Bettany Hughes’un Baldıran Kâsesi: Sokrates, Atina ve İyi Hayat Arayışı Üzerine Akademik İnceleme
Kitabın Adı:Baldıran Kâsesi Sokrates, Atina ve İyi Hayat Arayışı Yazar :Bettany Hughes
Çevirmen:Sayfa:642 Cilt:Ciltsiz Boyut:13,5 X 21 Son Baskı:02 Ocak, 2026 İlk Baskı:02 Ocak, 2026 Barkod:9786253894009 Kapak Tsr.:Editör:Kapak Türü:Karton Yayın Dili:Türkçe Orijinal Dili:İngilizce Orijinal Adı:The Hemlock Cup: Socrates, Athens and the Search for the Good Life
Bettany Hughes’un Baldıran
Kâsesi: Sokrates, Atina ve İyi Hayat Arayışı Üzerine Akademik İnceleme
Giriş.
Bettany Hughes’ün The Hemlock Cup: Socrates, Athens and the Search for the
Good Life (Türkçesi Baldıran Kâsesi: Sokrates, Atina ve İyi Hayat
Arayışı) adlı eseri, Sokrates’in yaşamını anlatırken Atina’nın
tarihî-kültürel dokusunu ve felsefi temalarını iç içe geçirir. Hughes, mit ile
tarihin bulanık çizgisinde yürüyerek Sokrates’i bir felsefeciden ziyade
“yenilikçi bir vatandaş” olarak sunmayı amaçlar. Bu incelemede, eserin
Sokrates’in felsefi duruşuna dair çözümlemesi; Atina’nın 5. yüzyıl bağlamına
ilişkin anlatısı; Platon, Ksenophon ve Aristophanes gibi kaynakların kullanımı;
tarih ve felsefeyi birleştiren anlatı biçimi; ve modern okuyucu açısından
Sokrates ve klasik felsefenin önemi ele alınacaktır. Hughes’ün yaklaşımı,
okuyucuya hem Sokrates’in “iyi hayat” kavramını hem de Atina demokrasisinin
çalkantılı dünyasını derinlemesine tanıtmayı hedefler.
Sokrates’in felsefi duruşu ve etik düşüncesi: “iyi hayat” nedir?
Hughes’e göre Sokrates, insanın içsel tatmin arayışını ve sürekli
sorgulamayı hayatının özüne yerleştiren bir figür olarak tasvir edilir. Bir
eleştirmenin vurguladığı gibi, Hughes Sokrates’i “tatmin arayışı içindeki,
etrafını sorgulama dürtüsü taşıyan, açık ve dürüst söyleme demokratik ısrarıyla
yaklaşan ve adalet tutkusuna sahip bir kişi” olarak görür[1]. Bu özellikler, Sokrates’in klasik erdem etiğinin temel bileşenlerini
oluşturur. Hughes, Sokrates’i geleneksel olarak kabul gören “mutluluğun”
(eudaimonia) çok ötesinde bir yaşam tarzı olarak algılar; onun için asıl önemli
olan içsel bütünlük, erdemin hayata katılması ve sınır tanımayan bir meraktır.
Kitabın vurguladığı önemli bir nokta, Sokrates’in maddi refaha ve
kamusal övgüye kayıtsızlığıdır. Hughes, Sokrates’in zenginlikten kaçınan, “tek
bir pelerinden” başka az eşyası olmayan bir filozof olarak tanımlandığını
aktarır[2]. Bu bağlamda Sokrates, imparatorluk döneminin sunduğu kalkınma ve yeni
servet dönemine rağmen bunlara mesafelidir. Örneğin, efsaneye göre Sokrates,
Atina’daki dükkanlara bakarken “biz mutlu değilsek, yelkenler, surlar ve
heykeller ne işe yarar” diye sorardı[3]. Bu sorgulama, onun “iyi hayat” kavramının merkezindedir. Yani
Sokrates’e göre gerçek mutluluk dışsal zenginlikten değil, erdemli ve
sorgulanan bir hayattan kaynaklanır. Hughes, bu yaklaşımı “Ağız dalaşı değil
diyalog demokrasiyi besler” sözünde özetler (s. 170)[4]; Sokrates için önemli olan kamusal alandaki sayıklamalardan çok,
sürekli sınav edilen bireysel iç yaşamdır.
