Platon’un Felsefesi Üzerine Constance Meinwald Yorumu: Yüksek Lisans Düzeyinde İnceleme


 

Kitabın Adı:
Platon Filozoflar Serisi   
Yazar             :
Constance Meinwald

Çevirmen:
Sayfa:
424 
Cilt:
Ciltsiz 
Boyut:
13,5 X 21 
Son Baskı:
27 Ocak, 2026 
İlk Baskı:
27 Ocak, 2026 
Barkod:
9786253894153 
Kapak Tsr.:
Editör:
Kapak Türü:
Karton 
Yayın Dili:
Türkçe 
 
Orijinal Dili:
Almanca 
 
Orijinal Adı:
Plato  Routledge Philosophers    




Platon’un Felsefesi Üzerine Constance Meinwald Yorumu: Yüksek Lisans Düzeyinde İnceleme

Giriş 

Constance Meinwald’ın Plato adlı eseri, Platon’un felsefesini çağdaş perspektiften ele alan kapsamlı bir giriş kitabıdır. Meinwald’a göre Platon’un felsefesi, temel olarak “gerçek sufle’in reçete olması” metaforuyla özetlenebilir[1]. Bu benzetmeyle Platon’un, görünen nesnelerin ötesinde onları bir arada tutan fikir veya özün gerçeklik seviyesinde olduğunu vurgulayan görüşü ifade edilir. Yazar, Platon’un yapıtlarının son derece geniş bir konu yelpazesini kapsadığını; erosta, ahlaka, ruhun ölümsüzlüğüne, ruhun parçalanmış yapısına, siyaset ve estetiğe kadar pek çok temayı içerdiğini belirtir[1][2]. Bu çalışmaların her biri hem dönemin kültürel bağlamıyla hem de felsefi ortamla iç içe geçmiştir. Meinwald’a göre, Platon’un diyalogları “içten tasarlanmış ve gerçekten dramatik formda” olup okuyucuyu felsefi tartışmaya katılmaya davet eder[2][3]. Platon’un eserleri, tek bir “Platonculuk” özünün aktarımı yerine bitimsiz bir araştırma programının parçası olarak görülmelidir; yazar Burnyeat’in ifadesinden alıntıyla “Platonculuk sabit bir öz değil, bir tartışma” olarak değerlendirilir[4]. Dolayısıyla Meinwald, bu kitabında Platon’u tarihsel bağlamı içinde ele alırken, okuyucuyu diyalogları kendi düşünsel çabalarıyla kavramaya teşvik etmektedir.

Platon’un Diyalog Formu, Yazı ve Drama

Meinwald’a göre Platon’un yazıları, felsefeyi doğrudan açıklayan ders metinleri değil, felsefi tartışmaların canlandırıldığı sahnelenmiş diyaloglardır. Yazma eylemi Platon için tartışmanın yerini tutamaz; “Platon’un yazılı eserleri, birincil eylemin tartışma (ya da bu tür durumların anlatımı) olduğu dramalardır”[3]. Bu görüş, yazarın Phaidros ve Cumhuriyet’teki ünlü eleştirileri nasıl yorumladığıyla da uyumludur. Platon, Phaidros’ta yazının okuru tembelliğe sürükleyip yanılgıya sevk edebileceğini söylerken, Meinwald bu eleştirinin yazımı bütünüyle reddetmekten çok, onu kısıtlı, hatırlatıcı işlevi gören bir araç olarak görmek gerektiğini savunur[5]. Nitekim Phaidros’taki görüşe göre yazı, zihinde önceden var olan bilgiyi hatırlatmaya hizmet eden bir “anı deposu” işlevi görebilir; böylece Platon’un anamnezis (hatırlama) kuramı desteklenir[5].

