Catherine Malabou’nun Beynimizle Ne Yapmalıyız? Kitabı Üzerine İnceleme


 

Çevirmen: Selim Karlıtekin

Yayın Tarihi: 01.05.2018

ISBN: 9786059125444

Dil: TÜRKÇE

Sayfa Sayısı: 109

Cilt Tipi: Karton Kapak

Kağıt Cinsi: Kitap Kağıdı

Boyut: 16.5 x 22.5 cm


Catherine Malabou’nun Beynimizle Ne Yapmalıyız? Kitabı Üzerine İnceleme

Giriş: Beyin, Plastikiyet ve Esneklik Arasında

Catherine Malabou’nun Beynimizle Ne Yapmalıyız? adlı eseri, modern nörobilimsel keşifler ışığında insan beyninin esnekliği ve dönüşebilirliği üzerine derinlemesine bir felsefi inceleme sunmaktadır. Malabou, beyin ve nörobilimin sadece biyolojik bir alan değil, aynı zamanda felsefi, toplumsal ve siyasal anlamda da geniş kapsamlı sonuçlar doğurduğunu savunur. Bu kitap, beynin "plastikiyet" kavramı üzerinden şekillendirilebileceğini ve bu plastikiyetin, bireylerin sosyopolitik hayatta nasıl şekillendiklerini ve nasıl karşılık verdiklerini anlamamıza yardımcı olabileceğini ele alır.

Malabou'nun temel argümanı, beynin plastikiyeti ile kapitalist modernite arasındaki ilişkidir. Nörobilimsel araştırmalara göre beyin, yalnızca belirli durumlara uyum sağlamakla kalmaz, aynı zamanda bu uyum sürecinde kendini yeniden şekillendirir. Plastikiyet, bir şeyin bir biçim alması ve aynı zamanda o biçimi değiştirme yeteneğine sahip olması anlamına gelir. Bu yazıda, Malabou’nun plastikiyet kavramını nörobilim, sosyopolitik yapı ve bireysel öznellik bağlamında nasıl ele aldığına dair bir inceleme sunulacaktır.

1. Plastikiyetin Eylem Alanları

Malabou, kitabının başlangıcında plastikiyetin üç farklı türüne dikkat çeker: gelişimsel, modülasyonel ve onarıcı plastikiyet. Gelişimsel plastikiyet, beynin doğumdan itibaren nasıl şekillendiğini ve nöronal bağlantıların nasıl oluştuğunu açıklayan süreçtir. Bu süreçte beyin, genetik yapıların rehberliğinde gelişir, ancak çevresel etkiler ve deneyimler, bu gelişimin nasıl gerçekleşeceği üzerinde büyük rol oynar.

Modülasyonel plastikiyet ise beynin sürekli değişen ve yeni deneyimlere uyum sağlayan doğasını tanımlar. Beyin, deneyimlere ve öğrenme süreçlerine yanıt olarak değişir, yeniden yapılandırılır ve işlevlerini optimize eder. Malabou, bu sürecin bireyin toplumsal ve siyasal ortama nasıl uyum sağladığını anlamak için önemli olduğunu vurgular. Beynin bu modülasyon yeteneği, kapitalizmin dayattığı sürekli değişim ve esnekliğe de paralellik gösterir.

Onarıcı plastikiyet ise beynin zarar gördüğünde kendini nasıl yenilediğini ve onardığını açıklayan süreçtir. Bu süreç, beyindeki yaralanma veya hastalık durumlarında nöronların yeniden yapılanarak işlevselliği koruma çabasını içerir. Malabou, bu onarıcı yeteneği, bireylerin ve toplumların kriz anlarında nasıl yeniden yapılandıklarıyla ilişkilendirir.