Sokrates’in ününü özetleyen bir diğer özdeyiş de “sorgulanmamış hayat,
yaşanmaya değmez” sözüdür. Hughes bu sözü modern dünyanın kurucu ilkesi olarak
tanımlar[5]. Bu vurgu, Sokrates’in “iyi hayat” tanımının ne olduğu sorusuyla
doğrudan ilgilidir: Ona göre insan ancak kendisini, değerlerini ve toplumsal
düzeni sürekli sorgulayarak hakkıyla yaşayabilir. Hughes’ün eseri Sokrates’in
70 yıllık ömrünü, ahlaki soru sorma ve erdemi arama serüveni olarak kurgular.
Kitabın alt başlığındaki “iyi hayat arayışı” ifadesi de tam olarak bu noktayı
yansıtır. Hughes, Sokrates’in asıl görevinin “paranın toplumsal rolü, erdemin
ne olduğu, iyilik öğretilebilir mi, biz mutlu değilsek surların, savaş
gemilerinin, görkemli heykellerin ne anlamı var” gibi temel soruları tarihin
ışığında yeniden tartışmak olduğunu vurgular[6]. Dolayısıyla Baldıran Kâsesi, Sokrates’in etiğini, maddi dünya
karşısında erdemli bir yaşam arayışı bağlamında ele alır.
Atina’nın tarihsel, politik ve kültürel bağlamı (5. yüzyıl)
Hughes, Sokrates’i anlaşılır kılmak için Atina’yı tüm yönleriyle
betimler. Eserin çerçevesi, Klasik Dönem’in en çalkantılı yıllarına, MÖ 5.
yüzyıla kuruludur. Kitapta betimlenen Atina, demokrasi ideallerinin doğuşuna
sahne olan, ancak aynı zamanda savaşlar ve iç çatışmalarla karşı karşıya kalan
bir şehirdir. Örneğin Hughes, Sokrates’in yargılanıp ölüm cezasına
çarptırıldığı MÖ 399 yılının sabahında Atina agorasunda toplanan halkı
resmederek anlatıya başlar[7]. Agora’nın sadece ticaret ve siyaset merkezi değil, aynı zamanda
tartışma ve kamusal söylemin merkezi olduğunu detaylıca belirtir. İlgili
alıntıda agoranın “müzik dinletilerine ev sahipliği yaptığı, askerlerin ant
içtiği, kitapların satıldığı, trajedilerin sahnelenip heykellerin şekillendiği;
söz yazıcılarının hukukçular için papirüs üzerinde yazı tıraş ettiği” bir yer
olduğu anlatılır[7]. Bu tasvir, Atina demokrasisinin kültürel ve toplumsal işleyişini
gözler önüne serer.
Hughes, Atina demokrasisinin işleyişini de vurgular. Atina’da her
yetişkin erkeğin (köleler, kadınlar ve çocuklar dışında) devlete doğrudan
katılma hakkı vardı. Kitapta Perikles döneminde getirilen jüri üyelerine günlük
ödeme uygulamasının sonuçları anlatılır; Sokrates, bu sayede yoksulların karar
süreçlerine katıldığını gözlemler[8]. Sokrates’in dediği gibi, iş bırakarak adalet dağıtımına katılacak
durumda olanlar genellikle savaş gazileri ve ekonomik olarak sıkıntıda olan
kişilerdi. Hughes’ün aktardığı üzere Sokrates, “halk halkın efendisi” ilkesine
dayanan yeni demokratik katılıma rağmen toplumsal gerilimlerin varlığına dikkat
çeker.
Şehir yaşamının yanı sıra Hughes, 5. yüzyıl Atina’sının büyük tarihi
olaylarını ve toplumsal değişimini de işler. Peloponez Savaşları, Atina vebası,
imparatorluğun yükselişi ve yıkılışı gibi dönemsel olaylar Sokrates’in
yaşamıyla iç içe anlatılır[9]. Özellikle Sokrates’in savaş yıllarındaki askerlik görevleri ve
Atina’nın savaş tahribatı ayrıntılı bir şekilde canlandırılır. Hughes, günümüz
arkeolojik kazıları ve fiziksel kanıtlar üzerinden, savaşların ve salgınların
kentin insanları nasıl etkilediğini okura hissettirir. Örneğin, 5. yüzyıl
Atina’sında seyyar tabiplerin ve göçmen mağdurların manzaralarıyla karşılaşmak,
Hughes’ün kelimeleriyle okuru MÖ 5. yüzyılın kaotik günlerine taşır[9]. Bu anlatıda Atina, hoşgörünün yer yer tahammülsüzlüğe dönüştüğü,
“özgürlük kıtlığının” hissedildiği bir şehir olarak resmedilir.
