughes’ün Baldıran Kâsesi adlı eserinin en belirgin özelliklerinden biri, tarihî betimlemeleri zengin felsefî yorumlarla birleştiren dikkat çekici anlatı üslubudur. Hughes bir tarihçi titizliğiyle çalışır, ancak dilini olabildiğince canlı ve okuru içine çeken bir hâle dönüştürür. Guardian gazetesi yazarı Tom Holland’ın ifadesiyle, Hughes “bir tarihçi olarak yazar, ancak odağı Sokrates’in felsefesi değil, onun fikirlerinin ‘zamanında ve mekânında nasıl evrildiği’dir”[11]. Bu yaklaşım sayesinde Sokrates’in biyografisi, Altın Çağ Atinasi’nin panoramasını gerçeğe yakın şekilde yaşatan bir hikâye kancasına dönüşür. Hughes’un yıllarca antik dünya üzerine belgeseller hazırlamış olmasının verdiği deneyim, eserin adeta bir “CGI benzeri” görsel şölene dönüşmesini sağlar[17]. Kendisi bazen modern Atina sokaklarında, bazen kazı alanlarında, bazen ise müzelerin bodrum katlarında dolaşarak antik dünyanın zenginliklerini bir canlandırma gibi sunar. Yorumcular bu üslubu metrekarelere sığmayan bir resim gibidir diye niteler; meselâ BBC History Today dergisi, Hughes’un anlatımını “klasik kentin kargaşasını ve görkemi yeniden yaratan CGI benzeri bir edebiyat” olarak övgüyle söz eder[18].

Hikâye kurgusu sık sık duyusal betimlemelerle desteklenir. Hughes, bir Olimpiyat ya da koro festivalinden dönüp günümüz izmlerini aktarır. Ravi Sharma’nın alıntıladığı gibi, İsthmos Oyunları’nın düzenlendiği boğaz kenarı antik alan, günümüzde “öğrencilerin demir parmaklıkların dışından burunlarını içeri dayadıkları, sallanan bir bebek salıncağının gıcırtısı ve çiçeklerin uğultusundan ibaret” sakin bir mekândır[19]. Fakat beşinci yüzyılda orada yarışan atletlerin kulisleri böylesine sönük değildi: “Müzisyenlerin hazırlık çalışmaları, ritmik naraların üzerine yavaş yavaş gölge düşürür; ocakta kızartılan yağlı yiyeceklerin kokusu ter kokusunu bastırır; koşucuları ve izleyicileri rahatlatsın diye basinen akan su, gergin sinirleri sakinleştirir” şeklindeki tasvir Hughes’un anlatım tarzını yansıtır[19]. Bu tür örneklerle Hughes, antik dünyanın yaşantısını okuyucunun şu anki duyularına taşır.

Hughes, detaylara verdiği önemle bilinir. Bir eleştirmenin dediği gibi, kitap “hiçbir fizikî yönü atlayarak Atinalı bir erkeğin yaşantısından en küçük ayrıntıyı bile” kapsar[20]. Sofra düzenlerinden taş plaklara, kumsalda oraklarla sinek toplamak zorunda kalan yaşlılardan sıcacık taş sıralarda oturan jüri üyelerinin çektikleri acıya varana dek birçok gündelik unsur eserde yer bulur. Steve Donoghue, Hughes’un işleyişini “her şeyi büyük ölçüde canlı, coşkulu üslubu ve gündelik detaylarla an be an kurmak” şeklinde tanımlar; Hughes kitabında antik anekdotlara ve Akropolis’in gölgesindeki arkeolojik buluntulara bolca yer verir[21]. Bu bağlamda Hughes, Sokrates’in bir filozof imajı yerine “mahalleliyi”, çıplak ayaklı adamı ve çevresindeki sıradan insanları vurgular. Örneğin Sokrates’in demesinin (mahalle) hâlâ eski dünya köy görünümünü koruduğunu, kiracıların hala evleri için hava sahası satın aldığını ve yağmurdan sonra erkeklerin utangaçça sülük aradığını betimler[22]. Yine Hughes, Sokrates’in Sabah Akoladsos’taki salon felsefesi toplantılarından ziyade sokaklardaki koşuşturmalarını; Perikles’in günler süren yemeğe katılıp gençlerle flört ettiği gibi bir alt kültürü de ele alır[23].

