La Première Histoire (İlk Hikâye) Üzerine Felsefi-Edebi Bir İnceleme


İlk Hikâye // Frédéric Gros
Stok kodu: 9786256896413
Türkçesi: Ayşe Başçı, Albina Ulutaşlı
Yayıma Hazırlayan: Çiğdem Şentuğ
Kapak Tasarımı: Geray Gencer
Sayfa Düzeni: Semih Büyükkurt
1. Baskı, Ocak 2026
ISBN: 978-625-6896-41-3
168 s. / 2. Hamur / Ciltsiz / 13,5 x 19,5

La Première Histoire (İlk Hikâye) Üzerine Felsefi-Edebi Bir İnceleme

Giriş: Frédéric Gros’un La Première Histoire (İlk Hikâye) romanı, 1. yüzyılda Anadolu’da geçen bir Hristiyanlık hikâyesini anlatır. Romanın merkezinde ikoniumlu genç aristokrat Theoklïa (Sainte Thècle) yer alır. Theoklïa, Paul de Tarse’ın öğretileriyle tanıştıktan sonra nişanını bozup havarinin peşinden gitmeye karar verir ve saflığına sahip çıkmayı bir direniş biçimi olarak benimser[1]. Mezhebin kuruluş yıllarında kilise otoriteleri için tehlikeli hale gelen Theoklïa, kendini imparatorun kuzeni bir rahibe yakınında şehitliğe sürükleyecek olaylar silsilesiyle karşılaşır (bürüle yakılmak üzereyken mucizevi biçimde kurtulur, vahşi hayvanların saldırısından sıyrılır, kendini vaftiz eder). Roman, Theoklïa’yı Hristiyanlığın ilk kadın şehidi olarak sunar[1] ve “İlk Hristiyan yazılı anlatı” sayılan apokrif Paul ve Teoklïa’nın İşleri metnini çağrıştırır. Bu inceleme, Gros’un romanının edebi yapısı ve temalarını; hafıza, anlatı, kimlik ve travma gibi açılardan felsefi ve edebi çerçevede irdeler. Psikanalizden anlatı felsefesine, varoluşçuluktan etik-estetik yaklaşımlara dek çeşitli teorik perspektiflerle, Theoklïa’nın hikâyesini dönüştürücü bir anlatı olarak değerlendireceğiz. Gelişme bölümlerinde bellek ve anlatı felsefesi, çocukluk travması ve kimlik inşası, şiddetin psikolojik temsili ile hikâye anlatımının iyileştirici işlevi gibi başlıklara odaklanacağız. Karşılaştırma olarak da benzer temaları işleyen Marcel Proust, Maurice Blanchot ve Paul Ricoeur gibi yazarların fikirlerine başvurulacaktır.

Bellek ve Anlatı Yapısı

Gros’un romanı, bir yanıyla unutulmuş bir tarihin hatırlanması çabasıdır. Theoklïa’nın destanı, genel Hristiyan anlatısının gölgesinde kalmış bir “kadın sesi”nin tekrar duyurulmasıdır. Literatürde bellek, benlik ve anlatı arasındaki ilişki sıkça vurgulanır. Örneğin Marcel Proust’un Kayıp Zamanın İzinde adlı yapıtında hatırlama eylemi, anlatıcının benliğini var eden bir süreçtir. Proust için “[u]yanıkken kim olduğumuzu bilmemizi sağlayan” şey anılardır; unutulmuş bir uyandırışı andıran anı sayesinde “biz olduğumuz” farkına varırız[2]. Bu çerçevede Proust, belleğin kişinin derinliklerine ulaşarak gerçek benliğin ortaya çıkmasını sağladığını savunur (hatırlama “bizim olduğumuzu” sağlar[2]). Gros’un romanında da Theoklïa’nın hikâyesi, bir bellek çalışması gibi işlev görür; kaybolup gitmek üzere olan bir anlatıyı yeniden hayata döndürür. Hafıza teması, özellikle Theoklïa’nın geçmişteki deneyimlerinin (mucizevi kurtuluşlar, direnişi, dönemin sosyal yapısı) yeniden anlatımında öne çıkar. Bu da romanın kurgusal yapısını hem geçmiş ve şimdiki zaman arasında kurulmuş diyalektik bir akışla hem de unutulmuş bir geleneğin yeniden kurgulanmasıyla genişletir.

