Antik Dünyanın Yedi Harikası Üzerine Akademik İnceleme
Kitabın Adı:Antik Dünyanın Yedi Harikası
Tarihin En Büyük Hazineleri Arasında Olağanüstü Yeni Bir Yolculuk Yazar :Bettany Hughes
Çevirmen:Sayfa:440 Cilt:Ciltsiz Boyut:13,5 X 21 Son Baskı:23 Ekim, 2025 İlk Baskı:23 Ekim, 2025 Barkod:9786253893354 Kapak Türü:Karton Yayın Dili:Türkçe Orijinal Dili:İngilizce Orijinal Adı:The Seven Wonders of the Ancient World: An Extraordinary New Journey Through History’s Greatest Treasures
Antik Dünyanın Yedi Harikası Üzerine Akademik İnceleme
Bettany Hughes’un Antik Dünyanın Yedi Harikası Kitabının Akademik İncelemesi
Giriş
Bettany Hughes, ödüllü bir tarihçi ve yazar olarak son 25 yıldır antik ve ortaçağ tarihini bilimsel bir üslupla geniş kitlelere tanıtmaktadır. Yeni çalışması The Seven Wonders of the Ancient World (2023), Antik Dünyanın Yedi Harikası’nı tarihî, kültürel ve mimari açıdan kapsamlı biçimde ele almaktadır. Hughes bu yedi anıtı “insan hayal gücünün sınavları” olarak tanımlar ve bunlara Antik Yunan yolculukları gibi –karadan ve denizden– ulaşarak, tıpkı bir Homeros anlatısı havasında rehberlik yapar. Kitap, Antipatros of Sidon ve Philo gibi yazarların M.Ö. 2. yy’da derlediği eski harikalar listeleri ile başlayarak, neden bu yapıtların harika sayıldığını sorgular ve özgün bakış açıları sunar. Hughes’un amacı yalnızca kutsal metin ve söylenceleri tekrarlamak değil; antik dönemde bu yapıların insanlar üzerinde bıraktığı etkiyi, işlevlerini ve yarattığı hayranlık duygusunu gün ışığına çıkarmaktır. Bu bağlamda, kitabın giriş bölümü Antik Çağ’da “harika” kavramının kökenini ve yedi sayısının kutsallığını irdeleyerek başlar, sonraki bölümlerde ise her bir harikayı kronolojik sırayla ele alır.
Keops Piramidi (Büyük Gize Piramidi)
Keops Piramidi, Antik Mısır’ın IV. Hanedanı firavunu Khufu (Cheops) için M.Ö. 26. yüzyılda Gize Plato’suna inşa edilmiş monolitik bir mezardır. En kuzeydeki ve en eski olan bu piramit, dört yanının ortalama 230 metreye ulaşan devasa bir kaide üzerinde birleştiği, her bir kenarı 755,75 fit uzunlukta (yaklaşık 230 m) kareye sahiptir. Mimari açıdan en büyük özelliği, her bloğunun yüksek hassasiyetle yerleştirilmiş olması ve dört ana yön (kuzey, güney, doğu, batı) doğrultusunda neredeyse mükemmel biçimde hizalanmış olmasıdır. Piramidin içi büyük ölçüde dolu yapıda olup, Khufu’nun mezar odası yerin altında değil yapının merkezinde konumlanmıştır.
Keops Piramidi’nin temel işlevi, firavunun ölümsüzlüğünü simgeleyen anıtsal bir mezar olarak tanımlanır. Antik Mısır’daki inanca göre firavun, gökyüzüne yükselerek öteki dünyaya yol alacak ve kozmosla birleşecekti. Bu inanç, piramitin piramidal formunun ruhun göğe çıkış yolunu simgelediği, hatta Khufu’nun ölümünden sonraki yaşamı için “gökyüzüne yelken açma rampası” işlevi gördüğünü düşündürmektedir. Gerçekten de yakın zamanda yapılan kazılarda, Keops Piramidi’nin doğu tarafında 2011 yılında restore edilen bir “güneş teknesi” ortaya çıkmıştır. Güneş tanrısı Ra’nın mitine atfen gömülen bu tekneler, firavunun ölümünden sonra gökyüzüne yolculuğunu sembolik olarak gerçekleştireceği araçlar olarak kabul edilir. Keops’un mezarının iç dekorasyonunda yazıt veya değerli eşya bulunmaması, yüzyıllar içinde yağmalanmış olmasıyla açıklanır.
