Ludwig Wittgenstein’ın Tractatus Logico-Philosophicus: Dil, Dünya ve Mantıksal Yapı Üzerine Bir İnceleme
Kitabın Adı:Tractatus Logico-Philosophicus Yazar : Ludwig Wittgenstein
Çevirmen:Özlem Kırtay Sayfa:240 Cilt:Ciltsiz Boyut:13,5 X 21 Son Baskı:08 Ocak, 2026 İlk Baskı:08 Ocak, 2026 Barkod:9786253893880 Kapak Tsr.:Editör:Kapak Türü:Karton Yayın Dili:Türkçe Orijinal Dili:Almanca Orijinal Adı:Tractatus Logico-Philosophicus
Ludwig Wittgenstein’ın Tractatus
Logico-Philosophicus: Dil, Dünya ve Mantıksal Yapı Üzerine Bir İnceleme
Ludwig Wittgenstein’ın Tractatus
Logico-Philosophicus adlı eseri, dil ile dünya arasındaki ilişkiye
mantıksal bir yapı kurarak felsefi soruların temelini yeniden tartışmaya
açmıştır. Wittgenstein’ın temel önermelerine göre “dünya, olup biten her
şeydir”; gerçeklik olgular toplamından oluşur ve bu olgular dil tarafından bir
mantıksal form içinde yansıtılabilir. Örneğin, birinci önerme “Dünya olup biten
her şeydir” iken 1.1’de “Dünya olguların toplamıdır, nesnelerin değil” denir[1]. Bu görüşe göre dil ile dünya aynı
mantıksal formu paylaşır; dolayısıyla anlam ancak bu ortak yapının kapsamlı bir
çözümlemesiyle sağlanabilir[2][3]. Nitekim Magsi (2019), resim
kuramının dil ile dünya arasında ortak, mantıksal bir yapı bulunduğunu vurgular
ve “dil dünyayı yansıtmaktadır” şeklinde özetler[3]. Bu bağlamda Wittgenstein’ın
mantıksal atomculuk anlayışında dünyanın temelinde içsel özellikleri nedeniyle
bir araya gelebilen basit nesneler vardır; bu nesnelerin oluşturduğu olgular
dünya gerçeğini meydana getirir[4]. Her nesnenin değişik
kombinasyonlar oluşturma olasılığı onun “mantıksal biçimi” olarak kabul edilir[5]. Sonuçta her dil ögesi, dünyadaki
karşılığı olan bir nesneyi temsil etmeli, önermelerin mantıksal yapısı da söz
konusu durumu birebir yansıtmalıdır.
Dil, dünya ve gerçeklik arasındaki mantıksal yapı: Tractatus’un temel
önermeleri
Tractatus, yedi ana önermeye dayanır. Bu önermeler, dünyanın, olguların
ve düşüncenin mantıksal bir yapı altında birbirine nasıl bağlı olduğunu ifade
eder[1]. Birinci önerme “Dünya olup biten her şeydir” iken; devam eden
önermeler, dünyanın olguların varlığı (1.2), olguların mantıksal resminin
düşünce olması (2), düşüncenin bir anlamlı önerme olması (3) gibi mantıksal
bağlantıları ortaya koyar[1]. Örneğin, 2.01-2.027 arası alt önermelerde, dünya olgularından ibaret
görülür ve bu olgular nesnelerin (Elementarsätze) belirli biçimlerde birleşmesi
olarak tanımlanır[4]. Wittgenstein, geleneksel atomistik anlayışa karşılık dünyayı
“değişmez içeriği olan nesnelerden ziyade olgular topluluğu” şeklinde
kavramıştır[2][4]. Yani dünya, varolan ve mümkün tüm durumların toplamıdır; bu bağlamda
her bir olgu durumu, içinde yer alan nesnelerin bir araya gelme olasılıklarını
belirleyen mantıksal biçimler içerir (TLP 2.063)[5].