Anlatı felsefesi bağlamında ise Paul Ricoeur’un “anlatı kimliği” kavramı değerlidir. Ricoeur, kimliğin süreklilik (idem) ve değişim (ipse) eksenlerini birleştimek için anlatının elzem olduğunu öne sürer[3]. Ona göre, birey kendini ancak yaşam öyküsünü anlatarak “kimin ne yaptığını ve nasıl yaptığını” ifşa eder; bu süreçte karakterinin tarihsel boyutunu benimser[3]. Romanda da Theoklïa kendi eylemlerini anlatarak bir anlam kazandırır; karakterindeki değişim ve süreklilik arasındaki gerilimi öyküsünde ortaya koyar. Anlatı, Theoklïa’nın hayatındaki dönüm noktalarını bir çizgi üzerinde birleştirir. Tekrarlayan şiddet anıları ve onun başkalarının gözündeki simgesel rolü, anlatı içinde anlamlı bir bütün oluşturur.

Ayrıca, anımsama ile yeniden anlamlandırma süreci, travmaya dair psikanalitik yaklaşımlarla yakından ilişkilidir. Travma araştırmacısı Judith Herman’ın işaret ettiği gibi, travmatik deneyimlerin anlatıya dönüştürülmesi, “kapanmış imge ve duyumların parçalarını yeniden birleştirme” adımıdır[4]. Bu bağlamda, Theoklïa’nın yaşadığı şiddet ve ölüm kalım olayları da anlatıya çekilir; bu sayede o ve okuyucu travmanın izlerini sözcüklere dökerek onlarla yüzleşir. Özetle, Gros’un romanı hafıza ve anlatı ekseninde kurgusal dünyasını inşa eder; hikâye geri getirilen bir geçmiş olarak, kahramanın benliğini ve misyonunu anlamlı kılar.

Çocukluk Travması ve Kimlik İnşası

Roman, Theoklïa’nın daha çok genç bir yetişkin figürü olarak ön plandadır; ancak “çocukluk travması” temasını genel bir travmatik deneyimler dizisi olarak ele alabiliriz. Theoklïa’nın travmatik anıları, özünde dini şiddet ve sosyal baskı gibi öğeler taşır. İfşa edilen şiddet, onu içinde bulunduğu patriyarkal düzen ve kurumlarla hesaplaşmaya zorlar. Theoklïa’nın kimliği, inatçı bir genç kadın kimliği olarak yeniden inşa edilir. Bu süreçte onun kimlik arayışı, toplumsal cinsiyet ve güç dengeleriyle de kesişir: Katolik kilisesinin kadınlara biçtiği rolü sorgulayan Theoklïa, itaatkâr bir bekâr yerine direnişçi bir azize kimliği geliştirir. Gros’un kendisi de bu durumu “Hristiyanlığın ilk kadın şehidi” ve dönemin kadınları için bir bayrak taşıyıcısı olarak yorumlar[1].

Kimlik inşası, burada özellikle travmatik deneyimlerin işlenmesiyle yakından ilişkilidir. Psikanalitik bakış açılarına göre, travma tanıklığının anlatı yoluyla dönüştürülmesi, benliğin bütünleşmesine hizmet eder. Chantal Chawaf, Chloé Delaume ve Marguerite Duras gibi yazarların çalışmaları, yazının travmatik olayı yeniden yapılandırma ve böylece kişiyi parçalanmış travmanın esaretinden kurtarma aracı olduğunu gösterir[4]. Gros’un romanında da Theoklïa, yaşadıklarını bir anlam çerçevesine oturtarak kendini yeniden tanımlamaktadır. Hikâyeyi kelimelere dökmesi, başkalarına duygu ve düşüncelerini açıklaması, onun psikolojik varoluşuna güç katar.

Burada Ricoeur’un kimlik anlayışına tekrar dönebiliriz. Ona göre anlatı, bireyin değişen ve değişmeyen yanlarını bütünlerken etik bir özerklik içerir[3]. Theoklïa’nın anlatımında, hem sosyal kimliği (Roma aristokratı, nişanlı kızı) hem de seçilmiş kimliği (İsa’ya inanan protest bir Hristiyan) görünür hale gelir. Kendi gözünden anlatım, Theoklïa’nın “kendisi”ni sahiplenmesini sağlar; başkalarının onayına muhtaç olmayan bir kişilik inşa eder. Örneğin Theoklïa’nın ezber bozan bakiyesi olan saflık sözü, toplumsal normların ötesinde bir kimlik taahhüdüdür. Bu bağlamda Theoklïa varoluşçu bir özgürlük örneği sunar: Jean-Paul Sartre’ın ifade ettiği gibi insan önce eylemlerini seçer ve sonra eylemlerine göre kendini inşa eder; Theoklïa da eylemleriyle kimliğini belirler. Varoluşçulukta öne çıkan “kaygı içinde özgürlük” kavramı Theoklïa’nın direnişinde sembolize olur. Simone Weil gibi düşünürler de, zorlu acı deneyimlerinin insanı derinleştirdiğini ve tutkuyu anlamlandırma fırsatı sunduğunu vurgular. Theoklïa da yaşadığı acı ve travmanın içinde yeni bir inanç ve kimlik bulur.