Keops Piramidi mimari ve ölçü itibarıyla insanlık tarihinin gördüğü en muazzam yapıtlardan biridir. Orijinal yüksekliği 147 metre iken bugün 138 metreye ulaşan bu yapının kuruluşu için 2,3 milyon taş blok kullanılmıştır. İnşasıyla ilgili antik kaynaklar Herodot’un onarıcı ve destekleyici yollarla taş çekildiği bilgisini verirken, modern arkeoloji gün boyu değil belirli bir işgücünün sürekli çalıştığını ortaya koymuştur. Sosyal açıdan, Gize Piramitleri firavunların tanrısal statüsünün en büyük göstergesidir. İçinde Khufu’nun mumyalanmış cesedine rastlanmamış olmasına rağmen bu piramit, firavunun ölümden sonraki yolculuğunu kolaylaştıracak bir araç olarak görülmüştür. Hughes’a göre bu anıt, yalnızca mühendislik harikası olmakla kalmamış, insanlığın yaşam ve ölüm yolculuğunun metaforik bir toplamı niteliğindeydi; Khufu’nun ölümü piramide gerçek amacını kazandırmış, yapıyı “bir yükselme yeri” haline getirmiştir.
Babil’in Asma Bahçeleri
Babil’in Asma Bahçeleri, efsanevi bir mermer teras üzerinde süs bitkileriyle donatılmış bir bahçe topluluğudur. Geleneksel anlatıya göre bunlar, M.Ö. 7. yüzyılda Babil Kralı II. Nebukadnezar tarafından Medya prensesi Amytis’in memleketini özlemesi üzerine hediye edilmiştir. Antik yazıtlarda (Philo, Diodorus) üst üste teraslar şeklinde tasvir edilen Asma Bahçeleri, suyun yüksekten taşınmasını sağlayan gelişkin bir sulama sistemiyle bilinir. Ancak Babillilerin kendi kayıtlarında ya da arkeolojik kazılarda bu bahçelere dair hiçbir iz bulunamamıştır. Bu durum, bahçelerin gerçekten inşa edilip edilmediği sorusunu gündeme getirmiştir.
Son yıllarda bilim insanları, Asma Bahçelerinin aslında Babil’den 300 km uzaktaki Ninova’da, Asur Kralı Sennacherib tarafından inşa edilmiş olabileceğini öne sürmektedir. İngiliz bilim insanı Stephanie Dalley’nin çevirileri, bu kralın metinlerinde “herkes için bir harika” diye tanımladığı saray bahçelerini işaret etmiş, arkeolojik kazılarda Ninova’da “Archimedes vidasına” benzeyen su kaldırma aletlerinin izlerini ortaya çıkarmıştır. Öte yandan Hughes, bu bahçelerin fiziksel varlığına temkinli yaklaşır; efsanevi tasvirlerin yasalara meydan okuduğunu belirterek gerçekte ancak küçük bitkilerin bulunduğu sade bir alan veya tamamen metaforik bir tahayyül olabileceğini ima eder. Nitekim Hughes, bahçelerin kesin yeri hâlâ tespit edilememiş olsa da listelerin en ünlü harikası olarak kaldığını not eder. Bu yapı, hediye edilen doğal güzelliğiyle kraliyet sevgisini, aynı zamanda bir kraliyet iktidarını simgelemiştir. Asma Bahçeleri efsanesi, daha sonraki Roma ve Helenistik dönem mimarisini etkilemiş, örneğin Bergama ve İskenderiye gibi kentlerde benzer bahçeler kurulmasına ilham vermiştir. Genel olarak Asma Bahçeleri, doğanın imkânlarını ve kralların güç gösterisini simgeleyen bir mitos olarak değerlendirilir.