Kültürel bağlama gelince, Hughes dönemi Atina’sını tam bir altın çağ
panoraması içinde gösterir. Tragedya sahnelerinin, yeni fikirlerin,
entelektüellerin yükseldiği bu dönemde Sokrates gibi “devrimci” bir düşünürün
ortaya çıkması zeminini oluşturur. Daniel Hahn’in Independent’daki
incelemesinde vurgulandığı gibi, Sokrates’in yaşadığı zaman dilimi
“demokrasinin yeni yeni kök saldığı, yeni servetin ortaya çıktığı, seri şiddet
patlamalarıyla geçen” bir döneme tekabül eder[10]. Hughes aynı zamanda büyük figürlerin – Euripides, Aristophanes,
Ksenophon, Herodot, Perikles gibi – sahnedeki yerlerini anlatır; Sokrates, bu
parlak entelektüel ortamda “bilgelik seven” bir sorgulayıcı olarak dolaşır.
Atina’nın görkemli bronz heykelleri, tapınakları, Pire limanında inşa edilen
triremler ve Pnyx tepesindeki toplanma gibi unsurlar, eserin tarihsel
panoramasını zenginleştirir[10][11]. Nitekim bir eleştiriye göre Hughes, Sokrates’in hayatını “Atina’nın
altın çağındaki görkeminden, en büyük zirveye ve nihayet felaketin uçurumuna
kadar uzanan” bir tasvirin çivisi olarak kullanır[11]. Bu çerçevede Atina, Sokrates’in yaşamıyla yakından iç içe geçen bir
sahne arkası olarak sunulur.
Kaynakların işleniş biçimi: Platon, Ksenophon, Aristophanes
Hughes’ün Sokrates biyografisinde kullandığı en önemli kaynaklar,
aralarında asıl metin olarak Platon’un diyalogları, ayrıca Ksenophon’un anıları
ve Aristophanes’in komedi oyunlarıdır. Ancak Hughes, bu kaynakları tam metin
okumalarından ziyade birer tarihî doku unsuru olarak kullanma eğilimindedir.
Örneğin Ravi Sharma’nın incelemesine göre, kitabın temelinin Platon diyaloğuna
dayandığı söylenebilir; Hughes’un kendi itiraf ettiği gibi bu metinler
Sokrates’in entelektüel karmaşıklıklarını “üzerinde hafifçe kaydığı”
unsurlardır[12]. Yani Hughes, Platon’un Sokrates imgesini büyük ölçüde kabullenir,
fakat felsefi tartışmaların derinliklerine girmek yerine bu diyalogları
Sokrates’i çevreleyen ortamı canlandırmak için kullanır. Platon’un benzettiği
“görsel hafıza” vurgusundan yola çıkarak, diyaloglarda geçen mekân
betimlemelerini arkeolojik veriyle zenginleştirir[13]. Böylece Atina’nın akustiği, kalabalık sokakları, tapınakları sahne
sahne yeniden üretilir.
Ksenophon’dan alınan öğelerin ise daha çok anekdotik karakterde olduğu
söylenebilir. Hughes, Ksenophon’un Sokrates’i anlattığı pasajlardan, özellikle
askeri hizmet veya gündelik yaşamla ilgili kısımlardan faydalanır. Steve
Donoghue’nun belirttiği gibi, Hughes Sokrates’i “görkemli felsefi sembol”
haline gelmeden önce bir insan olarak sunar; Sokrates’in gençliğinde bile
Platon tarafından yüceltilen ve Aristophanes tarafından hicvedilen hâlini
anımsatarak, yaşamının tümünü sergiler[14]. Dolayısıyla Aristophanes’in Bulutlar oyununda Sokrates’in
alaycı resmini de zaman zaman hatırlatır ve komik betimlemeleri tarihî
atmosferin bir parçası sayar. Bir eleştirinin altını çizdiği gibi Hughes,
Sokrates’in Platon’un kilisenince “ibadet edilen” figür ve Aristophanes
tarafından “alay edilen” yönleri arasında gezerek, onun insani yönünü ortaya
çıkarmayı hedefler[14].