Şiddetin Psikolojik Temsili

La Première Histoire’da şiddet, hem fiziksel hem de sembolik olarak vurgulanır. Roman, Orta Çağ patristik düzene karşı duran bir kadının şiddet olgusu ile yüzleşmesini anlatırken psikolojik boyutları da ihmal etmez. Teoklïa’nın direniş çizgisi, önce nişanlandığı erkeğe ve aile beklentilerine; ardından da engizisyon benzeri törenlere karşı durmasını içerir. Onu yakmaya çalışan odunların çıtırtısı, vahşi hayvanların saldırısı, vaftiz sahnesinin yarattığı gerilim – tüm bu anlar metin içinde işkence kadar güçlü betimlenir.

Maurice Blanchot’nun “Felaket Yazımı” (L’Écriture du désastre) üzerine düşünceleri burada ışık tutar. Blanchot’a göre gerçek bir felaket ya da şiddet deneyimi, dilin sınırlarını zorlar; “felaket, dilin bittiği yerde başlar” ve anlatıyı paramparça eder[5]. La Première Histoire’da şiddetin temsilinde de bu tutuklama hissi vardır: Theoklïa’nın bacaklarının toprağa bağlanacağı anda yaşanan sessizlik, ardından gelen alevlerin sözsüz dehşeti, dilin kifayetsiz kaldığı anların altını çizer. Gros, bu durumları anlatırken kaba anlatı tarzından ziyade bir efsane estetiğine yönelir. Bir haberci edasıyla kesik kesik nakledilen mucizeler, Blanchot’nun “imkânsız gerçek” kavramını çağrıştırır: Yazar, felaketin içindeki bir “gerçek olmayan imkân” içinde yazmalı, gerçeğin “batıp kurtulduğu” o dilsiz kısma ses vermelidir[5].

Psikolojik açıdan şiddet, travmatik zihinsel izler bırakır. Trump usulü sakince anlatılan acı örneklerinde bile kahramanların iç dünyası dinamitlenir. Theoklïa’nın kurtuluş mucizeleri, aynı zamanda onun için bir travma mucizesidir; hafızasında ölümün, ihanetin acısını taşır. Psikanalitik açıklamalar, travmatik anıların kezlerce tekrarlanma eğiliminde olduğunu belirtir. Gros’un romanı ise bu tekrarı kırarak bir tür anlatısal bütünlük peşindedir. Yazarın dili bazen altın oranlı bir hikâye kurgusuna yaklaşır, ancak diyaloglar ve iç monologlarda şiddetin artçı etkisini hissettirir. Sonuçta, psikolojik temsilde roman hem bireyin (Theoklïa’nın) hem de toplumsal kolektifin şiddet karşısındaki davranışlarını irdeler. Theoklïa’nın direnç örneği, sinir bozucu merhametiyle körleşen erkek ruhlarını sarsan bir aynadır; toplumun şiddeti nasıl haklı çıkardığına dair de çarpıcı bir yansıma sunar.

Hikâye Anlatımının İyileştirici Fonksiyonu

Roman, hikâye anlatımını iyileştirici ve yeniden yapılandırıcı bir araç olarak kurgular. Bu bakış açısı psikoterapötik yaklaşımlardan beslenir: Travmatik anıları kendi ağzıyla yeniden kurgulama süreci, bireye yeniden kontrol sağlar. Courdeau’nun deyişiyle, yazmak ya da anlatmak; “travmatik olayı yeniden inşa etmek ve böylece peşinden gelen takıntıyı kırmak” demektir[4]. Theoklïa’nın öyküsü de bir anlamda bu işleve hizmet eder. Bilinmeyen kalması gereken bir mitos yeniden gün yüzüne çıkarılır; Theoklïa kendi masalını yazarken hem kendini hem de tarihin unuttuğu kadınları sahiplenir.