Diğer yandan, Platon’un diyaloglarında edebi ve kültürel öğeler de yoğun biçimde kullanılır. Örneğin Symposium’un çerçeve düzeneği ve Atinalı bir ziyafet ortamı, eros kavramının farklı yönlerini tartışmak için zemin oluşturur. Meinwald, bu tür bağlam bilgisinin okuyucuya konuşmacıların “nereden geldiklerini” anlamasında yardımcı olduğunu vurgular[6]. Plato’nun yazı/konuşma formu, okuyucuyu etkin düşünce sürecine dahil etmeyi amaçlar: Bir okuyucu Platon’un diyaloglarını okudukça metinde yer alan farklı karakterlerle hemfikir olur veya onları eleştirir, yeni sorular sorar, kendi savlarını geliştirir. Böylece diyaloglar, okuyucuya pasif bir bilgi aktarımı yerine düşünmeye kışkırtan bir çerçeve sunar[3]. Meinwald’ın bu yaklaşımı, Cumhuriyet ve Phaidros’ta Platon’un yazıya karşı getirdiği uyarıların, aslında okura karşı bir güven göstergesi olduğu fikriyle de örtüşür; Platon diyaloglar aracılığıyla okuyucusunun kendisinin düşünmesini ister. Sonuçta yazılı metinler artık Platon için idealize edilmiş bir tartışma ortamı, okurun düşünsel çabasını besleyecek bir oyun alanıdır[3][5].

Platon ile Sokrates İlişkisi

Meinwald, Platon’un Sokrates karakterini başlangıçta Platon’un Sokrates hakkında bildiklerine dayanan bir portre olarak kullanıp, zamanla bu karakteri kendi felsefi buluşlarını aktarmak için bir araç haline getirdiğini belirtir[7]. Karakter “Sokrates” ilk diyaloglarda tarihsel Sokrates’le büyük ölçüde örtüşse de, daha sonraki diyaloglarda Platon’un kendi fikirleri ön plana çıkar. Buna rağmen Platon, Sokrates adını kullanarak öğretmeninin mirasını kabul ettiğini göstermeye devam eder[7]. Meinwald’ın Testing Authority başlıklı bölümünde, Aristoteles’in Sokrates hakkındaki tanıklığı incelenir. Aristoteles’e göre Sokrates “soru soran ancak cevap vermeyen” bir filozoftur (Sophistika Çürütücüleri 183b) çünkü “bilmiyorum” der; ağırlıklı olarak etik konulara odaklanır ve evreni değil evrenselleri araştırır[8]. Meinwald, bu metinlere dayanarak Platon’un erken diyaloglarındaki Sokrates’in yöntemini tanımlar: karşısındakine sorularla yaklaşan, cevap vermekten kaçınan, tartıştığı erdem kavramlarını tanımlama peşinde koşan bir figür olarak. Ona göre Platon, Sokrates’in bu ironiye dayalı “elenktik” yöntemi ile “bilgisi yoktur” iddiasını burada kullanmış, ancak yine de öğrencisinin etik ilgisini takdir etmiştir[8].

Vlastos’un Socrates-Detaylı Platon ayrımının aksine Meinwald, bu iki figürü kesin sınırlara hapsetmektense gelişen bir süreç olarak ele alır. Vlastos’a göre Platon’un erken diyaloglarındaki Sokrates, “ahlak felsefesiyle ilgilenen” ve bilgi iddiasından kaçınan bir ahlakçı iken, orta dönem diyaloglarındaki Sokrates artık Platon’un görüşlerini taşıyan bir anlatıcıdır[9]. Meinwald bu kadar katı bir ayrım yapmasa da Schaefer’in de belirttiği gibi Sokrates’in “tarihsel” yönünün erken diyaloglarla, “Platonic” yönünün ise sonraki diyaloglarla ilişkilendiği geleneksel kabulüne uyum sağlar. Ancak o da Aristoteles’in bize aktardığı üzere, Platon’un Sokrates’i felsefe tarihine özgü bir otorite olarak değil, esasen Platon’un düşüncelerini yansıtan bir rol model olarak ele almamız gerektiğini vurgular[10].

Özetle Meinwald’a göre Platon’un Sokrates portresi, hem aslına sadıktır hem de Platon’un kendi felsefesel yeniliklerini sistemli biçimde sunmasına hizmet eder. Bu bakımdan Platon’daki Sokrates’in konumu, hem öğretmeninin mirasını kabul etmekte hem de yeni öğretilere geçişte bir köprü işlevi görmektedir. Yazar, bu geçişin izlerini Sokrates’in diyaloglardaki yöntem ve konu tercihleri üzerinden tespit eder[8][9].