Görsel unsurlar Hughes’un anlatımında merkezi bir yer tutar. Hughes, mekânları sadece kelimelerle anlatmakla kalmaz, aynı zamanda okuru günümüz Yunanistan’ına götürerek arkeolojik alanları ve müze eserlerini gösterir. Bir eleştirmene göre Hughes “günümüzün en iyi akademisyenleri gibi görsel düşünür ve kelimeler kadar görüntülerle de tarih anlatır”[24]. Gerçekten de eserin içinde çok sayıda resim ve illüstrasyon bulunur; Paul Johnson’ın yazısına göre kitap, “bir dizi nefes kesici görselle dolu” ve kenarlarına benzeri görülmemiş Sokrat alıntılarıyla bezelidir[25][26]. Bu tasarım, hem dikkatli bir tarihçi hem de belgeselci kimliğinin bir göstergesidir.

Sonuç olarak Hughes’un Baldıran Kâsesi’nde tarihî gerçekler ve felsefî görüşler hayli iç içe geçmiştir. Anlatı içinde sık sık Sokrates’in öğretilerine dair sezgisel çıkarımlara rastlanır; örneğin Sokrates’in demokrasinin “rote konuşmadan diyalogla beslenmesi gerektiği” sözü, çalışmalarına demokratik değerleri karşıtlarına karşı savunma amacıyla örülmüştür[4]. Ancak ağırlık, Atina’nın dokusunu duyumsatan tarihsel bir betimlemeye verilmiştir. Eleştirmenler genellikle kitabın “Sokrates’in felsefesi”nden ziyade “dünyasını” ön plana çıkardığını vurgular[27]. Dolayısıyla Hughes, felsefî sezgileri tarihî bağlam içinde verimli bir şekilde harmanlayarak okuyucuyu hem geçmişe hem de metafizik tartışmalara çeker.

Modern okuyucuya aktarılan Sokrates ve klasik felsefe anlayışının değeri

Baldıran Kâsesi, Sokrates’i yeniden canlandırmakla kalmaz, onun düşünce mirasının günümüze uzanan anlamını da tartışmaya açar. Hughes bu kitabı kaleme alırken, okuyucuya Sokrates’in yalnızca antik bir karakter olmadığını, modern düşünce dünyasının temellerinden birini teşkil ettiğini göstermeyi amaçlamıştır. Örneğin Daniel Hahn, eserin Sokrates’i “şu an kendi dünyamızı düşünme biçimimizin nasıl oluştuğunu anlamamız için değerli bir araç” olarak sunduğunu vurgular[28]. Hughes’un ifadesiyle, Sokrates “sadece hayatın anlamını değil, kendi hayatımızın anlamını da” aradığından[28], onu anlamak günümüz için bir zorunluluk hâlini alır. Bu nedenle kitap, Sokrates felsefesinin bugünkü arayışlara rehberlik edecek evrensel değerler taşıdığı mesajını verir.

Ayrıca Hughes, Sokrates’in sorduğu temel soruların 24 asır sonra bile geçerliliğini koruduğunu düşünür[6]. Kendisinin de belirttiği gibi; paranın toplumsal yeri, erdemin tanımı, savaşın anlamı gibi sorular antikçağın ötesinde bizim çağımızda da önemlidir. Bu vurgu, “iyi hayat” kavramının zamandan bağımsız olarak ele alınması gerektiğini ortaya koyar. Özellikle materyalizm eleştirisi ve demokrasinin çelişkili yönleri, modern dünyada halen tartışılan konulardır. Hughes’un anlatımı, okura klasik felsefe ile kendi hayatı arasında köprü kurma imkânı sunar.