2. Plastikiyet ve Esneklik: İkircikli Bir Durum

Malabou’nun kitabında öne çıkan bir diğer önemli kavram, plastikiyet ve esneklik arasındaki farktır. Malabou, plastikiyetin çoğu zaman esneklikle karıştırıldığını, ancak bu iki kavram arasında önemli bir fark olduğunu savunur. Esneklik, bir yapının baskıya maruz kaldığında tekrar eski haline dönebilme yeteneğini tanımlar. Bu, bireyin ya da toplumun değişime direnç gösterip daha önceki bir duruma geri dönme isteğini temsil eder.

Oysa plastikiyet, esnekliğin aksine, bir yapının tamamen yeni bir biçim almasını sağlar. Plastikiyet, bireylerin ve toplumların belirli bir duruma kalıcı olarak uyum sağlama yeteneğini ifade eder. Bu noktada Malabou, kapitalist sistemin bireyler üzerinde sürekli bir esneklik talep ettiğini, ancak gerçek özgürlüğün plastikiyet sayesinde mümkün olabileceğini savunur. Bireyler, esnek olma baskısına karşı durarak, plastikiyeti kullanarak kendi kaderlerini ve özneliklerini yeniden biçimlendirme kapasitesine sahiptir.

3. Makine Beyin ve Kapitalizmin Ruhu

Malabou, modern toplumlarda nörobilimsel söylemin kapitalist ekonomiyle nasıl iç içe geçtiğini ele alır. Beynin plastikiyeti ile kapitalist sistemin esnekliği arasında bir benzeşim kurar. Kapitalist düzen, bireylerden sürekli olarak esneklik ve uyum talep eder. Bu esneklik, bireylerin iş gücünde, sosyal hayatta ve hatta zihinsel süreçlerde sürekli değişim ve dönüşüm içinde olmalarını gerektirir.

Ancak Malabou, bu esneklik talebine karşı, plastikiyetin özgürleştirici potansiyelini öne çıkarır. Plastikiyet, bireylerin ve toplulukların baskıya karşı yeni bir direnç biçimi geliştirebileceğini savunur. Bu, bireylerin ve toplumların kapitalist sistemin taleplerine karşı koyarak kendi varlıklarını yeniden tanımlama gücüne sahip olduklarını gösterir. Malabou, plastikiyeti sadece biyolojik bir kavram olarak değil, aynı zamanda siyasal bir kavram olarak da düşünmemiz gerektiğini vurgular.

4. Nöronal İnsan ve Sosyal Dışlanma

Malabou’nun kitabında yer alan bir diğer önemli tema, nöronal insan kavramıdır. Bu kavram, Jean-Pierre Changeux'nün L'Homme Neuronal kitabına referansla ortaya çıkar. Malabou, bireylerin ve toplumların nörobilimsel bir anlayışla şekillendirildiğini savunur. Bu anlayış, bireyleri sinapslar ve nöronal bağlantılar üzerinden tanımlamaya çalışır.

Malabou, bu nörobilimsel yaklaşımın, kapitalist sistemle nasıl bir uyum içinde olduğunu sorgular. Nöronal insan, kapitalist sistemin taleplerine göre sürekli olarak yeniden yapılandırılan bir bireyi temsil eder. Bu birey, sosyoekonomik sistem tarafından belirlenen kurallara uyum sağlamak zorundadır. Ancak Malabou, bu uyumun birey üzerinde derin bir dışlanma ve yabancılaşma etkisi yarattığını savunur. Kapitalist düzenin dışına itilmiş bireyler, hem toplumsal hem de zihinsel olarak marjinalize edilir.

Bu bağlamda Malabou, depresyon gibi psikolojik rahatsızlıkların da bu sosyopolitik dışlanmanın bir sonucu olduğunu savunur. Bireyler, kapitalist sistemin taleplerine uyum sağlayamadıklarında, yalnızca sosyal olarak değil, zihinsel olarak da kırılmalar yaşarlar. Beynin plastikiyeti, bu kırılmaların üstesinden gelme potansiyeline sahiptir, ancak bireylerin bu potansiyeli nasıl kullanacağı tamamen onların öznel seçimlerine bağlıdır.