Artemis Tapınağı (Efesos)
Efes Antik Kenti’ndeki Artemis Tapınağı (Artemision), antik dünyanın en büyük tapınaklarından biriydi. M.Ö. 6. yüzyılda Lidiya Kralı Kroisos’un emriyle inşa edilmiş; yaklaşık 64 × 29 metre boyutlarında, 127 adet yüksek iyonik sütunla çevrili anıtsal bir yapıydı. Yağmacı Herostratos tarafından M.Ö. 356’da yakıldıktan sonra Büyük İskender’in doğum gecesine denk gelmesiyle ün kazanmış, Kral’ın bu trajik olayı duyarsızlıkla karşılaması efsanelerde yer etmiştir. Tapınağın esas işlevi, Anadolu kökenli Artemis kültüne adanmış kutsal bir merkez olmasıydı. Efes Artemis’i, Yunan mitolojisindeki avcı/ay tanrıçasından farklı olarak verimlilikle özdeşleştirilirdi. Heykeli, çok sayıda göğüs motifli olup bereketi simgelerdi. Tapınak, bu çok yönlü tanrıçanın kültüne ev sahipliği yaptığı için sadece ibadet değil, aynı zamanda kentin ekonomik çekim merkezlerindendi. İçerisi heykeller, sunaklar ve kitabelerle zenginleştirilmiş; tapınağın önünde ibadet ritüelleri, müzik ve dans gösterileri düzenlenirdi. Kent dışından gelen hacılar, tüccarlar ve krallar tanrıçaya jülyonlarca sunu getirir; tapınak çevresi kutsal bir “turistik” cazibe merkezi olarak işlev görürdü.
Arkeolojik açıdan tapınak kalıntıları günümüze çok az ulaşmıştır, ancak yapıya ait mermer sütun başlıkları ve heykel parçaları British Museum’da sergilenmektedir. Hughes, Artemis bölümünde yalnızca yapının tarihsel ve mimari özelliklerini anlatmakla kalmaz, aynı zamanda mağara inançları ve kurban ritüelleri bağlamında antik Anadolu’nun ruhunu da gözler önüne serer. Örneğin 2020’de tapınağa yakın bir konut kazısında genç aristokrat bir kadının Tanrıça Artemis’e kurban edilmek üzere vahşice kurban edildiğine dair kafatası kalıntısı bulunmuş; Hughes bu olayı aktarırken antik mitlerle günümüz arkeolojisini ustaca iç içe geçirir. Sonuçta Efes Artemis Tapınağı, Helenistik ve Roma İmparatorluk çağlarında bile büyük saygı görmüş, Hristiyanlığın yayılmasıyla nihai yıkıma uğramadan önce yüzyıllar boyunca Ege bölgesinin bir başkenti niteliğinde kalmıştır.
Olimpiyat Zeus Heykeli
Olimpiyat (Olympia) Antik Kenti’nde M.Ö. 5. yüzyılda tamamlanan Zeus Tapınağı’nın içini çepeçevre dolduran devasa heykel, Yunan dünyasının en görkemli sanat eserlerinden biriydi. Heykelin yapımını Büyük İskender’in lahdiyle de meşhur ustalarından Phidias (Pheidias) üstlenmiş; altın ve fildişinden oluşan gövdesi yaklaşık 13,3 metre (43,6 fit) yüksekliğe erişmişti. Zeus hereke soluk renkli bir altın ceket, bir elinde mazgallı asa, diğerinde Nike heykelciği tutar biçimde, tahtında oturur halde betimlenmiş; çıplak göğsü fildişiyle kaplıydı. Bu büyüklük ve değerli malzeme seçimi, heykelin antik dünyada “harikalar” listesinde yer almasında belirleyici rol oynamıştır. Asırlardır ayakta duran Zeus Tapınağı’nın sütunlarının arası, heykelin yerleştirilmesi için özel olarak genişletilmiştir.
Bu heykel, Yunan Olimpiyat Festivali’nin düzenlendiği kutsal alanda bulunmuş, tanrı Zeus’a adanmış bir ibadet merkezinin kalbiydi. Tapınak ve heykel, Yunan polislerinin ortak dini kimliğinin ve antik spor ideallerinin simgesiydi. Burayı ziyaret eden sporcular ve hacılar, heykelin görkemi karşısında dehşete düşer, kendi başarı ve kahramanlıklarına ilham alırlardı. Tapınağın dışında dolaşanların bile etrafındaki mimari kabartmalar ve altın rengi heykel karşısında Yunanların kahramanlıklarına ve sanatsal becerilerine hayran kalacağı söylenir. Arkeologlar, heykel yapımında çalışan Phidias’ın dokümante edilmiş atölyesini de bulmuştur; eser bugüne ulaşmamış olsa da, yüzlerce altın levha ve fildişi parça, çalışma alanında ortaya çıkarılmıştır. Bu da eserin devasa ölçeği ve kültürel önemine dair somut kanıttır.