İdealar Kuramı, Bilgi ve Gerçeklik

Meinwald’a göre Platon’un merkezî katkısı, idealar (formlar) kuramı ve bilgi anlayışındaki radikal yaklaşımdır. Platon’a göre bir şeyin “gerçek” özü, onun somut örneklerinde görülen değişkenlikten bağımsız olarak ortak olan özellikleridir. Bu düşünceyi modern dile şöyle özetler: “Gerçek sufle reçetededir”[1]. Yani platonik anlamda, cemaleti, adaleti veya iyiliği belirli örneklerdeki görünümler değil, bu örneklerin paylaştığı idealar –kısacası “tarif” veya “form”– ifade eder. Meinwald, Platon’un diyalogları boyunca değişen temalara rağmen formalar üzerinde çalıştığını, her diyalogda formalarına ilişkin taslak bilgileri aktardığını vurgular. Özellikle Cumhuriyet ve Phaedon gibi diyalogların, ideal formların nitelikleri hakkında programatik açıklamalar içerdiğini belirtir[11]. Örneğin Cumhuriyet’teki “İyi Form” düşüncesi, Platon’un gerçekliğin en yüksek mertebesini simgeler. Meinwald, bu üç ünlü diyalogun (Symposium, Phaedo, Cumhuriyet) insanî sorulara verdiği yanıtların yanı sıra, neyin gerçek anlamda varlık taşıdığı konusundaki temel taahhütleri gösterdiklerini vurgular[11]. Bu eserlerde idealar yalnızca kabaca tasvir edilir; diğer bir deyişle bu diyaloglar, Ideas’a dair “bir kroki” sunar[12] ve okuyucuyu bu kavrama daha derinlemesine bakmaya yönlendirir.

Meinwald, formalar kuramının tarihsel gelişimine de dikkat çeker. Erken Sokratik diyaloglarda formaların açıkça savunulmadığı durumlar vardır; buna karşılık Platon’un orta ve sonraki dönem çalışmalarında formalar hevesle araştırılır. Yazar, Presokratik felsefede varlığı tartışmalı olan formaların Platon’un felsefesinde “temel gerçeklik oluşturan özel varlıklar” olarak konumlandığını belirtir[13]. Bu noktada, formaların Platon’a özgü devrimsel bir adım olduğu vurgulanır: Bu fikirler, tarihsel Sokrates’te bulunmayan bir unsur olarak, Platon’un metafiziksel yeniliğini simgeler[13]. Meinwald’a göre Platon, soyut gerçeklik düzeyindeki bu varlıkların peşinde derin bir program sürdürmüş; bazı diyaloglarda (“Parmenides” gibi) bu programı test ettiğini, bazılarında ise aşamalı olarak geliştirmeye devam ettiğini gösterir.

Epistemoloji bağlamında ise Meinwald, Platon’un “bilgi nedir?” sorusuna getirdiği cevapları yorumlar. Phaedon diyaloğunda Sokrates, gerçek bilgelik ve bilgiye ancak ruh beden zindeliğinden kurtulduğunda ulaşılabileceğini savunur. “Bilgelik ancak ruh bedenin kısıtlamalarından kurtulduğunda mümkün olur” şeklindeki savunmada, Meinvald’a göre Platon okurunu ruh-kimlik özdeşliğine inandırmaya çalışır[14]. Bu savunma, ruhun ölümsüz olduğu ve insanın gerçek benliğinin ruhuyla özdeş olduğu kabulüne dayanır. Meinwald, Phaedon’un buna yönelik argümanlarına detaylı bakar ve özellikle “hatırlama argümanı”nın ruhu bilgi sahibi olarak tanımlama çabasına işaret eder[15]. Ona göre hatırlama argümanı, ruhumuzun daha önce formaları gördüğünü ve öğrenmenin aslında yeniden hatırlama süreci olduğunu gösterir. Bu bağlamda yazar, “ruhun varlığı çocukluktan gelir” fikrini ele alır ve Platon’un bilgiye doğuştan sahip olduğumuzu ima ettiğini açıklar[5].

Platon’un Teetetos diyaloğu bilgi teorisi açısından önemlidir, zira burada bilgi tanımları sınanır. Meinwald, Teetetos’u özellikle diyalog formu bağlamında inceler; bu metinler zorlayıcıdır, okuyucunun aktif çabasını gerektirir[16]. Ayrıca dialogun sonunda Platon, Teetetos’a “bilgi doğruysa ve bir açıklama içeriyorsa” şeklinde bir formül sunan Meno’nun önerisini hatırlatarak bilgi tanımına geri döner. Meinwald’a göre bu tür içerik, Platon’un hatırlama ve formalar aracılığıyla bilgi kuramını destekleyen genel felsefi resminde önemli bir yer tutar. Ayrıca, antik diyaloğun sonunda dile getirilen bilgelik tanımına günümüz penceresinden baktığımızda, Meinwald bilgiyle ilgili sorgulamaların Platon’un felsefesinde epistemolojiyi de temel bir konu haline getirdiği sonucuna varmaktadır.

