Günther Anders ve İnsanın Eskimişliği Cilt II: Üçüncü Endüstri Devrimi Çağında Yaşamın Tahribatı



Kitabın Adı:
İnsanın Eskimişliği 2.Cİlt- Üçüncü Endüstri Devrimi Çağında Yaşamın Tahribatı Üzerine
Yazar             :
Günther Anders

Çevirmen:
Sayfa:
672 
Cilt:
Ciltsiz 
Boyut:
16 X 23,5 
Son Baskı:
08 Ocak, 2026 
İlk Baskı:
08 Ocak, 2026 
Barkod:
9786253892357 
Kapak Tsr.:
Editör:
Kapak Türü:
Karton 
 
Yayın Dili:
Türkçe 
 
 
 
Orijinal Dili:
İngilizce 
Orijinal Adı:
Die Antiquiertheit des Menschen II. Über die Zerstörung des Lebens im Zeitalter der dritten industriellen Revolution 




Günther Anders ve İnsanın Eskimişliği Cilt II: Üçüncü Endüstri Devrimi Çağında Yaşamın Tahribatı

Giriş

Günther Anders (1902–1992), Auschwitz ve Hiroşima gibi yıkımları bizzat tanımış bir filozoftur. Anders, II. Dünya Savaşı sonrası nükleer çağı insanlığın “yeni döneminin yıl biri” olarak görmüş ve bu gerçekliğin yeni bir ahlak anlayışı gerektirdiğine dikkat çekmiştir. 1956’da yayımlanan birinci ciltte modern teknik çağı eleştiren Anders, 1980’de tamamlanan ikinci ciltte ise Üçüncü Endüstri Devriminin yol açtığı toplumsal ve ekolojik yıkımı incelemektedir. Soğuk Savaş döneminin tırmanan nükleer silahlanması, uzay ve bilgisayar teknolojilerindeki hızlı gelişmeler ile kitlesel tüketim kültürü, Anders’ın ele aldığı tarihsel bağlamı oluşturur. Bu koşullar altında Anders, teknolojik gelişmelerin insan eylemlerini aşırı biçimde dönüştürdüğünü ve insanlığı kontrol edemeyeceği sonuçlara sürüklediğini vurgulamayı amaçlamıştır. Nitekim Hiroşima felaketi sonrası ortaya çıkan “insanlık bakımından ölçüsüz suç” durumunu analiz ederek, insanın artık kendi yarattığı gücü kavramak için yeni bir ahlaki hayal gücüne ihtiyaç duyduğunu belirtmiştir.

Üçüncü Endüstri Devrimi ve yaşamın tahribatı

Üçüncü Endüstri Devrimi terimi, genellikle bilgi teknolojilerinin ve otomasyonun yükselişini ifade etmek için kullanılır. Anders’ın bakışında bu dönemin temel özelliği, teknolojinin yaşamın her alanına nüfuz ederek insan eylem ve algısını şekillendirmesi ve doğal dünyayı tahrip etmesidir. Anders, modern toplumda iş süreçlerinin aşırı uzmanlaşması ve programlı eskime anlayışının yaygınlaşmasının, işçinin ürettiği ürünün veya çevresel sonuçların farkından kopmasına yol açtığını yazar. Böylece birey, sadece tekrarlayıcı mekanik işleri yerine getirir hale gelmiş, kendi emeğinin meyvesini göremez olmuştur. Bu durum, kitlesel tüketim kültürüyle birleşerek dünyayı yaşayan bir “hayalet”e dönüştürmüştür.

Teknoloji ve tüketim kültürü üzerindeki bu eleştiriyi Anders şu sözlerle ifade eder: “Teknoloji, bize sadece hazır dünyalar ve reklam endüstrisinin belirlediği önceden tayin edilmiş deneyim modellerini sunmaktadır. Gördüğümüz her şey, eylemlerimizi, duygularımızı, hayat tarzımızı önceden kurar; itaatimiz, bize emredilenleri fark etmeden sağlanır.” Bu çarpıcı pasajda Anders, teknolojinin bize bir teslimiyet içinde hareket etme imkânı sunarak özgür düşünce ve yaratıcılığı ortadan kaldırdığını gözlemlemiştir.

Bu süreçte nihai hedef, giderek artan bir hızla üretilen, kısa ömürlü mallarla tüketim döngüsünü körüklemek olmuştur. Ürünler artık uzun ömürlü değil, “hammadde” gibi hızla tüketilip yenisiyle değiştirilmek üzere tasarlanmaktadır. Hatta Anders, modern bilimin “sırrı peşine düşmekten” ziyade “sahip olunabilecek gizli hazineleri keşfetmeye” odaklandığını yazar. Örneğin uzay araştırmalarını, Ay’ı ve gezegenleri kâr amaçlı kaynakların tükenmez madeni olarak gören bu zihniyet, yaşadığımız dünyayı rezerv alanı konumuna indirgemiştir. Anders, Ay’ın insanlık için “hammadde”den başka bir şey olmadığını vurgular. Yazarın bu tutumu, tüketim odaklı Üçüncü Endüstri Devrimi’nin yaşamı tahrip eden tehlikeli yönünü göstermektedir: her gelişme, insanın varoluşunu tehlikeye atan yeni bir yıkım potansiyeli yaratmaktadır.