Ayrıca romanın anlatısı, bir toplumsal travmayı da tedavi etmeye yöneliktir. Hristiyanlık tarihinde kadının ikinci plana atılması büyük bir “kültürel unutkanlık”tır. Gros, bu sesi yeniden yükselterek kolektif belleği iyileştirmeye çalışır. Bu açıdan, anlatı aracılığıyla travmatik bir eksikliği onarma çabası olarak da okunabilir. Yazının iyileştirici gücünü vurgulayan Chawaf, Delaume ve Duras gibi kadın yazarlar, öykü anlatmanın, “travmatik bir olayı yeniden sahiplenmek ve başlangıçtaki sürekli tekrar döngüsünü kırmak” olduğunu belirtir[4]. Gis’nin romanında, kadınlar Theoklïa’nın etrafında kenetlenir; anlattıkları hikâyelerde birbirlerine güç verirler. Hikâye, yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir direnç aracına dönüşür.

Felsefi açıdan bakıldığında da anlatı, hakikat ve iyileşme arasında köprü kurar. Anlatının etiği bağlamında Ricoeur’un bakış açısı ilginçtir: Anlatı eylemi, bireyin kendisini tanımaya yönelik etik bir diyalogdur. Bu anlamda Theoklïa anlatısı, okuyucusuna tarih, inanç ve kimlik hakkında etik sorular sordurur. Hikâye, yüzleşmeye cesaret edebilen bir “öbür”ün (başka bir kadının sesinin) yükselmesiyle gerçekleşir. Gros’un romanı, nihayetinde “Theoklïa’nın sesini” yükselterek okurun vicdanına dokunur. Anlatı bu şekilde hem karakterin hem de okuyucunun benlik sağlığını tesis eden bir işlev görür.

Karşılaştırmalı Değerlendirme

Gros’un La Première Histoire romanındaki temalar, pek çok klasik ve çağdaş eserde yankı bulur. Marcel Proust’un hafıza yolculuğu, anlatı ve benlik temalarına ışık tutar. Proust gibi Gros da “geçmişle hesaplaşarak” benliğin derinine inmeye çalışır. Proust’un hatırlama-sahneleri kişiye ait unutulmuş gerçekleri gün ışığına çıkararak kimliği kurduğu gibi[2], Gros’un romanı da arşivlerde kaybolmuş bir kadının hikâyesini tarihe kazır.

Paul Ricoeur’ün anlatı felsefesi doğrudan referans alınmasa da arka plandadır. Anlatı kimliği kurma modeli, Theoklïa’nın kişisel ve dinsel benlik inşasında görülebilir. Kişinin kendi öyküsünü anlatması, onun eylemlerini geçmişten koparıp geleceğe doğru taşımasını sağlar. Ricoeur’un tanımıyla anlatı, “[..] sürekli yeniden inşa edilen bir zaferdir; hiçbir zaman tamamlanmayan bir süreç”tir[6]. Bu bakımdan La Première Histoire, kimliğin hem sabit hem hareketli taraflarını şekillendiren dinamik bir anlatı sunar.

Maurice Blanchot, şiddet ve dil arasındaki imkânsızlığı tartışırken, La Première Histoire’daki felaket sahnelerine doğrudan çarpıtılmış bir yansıma getirir. Blanchot’ya göre “felaket dilden sonraki yerden, dil yitirildiğinde başlar”[5]. Gros’un ağırbaşlı anlatımında da şiddetin imgeselliği duygu sömürüsünden kaçınarak verilir; bu, anlatının trajediyi göstermekle beraber onların insan üzerindeki etkisini sorgulamasına olanak tanır.

Ayrıca roman, anlatı etiği bağlamında da değerlendirilebilir. Ricoeur ile bağlantılı olarak dile getirilebilecek bir fikir, hikâyeyi sözlü kültüre kazandırmanın toplumsal hafızaya saygı ve sorumluluk gerektirmesidir. Bu anlamda Theoklïa’nın öyküsü, unutulanların sesi olmak adına bir görev üstlenir; bu, etik-estetik bir teşebbüstür.

Bu temalar yelpazesinde Gros’un romanı, Proust’un belleğine, Ricoeur’un anlatısına ve Blanchot’nun felaketine çağrışımlar taşır. Ek olarak, Simone de Beauvoir gibi feminist varoluşçuların kadın direnişlerine dair analizleriyle de örtüşür. Özetle, La Première Histoire benzer temaları işleyen pek çok eserin mirasını sürdüren, fakat onları yeni bir tarihi ve kültürel bağlamda yeniden ele alan bir metindir.

