Platon’un Felsefesi Üzerine Constance Meinwald Yorumu: Yüksek Lisans Düzeyinde İnceleme
Kitabın Adı:Platon Filozoflar Serisi Yazar :Constance Meinwald
Çevirmen:Sayfa:424 Cilt:Ciltsiz Boyut:13,5 X 21 Son Baskı:27 Ocak, 2026 İlk Baskı:27 Ocak, 2026 Barkod:9786253894153 Kapak Tsr.:Editör:Kapak Türü:Karton Yayın Dili:Türkçe Orijinal Dili:Almanca Orijinal Adı:Plato Routledge Philosophers
Platon’un Felsefesi Üzerine Constance Meinwald Yorumu: Yüksek Lisans Düzeyinde İnceleme
Giriş
Constance Meinwald’ın Plato adlı
eseri, Platon’un felsefesini çağdaş perspektiften ele alan kapsamlı bir giriş
kitabıdır. Meinwald’a göre Platon’un felsefesi, temel olarak “gerçek sufle’in
reçete olması” metaforuyla özetlenebilir[1].
Bu benzetmeyle Platon’un, görünen nesnelerin ötesinde onları bir arada tutan
fikir veya özün gerçeklik seviyesinde olduğunu vurgulayan görüşü ifade edilir.
Yazar, Platon’un yapıtlarının son derece geniş bir konu yelpazesini
kapsadığını; erosta, ahlaka, ruhun ölümsüzlüğüne, ruhun parçalanmış yapısına,
siyaset ve estetiğe kadar pek çok temayı içerdiğini belirtir[1][2].
Bu çalışmaların her biri hem dönemin kültürel bağlamıyla hem de felsefi ortamla
iç içe geçmiştir. Meinwald’a göre, Platon’un diyalogları “içten tasarlanmış ve
gerçekten dramatik formda” olup okuyucuyu felsefi tartışmaya katılmaya davet
eder[2][3].
Platon’un eserleri, tek bir “Platonculuk” özünün aktarımı yerine bitimsiz bir
araştırma programının parçası olarak görülmelidir; yazar Burnyeat’in
ifadesinden alıntıyla “Platonculuk sabit bir öz değil, bir tartışma” olarak
değerlendirilir[4].
Dolayısıyla Meinwald, bu kitabında Platon’u tarihsel bağlamı içinde ele
alırken, okuyucuyu diyalogları kendi düşünsel çabalarıyla kavramaya teşvik
etmektedir.
Platon’un Diyalog
Formu, Yazı ve Drama
Meinwald’a
göre Platon’un yazıları, felsefeyi doğrudan açıklayan ders metinleri değil,
felsefi tartışmaların canlandırıldığı sahnelenmiş diyaloglardır. Yazma eylemi
Platon için tartışmanın yerini tutamaz; “Platon’un yazılı eserleri, birincil
eylemin tartışma (ya da bu tür durumların anlatımı) olduğu dramalardır”[3]. Bu görüş, yazarın Phaidros ve Cumhuriyet’teki ünlü eleştirileri
nasıl yorumladığıyla da uyumludur. Platon, Phaidros’ta yazının okuru tembelliğe
sürükleyip yanılgıya sevk edebileceğini söylerken, Meinwald bu eleştirinin yazımı
bütünüyle reddetmekten çok, onu kısıtlı, hatırlatıcı işlevi gören bir araç
olarak görmek gerektiğini savunur[5]. Nitekim Phaidros’taki görüşe göre yazı, zihinde önceden var olan
bilgiyi hatırlatmaya hizmet eden bir “anı deposu” işlevi görebilir; böylece
Platon’un anamnezis (hatırlama) kuramı desteklenir[5].
Diğer yandan, Platon’un
diyaloglarında edebi ve kültürel öğeler de yoğun biçimde kullanılır. Örneğin Symposium’un
çerçeve düzeneği ve Atinalı bir ziyafet ortamı, eros kavramının farklı
yönlerini tartışmak için zemin oluşturur. Meinwald, bu tür bağlam bilgisinin
okuyucuya konuşmacıların “nereden geldiklerini” anlamasında yardımcı olduğunu
vurgular[6]. Plato’nun yazı/konuşma formu, okuyucuyu etkin düşünce sürecine dahil
etmeyi amaçlar: Bir okuyucu Platon’un diyaloglarını okudukça metinde yer alan
farklı karakterlerle hemfikir olur veya onları eleştirir, yeni sorular sorar,
kendi savlarını geliştirir. Böylece diyaloglar, okuyucuya pasif bir bilgi
aktarımı yerine düşünmeye kışkırtan bir çerçeve sunar[3]. Meinwald’ın bu yaklaşımı, Cumhuriyet ve Phaidros’ta Platon’un yazıya
karşı getirdiği uyarıların, aslında okura karşı bir güven göstergesi olduğu
fikriyle de örtüşür; Platon diyaloglar aracılığıyla okuyucusunun kendisinin
düşünmesini ister. Sonuçta yazılı metinler artık Platon için idealize edilmiş
bir tartışma ortamı, okurun düşünsel çabasını besleyecek bir oyun alanıdır[3][5].