Ahlak ve Siyaset Felsefesi

Meinwald’ın Platon okumasında ahlakî ve siyasî konular ikinci kısımda ele alınır. Bu bölüm, toplum ve birey için “iyi yaşam” sorusuna Platon’un yanıtlarını inceler. Yazar, Symposium diyaloğundaki eros teorisini ilk olarak tartışır. Dio­tima’nın Socrates’e aktardığına göre, eros insanı temel motivasyonuna yönelten yaratıcı güçtür: Sanat eserleri, yasa koyma, bilimsel keşifler ve en yüksek biçimiyle felsefe bu erotik enerjinin ürünleridir[17]. Meinwald’a göre bu düşünce, Platon’da “Platonik aşk” olarak adlandırılan erke ilişkin yaygın anlayıştan farklıdır. Nitekim yazar, günümüzde “platonic ilişki” sözcüğünün cinsel bileşeni ima etmediği görüşünün hatalı olduğunu, Platon’a göre gerçek Platonik aşkın eros’un özel bir yönlendirmesi olduğunu vurgular[18]. Symposium’un anlatı yapısı da önemlidir: Socrates’in Diotima öğretisini dinleyen bir grup dâhilinde hikâye içinde hikâye aktarılması, Meinwald’a göre Platon’un düşünsel ana fikri vurgulaması için bir araçtır. Özellikle Sokrates’in Diotima’dan aktardığı derslerin, partiye katılanlar arasında geri planda tutulup bizim için öne çıkarılması, bu diyalogun kavranması gereken temel mesajını verir[19]. Bu şekilde Symposium, aşkın doğasını ve felsefî yaratımı bir arada sorgulayan çok katmanlı bir yapı sunar.

Phaedon diyaloğu ruh ve ölüm sonrası sorunsalını ele alır. Meinwald’a göre burada Socrates, felsefi yaşantının hedefine (bilgeliğe) ancak bedenin engellerinden sonra tam olarak ulaşılabileceğini savunur[14]. “En iyi felsefi yaşamın ölmeden sonraki yaşam olduğu” savını desteklemek için Platon, cyclical (dönüşümlü) argüman, hatırlama argümanı ve benzerlik argümanı gibi farklı kanıtlar sunar. Meinwald bu argümanları çürütülebilir yönleriyle birlikte inceler. Örneğin cyclical argümanın öncülleri, ruhun bir döngüsel yolculuğunu varsaysa da ruhun bilgi kapasitesi veya kişisel kimlikle ilişkisi konusunda ikna edici değildir. Buna karşılık hatırlama argümanı ruhun bilgiyi taşıyıcısı olduğuna dair tekil bir kanıt sunar ve bizim ruhla özdeş olduğumuzu öne sürer[15]. Meinwald, bu görüşlerin Platon’un ruhen ölümsüzlük ve bilgiyi anımsama kuramına nasıl hizmet ettiğini vurgular, ama her argümanın sınırlarını da serinkanlılıkla belirler. Dolayısıyla Phaedon’da ruhun ahlakî özne olarak ele alındığı; insan özünün bilgelik peşindeki ruh olduğu düşüncesinin işlendiği anlaşılır.

