19 Mayıs 1999: Atatürk Yeniden Samsun’da Üzerine Yüksek Lisans Düzeyinde İnceleme
19 Mayıs 1999 Atatürk Yeniden Samsun'da
19 Mayıs 1999: Atatürk Yeniden Samsun’da Üzerine Yüksek Lisans Düzeyinde İnceleme
Giriş
Turgut Özakman’ın 19 Mayıs 1999: Atatürk Yeniden Samsun’da adlı yapıtı, Türkiye’de Atatürk’e duyulan toplumsal özlemin ve cumhuriyet tarihine dair muhasebenin edebî bir dışa vurumu olarak kaleme alınmıştır. Özakman, eserin ortaya çıkışında toplumsal bir söyleme dikkat çektiğini belirtmiştir: “Sık sık denir ya ‘Atatürk olsaydı ne yapardı?’… Ben o gün yazmaya oturdum”. Bu “şaka-roman” fikri, Cumhuriyet’in 75. yıl kutlamaları sırasında bir konuşma nedeniyle aklına gelmiştir. Yazarın açıklamalarına göre Atatürk’ün günümüz siyaset ve toplumsal düzenin neleri eleştireceği konusundaki merak, romanın yazılış amacını oluşturur. Özakman eserin tanıtımında bu kurguyu “yarı şaka, yarı ciddi” bir şaka-roman olarak nitelemiş; ancak eleştirmenlere göre aslında asıl “şaşırtıcı” olan yazarın bu fikri hayata geçirmesidir.
Eserin tarihsel bağlamı, 19 Mayıs 1999’da Türkiye’de coşkuyla kutlanan Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nın 80. yıldönümüdür. Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışı (19 Mayıs 1919), ulusal kurtuluş mücadelesinin başladığı gün olarak simgeseldir. Özakman’ın romanı, bu kilit tarihsel anın sekiz on yıl sonraki bir imkân kurgusu üzerinden yeniden yaşanmasını canlandırır. Romanın konusu, 1999’da “mucizevi” biçimde geri dönen Atatürk’ün eski silah arkadaşlarıyla birlikte yeniden Samsun’a çıkışı ve karşılaştığı dönemin siyasetçileriyle yüzleşmesidir. Roman, birinci cildinde Atatürk’ün TRT aracılığıyla halkıyla yeniden iletişim kurduğu konuşmaları ve yankılarını anlatır; ikinci ciltte ise Dönemin liderleri (Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Bülent Ecevit vb.) Atatürk’ün karşısına çıkarılarak adeta tarih önünde hesap verirler.
1999’daki toplumsal etkiden söz ederken, eser hem o dönemdeki siyasi tartışmalara gönderme yapması hem de sıradan yurttaşların Atatürk’e olan özlemini yansıtması bakımından önem taşır. Roman yayınlandığında geniş yankı uyandırmış, halk arasında “keşke Atatürk gelse” türü ağıtların edebî bir kurguyla gerçekleştiği yorumlarına zemin hazırlamıştır. Özakman’ın Atatürk ve yakın tarih temalı çalışmaları, özellikle Kurtuluş Savaşını anlattığı Şu Çılgın Türkler (2005) ile büyük beğeni kazandığından, bu roman da benzer biçimde Cumhuriyet değerlerini vurgulayarak çağdaş Türkiye’de Atatürk’ün neyi temsil ettiğini hatırlatma amacı güder. Bu açılardan, eserin yazılış gayesi içinde milli tarih bilincini güçlendirme ve cumhuriyet ideallerine atıfta bulunma isteği egemendir.
Temsî Tarih Anlatımı
Özakman’ın eseri, tarihî gerçekliği kurmaca bir çerçevede yeniden yorumlayarak milli hafızayı tazelemeyi amaçlar. Tarihî roman türünde, yazar tarihçinin malzemesini alıp hayal gücüyle yoğurarak yeni anlatılar yaratır. Roman, Atatürk’ün Samsun’a dönüşüyle tarihle bugünün iletişimini kuran bir temsî tarih kurgusudur. Roman kahramanı Atatürk, 80 yıl sonra “geri gelerek” geçmiş ile bugünün bir aradalığını sahneye taşır. Bu kurgusal geri dönüş, counterfactual (karşıt tarihsellik) sayılacak bir yöntemle gerçek dışı bir “mucize” yaratarak tarihi yeniden yorumlar. Türk dilinde kökleşmiş “Ah bir gelse” söyleminin edebî temsili olan bu roman, böylece kolektif belleğe seslenir.