Platon ile Sokrates İlişkisi
Meinwald,
Platon’un Sokrates karakterini başlangıçta Platon’un Sokrates hakkında
bildiklerine dayanan bir portre olarak kullanıp, zamanla bu karakteri kendi
felsefi buluşlarını aktarmak için bir araç haline getirdiğini belirtir[7]. Karakter “Sokrates” ilk diyaloglarda tarihsel Sokrates’le büyük
ölçüde örtüşse de, daha sonraki diyaloglarda Platon’un kendi fikirleri ön plana
çıkar. Buna rağmen Platon, Sokrates adını kullanarak öğretmeninin mirasını
kabul ettiğini göstermeye devam eder[7]. Meinwald’ın Testing Authority başlıklı bölümünde,
Aristoteles’in Sokrates hakkındaki tanıklığı incelenir. Aristoteles’e göre
Sokrates “soru soran ancak cevap vermeyen” bir filozoftur (Sophistika
Çürütücüleri 183b) çünkü “bilmiyorum” der; ağırlıklı olarak etik konulara
odaklanır ve evreni değil evrenselleri araştırır[8]. Meinwald, bu metinlere dayanarak Platon’un erken diyaloglarındaki
Sokrates’in yöntemini tanımlar: karşısındakine sorularla yaklaşan, cevap
vermekten kaçınan, tartıştığı erdem kavramlarını tanımlama peşinde koşan bir
figür olarak. Ona göre Platon, Sokrates’in bu ironiye dayalı “elenktik” yöntemi
ile “bilgisi yoktur” iddiasını burada kullanmış, ancak yine de öğrencisinin
etik ilgisini takdir etmiştir[8].
Vlastos’un Socrates-Detaylı Platon
ayrımının aksine Meinwald, bu iki figürü kesin sınırlara hapsetmektense gelişen
bir süreç olarak ele alır. Vlastos’a göre Platon’un erken diyaloglarındaki
Sokrates, “ahlak felsefesiyle ilgilenen” ve bilgi iddiasından kaçınan bir
ahlakçı iken, orta dönem diyaloglarındaki Sokrates artık Platon’un görüşlerini
taşıyan bir anlatıcıdır[9]. Meinwald bu kadar katı bir ayrım yapmasa da Schaefer’in de belirttiği
gibi Sokrates’in “tarihsel” yönünün erken diyaloglarla, “Platonic” yönünün ise
sonraki diyaloglarla ilişkilendiği geleneksel kabulüne uyum sağlar. Ancak o da
Aristoteles’in bize aktardığı üzere, Platon’un Sokrates’i felsefe tarihine özgü
bir otorite olarak değil, esasen Platon’un düşüncelerini yansıtan bir rol model
olarak ele almamız gerektiğini vurgular[10].
Özetle Meinwald’a göre Platon’un
Sokrates portresi, hem aslına sadıktır hem de Platon’un kendi felsefesel
yeniliklerini sistemli biçimde sunmasına hizmet eder. Bu bakımdan Platon’daki
Sokrates’in konumu, hem öğretmeninin mirasını kabul etmekte hem de yeni
öğretilere geçişte bir köprü işlevi görmektedir. Yazar, bu geçişin izlerini
Sokrates’in diyaloglardaki yöntem ve konu tercihleri üzerinden tespit eder[8][9].