Dil tarafında ise Wittgenstein’a göre en temel birimler olan anlamlı
tümceler (önermeler) bu olguları mantıksal olarak temsil eder. Dilsel analiz
yöntemiyle her tümce, daha temel öğelere ayrılır; ardından bu öğeler, dünyanın
ilgili öğeleriyle birebir karşılaştırılarak bir resmetme ilişkisi kurulmuş olur[3]. Kısacası, dil ve dünya ortak bir mantıksal biçim paylaştığı için dil
(yani önermeler) dünyadaki olguları adeta “resmetmekte” ve böylece gerçeklik
dile dökülmüş olmaktadır. Bu bakımdan Tractatus, dil ile gerçeklik arasındaki
mantıksal denkliği ve bunun sınırlarını ortaya koymayı amaçlayan bir sistemdir[2][3].
Resim teorisi: Anlam, temsil ve nesneler dünyası
Tractatus’un en meşhur kavramlarından biri “resim teorisi”dir.
Wittgenstein’a göre bir önerme veya düşünce, mantıksal bir biçimde bir olgu
durumunun resmi gibidir (TLP 2.1). Her resim, gerçeğin bir modeli olarak
öğelerden oluşur ve bu öğelerin her biri dünyadaki bir nesneyi temsil eder[6]. Yani önermede geçen her terim, gerçeklikte bir nesneye karşılık
gelir; önermedeki öğelerin kombinasyonu ise, bu nesnelerin dünyadaki birlikte
bulunma durumunu resmeder. Sonuçta resmin mantıksal yapısı, gösterdiği olgunun
mantıksal yapısıyla izomorfiktir[6]. Wittgenstein şu ifadeyi kullanır: “Düşüncelerin ve önermelerin birer
resim olduğu ünlü fikir” sayesinde, anlam gerçeklikle eşleşir[6]. Başka bir deyişle, anlamlı bir önerme ancak gerçeklikte karşılığını
bulan bir olguyu gösterebildiği ölçüde anlamlıdır.
Magsi’ye göre Wittgenstein, bu teori bağlamında dili ve dünyayı analiz
yöntemiyle en küçük birimlerine kadar çözümleyerek aralarındaki karşılıklılık
ilkesini kurar[3]. Bir tümce dilin en temel öğelerinden oluşturulmuşsa ve her öğenin
dünyada bir karşılığı varsa, o zaman o tümce dünyayı doğru bir mantıksal yapı
olarak yansıtır. Ancak dildeki öğelerin bazen dünyada karşılığı olmayabilir;
böyle durumlarda ilgili tümce anlamsız sayılır. Resim teorisinin özünü şu üç
unsurla özetleyebiliriz: (1) Dünya, nesnelerin oluşturduğu olgular bütünüdür;
(2) Düşünceler (önermeler) bu olguların mantıksal resimleridir; (3) Dilsel
gösterim, bu resimlerin eşleştirilmesi yoluyla anlamı kurar.
Söylenebilirlik ve gösterilebilirlik ayrımı: metafiziğin sınırları
Wittgenstein, Tractatus’ta söylenebilir (dile getirilebilir) olan ile
gösterebilir (gösterilebilir) olan arasında katı bir ayrım yapar. Söylenebilir
olan, dilin tümce olarak ifade edebildiği ögelerle sınırlıdır: Bu ögeler,
dünyadaki olgular hakkında doğrudan bilgi veren anlamlı tümcelerdir. Mantıksal
açıdan mümkün olan her tümceyi kelimelere dökebiliriz. Ancak gösterilebilir
olan, dilin üstünde durduğu temel mantıksal yapıyı ve dünyanın yapılandırıcı
öğelerini içerir ki bunlar dile indirgenemez. Wittgenstein’a göre bütün öğeler
– dil, dünya, düşünce, resim – aynı mantıksal formu paylaşsa da, bu formun
kendisi söylenemez, sadece gösterilebilir[7]. “Bu mantıksal formun ne olduğunu bilmemizin tek yolu onun kendisini
önermede yansıtmasıdır” demesi bu noktayı vurgular[7]. Yani mantığın, uzayın ya da zamanın özünün ne olduğu gibi temel
yapılar dile dökülemez; biz onları yalnızca önermelerin yapısında, dolaylı
olarak “gösterilmiş” haliyle kavrarız.