Ancak eleştirmenler, Hughes’ün sunduğu Sokrates portresi üzerinde
dikkatli olunmasını önerir. Kitap, Platon, Aristophanes ve Sofokles gibi
kaynaklara sık sık gönderme yapsa da bunların “her şeyin göründüğü gibi
olmadığı” uyarısını da beraberinde getirir[15]. Örneğin Platon’un Sokrates’i diyaloğunda aktardığı cümleler doğrudan
Sokrates’e atfedilir; ancak bu sözlerin orijinal bağlamı bazen gözden
kaçırılır. Tom Holland’ın gözlemi, Hughes’un kaynakları derlerken Platon
diyaloğundaki Sokrates konuşmalarını adeta doğrudan aktarıyormuş gibi
kullanmasının “hünerinin eksik” bir yanı olduğunu vurgular[16]. Benzer şekilde, Sokrates’in seyahat ettiği iddia edilen yerlere
ilişkin çıkarımlar da hikâyeye görsel bir zenginlik katsalar da tartışmalı
kabul edilir. Özetle Hughes, bu kaynakları büyük oranda tarihî atmosferi kurmak
için bir yapı taşı olarak değerlendirir; doğrudan felsefi fikirlerin savunusuna
ise fazla girmez. Bu yüzden kitabın sonunda, yine Sharma’nın belirttiği gibi,
okuyucuların eserin bazı bölümlerini “tuzla karıştırarak” okumaları gerektiği
ima edilir[15].
Tarih ile felsefeyi birleştirme biçimi: anlatı tarzı, görsel tasvirler
ve sezgiler
Hughes’ün Baldıran Kâsesi adlı eserinin en belirgin
özelliklerinden biri, tarihî betimlemeleri zengin felsefî yorumlarla
birleştiren dikkat çekici anlatı üslubudur. Hughes bir tarihçi titizliğiyle
çalışır, ancak dilini olabildiğince canlı ve okuru içine çeken bir hâle
dönüştürür. Guardian gazetesi yazarı Tom Holland’ın ifadesiyle, Hughes “bir
tarihçi olarak yazar, ancak odağı Sokrates’in felsefesi değil, onun
fikirlerinin ‘zamanında ve mekânında nasıl evrildiği’dir”[11]. Bu yaklaşım sayesinde Sokrates’in biyografisi, Altın Çağ Atinasi’nin
panoramasını gerçeğe yakın şekilde yaşatan bir hikâye kancasına dönüşür.
Hughes’un yıllarca antik dünya üzerine belgeseller hazırlamış olmasının verdiği
deneyim, eserin adeta bir “CGI benzeri” görsel şölene dönüşmesini sağlar[17]. Kendisi bazen modern Atina sokaklarında, bazen kazı alanlarında,
bazen ise müzelerin bodrum katlarında dolaşarak antik dünyanın zenginliklerini
bir canlandırma gibi sunar. Yorumcular bu üslubu metrekarelere sığmayan bir
resim gibidir diye niteler; meselâ BBC History Today dergisi, Hughes’un
anlatımını “klasik kentin kargaşasını ve görkemi yeniden yaratan CGI benzeri
bir edebiyat” olarak övgüyle söz eder[18].
Hikâye kurgusu sık sık duyusal betimlemelerle desteklenir. Hughes, bir
Olimpiyat ya da koro festivalinden dönüp günümüz izmlerini aktarır. Ravi
Sharma’nın alıntıladığı gibi, İsthmos Oyunları’nın düzenlendiği boğaz kenarı
antik alan, günümüzde “öğrencilerin demir parmaklıkların dışından burunlarını
içeri dayadıkları, sallanan bir bebek salıncağının gıcırtısı ve çiçeklerin
uğultusundan ibaret” sakin bir mekândır[19]. Fakat beşinci yüzyılda orada yarışan atletlerin kulisleri böylesine
sönük değildi: “Müzisyenlerin hazırlık çalışmaları, ritmik naraların üzerine
yavaş yavaş gölge düşürür; ocakta kızartılan yağlı yiyeceklerin kokusu ter
kokusunu bastırır; koşucuları ve izleyicileri rahatlatsın diye basinen akan su,
gergin sinirleri sakinleştirir” şeklindeki tasvir Hughes’un anlatım tarzını
yansıtır[19]. Bu tür örneklerle Hughes, antik dünyanın yaşantısını okuyucunun şu
anki duyularına taşır.