İdealar Kuramı, Bilgi ve
Gerçeklik
Meinwald’a
göre Platon’un merkezî katkısı, idealar (formlar) kuramı ve bilgi
anlayışındaki radikal yaklaşımdır. Platon’a göre bir şeyin “gerçek” özü, onun
somut örneklerinde görülen değişkenlikten bağımsız olarak ortak olan
özellikleridir. Bu düşünceyi modern dile şöyle özetler: “Gerçek sufle
reçetededir”[1]. Yani platonik anlamda, cemaleti, adaleti veya iyiliği belirli
örneklerdeki görünümler değil, bu örneklerin paylaştığı idealar –kısacası
“tarif” veya “form”– ifade eder. Meinwald, Platon’un diyalogları boyunca
değişen temalara rağmen formalar üzerinde çalıştığını, her diyalogda
formalarına ilişkin taslak bilgileri aktardığını vurgular. Özellikle Cumhuriyet
ve Phaedon gibi diyalogların, ideal formların nitelikleri hakkında
programatik açıklamalar içerdiğini belirtir[11]. Örneğin Cumhuriyet’teki “İyi Form” düşüncesi, Platon’un
gerçekliğin en yüksek mertebesini simgeler. Meinwald, bu üç ünlü diyalogun (Symposium,
Phaedo, Cumhuriyet) insanî sorulara verdiği yanıtların yanı sıra, neyin gerçek
anlamda varlık taşıdığı konusundaki temel taahhütleri gösterdiklerini
vurgular[11]. Bu eserlerde idealar yalnızca kabaca tasvir edilir; diğer bir deyişle
bu diyaloglar, Ideas’a dair “bir kroki” sunar[12] ve okuyucuyu bu kavrama daha derinlemesine bakmaya yönlendirir.
Meinwald, formalar kuramının
tarihsel gelişimine de dikkat çeker. Erken Sokratik diyaloglarda formaların
açıkça savunulmadığı durumlar vardır; buna karşılık Platon’un orta ve sonraki
dönem çalışmalarında formalar hevesle araştırılır. Yazar, Presokratik felsefede
varlığı tartışmalı olan formaların Platon’un felsefesinde “temel gerçeklik
oluşturan özel varlıklar” olarak konumlandığını belirtir[13]. Bu noktada, formaların Platon’a özgü devrimsel bir adım olduğu
vurgulanır: Bu fikirler, tarihsel Sokrates’te bulunmayan bir unsur olarak,
Platon’un metafiziksel yeniliğini simgeler[13]. Meinwald’a göre Platon, soyut gerçeklik düzeyindeki bu varlıkların
peşinde derin bir program sürdürmüş; bazı diyaloglarda (“Parmenides” gibi) bu
programı test ettiğini, bazılarında ise aşamalı olarak geliştirmeye devam
ettiğini gösterir.
Epistemoloji bağlamında ise
Meinwald, Platon’un “bilgi nedir?” sorusuna getirdiği cevapları yorumlar.
Phaedon diyaloğunda Sokrates, gerçek bilgelik ve bilgiye ancak ruh beden
zindeliğinden kurtulduğunda ulaşılabileceğini savunur. “Bilgelik ancak ruh
bedenin kısıtlamalarından kurtulduğunda mümkün olur” şeklindeki savunmada,
Meinvald’a göre Platon okurunu ruh-kimlik özdeşliğine inandırmaya çalışır[14]. Bu savunma, ruhun ölümsüz olduğu ve insanın gerçek benliğinin ruhuyla
özdeş olduğu kabulüne dayanır. Meinwald, Phaedon’un buna yönelik argümanlarına
detaylı bakar ve özellikle “hatırlama argümanı”nın ruhu bilgi sahibi olarak
tanımlama çabasına işaret eder[15]. Ona göre hatırlama argümanı, ruhumuzun daha önce formaları gördüğünü
ve öğrenmenin aslında yeniden hatırlama süreci olduğunu gösterir. Bu bağlamda
yazar, “ruhun varlığı çocukluktan gelir” fikrini ele alır ve Platon’un bilgiye
doğuştan sahip olduğumuzu ima ettiğini açıklar[5].
Platon’un Teetetos
diyaloğu bilgi teorisi açısından önemlidir, zira burada bilgi tanımları
sınanır. Meinwald, Teetetos’u özellikle diyalog formu bağlamında inceler; bu
metinler zorlayıcıdır, okuyucunun aktif çabasını gerektirir[16]. Ayrıca dialogun sonunda Platon, Teetetos’a “bilgi doğruysa ve bir
açıklama içeriyorsa” şeklinde bir formül sunan Meno’nun önerisini hatırlatarak
bilgi tanımına geri döner. Meinwald’a göre bu tür içerik, Platon’un hatırlama
ve formalar aracılığıyla bilgi kuramını destekleyen genel felsefi resminde
önemli bir yer tutar. Ayrıca, antik diyaloğun sonunda dile getirilen bilgelik
tanımına günümüz penceresinden baktığımızda, Meinwald bilgiyle ilgili
sorgulamaların Platon’un felsefesinde epistemolojiyi de temel bir konu haline
getirdiği sonucuna varmaktadır.