Eserin modern okuyucuya kazandırdığı değeri eleştirenler de vardır. Örneğin Tom Holland, Hughes’un Sokrates portresinin Sokrates’e fazla sempatiyle yaklaştığını, onun koyu ideallerini bazı nüanslardan arındırdığını belirtir[16]. Ancak eser genel olarak, klasik felsefeyi geniş kitlelere sevdiren ve antik çağın önemini vurgulayan bir araç olarak değerlendirilir. Nitekim Simon Sebag Montefiore, kitabı Sokrates biyografisinin ötesinde “5. yüzyıl Atinası’nın politik ve sosyal tarihini” veren bir başyapıt olarak niteler. Montefiore’a göre Baldıran Kâsesi, Atina toplumunun “pis, kokulu, haykıran” günlük hayatını resmeder ve “Sokrates’in felsefesi değil dünyasını” irdeleyerek klasik mirasın bugün için önemini gösterir[27]. Yine bir eleştiriye göre, Hughes’ün canlı ve coşkulu üslubu “klasik dünyaya giriş yapmak isteyenlere her bakımdan canlı ve bilgilendirici bir rehber” sunar[27].

Sonuç olarak, Hughes’ün çalışması Sokrates’i modern kamuoyunda yeniden popülerleştirme çabası olarak görülebilir. Felsefenin akademik kâbus olmaktan çıkarılıp okurun gündelik hayatına bağlanması, günümüzde klasik fikirlerin tartışılmasını kolaylaştırır. Hughes’un Sokrates anlatısı, modern okuyucunun “antik filozof” yerine insani bir sorgulayıcıyı görmesini sağlar ve bu mirasın kendi hayatıyla kesiştiğini hissettirir. Böylece Baldıran Kâsesi, sadece antik dönemi incelemekle kalmaz, çağdaş düşünce için de ilham verici bir kaynak olarak değerlendirilir.

Kaynakça

·         Donoghue, S. (2012, 12 Mart). Now in Paperback: The Hemlock Cup. Open Letters Monthly.

·         Hahn, D. (2010, 6 Kasım). The Hemlock Cup, by Bettany Hughes. The Independent.

·         Holland, T. (2010, 24 Ekim). The Hemlock Cup: Socrates, Athens and the Search for the Good Life by Bettany Hughes – review. The Observer.

·         Hughes, B. (2010). The Hemlock Cup: Socrates, Athens and the Search for the Good Life. Jonathan Cape.

·         Hughes, B. (2011, 4 Mart). The Hemlock Cup: Socrates, Athens and the Search for the Good Life. Thinking Faith.

·         Sharma, R. (2011). The Hemlock Cup: Socrates, Athens and the Search for the Good Life [Review of the book The Hemlock Cup, by B. Hughes]. Bryn Mawr Classical Review, 2011(10.33).


[1] [12] [13] [15] [19] The Hemlock Cup: Socrates, Athens and the Search for the Good Life – Bryn Mawr Classical Review

https://bmcr.brynmawr.edu/2011/2011.10.33/

[2] [3] [4] [7] [8] [9] The Hemlock Cup: Socrates, Athens and the Search for the Good Life | Thinking Faith: The online journal of the Jesuits in Britain

https://www.thinkingfaith.org/articles/book_20110304_1.htm

[5] [6] [18] [20] [24] [25] [26] [27] THE HEMLOCK CUP | bettanyhughes

https://www.bettanyhughes.co.uk/the-hemlock-cup

[10] [28] The Hemlock Cup, By Bettany Hughes | The Independent | The Independent

https://www.the-independent.com/arts-entertainment/books/reviews/the-hemlock-cup-by-bettany-hughes-2124437.html

[11] [16] [17] The Hemlock Cup: Socrates, Athens and the Search for the Good Life by Bettany Hughes – review | History books | The Guardian

https://www.theguardian.com/books/2010/oct/24/hemlock-cup-bettany-hughes-review

[14] [21] [22] [23]
Now in Paperback: The Hemlock Cup — Steve Donoghue

https://www.stevedonoghue.com/review-archives/now-in-paperback-the-hemlock-cup

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.