Temsî tarih anlatısı bağlamında, Özakman’ın romanı milli mitleri ve kahramanları yeniden canlandırır. Atatürk ve silah arkadaşları, Milli Mücadele’nin emektar aydın ve askerlerinden seçilerek bir seferberlik ruhu simgelenir. Örneğin, romanda Atatürk yanındaki Salih Bozok’a dönerek “Şu gönlü yüce millete bak Salih” der; bu cümle, millete duyulan güveni ve geçmiş kahramanların bugün de aynı özveriyle yaşadığı inancını temsil eder. Böylece eski mücadele ruhu, 1999’un insanlarının gözünde yeniden filizlenir. Diğer yandan, temsî anlatım sayesinde tarih sadece geçmişin karanlıkta kalmış gerçekleri olarak değil, bugüne yönelik ders ve sorgulamalar içeren bir malzeme haline gelir. Özakman’ın eseri de bu açıdan, geçmişe “bir kez daha bakma” fırsatı sunarak milli bilinci güncellemeye çalışır.
Roman, tarih bilincini bu şekilde edebî kurguyla güçlendirirken, tarihsel gerçeklikten kopma riskini de farkındalıkla göze alır. Tarihî roman özgürlüğüne uygun olarak yazar, tarihsel olayları istediği tarzda yeniden kurgulayabilir; bu counterfactual yaklaşım sayesinde “tarihin yeniden yansıması” değil, “tarihin yeniden yorumlanması” söz konusu olur. Örneğin roman, Atatürk’ü döneminin siyasi, sosyal sorunları hakkında açıkça konuşan bir figür olarak sunar. Bu, tarihsel şahsiyete bir bakıma “beden üstü” nitelik kazandırmakla birlikte, okuyucunun geçmiş ve bugünü aynı potada değerlendirmesine imkân tanır. Gerçekçi tarih anlatılarında görülmeyen bu kurgu özgürlüğü sayesinde 19 Mayıs 1999 romanı, milli hafızada eksik veya tartışmalı kalan noktaları dramatik biçimde “tamamlar”; laiklik, din, siyaset gibi konularda günümüz bakışıyla geçmişi sorgular. Böylelikle roman, siyasal liderleri ve toplumsal olguları tarihin yargı önüne koyarak milli bilinçte yeni bir sentez denemiş olur.
Anlatı Yapısı ve Karakter Analizi
Anlatı yapısı bakımından Özakman’ın romanı epizodik bir kurgu izler. Birinci ciltte Atatürk’ün Samsun’a inişi ve TRT’den halka seslenişi, ikinci ciltte ise liderlerle yüzleşmeler sahnelenir. Kurgunun büyük bölümü diyaloglar üzerine kuruludur; adeta bir tiyatro metni havasındadır. Roman boyunca Atatürk ve çağdaş siyasiler arasında geçen konuşmalar, dönemin siyasetini ve değer çatışmalarını dramatik bir sahneye taşır. Örneğin, 1999 cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in haberi beklerken “Alnı boncuk boncuk terlemiş” olarak tasvir edilmesi ve “vızır vızır düşünmekteydi” denilmesi, gerçekçi betimlemelerin yanı sıra nükteli bir üsluba da işaret eder. Özakman, bu betimleme ile yüzleşmeyi mizahi bir dille sunarak roman kahramanlarını canlı kılar. Bu sahne, romanda liderlerin sıradan insanî kaygılarla bile karşılaştırıldığı bir anı temsil eder.