Ahlak ve Siyaset Felsefesi
Meinwald’ın
Platon okumasında ahlakî ve siyasî konular ikinci kısımda ele alınır. Bu bölüm,
toplum ve birey için “iyi yaşam” sorusuna Platon’un yanıtlarını inceler. Yazar,
Symposium diyaloğundaki eros teorisini ilk olarak tartışır. Diotima’nın
Socrates’e aktardığına göre, eros insanı temel motivasyonuna yönelten yaratıcı
güçtür: Sanat eserleri, yasa koyma, bilimsel keşifler ve en yüksek biçimiyle
felsefe bu erotik enerjinin ürünleridir[17]. Meinwald’a göre bu düşünce, Platon’da “Platonik aşk” olarak
adlandırılan erke ilişkin yaygın anlayıştan farklıdır. Nitekim yazar, günümüzde
“platonic ilişki” sözcüğünün cinsel bileşeni ima etmediği görüşünün hatalı
olduğunu, Platon’a göre gerçek Platonik aşkın eros’un özel bir yönlendirmesi
olduğunu vurgular[18]. Symposium’un anlatı yapısı da önemlidir: Socrates’in Diotima
öğretisini dinleyen bir grup dâhilinde hikâye içinde hikâye aktarılması,
Meinwald’a göre Platon’un düşünsel ana fikri vurgulaması için bir araçtır.
Özellikle Sokrates’in Diotima’dan aktardığı derslerin, partiye katılanlar
arasında geri planda tutulup bizim için öne çıkarılması, bu diyalogun
kavranması gereken temel mesajını verir[19]. Bu şekilde Symposium, aşkın doğasını ve felsefî yaratımı bir
arada sorgulayan çok katmanlı bir yapı sunar.
Phaedon diyaloğu ruh ve ölüm sonrası
sorunsalını ele alır. Meinwald’a göre burada Socrates, felsefi yaşantının
hedefine (bilgeliğe) ancak bedenin engellerinden sonra tam olarak
ulaşılabileceğini savunur[14]. “En iyi felsefi yaşamın ölmeden sonraki yaşam olduğu” savını
desteklemek için Platon, cyclical (dönüşümlü) argüman, hatırlama argümanı ve
benzerlik argümanı gibi farklı kanıtlar sunar. Meinwald bu argümanları
çürütülebilir yönleriyle birlikte inceler. Örneğin cyclical argümanın
öncülleri, ruhun bir döngüsel yolculuğunu varsaysa da ruhun bilgi kapasitesi
veya kişisel kimlikle ilişkisi konusunda ikna edici değildir. Buna karşılık
hatırlama argümanı ruhun bilgiyi taşıyıcısı olduğuna dair tekil bir kanıt sunar
ve bizim ruhla özdeş olduğumuzu öne sürer[15]. Meinwald, bu görüşlerin Platon’un ruhen ölümsüzlük ve bilgiyi
anımsama kuramına nasıl hizmet ettiğini vurgular, ama her argümanın sınırlarını
da serinkanlılıkla belirler. Dolayısıyla Phaedon’da ruhun ahlakî özne
olarak ele alındığı; insan özünün bilgelik peşindeki ruh olduğu düşüncesinin
işlendiği anlaşılır.
Cumhuriyet’e gelince, burada düşünce
kenti metaforu üzerinden erdemlerin bireydeki karşılıkları tartışılır.
Meinwald bu süreçte Platon’un üç parçalı ruh modelini detaylandırır. Ruhun
“akıl” (nous), “ruh” (thumos) ve “arzu” (epithumetikon) adlı üç bileşenden
oluştuğunu belirtir[20]. Rasyonel parça bilgeliğe ve iyiliğe yönelir, ruhî parça onur ve
üstünlük arzusu taşır, arzu parçası ise haz-odaklıdır[21]. Her parçanın kendi motivasyonu ve bilişsel kapasitesi vardır; bu
nedenle Platon, ruhun birbiriyle çatışan yanlarını bireyin iç dünyasında açıkça
göstermiştir. Bu modele göre, akıl kişinin gerçek benliğine tekabül eder ve
gelişip yönettiğinde insan özgürleşir; öte yandan şiddet ve hedonizm barındıran
ruhî ve arzu parçaları aklın denetiminde tutulmalıdır. Platon bu bölünmüş ruh
tasarımıyla geleneksel etkililik/arzu ayrımını aştığını savunur: Her bir parça
kendi bilgi biçimine sahiptir, kişi ruhlarındaki dengeyle gerçek iyiliğe
ulaşır. Bu bağlamda Cumhuriyet’te erdemlerin bireysel tanımı da yapılır.