Nükleer çağ ve total yıkım potansiyeli

Anders’a göre III. Endüstri Devrimi’nin en belirgin sonuçlarından biri, atom çağının başlamasıdır. Hiroşima ve Nagazaki’nin yıkıcılığı insanlığa benzeri görülmemiş bir yok etme gücü kazandırmıştır. Bu bağlamda Anders, nükleer silahların varlığının barışı “sürekli savaş hazırlığı”na dönüştürdüğünü ve siyaseti neredeyse anlamsızlaştırdığını belirtir. Politikacılar tehditleri “güvence” olarak kullanırken, Anders onların cehaletinin tehlikeli bir kumar oynadığını vurgulamıştır. Bu durumu Anders, “hiç kimsenin atom savaşının ne olabileceği konusunda bilgisi yok… bu nedenle kıyamet özü itibariyle ehliyetsizlerin elindedir” sözleriyle özetler. Bir diğer deyişle, nükleer silahlar insan aklının kavrama gücünü aşan bir yıkım yaratmış, bu felaket riski “sürekli hazır bekleyen” küresel bir tehdide dönüşmüştür.

Nükleer gücün sivillerle askerleri ayırmayan tümüyle tek bir sistemde birleşmesi, insanlığı sürekli kazığa bağlamıştır. Anders’a göre “atom bombası”, teknoloji çağındaki güç dengesinin simgesi haline gelmiştir: “Atom bombası… sıradışı bir güce kanalize edilmiş bir nesnenin amblemidir: gücümüz büyüdükçe küçülürüz; makinaların yeteneği koşulsuz ve sınırsız hale geldikçe bizim varlığımız koşullu olur”. Teknoloji geliştikçe insanlığın kendini imha etme olasılığı da artmaktadır. Anders, artık tek bir tuşla binlerce canı yok edebileceğimizi, ama bu yıkımın boyutlarını tahayyül edecek yetenekte olmadığımızı kaydeder. Bu “Prometheus açığı”, insanları korkuya ve sorumluluğa karşı adeta körleştirmiştir. Sonuçta, çok büyük silah gücümüzün muhasebesini tutacak ahlaki ve zihinsel altyapıya sahip olmadığımız için, felaket riski kolektif bir sorumluluk krizine dönüşmüştür.

Suçun anonimleşmesi ve sorumluluk krizi

Anders’ın üçüncü cilt eleştirisinin bir diğer boyutu, teknolojik toplumdaki suç ve sorumluluk meselelerine ilişkindir. Gelişmiş teknolojiyle iş bölümü ve bürokrasi o derece yaygınlaşmıştır ki, toplumsal eylemler makinalara göbekten bağlı hâle gelmiştir. Anders, modern iş dünyasındaki insanları “görevlerini düşünmeden yapan milyonlarca pasif Eichmann” olarak tanımlar. Burada Eichmann kıyası, bireylerin sadece kuralları ve emirleri yerine getirir hale gelip, sonuçlarına kafa yormaz olmalarını anlatır. Teknik aletlerin iş yükünü üstlenmek, insanları düşünceden ve sorumluluktan kurtarmıştır: “İnsanın makine gibi davranmadığını muhtemelen söyleyebiliriz, ancak makineler kural koyarken insan yine de o şekilde hareket eder,” diyen Anders, teknoloji ilerledikçe düşünce ve sorumluluğun önünün kesildiğini ifade etmiştir.

Bu anonimleşen yapı, bir sorumluluk krizi doğurmuştur. Hiç kimse tek başına devasa felaketlerden kendisini sorumlu hissetmemekte, herkes “sadece emri yerine getirdiğini” söylemektedir. Örneğin savaş suçları veya ekolojik tahribat söz konusu olduğunda bile, bireyler tekil olarak mahkûm edilememektedir. Anders’a göre gerçek trajedi, insanın kendini “yok etme”ye en doğal yolla iştirak etmesidir. Kendimizi kusurlu canlılar olarak değil, “kusursuz ürünler”e benzeten bir dünyada bulduk ve bu kıyas, bizde varoluşumuzdan dolayı bir utanç ve suçluluk duygusu oluşturmuştur. Sonuçta aşırı teknikleşme, eylemlerimizin sorumluluğundan giderek bizi uzaklaştırmış, toplumsal eylemin “sessiz emirlerinden” sorumlu hale getirmiştir.