Karakter çözümlemesine gelince, Mustafa Kemal Atatürk romanda idealize edilmiş bir figür olarak konumlandırılır. Eski Atatürk nutuklarından özür dileyen satırlar, milli değerlere hassasiyetini gösterir. Örneğin Atatürk, “Din bayrak altındadır, safımdadır… Dinim benim çizgime aittir” gibi sözlerle laiklik ve hoşgörü arasında çizgiyi belirtir. Bu sözler, romandaki Atatürk karakterinin dinî fanatizme mesafeli, laik cumhuriyet anlayışını benimsemiş olduğunu vurgular. Diğer yandan, Atatürk gençlere dönük anlatısı ciddi bir gelecek vizyonu içerir. Romanda gençlere hitaben “Cesaretimizi kuvvetlendiren ve devam ettiren sizsiniz… vatan sevgisinin en değerli simgesi olacaksınız” sözleriyle seslenmesi, Cumhuriyet değerlerinin yeni nesillere aktarılmasını öne çıkarır. Bu yönleriyle Atatürk, romanda hem “özgür düşünen lider” hem de “milletin vicdanı” olarak işlev görür.
Dönemin siyasetçileri ise çoğunlukla Atatürk karşısında konuk konumundadır. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan gibi figürler, tarihî bir “mahkeme”ye çıkarılmış gibi sunulur. Onların diyalogları, genellikle Atatürk’ün ilkeleri ve ülke durumuyla yüzleşme formatındadır. Örneğin Demirel’in heyecanlı bekleyişi betimlenirken kullandığı “vızır vızır” gibi halk ağzı ifadeler, hem gerilimi hem de trajikomik bir boyutu yansıtır. Atatürk’ün diğer liderlere bakışı ise genellikle didaktiktir; fert değil millet için sorumluluk vurgusu yapar. Böylece romanda karakter analizi, kahraman Atatürk’ün idealleştirilmiş duruşu ile, eksik veya yanlış yapan liderlerin eleştirel portresi ekseninde şekillenir.
Sahne dili açısından ise yazar, yalın ve ara sıra mizahi bir üslup kullanır. Atatürk’ün konuşmalarında ağırlıklı olarak Millî Mücadele mirası anıları ve çağdaş değerler yansıtılır. Örneğin Atatürk’ün Salih Bozok’a dönerek, “Şu gönlü yüce millete bak Salih” demesi, duygusal bir sahne oluşturur. Bu an, Atatürk’ün hem millete olan inancını hem de arkadaşına olan güvenini simgeler. Öte yandan, karikatürvari sahneler de yer alır: Romanda Harbiye Operası’nda gerçekleşen bir temsilde eski ve yeni simgeler yan yana gelir; otel lobisinde “Atatürk ölümsüzdür!” diye bağıran genç bir kızın çıkışı, dönemin toplumsal coşkusunu gösterir. Bu örnekler, Özakman’ın metnini edebi bir tarihi anlatı olmaktan çıkarıp, tiyatral öğelerle süslenmiş dramatik bir akışa dönüştürür.
Tiyatroda Ulusal Kimlik İnşası
Romanın temsile dayalı anlatısı, Türkiye’de tiyatronun ulusal kimlik inşası rolüne de gönderme yapar. Cumhuriyet dönemi tiyatrosu, modernleşme ve millîleşme projelerinin bir aracı olarak görülmüştür. Karadağ’ın belirttiği gibi, Cumhuriyet’in ilk yıllarında tiyatro “Batı kültürüne entegre olmanın ve ulusal bilinci güçlendirmenin bir aracı” olarak kullanılmıştır. Özakman’ın eseri de benzer bir işlevi üstlenir: 19 Mayıs sahnesi üzerinden Milli Mücadele ve cumhuriyet değerleri yüceltilir. Atatürk’ün dönüşü sahnesi, ulusal bir uyanışı sembolize ederken, gençliğe verdiği mesajlar arasında cumhuriyetçilik, laiklik ve milliyetçilik gibi değerlerin izleri gözlenir. Karakterlerin konuşmalarında bu ilkeler dolaylı da olsa vurgulanır. Örneğin bir alıntıda Atatürk, “Cumhuriyet, özgür insanı… yarını inşa edecek en değerli simgeyi yaratmayı amaçlamıştır” ifadesiyle demokratik ve çağdaş idealleri işaret eder. Böylece oyun (roman) sahnesi, millî değerlerin aktarımının mekânı olur.