Platon adaleti, “her ruh parçasının kendi işini yapması” durumu olarak tarif
eder[22]. Yani ruhun makul parçası kendi bilgeliğiyle rehberlik ederken, ruh’un
arzu ve öfke parçaları görevlerini yerine getirdiğinde bireyde içsel bir düzen
kurulmuş olur. Meinwald’a göre Platon bu tanımla, daha önce “Niçin adil
olayım?” diyen kişiye adaletin kendi çıkarına olduğu cevabını verir[22]. Çünkü böyle bir ruh düzeni, bir bireyi ancak gerçekten iyi yaşamaya
uygun hale getirir. Dolayısıyla zorbaca çıkar peşinde koşan birinin dünyasında
bir kahraman veya dolandırıcı’nın mutluluğu mümkün değildir; Platon’un görüşüne
göre adil insanın yaşamı en iyisidir. Cumhuriyet’in ilerleyen bölümlerinde de
kent modelinin erdemleri (bilgelik, cesaret, ölçülülük, adalet) hem kentte hem
bireyde saptanır. Meinwald bu yapıların açıklanması sırasında Sokrates’in
kişiler üzerindeki sorgulamaları ve tartışma usulü üzerinde durur, diyaloğun
çerçeve öyküsünün (savunma savı) bu çalışmayı nasıl tetiklediğini ortaya koyar[23].
Meinwald’ın
Yorumunun Özgün Yönleri ve Çağdaş Tartışmalar
Meinwald’ın
yorumu, Platon’u metinleri bağlamında okumayı vurgulayan bir “diyalog
çerçeveci” yaklaşımla ilişkilidir. Charles H. Kahn’ın erken ve orta dönem
diyalogları süregelen bir bütün olarak ele alan yaklaşımına yakın durur. Kahn’a
göre farklı dönem söylemleri, Platon’un tek bir görüşünü parçalara ayırmaz;
aksine aynı gerçeği farklı açılardan araştırır[24]. Benzer biçimde Meinwald, Platonculuğun sabit bir öğreti olmadığını,
Platon’un eserlerinin bir araştırma programının adım adım inşası olduğunu
savunur[4]. Bu anlamda Vlastos’un “erken diyaloglar Sokrates, sonra Platon”
ikiliğine dayalı modelinden uzaklaşır. Vlastos’un, tarihî Sokrates’i önce
üçlüsünde sınırlayıp sonraki diyaloglarda Platon’un “sözcülüğünü” yaptığı
tezine karşın[9], Meinwald diyalogları birbiriyle sürekli ilişkili görür. Ona göre
Platon ilk diyaloglarda Sokrates’in mirasını yansıtırken, ikinci aşamada
Sokrates’in karakteri üzerinden formalar ve erdemler konusundaki kendi
öğretisini sistemleştirir. Bu nedenle yazar, modern platonistler arasında
yaygın olan “üstü örtülü öğreti” (esoterizm) görüşünü benimsemez. Giovanni
Reale gibi Platon’un gerçek doktrinlerini söylencelerde arayanlara kıyasla,
Meinwald Platon’u daha çok yazınsal metinlerin kendisi içinde yorumlar. Reale’ın
“Platon esoterik olarak öğreti iletir” hipotezine[25] karşı Meinwald, diyalogların eleştirdiği yazı ve şiiri okurlara ustaca
bir meydan okuma olarak alıp onları metnin içindeki tartışmaya dahil eder.
Reale’ın dolaylı geleneklerde (Aristoteles, Karneades vb.) geçen doktrin
ayrımından çok, Meinwald doğrudan Platon’un metinlerine dayanmayı tercih eder.