Cumhuriyet’e gelince, burada düşünce kenti metaforu üzerinden erdemlerin bireydeki karşılıkları tartışılır. Meinwald bu süreçte Platon’un üç parçalı ruh modelini detaylandırır. Ruhun “akıl” (nous), “ruh” (thumos) ve “arzu” (epithumetikon) adlı üç bileşenden oluştuğunu belirtir[20]. Rasyonel parça bilgeliğe ve iyiliğe yönelir, ruhî parça onur ve üstünlük arzusu taşır, arzu parçası ise haz-odaklıdır[21]. Her parçanın kendi motivasyonu ve bilişsel kapasitesi vardır; bu nedenle Platon, ruhun birbiriyle çatışan yanlarını bireyin iç dünyasında açıkça göstermiştir. Bu modele göre, akıl kişinin gerçek benliğine tekabül eder ve gelişip yönettiğinde insan özgürleşir; öte yandan şiddet ve hedonizm barındıran ruhî ve arzu parçaları aklın denetiminde tutulmalıdır. Platon bu bölünmüş ruh tasarımıyla geleneksel etkililik/arzu ayrımını aştığını savunur: Her bir parça kendi bilgi biçimine sahiptir, kişi ruhlarındaki dengeyle gerçek iyiliğe ulaşır. Bu bağlamda Cumhuriyet’te erdemlerin bireysel tanımı da yapılır. Platon adaleti, “her ruh parçasının kendi işini yapması” durumu olarak tarif eder[22]. Yani ruhun makul parçası kendi bilgeliğiyle rehberlik ederken, ruh’un arzu ve öfke parçaları görevlerini yerine getirdiğinde bireyde içsel bir düzen kurulmuş olur. Meinwald’a göre Platon bu tanımla, daha önce “Niçin adil olayım?” diyen kişiye adaletin kendi çıkarına olduğu cevabını verir[22]. Çünkü böyle bir ruh düzeni, bir bireyi ancak gerçekten iyi yaşamaya uygun hale getirir. Dolayısıyla zorbaca çıkar peşinde koşan birinin dünyasında bir kahraman veya dolandırıcı’nın mutluluğu mümkün değildir; Platon’un görüşüne göre adil insanın yaşamı en iyisidir. Cumhuriyet’in ilerleyen bölümlerinde de kent modelinin erdemleri (bilgelik, cesaret, ölçülülük, adalet) hem kentte hem bireyde saptanır. Meinwald bu yapıların açıklanması sırasında Sokrates’in kişiler üzerindeki sorgulamaları ve tartışma usulü üzerinde durur, diyaloğun çerçeve öyküsünün (savunma savı) bu çalışmayı nasıl tetiklediğini ortaya koyar[23].

Meinwald’ın Yorumunun Özgün Yönleri ve Çağdaş Tartışmalar

Meinwald’ın yorumu, Platon’u metinleri bağlamında okumayı vurgulayan bir “diyalog çerçeveci” yaklaşımla ilişkilidir. Charles H. Kahn’ın erken ve orta dönem diyalogları süregelen bir bütün olarak ele alan yaklaşımına yakın durur. Kahn’a göre farklı dönem söylemleri, Platon’un tek bir görüşünü parçalara ayırmaz; aksine aynı gerçeği farklı açılardan araştırır[24]. Benzer biçimde Meinwald, Platonculuğun sabit bir öğreti olmadığını, Platon’un eserlerinin bir araştırma programının adım adım inşası olduğunu savunur[4]. Bu anlamda Vlastos’un “erken diyaloglar Sokrates, sonra Platon” ikiliğine dayalı modelinden uzaklaşır. Vlastos’un, tarihî Sokrates’i önce üçlüsünde sınırlayıp sonraki diyaloglarda Platon’un “sözcülüğünü” yaptığı tezine karşın[9], Meinwald diyalogları birbiriyle sürekli ilişkili görür. Ona göre Platon ilk diyaloglarda Sokrates’in mirasını yansıtırken, ikinci aşamada Sokrates’in karakteri üzerinden formalar ve erdemler konusundaki kendi öğretisini sistemleştirir. Bu nedenle yazar, modern platonistler arasında yaygın olan “üstü örtülü öğreti” (esoterizm) görüşünü benimsemez. Giovanni Reale gibi Platon’un gerçek doktrinlerini söylencelerde arayanlara kıyasla, Meinwald Platon’u daha çok yazınsal metinlerin kendisi içinde yorumlar. Reale’ın “Platon esoterik olarak öğreti iletir” hipotezine[25] karşı Meinwald, diyalogların eleştirdiği yazı ve şiiri okurlara ustaca bir meydan okuma olarak alıp onları metnin içindeki tartışmaya dahil eder. Reale’ın dolaylı geleneklerde (Aristoteles, Karneades vb.) geçen doktrin ayrımından çok, Meinwald doğrudan Platon’un metinlerine dayanmayı tercih eder.