Hughes, detaylara verdiği önemle bilinir. Bir eleştirmenin dediği gibi,
kitap “hiçbir fizikî yönü atlayarak Atinalı bir erkeğin yaşantısından en küçük
ayrıntıyı bile” kapsar[20]. Sofra düzenlerinden taş plaklara, kumsalda oraklarla sinek toplamak
zorunda kalan yaşlılardan sıcacık taş sıralarda oturan jüri üyelerinin
çektikleri acıya varana dek birçok gündelik unsur eserde yer bulur. Steve
Donoghue, Hughes’un işleyişini “her şeyi büyük ölçüde canlı, coşkulu üslubu ve
gündelik detaylarla an be an kurmak” şeklinde tanımlar; Hughes kitabında antik
anekdotlara ve Akropolis’in gölgesindeki arkeolojik buluntulara bolca yer verir[21]. Bu bağlamda Hughes, Sokrates’in bir filozof imajı yerine
“mahalleliyi”, çıplak ayaklı adamı ve çevresindeki sıradan insanları vurgular.
Örneğin Sokrates’in demesinin (mahalle) hâlâ eski dünya köy görünümünü
koruduğunu, kiracıların hala evleri için hava sahası satın aldığını ve
yağmurdan sonra erkeklerin utangaçça sülük aradığını betimler[22]. Yine Hughes, Sokrates’in Sabah Akoladsos’taki salon felsefesi
toplantılarından ziyade sokaklardaki koşuşturmalarını; Perikles’in günler süren
yemeğe katılıp gençlerle flört ettiği gibi bir alt kültürü de ele alır[23].
Görsel unsurlar Hughes’un anlatımında merkezi bir yer tutar. Hughes,
mekânları sadece kelimelerle anlatmakla kalmaz, aynı zamanda okuru günümüz
Yunanistan’ına götürerek arkeolojik alanları ve müze eserlerini gösterir. Bir
eleştirmene göre Hughes “günümüzün en iyi akademisyenleri gibi görsel düşünür
ve kelimeler kadar görüntülerle de tarih anlatır”[24]. Gerçekten de eserin içinde çok sayıda resim ve illüstrasyon bulunur;
Paul Johnson’ın yazısına göre kitap, “bir dizi nefes kesici görselle dolu” ve
kenarlarına benzeri görülmemiş Sokrat alıntılarıyla bezelidir[25][26]. Bu tasarım, hem dikkatli bir tarihçi hem de belgeselci kimliğinin bir
göstergesidir.
Sonuç olarak Hughes’un Baldıran Kâsesi’nde tarihî gerçekler ve
felsefî görüşler hayli iç içe geçmiştir. Anlatı içinde sık sık Sokrates’in
öğretilerine dair sezgisel çıkarımlara rastlanır; örneğin Sokrates’in
demokrasinin “rote konuşmadan diyalogla beslenmesi gerektiği” sözü,
çalışmalarına demokratik değerleri karşıtlarına karşı savunma amacıyla
örülmüştür[4]. Ancak ağırlık, Atina’nın dokusunu duyumsatan tarihsel bir betimlemeye
verilmiştir. Eleştirmenler genellikle kitabın “Sokrates’in felsefesi”nden
ziyade “dünyasını” ön plana çıkardığını vurgular[27]. Dolayısıyla Hughes, felsefî sezgileri tarihî bağlam içinde verimli
bir şekilde harmanlayarak okuyucuyu hem geçmişe hem de metafizik tartışmalara
çeker.
Modern okuyucuya aktarılan Sokrates ve klasik felsefe anlayışının
değeri
Baldıran Kâsesi, Sokrates’i yeniden
canlandırmakla kalmaz, onun düşünce mirasının günümüze uzanan anlamını da
tartışmaya açar. Hughes bu kitabı kaleme alırken, okuyucuya Sokrates’in
yalnızca antik bir karakter olmadığını, modern düşünce dünyasının temellerinden
birini teşkil ettiğini göstermeyi amaçlamıştır. Örneğin Daniel Hahn, eserin
Sokrates’i “şu an kendi dünyamızı düşünme biçimimizin nasıl oluştuğunu
anlamamız için değerli bir araç” olarak sunduğunu vurgular[28]. Hughes’un ifadesiyle, Sokrates “sadece hayatın anlamını değil, kendi
hayatımızın anlamını da” aradığından[28], onu anlamak günümüz için bir zorunluluk hâlini alır. Bu nedenle
kitap, Sokrates felsefesinin bugünkü arayışlara rehberlik edecek evrensel
değerler taşıdığı mesajını verir.
Ayrıca Hughes, Sokrates’in sorduğu temel soruların 24 asır sonra bile
geçerliliğini koruduğunu düşünür[6]. Kendisinin de belirttiği gibi; paranın toplumsal yeri, erdemin
tanımı, savaşın anlamı gibi sorular antikçağın ötesinde bizim çağımızda da
önemlidir. Bu vurgu, “iyi hayat” kavramının zamandan bağımsız olarak ele
alınması gerektiğini ortaya koyar. Özellikle materyalizm eleştirisi ve
demokrasinin çelişkili yönleri, modern dünyada halen tartışılan konulardır.