Bu bağlamda Meinwald’ın
temel katkısı, Platon’u güncel felsefi tartışmalara da yerleştirerek
yorumlamasıdır. Yazar, diyaloğun sadece esin kaynağı değil aktif bir öğreti
yöntemi olduğunu gösterirken, çevresel ve tarihsel bilginin okuyucuya nasıl yol
gösterdiğini örneklerle ortaya koyar[26][27]. Ayrıca eserinde Platon uzmanlarının görüşlerine de genişçe atıfta
bulunur. Örneğin James Burnyeat’in “Platonculuk görüşmesidir” savını destekler
şekilde Platon’un felsefesinin dinamik yapısına vurgu yapar[4]. Kahn’ın vurguladığı gibi diyalogların tamamının ortak bir amacı
olduğu izlenimini zedeleyecek net bir geçiş olmadığı kanısındadır[24][4]. Vlastos’un aksine, Sokrates rolünün tarihsel sınırlandırılmasındansa
onun Platon felsefesi içindeki uzun soluklu önemine dikkat çeker. Reale’ın
“yazıda gizli bilgi” yaklaşımını ise, Phaidros gibi metinler üzerinden
açıklamalar yaparak görece gereksiz bulur.
Sonuç olarak
Meinwald’ın yorumu, Platon diyaloglarının edebi dokusunu ve epistemik tarafını
gözeten güncel bir bakış açısı sunar. Tarihî bağlamı (örneğin Yunan cinsel
normları, simgeler) bilinçle kullanır ve okuyucusunu metnin içine çağırır.
Böylece eser, hem Platon’un felsefesini öğrenmek isteyen yüksek lisans
öğrencilerine, hem de uzmanlara yol gösteren kapsamlı bir rehber niteliği
taşır. Çağdaş Platon araştırmalarına yaptığı katkı, Platon okuma yöntemleri
konusunda öğüt verici olmasıdır: Diğer bir deyişle, okuyucuyu
anlatılanların tek meyve olmayıp daha derin tartışmalara giriş kapısı olduğuna
ikna eder.
Sonuç
Constance Meinwald’ın Plato
adlı çalışması, Platon felsefesini hem tarihî hem de çağdaş perspektiften ele
alan zengin bir incelemedir. Yazar, Platon’un diyaloglarını metin içi dramatik
yapılarıyla değerlendirerek okuyucuya aktif bir rol biçer[3].
İdealar kuramı, bilgi ve gerçeklik, ruhun ölümsüzlüğü, erdem ve ideal devlet
gibi konularda Meinwald’ın anlatımı, bu karmaşık diyalogların ana hatlarını
kavratmaya odaklanır. Örneğin symposion’daki eros teorisi ve Cumhuriyet’teki
ruh kuramı gibi örnekler üzerinden Platon’un kilit görüşleri aydınlatılır[17][20].
Meinwald’ın belki de en ayırt edici katkısı, Platon’u diyaloğun ötesine geçirip
yazılı metinlerini birer düşünce laboratuvarı olarak okumasıdır. Bu sayede
Platon’u salt bir tarihsel şahsiyet olarak değil, felsefî diyaloglarla bizi
sürekli meşgul eden canlı bir gelenek olarak sunar. Sonuçta, bu kapsamlı
çalışma Platon tartışmalarında önemli bir yer tutar; Platon hakkında düşünen
herkesin başvurabileceği güncel ve eleştirel bir kaynak görevi görür.
Kaynakça:
·
Kahn, C. H. (1996). Plato and
the Socratic Dialogue. Cambridge University Press.
·
Meinwald, C. (2018). Plato.
Routledge. (Routledge Philosophers Series)
·
Reale, G. (1997). Toward a New
Interpretation of Plato (J. R. Catan & R. D. Davies, Trans.).
University of Notre Dame Press. (Yay. orj. 1992)
·
Vlastos, G. (1991). Socrates:
Ironist and Moral Philosopher. Cambridge University Press.
[1]
[2]
[3]
[4]
[5]
[6]
[7]
[8]
[10]
[11]
[12]
[13]
[14]
[15]
[16]
[17]
[18]
[19]
[20]
[21]
[22]
[23]
[26]
[27]
Plato [PDF] [7lpqnt8fl330]
https://vdoc.pub/documents/plato-7lpqnt8fl330
[9]
Socrates, ironist and moral philosopher – Bryn Mawr Classical Review
https://bmcr.brynmawr.edu/1992/1992.03.20/
[24]
Plato and the Socratic Dialogue
[25]
Toward a New Interpretation of Plato. Translated from the tenth edition and
edited by John R. Catan and Richard Davies – Bryn Mawr Classical Review
.jpeg)
Leave a Comment