Halikarnas Mozolesi
Bodrum’daki Halikarnas Mozolesi, Karya Satrapı Mausolos için M.Ö. 353–351 yılları arasında inşa edilmiş anıtsal bir mezardır. Mausolus’un ölümünden sonra eşi ve kız kardeşi Artemisia II tarafından yaptırılan yapı, Yunan ve Pers mimarisini birleştiren benzersiz bir tasarıma sahiptir. Binanın beşi sağa sola 125 metre çevreye sahip kaidesi, etrafında 36 adet İyonik sütun ve üstünde basamaklı 24 katlı bir piramit barındırdığı antik yazarlardan Plinius’un anlatımıyla bilinmektedir. Piramidin tepesinde Mausolos’un tanrılaşmış biçimde dört atlı bir arabaya bindiği bir mermer grup heykel, altın yaldızlı bir at sırtında betimlenen Mausolos heykeli ve Amazon frizi gibi zengin heykel süslemeleri yer alır.
Halikarnas Mozolesi, ölümüyle halkı yasa boğan güçlü bir hükümdarın (Mausolos) eşi tarafından, eşine duyulan büyük sevgi ve devlet iktidarının simgesi olarak inşa edilmiş; bu özelliğiyle “sevgi ve iktidarın anıtı” olarak yorumlanmıştır. Mozole, hem bir ölüyü onurlandıran bir anıt mezar hem de saltanatın meşruiyeti ve tanrısal korumasıyla ilişkilendirilen dini bir simgeydi. Ayrıca, farklı kültürel motiflerin (Yunan frizleri, Pers piramidi formu, Lidya sütunları) kaynaştığı mimarisi, Anadolu’nun çok kültürlülüğünü yansıtır. Binanın yüksekliği yaklaşık 45 metreye ulaşmış, zengin kabartmalar ve eserler Karya’nın sanat ve refah düzeyini gözler önüne sermiştir. Bugün yalnızca kazılarda bulunan heykel parçaları British Museum’da sergilenmektedir. 12. yüzyılda depremle yerle bir olduktan sonra yapısı yıkılan Mozole, “mausoleum” (anıt mezar) kelimesinin kökenini oluşturmuştur. Hughes da kitabında Mozole’yi “büyük bir aşkın ve gücün anıtı” olarak değerlendirir ve özetle bu yapı aracılığıyla Anadolu’da politik güç ile kişisel bağlılığın ortak yaratısı vurgulanır.
Rodos Heykeli
Rodos Heykeli (Kolossos), M.Ö. 280 civarında tamamlanan 34 metreyi aşkın (yaklaşık 32 m) devasa bir bronz heykeldi. Helios’a, kentin kurtuluş mücadelesini zaferle sonuçlandıran Demetrius Poliorcetes kuşatmasına karşı Rodosluların başarısını simgelemek amacıyla Çares adlı heykeltıraş tarafından yaptırılmıştır. Bronz levhalar bir iç iskelet üzerine oturtularak oluşturulan heykel, çizimlere göre Ayasofya limanının girişinde Helios’un ellerini şakaklarına götürmüş vaziyette resmedilirdi. Orijinal metinlerde yatay durduğu için limanı kucakladığı şeklindeki Orta Çağ efsanesi gerçeği yansıtmaz; mühendislik bakımından bu mümkün değildi.
Heykel, Rodos halkının özgüvenini ve teknik becerisini temsil ediyordu. Aslen 12 yıl süren bir inşa programıyla tamamlanmış, yüksekliğiyle dönemin en büyük heykellerinden biri olmuştur. Ne var ki, 225/226 yılında meydana gelen bir deprem heykeli devirmiştir. Yıkıntıları yüzyıllarca kentte bırakılan bu anıt, M.Ö. 7. yüzyıldan itibaren kentin iki kez sahip olduğu zaferlerin bir anıtsal yansımasıydı. Britanya Müzesi’ne birkaç parçası gelmiş olmasına rağmen, esas büyük parçalar 654 yılında Araplar tarafından toplanıp eritilmiştir; rivayetlere göre 900 deve yükü metal satılmıştır. Böylece Rodos Heykeli, kısa ömrüne karşın antik dünyanın en ünlü görsel simgelerinden biri haline gelmiştir. Hughes, kitabında bu dev heykeli Rodosluların onurlu geçmişi ve Hellenistik dönemin mühendislik dehası bağlamında ele alır.