Tarihe dramatik anlatım biçimleri de ulusal kimlik zeminini pekiştirir. Şengül’ün gözlemleri doğrultusunda, erken Cumhuriyet tiyatrosunun amacı “vatan sevgisi, kahramanlık gibi erdemleri Mustafa Kemal’in şahsında sembolleştirmektir”. 19 Mayıs 1999’unda Atatürk sahnedeyken bu gelenek devam ettirilir; roman boyunca Atatürk milleti birleştiren bir kahraman imgesiyle sunulur. Eserde, millî kahramanların bir araya getirilmesi ve devrim ideallerinin hatırlatılması, tiyatronun milli bilinci pekiştirme işlevini çağrıştırır. Bu açıdan Özakman’ın kurgusu, tiyatronun “ulusal kültür aracı” rolünü sürdürür. Cumhuriyet değerlerinin dönem temsilcileriyle hesaplaşma sahnesi ise, söz konusu değerlerin hem geçmiş hem bugün açısından sorgulandığı bir “kimlik tazeleme” işlevi görür. Bu yönleriyle 19 Mayıs 1999, tematik açıdan bir anma oyunundan çok, ulusal hafızayı yeniden aktarmaya odaklanmış bir dramaturjiye sahiptir.
Eleştirel Değerlendirme
19 Mayıs 1999: Atatürk Yeniden Samsun’da’nın en güçlü yönü, tarihi olayları güncel siyasi tabloyla diyalog içinde ele almasıdır. Özakman’ın yalın ve akıcı üslûbuyla kurduğu diyaloglar, kompleks tarihsel olayları geniş kitlelere ulaştırmayı başarır. Romanda Atatürk’ün esprili hitabeti, sert eleştirileri ve duygusal anları dengeli bir biçimde kullanılır. Örneğin Atatürk’ün, dönemin siyasetçilerinin “petrol kralları gibi” yaşadığını vurguladığı cümleler (örneğin “Temsilcilerini petrol kralları gibi yaşatıyor”), hicivli anlatımıyla dikkat çeker. Bu tür ifadeler, siyasî eleştiriyle tarihî bilinci birleştirerek okuru düşündürür. Ayrıca, romanın Türk tiyatrosu formatındaki anlatımı seyirlik açıdan zengindir; dövüş gemisi görüntüleri, toplu konuşmalar ve halk tepkileri gibi sahne tasvirleri, metne sinematografik bir dinamizm kazandırır.
Bununla birlikte eserde eleştirilebilecek yönler de vardır. Bazı yorumculara göre eser, açık bir ideolojik şablon çerçevesinde kaleme alınmıştır. Kürşat Bumin’in değerlendirmesinde belirtildiği gibi, Özakman romanını kendisi “şaka” diye adlandırsa da, yazarın fikri ve uygulaması tartışma yaratmıştır. Bumin, roman kahramanlarını sıradanlaştırmaktan ve halk ağzı kullanmaktan çekinmeyen üslubun çelişkili olduğunu eleştirmiştir; ancak esas eleştiri, Cumhurbaşkanı Demirel’in “vızır vızır düşünmesi” gibi ifadelerin abartılı bulunmasındadır. Bu tür eleştiriler, eserin tarihî gerçeklik hassasiyetiyle popüler anlatım arasındaki gerilime işaret eder. Ayrıca, romanın ağırlıklı olarak Atatürk’e bağımlı bir bakış açısı sunması, diğer bakış açılarını ikinci plana atmış olabilir. Yani yapıtın milliyetçi-inkılapçı çizgisi güçlü olsa da, farklı ideolojik perspektiflere yer vermemesi sınırlayıcı bulunabilir. Bir diğer zayıf yön ise eserin uzunluğu ve çok katmanlılığıdır; iki ciltlik metnin sahneye uyarlanması oldukça zordur. Birden fazla olayı ve çok sayıda karakteri içeren anlatının tiyatroya aktarılması, prodüksiyon açısından kimi pratik sorunlar doğurabilir.