Bu bağlamda metafizik problemler, Wittgenstein için dilin sınırlarını
ihlal eder. Magsi’nin belirttiği gibi, dilin göstermediği şeylerin varlığından
bahsedemeyiz; metafizik, etik veya estetik gibi alanların dünyada hiçbir
göstergesi yoktur ve bu nedenle bunlar hakkında söyleyecek hiçbir şey yoktur[8]. Tractatus’ta da açıklandığı üzere, anlamsız tümcelerin kaynağı işte
budur: Bu tümceler hiçbir olgusal durumu resmetmedikleri için “mantıksal
biçim”lerini paylaşmadıkları düzlemde saçmadır. Resim teorisinin en önemli
sonucu da bu söylenebilir/söylenemez ayrımıdır: Wittgenstein, “söylenebilen ne
varsa açıkça söylenebilir; üzerine konuşulamayan konusunda da susmak gerekir”
önermesiyle sınırları belirler[9]. Bu formül, gösterilebilen ama söze dökülemeyen alanları («mantıksal
uzam») işaret eder ve metafiziği bu dış alana dahil eder.
Sessizlik ilkesi: 7. önerme ve etik/metafizik üzerine yansımalar
Tractatus’un yedinci (son) önermesi olan “Üzerinde konuşulamayan
konusunda susmak gerekir” (Wovon man nicht sprechen kann, darüber muß man
schweigen) ilkesel olarak Wittgenstein felsefesinin doruk noktasıdır[10]. Bu önerme, filozofun felsefi tedavisini özetleyen son cümledir ve
mantığın ötesinde kalan her türlü soruyu “susarak geçmeyi” öğütler. Bunu basit
bir üslup kaygısından öte, felsefeye yönelik radikal bir tavır olarak
değerlendirenler vardır[11]. Wittgenstein’ın kendisi de metafiziğe tamamen düşman değildi; ancak
metafiziğin nesnel olarak kavranamayacağını, yalnızca ima edilebileceğini
savunmuştur. Örneğin Panova’nın belirttiği gibi, Wittgenstein metafiziğin
gerçeklik olarak varlığına inanmış ancak onun hakkında susmayı öğütlemiştir[12]. Dolayısıyla bu “sessizlik ilkesi” etik ve estetik gibi alanlar için
de geçerlidir: Bu değerlerin dili yoktur, onlar ancak bir bakış açısı ya da
yaşam deneyimi olarak “gösterilebilir”. Wittgenstein’ın deyişiyle bunlar
hakkında dilsel bir ifade üretmeye kalkmak saçmadır; en uygun davranış bu
konularda “susmaktır”[8][12].
Özetle, Tractatus’da felsefenin amacı dilin sınırlarını belirlemek ve
“anlamsız” tartışmaları ortadan kaldırmaktır. Mantığın kendisi bile kesin
olarak tarif edilemez; biz mantığı ancak önermeler aracılığıyla “gösterdiğimiz”
için, mantığın doğası hakkında konuşmak yine mümkün değildir[7]. Tractatus böylelikle metafiziği, ahlakı, estetiği ve daha genel
olarak tüm değersel konuları dilin dışında tutar ve kendi görevinin bu
sınırları çizmek olduğunu ifade eder.