İskenderiye Feneri (Pharos)
İskenderiye Feneri, M.Ö. 280 civarında Ptolemaios hükümdarlığı zamanında Kayreön Adası (Pharos) üzerine inşa edilmiş devasa bir deniz feneriydi. Mimar Sostratus önderliğinde yapılan yapı, üç basamaktan oluşan sekizgen ve silindirik bölümleri ile antik dünyanın en yüksek binalarından biriydi; bazı kaynaklara göre 110 metreden (350 fit) fazla yükselmişti. Piramit benzeri yatık duvarları ve sarmal rampasıyla fener, tepeye yerleştirilmiş kor ateş sayesinde geceleri denizcilere ışık kaynağı sağlardı. Tsiyon hükümdarı I. Ptolemaios Soter adına yapılan yapı, İskenderiye Limanı’nı korumak, devasa kentin önemini vurgulamak ve Helenistik bilimi göstermek amacıyla tasarlanmıştı.
Fener, inşasından itibaren yüzyıllar boyunca Akdeniz’in en yüksek yapıtlardan biri olarak kalmış, yeni deniz fenerleri için bir prototip ve “fenerlerin atası” olarak kabul edilmiştir. Denizciler için bir simge olarak, gözetleme kulelerinden kesinlikle üstündür. Yapının tepesi maymun betimlemeli bir güneş heykeli veya kral heykeli ile taçlandırılmış olabilir. İskenderiye Feneri, Araplar tarafından 1300’lerde yıkılmış, yerine Sultan Kâit Bey bir kale inşa etmiştir. 1990’larda denizaltında yapılan arkeolojik çalışmalarda, yıkılma sonrası fenerden denize düşen tonlarca mermer blok ve III. Ptolemaios’a ait büyük heykeller saptanmıştır. Bu buluntular, yapının büyüklüğünü ve yapım tekniğini aydınlatmıştır. Sosyal-politik açıdan fener, Ptolemaios hanedanının deniz gücünü ve Mısır’ın ekonomik önemini simgeler. Hughes’a göre, İskenderiye Feneri hem dönemin teknolojik becerisini hem de Akdeniz dünyası arasında insan yapımı mimarinin denizcilikteki rolünü ortaya koyan bir semboldü.
Bettany Hughes’un Anlatım ve Araştırma Yöntemi
Hughes’un kitabı analitik bir inceleme olmasına rağmen, üslubu nispeten akıcı ve betimleyicidir. Yazar, antik kaynakları (Herodot, Diodorus, Pausanias vb.) titizlikle tararken aynı zamanda güncel arkeolojik keşifleri takip eder. Örneğin Keops Piramidi bölümünde 2011’de keşfedilen güneş teknesine değinir; Artemis bölümü ise 2020 kazısında ortaya çıkan kurban mağduru kalıntısını aktarır. Hughes, antik anlatılarla sahadan elde edilen kanıtları dengeli bir şekilde harmanlar ve bunların bireysel etkilerini okuyucuya hissettirir. Guardian yazarı Kathryn Hughes’un da belirttiği gibi, yazar “mitik, tarihsel, kutsal ve profan” anlatı biçimleri arasında geçiş yaparken kıvrak bir rehberlik sergiler. Kitabın birçok yerinde yazarın bizzat gittiği alanlardan izlenimleri, öyküleyici nitelikli anektodlar ve dönüştürücü cümlelerle sunulur. Queensland Reviewers Collective sitesi de Hughes’un anlatımını “iyi araştırılmış ama akademik kitaplarda nadiren rastlanan bir samimiyetle” biçimlendirildiğini, ayrıca metin içinde çok sayıda harita ve fotoğraf kullanılarak zenginleştirildiğini kaydeder. Tüm başlıklar boyunca Hughes, her harikayı özgün amacı, mimari özellikleri, bulunduğu bölgenin tarihçesi, yok oluşu ve arkeolojik kazılar ışığında detaylıca inceler. Kitabın son bölümünde ise Antik Dünyanın Yedi Harikası’nı büyük bir medeniyet mirası olarak değerlendirir; güçlü uygarlıkların anıtlar bıraktığını, büyük uygarlıkların ise fikirler bıraktığını savunur. Bu yaklaşım, Anıtların yalnızca taş yığını olmadığını, ardında insanlık tarihi ve kültürüne dair sonsuz bir anlam taşıdığını vurgular.