5. Sinaptik Benlik ve Zihinsel Dönüşüm

Malabou, kitabında sinaptik benlik kavramını da ele alır. Bu kavram, bireyin benliğinin nöronal bağlantılar üzerinden nasıl şekillendiğini açıklar. Sinaptik benlik, bireylerin düşüncelerinin, duygularının ve davranışlarının beynin sinirsel yapıları tarafından belirlendiğini ifade eder. Ancak Malabou, bu belirlenimcilik anlayışına karşı çıkarak, beynin plastikiyeti sayesinde bireylerin bu belirlenimden kurtulabileceğini savunur.

Sinaptik benlik, kapitalist sistemin birey üzerindeki kontrolüne de ışık tutar. Kapitalist sistem, bireyleri belirli kalıplar içinde düşünmeye ve davranmaya zorlar. Ancak Malabou, beynin plastikiyeti sayesinde bireylerin bu kalıpların dışına çıkabileceğini ve kendi benliklerini yeniden şekillendirebileceğini iddia eder. Bu dönüşüm, bireylerin özgürleşme potansiyelini ortaya koyar.

6. Beyin ve Siyasal Özgürlük

Malabou'nun kitabındaki en önemli temalardan biri, beyinin siyasal özgürlükle olan ilişkisidir. Beynin plastikiyeti, sadece biyolojik bir süreç değildir; aynı zamanda bireylerin siyasal ve toplumsal hayatta nasıl özgürleşebileceklerini anlamamıza yardımcı olan bir süreçtir. Beyin, toplumsal baskılara karşı durabilme ve bu baskılara rağmen kendi özneliklerini yeniden inşa edebilme yeteneğine sahiptir.

Malabou, plastikiyetin, kapitalist sistemin dayattığı esnekliğe karşı bir özgürlük alanı sunduğunu savunur. Bu özgürlük, bireylerin toplumsal ve siyasal hayatta nasıl hareket edeceklerini belirleme yeteneklerine dayanır. Plastikiyet, bireylerin pasif bir şekilde değişimlere maruz kalmaları yerine, aktif olarak kendi yaşamlarını ve düşüncelerini şekillendirme kapasitesini ortaya koyar.

7. Alternatif Bir Biyolojik Küreselcilik

Kitabın son bölümlerinde Malabou, nörobilim ve biyolojinin, küresel kapitalizmle nasıl bir ilişki içinde olduğunu sorgular. Nörobilimin, kapitalist sistemin ideolojik bir aracı haline geldiğini savunan Malabou, bu durumun bireyler üzerinde derin bir etkisi olduğunu belirtir. Ancak Malabou, bu duruma karşı bir direnç biçimi olarak plastikiyeti öne çıkarır.

Plastikiyet, bireylerin ve toplumların kapitalist sistemin taleplerine karşı durabileceği bir özgürlük alanı sunar. Malabou, beynin bu özgürleştirici potansiyelini, yeni bir biyolojik küreselcilik kavramı üzerinden açıklar. Bu küreselcilik, bireylerin ve toplumların, biyolojik yapılarını ve zihinsel kapasitelerini kullanarak kapitalist sisteme karşı koyabileceklerini ve alternatif bir yaşam biçimi geliştirebileceklerini savunur.

Sonuç

Catherine Malabou’nun Beynimizle Ne Yapmalıyız? kitabı, nörobilimin ve beynin plastikiyeti kavramının sadece biyolojik değil, aynı zamanda siyasal ve toplumsal anlamda da nasıl kullanılabileceğine dair derinlemesine bir inceleme sunar. Malabou, beynin plastikiyetini, bireylerin ve toplumların özgürleşmesi için bir araç olarak görür. Bu kitap, nörobilimsel keşiflerin sadece bilimsel değil, aynı zamanda felsefi ve siyasal sonuçlar doğurduğunu göstererek, beyin üzerine düşünmenin yeni yollarını sunar.

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.