Ahlaki hayal gücü ve “vicdanın sürgün edilmesi”

Anders’ın çalışmasının belki de en merkezi kavramlarından biri, Prometheus açığıdır; yani teknolojinin hızıyla insanın hayal gücü ve vicdan kapasitesi arasındaki derin uçurum. Bu durumda insanlık ürettiği şeylerin sonuçlarını düşünemez hâle gelmiştir. Anders, “yarattığımızı tahayyül edemez; ortaya çıkarabileceğimizi zihnen canlandıramaz; getirebileceğimiz gerçeği kavrayamaz hale geldik” der. Bu yetersizlik, vicdanımızın adeta “sürgüne gönderilmesi” anlamına gelir. Başka bir deyişle, insanların harekete geçmeden önce eylemlerinin sonuçlarını empatiyle öngörebilecek bir ahlaki imgelemden yoksun olmaları, kolektif sorumluluğu felce uğratmıştır.

Nitekim Anders, yirminci yüzyılın ikilemini, insan aklının “müthiş teknolojik güç yarattığı” ancak düşünce ile sorumluluk alanının bu gücü kavramaktan çok daha yavaş ilerlediği bir denkleme indirger. O’na göre bu durumun üstesinden, üretim ile temsil arasındaki kopukluğu onaracak yeni bir ahlaki imgelem geliştirerek gelinebilir. Ancak günümüzde de hâlâ yaşadığımız, makineleşen dünyanın “vicdanı anestezi edilmiş” bir hâlini kabullenmekten başka çaremiz kalmamış görünmektedir. Bu nedenle Anders, “vicdanın sürgün edilmesi” kavramıyla, teknolojik modernite içindeki bu ahlaki körlüğe işaret eder.

Anders’ın sivil itaatsizlik ve barış aktivizmi yaklaşımı

Anders, sadece teorik bir eleştirmen değil, aynı zamanda aktif bir siyasî öncüydü. Nazi tehditlerine karşı direnişe katılmış, 1960’larda Vietnam Savaşı’na karşı protestolar düzenlemiş, nükleer silahsızlanma ve çevre hareketlerinin öncülüğünü yapmıştır. O’na göre dünyayı değiştirmek pasif biçimde gerçekleşmez; yapılan değişimleri doğru yorumlayarak ve yönlendirerek eylem gücüne dönüştürmek gerekir. Bunu ifade ederken Marx’ın ünlü “Dünyayı değiştirmek yetmez” sözünü tersine çevirerek, “Dünyayı zaten değiştiriyoruz; yeter ki bu değişimin farkında olup, değişimi biz değiştirelim, yoksa dünya bizim dışımızda değişerek sonunda bizsiz bir dünya olacak” demiştir. Bu yaklaşım sivil itaatsizliğe ve bilinçli direnişe verdiği önemi gösterir: Anders, tehlikenin büyüklüğünü görmek için daima duyarsızlığa karşı çıkmayı, politik kararları bilgilendirilmiş bir vicdanla zorlamayı savunmuştur.

Sonuç: Modern teknoloji ve etik tartışmalarında Anders’ın yeri

Günümüz dünyasında yapay zekâ, genetik mühendisliği, iklim krizi ve uzay madenciliği gibi alanlar, Anders’ın uyarılarının önemini katbekat arttırmıştır. Onun “fobik-önleyici kıyametçiler” olarak adlandırdığı bakış açısı, bugün büyük şirketlerin ve devletlerin teknoloji hamlelerini eleştirirken hâlâ güncelliğini koruyor. Nitekim Anders’ın “teknolojik ilerlemeye övgüyle kuşatılan toplum” eleştirisi, günümüzün dijital gözetim ağları ve tüketim toplumuna da ışık tutmaktadır. Teknoloji ne kadar büyürse, yok edici gücü de o kadar artar; bu nedenle Anders’ın öngörüleri, modern etik tartışmalarda daha da yüksek sesle hatırlanmalıdır. Teknolojinin sunduğu nimetlerin bedeli hiç şüphesiz insanlığın varoluş güvenliği ile ödeniyor ve Anders, bunu yıllar önce görmüştür. 21. yüzyılda İnsanın Eskimişliği Cilt II’den çıkan uyarıların ışığında, teknolojinin insanileştirilmesi ve yeni bir ahlaki tahayyülün geliştirilmesi zorunluluğu devam etmektedir.

Kaynakça (APA)

  • Borowski, A. (2020, 27 Nisan). Philosopher of the apocalypse: From the ashes of the Second World War, Günther Anders forecast a new catastrophe: technology would overwhelm its creators. Aeon. https://aeon.co/essays/gunther-anders-a-forgotten-prophet-for-the-21st-century
  • Horvat, S. (2022, 28 Temmuz). Under capitalism, the colonization of space means the destruction of Earth. Jacobin. https://jacobin.com/2022/07/colonization-space-exploration-moon-gunther-anders-privatization-earth-destruction/
  • Schraube, E. (n.d.). Anders, Günther. In Encyclopedia of Science, Technology, and Ethics. (7 Ocak 2026 tarihinde alındı). https://www.encyclopedia.com/science/encyclopedias-almanacs-transcripts-and-maps/anders-gunther


Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.