Sonuç
Hughes’un Antik Dünyanın Yedi Harikası eseri, Antik Çağ’ın en ünlü anıtlarını geniş bir perspektifle yeniden gözler önüne sermektedir. İncelenen her yapı, kendi toplumu için hem inanç sisteminin, hem politik iktidarın, hem de teknik üstünlüğün bir sembolü olmuştur. Great Pyramid, firavunların tanrısal yükselişini; Babil’in Asma Bahçeleri, doğaya hâkimiyet ve romantik ideali; Artemis Tapınağı, kadın tanrıça kültünü ve Anadolu zenginliğini; Zeus Heykeli, Yunan insanının kahramanlık anlayışını; Halikarnas Mozolesi, güç ve aşkı; Rodos Heykeli, şehir devletlerinin bağımsızlık ruhunu; İskenderiye Feneri ise Hellenistik dünyasının bilimsel ve ekonomik kuvvetini temsil etmiştir. Hughes, bu anıtların her birinin arkasında keşfedilmeyi bekleyen birer hikâye olduğunu gösterir. Kitabın özünde, somut taş blokların arkasındaki toplumsal ve kültürel bağlamlar aydınlanır. Sonuçta Hughes’un çalışması, Antik Dünyanın Yedi Harikası’nı salt birer “turistik cennet” olmaktan çıkarıp, insanlık tarihinin ortak mirası olarak sunar. O da sonuç bölümünde belirtir ki, bu yapılar üzerinde araştırma yapmak, bize kadim uygarlıkların dünyayı şekillendiren fikirlerini ve insanlık yolculuğunun ipuçlarını vermektedir. İnsanlığın harikalar yaratma arzusunu yorumlarken, Hughes’un anlatımı aynı zamanda bilgi kaybını önlemeye ve eski dünyayı bugüne taşımaya hizmet etmektedir.
Kaynakça
- Hughes, B. (2023). The Seven Wonders of the Ancient World: An Extraordinary New Journey Through History’s Greatest Treasures. Weidenfeld & Nicolson.
- Lipke, W. (2024, Şubat 15). The Seven Wonders of the Ancient World by Bettany Hughes [Kitap incelemesi]. Queensland Reviewers Collective.
- Hughes, K. (2024, 5 Ocak). The Seven Wonders of the Ancient World by Bettany Hughes review – wonder lust. The Guardian.
- Encyclopædia Britannica Editors. (n.d.). Pyramids of Giza. Encyclopædia Britannica. Erişim: https://www.britannica.com/topic/Pyramids-of-Giza
- Encyclopædia Britannica Editors. (n.d.). Temple of Artemis (Ephesus, Turkey). Encyclopædia Britannica.
- Encyclopædia Britannica Editors. (n.d.). Mausoleum of Halicarnassus. Encyclopædia Britannica.
- Encyclopædia Britannica Editors. (n.d.). Colossus of Rhodes. Encyclopædia Britannica.
- Encyclopædia Britannica Editors. (n.d.). Lighthouse of Alexandria. Encyclopædia Britannica.
- Montero Fenollós, J. L. (2020, 16 Temmuz). We know where the 7 wonders of the ancient world are—except for one. National Geographic History Magazine.
- Klein, C. (2013, 14 Mayıs; güncellenme 2025). Hanging Gardens Existed—But Not in Babylon. History.com.
- National Geographic Society. (2011, 24 Haziran). Pictures: Ancient “Solar Boat” Unearthed at Pyramids. National Geographic.
- Smarthistory. (n.d.). Temple of Zeus, Olympia. Erişim: https://smarthistory.org/temple-of-zeus-olympia/

Leave a Comment