Hughes’un anlatımı, okura klasik felsefe ile kendi hayatı arasında köprü kurma
imkânı sunar.
Eserin modern okuyucuya kazandırdığı değeri eleştirenler de vardır.
Örneğin Tom Holland, Hughes’un Sokrates portresinin Sokrates’e fazla sempatiyle
yaklaştığını, onun koyu ideallerini bazı nüanslardan arındırdığını belirtir[16]. Ancak eser genel olarak, klasik felsefeyi geniş kitlelere sevdiren ve
antik çağın önemini vurgulayan bir araç olarak değerlendirilir. Nitekim Simon
Sebag Montefiore, kitabı Sokrates biyografisinin ötesinde “5. yüzyıl
Atinası’nın politik ve sosyal tarihini” veren bir başyapıt olarak niteler.
Montefiore’a göre Baldıran Kâsesi, Atina toplumunun “pis, kokulu,
haykıran” günlük hayatını resmeder ve “Sokrates’in felsefesi değil dünyasını”
irdeleyerek klasik mirasın bugün için önemini gösterir[27]. Yine bir eleştiriye göre, Hughes’ün canlı ve coşkulu üslubu “klasik
dünyaya giriş yapmak isteyenlere her bakımdan canlı ve bilgilendirici bir
rehber” sunar[27].
Sonuç olarak, Hughes’ün çalışması Sokrates’i modern kamuoyunda yeniden
popülerleştirme çabası olarak görülebilir. Felsefenin akademik kâbus olmaktan
çıkarılıp okurun gündelik hayatına bağlanması, günümüzde klasik fikirlerin
tartışılmasını kolaylaştırır. Hughes’un Sokrates anlatısı, modern okuyucunun
“antik filozof” yerine insani bir sorgulayıcıyı görmesini sağlar ve bu mirasın
kendi hayatıyla kesiştiğini hissettirir. Böylece Baldıran Kâsesi, sadece
antik dönemi incelemekle kalmaz, çağdaş düşünce için de ilham verici bir kaynak
olarak değerlendirilir.
Kaynakça
·
Donoghue, S. (2012, 12 Mart). Now
in Paperback: The Hemlock Cup. Open Letters Monthly.
·
Hahn, D. (2010, 6 Kasım). The
Hemlock Cup, by Bettany Hughes. The Independent.
·
Holland, T. (2010, 24 Ekim). The
Hemlock Cup: Socrates, Athens and the Search for the Good Life by Bettany
Hughes – review. The Observer.
·
Hughes, B. (2010). The Hemlock
Cup: Socrates, Athens and the Search for the Good Life. Jonathan Cape.
·
Hughes, B. (2011, 4 Mart). The
Hemlock Cup: Socrates, Athens and the Search for the Good Life. Thinking
Faith.
·
Sharma, R. (2011). The Hemlock
Cup: Socrates, Athens and the Search for the Good Life [Review of the book The
Hemlock Cup, by B. Hughes]. Bryn Mawr Classical Review, 2011(10.33).
[1] [12] [13] [15] [19] The Hemlock Cup: Socrates, Athens and the Search for the Good Life –
Bryn Mawr Classical Review
https://bmcr.brynmawr.edu/2011/2011.10.33/
[2] [3] [4] [7] [8] [9] The Hemlock Cup: Socrates, Athens and the Search for the Good Life |
Thinking Faith: The online journal of the Jesuits in Britain
https://www.thinkingfaith.org/articles/book_20110304_1.htm
[5] [6] [18] [20] [24] [25] [26] [27] THE HEMLOCK CUP | bettanyhughes
https://www.bettanyhughes.co.uk/the-hemlock-cup
[10] [28] The Hemlock Cup, By Bettany Hughes | The Independent | The Independent
[11] [16] [17] The Hemlock Cup: Socrates, Athens and the Search for the Good Life by
Bettany Hughes – review | History books | The Guardian
https://www.theguardian.com/books/2010/oct/24/hemlock-cup-bettany-hughes-review
[14] [21] [22] [23]
Now in Paperback: The Hemlock Cup — Steve Donoghue
https://www.stevedonoghue.com/review-archives/now-in-paperback-the-hemlock-cup
.jpeg)
Leave a Comment