Tractatus’un analitik felsefe ve mantıksal pozitivizm üzerindeki etkisi
Tractatus, yayınlanmasından itibaren analitik felsefe geleneğinde ve
özellikle mantıksal pozitivizm akımında çığır açan bir etki yaratmıştır. Pek
çok tarihçi ve filozofa göre bu eser yirminci yüzyıl felsefesi içinde en önemli
metinlerden biridir[13]. Wittgenstein’ın ortaya koyduğu açık dille metafiziğin “anlamsız”
olduğunu ilan etmesi, Viyana Çevresi gibi bilimsel yaklaşımlı filozofları
derinden etkilemiştir. David Pears’in belirttiği gibi, Tractatus, I.
Dünya Savaşı ile II. Dünya Savaşı arasında mantıksal pozitivizme “en çok etki
eden kitap” olmuştur[14]. Dolayısıyla Rudolf Carnap, Moritz Schlick, Otto Neurath gibi
filozoflar Wittgenstein’ın fikirlerini benimsediler; mantıksal pozitivistlerin
doğrulanabilirlik ilkesi ve sözdizimsel analiz eğilimlerinin kökeninde
Tractatus’un yer aldığı söylenebilir. Ayrıca Bertrand Russell gibi analitik
felsefe önderleri de Tractatus’un üst düzey fikirlerinden faydalandılar;
örneğin Russell’ın mantıksal atomculuğu geliştirirken görüşleri paralellik
gösterir.
Bununla birlikte Wittgenstein, Viyana Çevresi üyeleri ile kısa süre
sonra yollarını ayırmıştır. Ancak etki alanı geniş kalmıştır: Tractatus
dilin mantıksal analizi ile felsefeyi önermelerin doğruluk koşullarıyla
sınırlandırmayı savunarak, felsefede yeni bir “terapi” modelini başlatmıştır[14][13]. Eserin aracılığıyla geliştirilen anlayış; mantıksal atomculuk,
mantıksal pozitivizm ve İngiliz analitik felsefesi gibi çeşitli alt-akımlarda
yankı bulmuş, II. Dünya Savaşı sonrası dönemde de etkisini sürdürmüştür. Sonuç
olarak Tractatus, sadece kendi dönemi için değil, çağdaş felsefi
tartışmalar için de hâlâ referans değeri taşıyan bir kilometre taşı olmuştur.
Kaynakça
Magsi, I. K. (2019). Erken dönem Wittgenstein’da resim kuramı
(Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Uludağ Üniversitesi, Bursa.
Kargın, H. H. (2024). Wittgenstein ve dilin resim teorisi. TÜDAD
(Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi), 7(4), 358–372.
Wittgenstein, L. (1922). Tractatus Logico-Philosophicus. London:
Routledge & Kegan Paul.
Panova, E. (2023). Wittgenstein’ın felsefi metamorfozu (F.
Osman, Çev.). Ahenk: Felsefe, Din ve Politika Dergisi, 31, 1–31.
(Orijinal çalışma 1988’da yayınlanmıştır.)
Pears, D. (1971). Two philosophies of Wittgenstein. In L. Magee (Ed.), Modern
British Philosophy (s. 32–34). George Allen & Unwin.
[1] [2] [4] [5] [6] dergipark.org.tr
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/4191112
[3] [7] [8] [9] [10] [12] acikerisim.uludag.edu.tr
https://acikerisim.uludag.edu.tr/bitstreams/b495ca4b-498d-4834-8b98-c289da622e88/download
[11] [14] Microsoft Word - 16. Fikret Osman çev met. new..doc
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/143814
[13] Tractatus Logico-Philosophicus - Wikipedia
https://en.wikipedia.org/wiki/Tractatus_Logico-Philosophicus

Merhaba ben kitabın çevirmeni Özlem Kırtay,yazınızda alıntıladığınız numaraldırılmış cümleler tanıttığınız çevirimden değil. Örneğin 7yi ben böyle çevirmedim. O yüzden sizden ricam ya bu alıntıları benim çevirimle yayınlayın ya da yazıyı kaldırın. Çünkü böyle beni tanıtan bir yazıda yanlışlık oluyor.
YanıtlaSil