Bu bağlamda Meinwald’ın temel katkısı, Platon’u güncel felsefi tartışmalara da yerleştirerek yorumlamasıdır. Yazar, diyaloğun sadece esin kaynağı değil aktif bir öğreti yöntemi olduğunu gösterirken, çevresel ve tarihsel bilginin okuyucuya nasıl yol gösterdiğini örneklerle ortaya koyar[26][27]. Ayrıca eserinde Platon uzmanlarının görüşlerine de genişçe atıfta bulunur. Örneğin James Burnyeat’in “Platonculuk görüşmesidir” savını destekler şekilde Platon’un felsefesinin dinamik yapısına vurgu yapar[4]. Kahn’ın vurguladığı gibi diyalogların tamamının ortak bir amacı olduğu izlenimini zedeleyecek net bir geçiş olmadığı kanısındadır[24][4]. Vlastos’un aksine, Sokrates rolünün tarihsel sınırlandırılmasındansa onun Platon felsefesi içindeki uzun soluklu önemine dikkat çeker. Reale’ın “yazıda gizli bilgi” yaklaşımını ise, Phaidros gibi metinler üzerinden açıklamalar yaparak görece gereksiz bulur.

Sonuç olarak Meinwald’ın yorumu, Platon diyaloglarının edebi dokusunu ve epistemik tarafını gözeten güncel bir bakış açısı sunar. Tarihî bağlamı (örneğin Yunan cinsel normları, simgeler) bilinçle kullanır ve okuyucusunu metnin içine çağırır. Böylece eser, hem Platon’un felsefesini öğrenmek isteyen yüksek lisans öğrencilerine, hem de uzmanlara yol gösteren kapsamlı bir rehber niteliği taşır. Çağdaş Platon araştırmalarına yaptığı katkı, Platon okuma yöntemleri konusunda öğüt verici olmasıdır: Diğer bir deyişle, okuyucuyu anlatılanların tek meyve olmayıp daha derin tartışmalara giriş kapısı olduğuna ikna eder.

Sonuç

Constance Meinwald’ın Plato adlı çalışması, Platon felsefesini hem tarihî hem de çağdaş perspektiften ele alan zengin bir incelemedir. Yazar, Platon’un diyaloglarını metin içi dramatik yapılarıyla değerlendirerek okuyucuya aktif bir rol biçer[3]. İdealar kuramı, bilgi ve gerçeklik, ruhun ölümsüzlüğü, erdem ve ideal devlet gibi konularda Meinwald’ın anlatımı, bu karmaşık diyalogların ana hatlarını kavratmaya odaklanır. Örneğin symposion’daki eros teorisi ve Cumhuriyet’teki ruh kuramı gibi örnekler üzerinden Platon’un kilit görüşleri aydınlatılır[17][20]. Meinwald’ın belki de en ayırt edici katkısı, Platon’u diyaloğun ötesine geçirip yazılı metinlerini birer düşünce laboratuvarı olarak okumasıdır. Bu sayede Platon’u salt bir tarihsel şahsiyet olarak değil, felsefî diyaloglarla bizi sürekli meşgul eden canlı bir gelenek olarak sunar. Sonuçta, bu kapsamlı çalışma Platon tartışmalarında önemli bir yer tutar; Platon hakkında düşünen herkesin başvurabileceği güncel ve eleştirel bir kaynak görevi görür.

Kaynakça:

·         Kahn, C. H. (1996). Plato and the Socratic Dialogue. Cambridge University Press.

·         Meinwald, C. (2018). Plato. Routledge. (Routledge Philosophers Series)

·         Reale, G. (1997). Toward a New Interpretation of Plato (J. R. Catan & R. D. Davies, Trans.). University of Notre Dame Press. (Yay. orj. 1992)

·         Vlastos, G. (1991). Socrates: Ironist and Moral Philosopher. Cambridge University Press.


[1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [10] [11] [12] [13] [14] [15] [16] [17] [18] [19] [20] [21] [22] [23] [26] [27] Plato [PDF] [7lpqnt8fl330]

https://vdoc.pub/documents/plato-7lpqnt8fl330

[9] Socrates, ironist and moral philosopher – Bryn Mawr Classical Review

https://bmcr.brynmawr.edu/1992/1992.03.20/

[24] Plato and the Socratic Dialogue

https://www.cambridge.org/core/books/plato-and-the-socratic-dialogue/E5D70E71413FE839481C150667847A15

[25] Toward a New Interpretation of Plato. Translated from the tenth edition and edited by John R. Catan and Richard Davies – Bryn Mawr Classical Review

https://bmcr.brynmawr.edu/1998/1998.07.22/

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.