Sonuç

Frédéric Gros’un La Première Histoire romanı, tarihî bir figürü odak noktasına alırken, aynı zamanda derin psikolojik ve felsefi katmanlar barındırır. Romandaki anlatı, bellek ve travma temaları, postmodern anlatı kuramları ve psikanalitik bakış açılarının kesiştiği bir zeminde değerlendirilmelidir. Gros, Theoklïa’nın sesini duyurarak hem geçmişi güncellemiş hem de bireylerin ve toplumların acılarına anlatının iyileştirici gücüyle ışık tutmuştur. Roman, varoluşsal bir direniş romanı olmanın ötesinde, anlatının kimlik inşa eden, şiddeti temsil eden ve geçmişle geleceği birleştiren bir araç olduğunu göstermektedir.

La Première Histoire’un edebi yapısı, özellikle zıt zaman düzlemlerini, mistik efsane anlatımını ve tarihsel gerçeklikle kurguyu harmanlayarak oluşturulmuştur. Ana karakterin bilinç akışı ve kırılgan anlatısı, okuru Theoklïa ile empati kurmaya yönlendirir. Tematik açıdan ise hafıza, kimlik, travma, şiddet ve anlatının iyileştiriciliği birbirine içkin, birbiriyle etkileşimli biçimde işlenmiştir. Gros’un metni, adeta metin içinde metin olarak açılarak okuyucusundan aktif bir düşünsel katılım bekler: Her sahne, bir filozofun, psikanalistin veya yazarın fikrini çağrıştırır ve anlam dünyasını derinleştirir.

Sonuç olarak, La Première Histoire akademik bir yaklaşımla ele alındığında, edebi bir roman olmanın ötesinde bir felsefi malzeme sunar. Destansı bir kurgu gibi görünse de, bu kurgu üzerinden çağdaş anlatı kuramı, etik ve estetik kuramları, psikanaliz ve benlik teorileri tartışılabilir. Gros’un romanı, unutulmuş bir hikâyeyi tekrar işleyerek hem edebiyat dünyasında hem de düşünce dünyasında iz bırakmaya aday bir eserdir.

Kaynakça (APA Stilinde):

·         Courdeau, S.-S. (2019). La narrativité posttraumatique thérapeutique (Master’s thesis, Université d’Ottawa). Ottawa: Université d’Ottawa.

·         Desjarlais, R. (2020). Écrire le désastre. In Sur les traces de la violence (Çev. C. Curiol, s. 191-212). Nanterre: Presses universitaires de Paris Nanterre.

·         Fauriat, M. (2024, 29 Ağustos). Le fabuleux destin de Theoklïa, martyre oubliée. Le Pèlerin.

·         Gros, F. (2024). La Première Histoire. Paris: Albin Michel.

·         Ricoeur, P. (1985). Temps et récit, Tome 3: Le temps raconté. Paris: Seuil.

·         (Not: Yukarıdaki metin içerisinde atıf yapılan diğer çalışmalara (Proust, Blanchot, vb.) metin içinde açık biçimde atıfta bulunulmuştur. İlgili metinlere ilişkin temel bibliyografik bilgiler okuyucunun erişimine sunulmuştur.)


[1] Le fabuleux destin de Theoklïa, martyre oubliée

https://www.lepelerin.com/culture/litterature/le-romancier-frederic-gros-fait-le-recit-du-fabuleux-destin-de-theoklia-martyre-oubliee-10096

[2] La place de la mémoire dans À la recherche du temps perdu

https://www.entoureo.fr/blog/a-la-recherche-du-temps-perdu-marcel-proust

[3] La construction de l'identité par le récit | Cairn.info

https://shs.cairn.info/revue-psychotherapies-2010-4-page-229?lang=fr

[4] ruor.uottawa.ca

https://ruor.uottawa.ca/server/api/core/bitstreams/c10f7376-784b-4d56-91d9-f709e185f0fa/content

[5]  Sur les traces de la violence - Écrire le désastre - Presses universitaires de Paris Nanterre

https://books.openedition.org/pupo/15529?lang=en

[6] La Construction de L'identité Par Le Récit | PDF | Âme | Identité (Science sociale)

https://fr.scribd.com/document/692282217/La-construction-de-l-identite-par-le-recit

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.