Sahneye taşınabilirlik açısından, romanın birçok bölümü kurgusal anlamda diyalog ağırlıklı olsa da büyük prodüksiyon gerektirebilir. Örneğin Atatürk ve 18 arkadaşının görkemli dönüşü, truva atı gibi epik sahneler veya Harbiye Operası’nda sergilenen oyun sahnesi (bu romanın ikinci cildinde yer alır) devasa dekorlar ve figüranlar gerektirir. Bu açıdan, yapıta her yönüyle sadık bir tiyatro uyarlaması yapmak zordur; ancak yazar zaten eserini bir “oyun” olarak kurgulamış gibidir. Belki de Özakman’ın asıl amacı, romandan ziyade geniş bir kitleye tarihî ve ideolojik mesajı ulaştırmak olduğundan, uyarlamanın doğası gereği basitleştirilmesi ya da bazı bölümlerin çıkarılması gerekebilir. Öte yandan, romanın karakterlere verdiği yoğun ağırlık, oyuncular için zengin bir rol derinliği sunar. Atatürk rolünü üstlenecek bir oyuncu, çeşitli duygu geçişlerini aktarmak durumundadır; bu da eserin sahnede güçlü bir performans imkânı sunduğuna işaret eder. Dolayısıyla eserin kuvvetli unsurları büyük ölçüde iletmek istediği değerlerdeyken, sınırlamaları daha çok form ve üretim zorluklarıyla ilgilidir.
Sonuç
19 Mayıs 1999: Atatürk Yeniden Samsun’da, Türkiye’nin ulusal hafızasında önemli bir revizyona cesaret eden simgesel bir romandır. Özakman’ın eseri, cumhuriyet tarihinin temel figürü olan Atatürk’ü sembolik bir yolculukla bugünün Türkiye’sine getirmiş; böylece geçmişin unutulmuş veya eksik yönlerini gün yüzüne çıkarmıştır. Bu temsilî yolculukta Atatürk, yeniden millete önderlik ederken değişen dünya şartlarına dair eleştirilerde bulunur. Roman, bir anlamda hafızanın güncelleşmesini sağlar: Atatürk’ün değerleri ve Kurtuluş Savaşı’nın ruhu, günümüz insanlarının karşısına bir kez daha çıkmakta, yeni kuşaklara hatırlatılmaktadır. Örneğin yazarın kurgusunda laiklik ve çağdaşlık vurgusu “dindarın da çizgisinde din” görüşüyle Atatürk tarafından tekrar dile getirilirmardinlife.com; bu da tarihsel perspektif içinde Cumhuriyet ilkelerinin geçerliliğini pekiştirir.
Eserde böylece sadece tarih anlatılmaz, tarihsel figür üzerinden bir toplumsal eleştiri ve hatırlatma yapılır. Atatürk’ün Samsun’a dönüşüyle birlikte temsil edilen birliktelik, liderlik ve fedakârlık gibi değerler, romanda Cumhuriyet’in “yeniden kurulması” imkânı olarak sunulur. Özakman’ın çalışması, bu çerçevede oyun ile tarih anlatısını sentezleyerek ulusal kimliğe hizmet eden bir metin işlevi görür. Roman, başarısı ve sınırlamalarıyla Türkiye’de tarihî tiyatro geleneğinin çağdaş bir örneği olarak değerlendirilebilir. Türk hafızasında Atatürk’ün simgesel yolculuğunu yeniden canlandırması ve toplumu geçmişle hesaplaşmaya çağırması, eserin en büyük katkısıdır.
Kaynakça (APA Stilinde)
- Bumin, K. (2002, 23 Ekim). ‘Şaka’ olan roman mı, yoksa romancının kendisi mi? Yeni Şafak.
- Karadağ, M. (2024). Türkiye’de modernleşme ve ulusal kimlik inşası sürecinde tiyatronun dönüşümü. Akdeniz İnsani Bilimler Dergisi, 14, 431-452.
- Özakman, T. (2002). 19 Mayıs 1999: Atatürk Yeniden Samsun’da (2 cilt). Bilgi Yayınevi.
- Şengül, A. (2009). Türk tiyatrosunda tarih. Turkish Studies: International Periodical for the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, 4(1-2), 167-180
- Uştuk, H. (2021, 27 Eylül). ‘Şu Çılgın Türkler’i Türk edebiyatına kazandıran: Turgut Özakman. Anadolu Ajansı.

Leave a Comment